20 Kasım 2017 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / EN FAZİLETLİ CİHADIN MÜCAHİDİ: ŞEHİD İMAM-I A'ZAM EBU HANÎFE

EN FAZİLETLİ CİHADIN MÜCAHİDİ: ŞEHİD İMAM-I A'ZAM EBU HANÎFE

EN FAZİLETLİ CİHADIN MÜCAHİDİ: ŞEHİD İMAM-I A'ZAM EBU HANÎFE

Muhammed İslâmoğlu

 

 

 

İmam Ebu Hanîfe (rh.a.), Alkâme (rh.a.)'den, O, İbn Büreyde'den, O'nun da babasından rivayet ettiğine göre:

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

 

"Cihadın en üstünü, zalim (zorba) devlet başkanının karşısında hak sözü söylemektir."1

 

Şehid İmam A'zam Ebu Hanîfe Nu'mân b. Sabit (rh.a.)'in, "Müsned"inde kendi senediyle rivayet etmiş olduğu ve hayatı boyunca onunla amel ettiği bu hadis-i şerif, diğer mu'teber hadis kaynaklarında şu şekilde kaydedilmiştir:

 

1- Ebu Saîd el Hudrî (r.a.) rivayet eder:

 

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

 

Cihadın efdalı, zalim sultanın veya zalim emirin yanında söylenecek adâletli sözdür."2

 

2- Ebu Umâme (r.a.) anlatıyor:

 

(Minâ'da) birinci cemrenin yanında bir adam, Rasulullah (s.a.s.)'in huzuruna çıkarak:

 

- Ya Rasulallah, hangi cihad (türü) daha faziletlidir? diye sordu. 

 

Rasulullah (s.a.s.), onun sorusunu cevablamadı. Sonra Rasulullah (s.a.s.) ikinci cemreye taş attı, yine aynı adam, O'na (aynı şeyi) sordu. Rasulullah, (gene) susup cevablamadı. Daha sonra Rasulullah, Akabe cemresi'nin taşlarını atınca, (binitine) binmek için ayağını üzengiye koydu.

 

(Bu arada):

 

"Soru soran nerededir?" buyurdu.

 

Adam:

 

-Benim, ya Rasulallah, dedi.

 

Rasulullah (s.a.s.):

 

"(En faziletli Cihad,) zalim bir hükümdar yanında (iyiliği emredici veya kötülüğü men'edici) hak bir söz söylemektir." Buyurdu.3

 

3-Abdullah b. Ubeyd b. Umeyr, babasından, o dedesinden şöyle dediğini nakletti:

 

İçimde sormak istediğim bir husus vardı. Ona dair Rasulullah (s.a.s.)'e soru sormamış olmam beni üzmüştü. O'na, o mesele hakkında soru soran kimseyi de duymamıştım. Bu sebeble O'nun uygun zamanını kolluyordum. Bir gün O, abdest alırken yanına girdim. O'nun daha önceden bu hâllerine rastlamayı sevdiğim iki hâlde buldum. O'nu, hem boş, hem de gönlü hoş gördüm. Bu sebeble:

 

-Ya Rasulallah, sana soru sormama izin verir misin? diye sordum.

 

O:

 

"Neyi istiyorsan sor!" buyurdu.

 

Ben:

 

-Ya Rasulallah, iman nedir? dedim.

 

O:

 

"Müsamahakârlık ve sabırdır." buyurdu.

 

Ben:

 

-İman bakımından mü'minlerin en üstünü kimdi? dedim.

 

O:

 

"Ahlâkı en güzel olanlarıdır." buyurdu.

 

Ben:

 

-Müslümanlar arasında İslâm'ı en üstün olanları kimdir? dedim.

 

O:

 

"Diğer müslümanların, dilinden ve elinden (zarar görmeden) kurtuldukları kimsedir." buyurdu.

 

Ben:

 

-Hangi cihad daha üstündür? dedim.

 

Rasulallah, başını önüne eğdi. Uzun bir süre sustu. Hattâ O'na zorluk çıkarmış olmaktan ve keşke O'na sormamış olsaydım diye temennî etmeye başladım. Çünkü bir önceki gün O'nu, şöyle buyururken dinlemiştim:

 

"Müslümanlar arasında, müslümanlara göre cürmü en büyük kişi, hiç şüphesiz onlara haram kılınmamış bir şeye dair soru sorup da sadece o sorduğu için onlara haram kılınmasına sebeb olan kimsedir."

 

Ben:

 

-Allah'ın gazabından ve Rasulünün gazabından Allah'a sığınırım, dedim.

 

Rasulullah (s.a.s.) başını kaldırarak:

 

"Nasıl demiştin?" buyurdu.

 

Ben:

 

-En üstün cihad hangisidir? demiştim, dedim.

 

Rasulullah:

 

"Zalim bir imam (devlet yöneticisi) nin huzurunda adâletli bir söz söylemektir."

buyurdu.4

 

4-Semure (r.a.)'dan.

 

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

 

"En üstün cihad, kişinin yönetici veya zalim yönetici-karşısında hakkı söylemesidir."5

 

Bu hadîs-i şerifin şerhinde âlimler şunları beyan etmişlerdir:

 

"Sindî, zalim bir hükümdarın yüzünde ona iyiliği emredici veya kötülüğü men'edici bir adâlet ve hakkâniyet sözünün en faziletli cihad olmasının sebebi hakkında:

 

Denilmiş ki: Çünkü düşmanla savaşan kimse, ümit ile korku arasındadır. Düşmana galebe çalması ile mağlûb olması ihtimali erini taşır. Zalim hükümdar yanında böyle söz söylemenin ise can tehlikesine yol açması kuvvetle muhtemeldir. Bu itibarla daha faziletli sayılır, diye bilgi verir. Avnü'l-Mabûd yazarının beyanına göre, Hattabî de aynı şeyi söylemiştir. Dilediği insanı, sorgusuz-sualsiz öldüren zalim hükümdarın yüzünde kendisini hakka, adâlete davet etmek, zulüm ve haksızlık gibi fenâ işlerine son vermesi için uyarıda bulunmak veya iyi şeyleri yapması için teklifte bulunmak, cidden can güvenliğini büyük bir ihtimalle tehlikeye düşürür ve böyle bir ortamda, böyle bir konuşma, elbette düşmanla savaşmaktan fazla tehlikelidir."6

 

"Zalim sultanın yanında hakkı veya adâleti söylemekten maksad, ona iyiliği hatırlatıp kötülükten men'etmektir. Bu hareketin efdal cihad oluşu, Hattâbi'nin dediğine göre şu yöndendir:

 

İnsan, düşmanla savaş ettiği zaman galib mi geleceği, mağlub mu olacağı belli değildir. Mağlûbiyetten korktuğu gibi, galibiyet umudunu da taşır. Amma zalim bir hükümdarın yanında hakkı söyler, onu kötülükten men'etmeye çalışırsa, kesin bir şekilde kendisini tehlikeye atmıştır."7

 

Şehid İmam A'zam Ebu Hanîfe (rh.a.), Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ'nın kendileri hakkında şöyle buyurduğu muvahhid, muttakî ve mücahîd mü'min müslüman erlerden biriydi:

 

"Mü'minlerden öyle erkek-adamlar vardır ki Allah ile yaptıkları ahide sadakat gösterdiler. Böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi beklemektedir. Onlar, hiçbir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler.

Çünkü Allah, (sözüne bağlı kalıp doğru olan) sadıkları sadakatlerinden dolayı mükâfatlandıracak veya tevbe (nâsib edip tevbe) lerini kabul edecektir. Şübhesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir."8

 

Yegâne Rabbimiz Allah ile yaptığı ahde sadık kalarak, yalnız Allah'ın hükmüne boyun büküp itaat eden şehid İmam Ebu Hanîfe (rh.a.), zulme asla rıza göstermemiş ve kim olursa olsun zalime asla meyletmemiş, her zaman ve her mekânda zulme ve zalime karşı kıyamda durmuş, eğilip bükülmemiştir... Gerek Emevîler,  gerek Abbasîler zamanında olsun, İslâm adına birer devlet olan bu yönetimlerin zalim ve fasık yöneticilerine karşı hakkı haykırmış, adâleti savunmuştur... Çünkü Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

 

"Seninle birlikte tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru davran. Ve azıtmayın. Çünkü O, yaptıklarınızı görendir.

 

Zulmedenlere eğilim göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah'dan başka velîleriniz yoktur, sonra yardım göremezsiniz."9

 

Emrolunduğu gibi dosdoğru davranan ve zulmedenlere asla eğilim göstermeyen Şehid İmam Ebu Hanîfe (rh.a.)'nin hakkı ayakta tutan ve zalimlere karşıki mücahedesinden bir bölümünü ibret nazarlarıyla okumak üzere kaydedelim!...

 

İmam Zehebî (rh.a.) naklediyor:

 

"Vâkıdî, el-Kasım b. Mân'dan şöyle rivayet ediyor:

 

(Emevîlerin Irak valîsî) İbn Hübeyre, Ebu Hanife'yi Kadı olarak tayin etmek istiyordu. Kabul etmeyince o'nu hapsetti.

 

Ebu Hanîfe'ye:

 

-İbn Hübeyre, seni kadı yapmaya yemin etmiş. Değilse senin (hapishâneden) çıkmana izin vermeyecek dediler.

 

Bunun üzerine Ebu Hanîfe:

 

-Eğer benden (Vâsıt) Mescidin(in) kapılarını saymamı dahi istese, yine de saymam, demiştir.10

Ali b. Ma'bed b. Şeddâd, Ubeydullah b. Amr er-Rekîden şu rivayette bulunuyor:

 

İbn Hübeyre, Kadı olması için Ebu Hanîfe'yi dövmüştü. Ebu Hanîfe, yine de kabul etmeyince insanlar:

 

-O'nun (Ebu Hanîfe'nin) tevbesini talep eti, dediler.11

 

Abdullah b. Mubârek'in yanında Ebu Hanîfe'den bahsettiler.

 

Abdullah b. Mubârek şöyle dedi:

 

-Dünya, mal ve mülk kendisine verildiği hâlde onlardan yüz çeviren, kadı olmayı kabul etmediği için kırbaçlandığı hâlde sabreden, çağrıldığı zaman başkası gittiği hâlde gitmeyen bir adam hakkında ne düşünürsünüz?

 

Muhammed b. Şuca', Ebu Hanîfe'nin talebelerinden olan Hibbân'dan şöyle rivayet ediyor:

Kadılık vazifesini kabul etmediği için kırbaçlandığı zaman Ebu Hanîfe şöyle dedi:

 

-Annemin üzülmesi benim için, kadılık tekliflerini kabul etmediğimden dolayı beni dövmelerinden daha ağırdır. Çünkü annem, bu olanlarda uzaktır.

 

Yakub b. Şeybe, Abdullah b. el-Hasan b. el-Mubârek kanalı ile Bişr el- Velid'den şöyle rivayet eder:

 

(Abbasî) Halife(si) el- Mansûr, Ebu Hanîfe'yi kadı yapmak isteyince O, kadılığı kabul etmedi. Bunun üzerine mutlaka kabul edeceğine dair halife yemin etti. Ebu Hanîfe de yapmayacağına dair yemin etti.

 

Hâcib vazifesinde bulunan Rebi':

 

-Mü'minlerin Emiri'nin yemin ettiğini görmüyor musun? dedi.

 

Ebu Hanîfe:

 

-Mü'minlerin Emiri, yemin kefâretini ödemeye benden daha kudretlidir, dedi.

 

Kadılık vazifesini kabul etmedi. Halîfe de, O'nun hapse atılmasını emretti. Ebu Hanîfe de, hapiste vefat etti.

 

Daha sonra Hayzurân Kabrîs tanlığı'na defnolundu.

 

Yukarıdaki hadisenin aynısını Yakub b. Şeybe, Bişr'den de rivayet etmiştir.

 

Yine aynı rivayeti İbrahim b. Ebu İshâk ez-Zührî, Bişr'den nakletmiştir. Lakin şu ziyadelik vardır:

 

Kadılık vazifesini kabul etmeyen Ebu Hanîfe hapsedilir. Daha sonra zamanın güvenlik sorumlusu(şurta) olan Hamîd et- Tûsî'ye teslim ederler.

 

Hamîd et- Tûsî, Ebu Hanîfe'ye eziyet etmek maksadıyla:

 

-Ey Şeyh, öldürmem, dövmem veya kesmem için Mü'minlerin Emiri bana bir adam gönderir. Hâlbuki ben, onun hükmünün ne olduğunu bilmem! dedi.

 

Bunun üzerine Ebu Hanîfe:

-Mü'minlerin Emiri sana, kesinleşmiş bir hükmü mü emreder, yoksa kesinleşmemiş bir hükmü mü emreder? diye sordu.

 

Güvenlik görevlisi:

 

-Bilakis, kesinleşmiş bir hükmü emreder, dedi.

 

Ebu Hanîfe:

 

-Sana, kesinleşmiş bir katli veya muayyen bir dövmeyi emrederse, emri hemen yerine getir.

 

Sen, bu işten ecrini alırsın, dedi.

 

Yahya b. el- Himmânî, babasından şöyle rivayet ediyor:

 

Kadılık vazifesini kabul etmediği için Ebu Hanîfe'yi dövdüler. O ise, kabul etmedi. O'nun ağlayarak şöyle dediğini işittim:

 

-Annemin üzülmesinden dolayı ağlıyorum!

 

Muğîs b. Büdeyl anlatıyor:

 

(İkinci Abbasî) Halife(si) Ebu Câfer, Ebu Hanîfe'yi kadılık vazifesine getirmek istedi. Ebu Hanîfe kabul etmedi.

 

Halife:

 

-Bizim içinde bulunduğumuz duruma rağbet etmiyor musun? diye sordu.

 

Ebu Hanîfe:

 

-Ben, kadılığa uygun değilim, dedi.

 

Halife:

 

-Yalan söylüyorsun, dedi.

 

Bunun üzerine Ebu Hanîfe:

 

-Mü'minlerin Emiri, benim kadılığa uygun olmadığımı hükmetti. Çünkü benim yalan söylediğimi söyledi. Eğer ben yalancı isem, benim kadı olmam uygun olmaz. Eğer ben sadık/doğru birisi isem, ben zaten bu işe uygun olmadığımı haber vermiştim, deyince hapsedildi.

 

İsmail b. Ebu Üveys anlatıyor:

 

er-Rebi' b. Yunus'u, şöyle söylerken işittim:

 

Halife Mansûr, Ebu Hanîfe'yi kadı yapmak istiyordu.

 

Ebu Hanîfe :

 

-Vallahi, sizin yanınızda rıza zamanı güvenilir birisi değilim. Gazablı olduğunuz zaman nasıl güvenilir birisi olayım. Onun için ben, bu işe uygun değilim, dedi.

 

Halife:

 

-Yalan söylüyorsun. Sen, bu işe uygunsun, dedi.

 

Ebu Hanîfe:

 

-Yalancı olduğunu söylediğin bir kimsenin kadı olması nasıl helâl olur? dedi.

 

Ebu Abdullah es- Saymerî, kendi senedi ile şöyle rivayet ediyor:

 

-Ebu Hanîfe, kadılığı kabul etmeyince, hapse atılarak yüz sopa vurulmuş ve hapishânede vefat etmiştir.

 

Hadise, Saymerî'nin rivayet ettiği gibidir."12

 

"Yakub b. Şeybe, Abdullah b. el- Hasan b. Mubârek, İsmail b. Hammâd b. Ebu Hanîfe kanalı ile şöyle rivayet ediyor:

 

Babamla(Hammâd'la) beraber çöplerin olduğu bir yere uğradık. Orayı görünce babam ağladı.

 

-Sizi ağlatan nedir? diye sordum.

 

Babam:

 

-Oğulcuğum, burası, kadı olmayı kabul etmeyince, İbn Hübeyre'nin on gün boyunca dedene (Ebu Hanîfe'ye) onar sopa vurduğu yerdir, dedi."13

 

"Rivayet edildiğine göre, Ebu Hanîfe'nin kadılık vazifesini kabul etmeyeceği haberi İbn Hübeyre'ye ulaşınca, İbn Hübeyre:

 

-O'nun yemini benim yeminime zıdd! dedi.

 

(İmam'ın) başına yirmi defa kırbaç vurulmasını emretti.

 

Ebu Hanîfe:

 

-Yarın Allah'ın huzurundaki makamını düşün!

 

O gün sen, bu gün benim şu bulunduğum durumdan daha aşağı bir seviyede bulunacaksın. Kanımı heder etme! Çünkü ben, Lâ ilâhe illahlah diyorum, dedi.

 

İbn Hübeyre, Cellâda vurmasını emretti. Ebu Hanîfe, başı, yüzü ve gözü şişmiş olarak hapishânede sabahladı."14

 

"Naklederler ki, bir kere O'nu hapse atmışlardı. Zorbalardan biri gelip:

-Benim için şu kalemi aç! dedi.

 

(Adam, bu kalemle haksız bir hüküm ve emir yazacağından) Ebu Hanîfe:

 

-Açmam, dedi.

 

Zorba:

 

-Niçin açmıyorsun? diye sordu.

 

Ebu Hanîfe:

 

-Çünkü Hak Teâlâ'nın:

 

"Zulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını bir araya toplayın."15diye tasvir ettiği bir zümreden olmaktan korkuyorum, dedi."16

 

"(Halife Mansûr,) müteaddid defalar kendisine yüksek kadılık makamını tevcih eyledi. Hattâ bütün Abbasî Devleti'nin "Başkadısı"(Kadıu'l-Kudat)olmasını arzu ediyordu. Fakat İmam,bu makamı kabul etmek istemiyor ve "ha bugün, ha yarın" diyerek zaman kazanmaya bakıyordu. Nihayet Mansûr, teklifinin kabulu hususunda aşırı derecede şiddet göstermeye başlayınca, İmam Ebu Hanîfe, bu defa açıkca reddedip bu teklifi kabul edemeyeceğini bildirdi. Bu vesile ile Halife'ye:

 

-Ben, bu işi yapacak kudrette değilim. Zira bu vazifeyi başaracak şahsın hem size, hem Şehzâdelere, hem de emirlere ve ordu kumandalarına sözünü dinletip, kanunları tatbik edecek imkânlara sahib olması lâzımdır. Bu da, benim elimden gelmez. Beni ne zaman çağırırsanız gelirim, istediğiniz zaman da geri dönderebilirsiziniz. Ben, ancak bu kadarını bilirim, dedi. Bir aralık, bu husustaki münakaşalar çok şiddetli bir safhaya girdi. O zaman İmam, Halife’ye hitaben:

 

-Allah'a yemin ederim ki, bu işi kendi arzumla kabul etsem bile, yine de size istediniz gibi yaranamayacağım. Nerede kaldı ki zorla, istemeye istemeye teklifinize muvafakat edeyim. Herhangi bir hususta vereceğim karar, sizin arzularınızın hilâfına olabilir. O zaman bana kızarsınız. Kızınca da beni Fırat Nehri'nde boğdurmak istersiniz. Boğulurum fakat kararımı yine değiştirmem.

 

Bundan başka, sarayınıza mensup bir yığın insan vardır. Öyle bir kimsenin kadı olmasını isterler ki, bu kimse, onların keyiflerine göre hareket etsin. Hâlbuki ben, bunu yapamam. Onun için de bu vazifeyi kabul edemem, dedi."17

 

İşte, en faziletli cihadın mücahidi olan şehid İmam Ebu Hanîfe(rh.a.)'ın nesillere örnek ve ibret tavrı böyle idi!.. O, zulmün her türülüsüne karşı adâleti savunmuş, zalim, kim olursa olsun karşısına dikilip hak sözü beyan etmiş ve böylece en faziletli cihadın büyük mücahidi olmuştur... Şehid İmam(rh.a.)'ın mezhebine mensup olduklarını beyan edenler, bu büyük mücahidin ve müştehidin izi üzere gitmeli ve yaşadıkları asırda, bulundukları toplumda aynı tavrı göstermelidir ki, iddialarını isbat edip, sözlerinde sadık olan kişiliklerini beyan etmelidirler... Sözleriyle, özleriyle, hâl ve hareketleriyle Şehid İmam Ebu Hanîfe'yi İmam olarak kabul ettiklerini bu şekilde isbat edebilirler... Böyle yapmadıkları takdirde iddiaları bomboş sözlerden ibaret kalır...

En faziletli cihadın mücahidi ve Ümmetin mutlak müctehidlerinden olan Şehid İmam Ebu Hanîfe(rh.a.), kendisini şöyle tanıtır:

 

"Said b. Sellâm el-Basrî, Ebu Hanîfe Nu'mân b. Sabit'ten şöyle dediğini rivayet etmiştir:

 

Mekke'de 'Atâ' ile karşılaştım. O'na bir şey sordum. O da, bana şöyle sordu:

 

-Sen nerelisin? Kimlerdensin?

 

-Kûfe halkındanım.

 

-Sen, dinlerinden ayrılan ve gruplara bölünen kasabanın halkından mısın?

 

-Evet.

 

-Sen hangi gruptansın?

 

-Selefe sövmeyen, Kadere inanan ve Ehl-i Kıble'den herhangi birisini-işlediği günahtan ötürü-tekfir etmeyenlerdenim.

 

-Seni iyi tanıdım, benimle beraber ol!"18

 

Azîz İslâm Milleti'nin her biri birer kıymet, her birine paha biçilemez kadar değerli hazine olan âlimlerinden öncü şahsiyet Şehid İmam-A'zam Ebu Hanîfe (rh.a.), akîde konusunda da, fıkıh konusunda da "Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaa"nın büyük müctehidlerinden ve mücahidlerindendir... O, cihadın en faziletlisini gerçekleştirmiş örnek bir kişidir... Şehid olduğu âna kadar zulme ve zalime karşı cihadını devam ettirmiştir...

Bu en faziletli cihadı yaparken O'nu ne zalim yöneticilerin hakaretleri, zulüm ve işkenceleri, ne de karanlık zindan köşeleri yıldırmamıştır...

Canını ve malını, cennet karşılığı Rabbi Allah Teâlâ'ya satan muvahhid, mücahid ve muttakî mü'min müslüman şahsiyeti hiçbir engel önleyemez, hiçbir işkence, baskı ve zindan yıldıramaz...

 

Şöyle buyurur Rabbimiz Allah Teâlâ:

 

"Hiç şübhesiz Allah, mü'minlerden- karşılığında onlara mutlaka cennet vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar, Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. (Bu,) Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'ân'da O'nun üzerinde gerçek olan bir va'ddır. Allah'dan daha çok ahdine vefâ gösterecek olan kimdir? Şu hâlde yaptığınız bu alış-verişten dolayı sevinip müjdeleşiniz. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur."19

 

Evet, katıksız iman edip kabul ediyoruz ki:

 

"Büyük kurtuluş ve mutluluk budur!"

 

Ka'b b. Ucre (r.a.) rivayet eder.

 

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu.

 

"Dinleyin! Benden sonra birtakım emir(idareci)lerin olacağını işittiniz mi? Kim onların yanına girer, onların yalanlarını doğrular ve haksızlıkları hususunda onlara yardım ederse benden değildir, ben de ondan değilim ve Havz'ın başında bana varamayacaktır.

 

Kim onların yanına girmez, haksızlıkları hususunda onlara yardım etmez ve onların yalanlarını doğrulamazsa, o bedendir, ben de ondanım ve O, Havz'ın(Havz-ı Kevser'in) başında bana varacaktır."20

 

"İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur!"

 

Habbâb b. el-Eret (r.a.) anlatıyor:

 

Rasulullah (s.a.s.)'in kapısında oturmuş, öğle namazına çıkmasını bekliyorduk. Çıktığında:

 

"Dinleyin!" buyurdu.

 

-Dinliyoruz, karşılığını verdik.

 

Bir daha:

 

"Dinleyin!" buyurdu.

 

-Dinliyoruz, dedik.

 

(Rasulullah):

 

"Başınıza bazı yöneticiler geçecek! Yapacakları zulümlere yardımcı olmayın ve yalanlarını onaylamayın! Zîra zulümlerine yardımcı olan ve yalanlarını onaylayanlar, (cenneteki) Havz'a yanıma gelemeyecektir." buyurdu.21

 

Yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.s.) böyle buyurdu! Muvahhîd mü'minlerin vazifesi, önderleri Rasulullah (s.a.s.)'i dinlemek ve itaat etmektir... Çünkü Rabbimiz Allah Teâlâ:

"Kim Rasul'e itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat etmiş olur." buyuruyor.22

 

Merhamet olunmuş, şahid ve vasat ümmetin İmam-ı A'zamı Şehid İmam Ebu Hanîfe'nin Yegâne Rabbi Allah'a itaat ederek, Önderi Rasulullah Muhammed (s.a.s.)'i örnek edinip en faziletli cihadını şehadet mertebesine ulaşarak izzetli bir şekilde sonuçlandırılmış ve ümmetin mücahidlerine en güzel bir misâl olmuştu... Şehid İmam'ın dirisi de, şehadeten ölmesi de, zalim yöneticilere karşı duruşunun en büyük göstergesi idi...23

"(Şehid İmam) Ebu Hanîfe, Bağdâd'ın güney doğu kısmında bulunan Hayzurân mezarlığının gasbedilmemiş kısmına defnedilmesini vasiyet etmişti.

 

Halife Mansûr, bu vasiyeti duyunca:

 

-Diriyken veya ölüyken Ebu Hanîfe hakkında beni kim ma'zur görebilir, demiştir."24

 

Şehid İmam Ebu Hanîfe (rh.a.)'in Müsned'inde yer alan O'nun sendiyle kaydedilmiş, kendisinin onula amel ettiği hadis-i şerifi hatırlatılım!

 

Ebu Hanîfe (rh.a.), İkrime (rh.a.)'den, O'nun da İbn Abbas (r.anhuma)'dan rivayet ettiğine göre:

 

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

 

"Ahiret gününde şehidlerin efendisi Hamza b. Abdulmuttalib'dir. Sonra da, devlet başkanın huzurunda ona, iyiliği emredip kötülükten sakındıran kimsedir."25

 

Aynı hadisin diğer bir rivayeti şöyledir:

 

Cabir (r.a.)'dan.

 

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

 

"Şehidlerin efendisi Hamza b. Abdulmuttalib ile zalim bir hükümdarın karşısında çıkarak ona (hak olanı) emredip (kötü olan şeylerden) alıkoyduğu için öldürülen kimsedir."26

 

Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, Şehid İmam Ebu Hanîfe ve O'nun izinden giden mavahhid- mücahid mü'minlerden razı olsun ve rahmet eylesin. Amin.

 

Dipnot

 

1) Haskefî, İmam A'zam Ebu Hanîfe Müsnedi, çev. Ali Pekcan, Konya, 2005, Sh. 229, hds.475.

Diğer terceme: İmam-ı A'zam Ebu Hanîfe, Müsned, çev. Muhammed Selim Köse, İst. T.y. Sh. 274, hds.471/25.

 

2)Sünen-i Ebu Davud, Kîtabu'l- Melâhim, B.17, hds.4344.

  Sünen-i Tirmizî,Kîtabu'l - Fîten, B.12, Hds.2265.

  Sünen-i Nesâî, Kîtabu'l-Biat, B.37, Hds 4191.

  Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l- Fîten,B. 20, Hds. 4011.

  İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2014, C. 16, Sh. 206, Hds 23334-23335.

İmam Nesâî, es-Sünenü'l-Kübrâ, çev. Zekeriya Yıldız, İst.2011, C. 7. Sh.  273, Hds.7786.

 

3)Sünen-i İbn Mace, Kitbu'l- Fiten, B.20, Hds.4012.

  İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 16,Sh. 205-206, Hds.

23332-23333.

Taberânî, Mu'cemu's- Sağîr Tercüme ve Şerhi, çev. İsmail Mutlu, İst.1996, C. 1,Sh. 164,Hds.100

 

4)Hâkim en-Nîsâbûrî, el Müstedrek Ale's- Sahihayn, çev. M. Beşir Eryorsoy, İst.2013, C.  9, Sh.  82 - 84, Hds.6687.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau'z- Zevâid, çev. Zekeriya Yıldız, İst. 2011, C.  9, Sh.  173, Hds. 9165. Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr'den.

 

5)Nûreddin el- Heysemî, Mecmau'z- Zevâid, C. 12, Sh.  493, Hds.12164. Bezzâr'dan.

 

6) Haydar Hatipoğlu, Sünen-i İbn Mace Tercemesi ve Şerhi, İst. 1983, C.  10, Sh. 236.

 

7)Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Hzr. Necati Yeniel- Hüseyin Kayapınar, İst. 2000,C.  14, Sh. 499.

 

8) Ahzab,33/23-24.

 

9)Hud,11/112-113.

 

10) İmam Zehebî (rh.a.)'ın, " Menâkıb-ı İmam Ebu Hanîfe" adlı eserinde Şehid İmam'ın sözünün bir bölümü bu şekilde yer almaktadır. Devamını ise, İbn Hacer el- Heysemî(rh.a.)," el- Hayrâtul'l- Hisân fî Menâkıb-ı İmami'l- A'zam Ebî Hanîfete'n -Nûmân" adlı eserinde şu şekilde kaydedilmiştir:

"Kaldı ki, boynunu vurmak istediği bir adamın fermanını getirecek, ben de onu mühürleyeceğim. Müslümana böyle muameleye rıza gösteremeyeceğim gibi, özelikle böyle bir haksız muameleyi de, şirkten sonra ki büyük günahlardan sayarım, Allah'a yemin ederim ki, ben bundan sonra bu kapıya da gelmem!

Ebu Hanîfe'yi hapse attılar. Hergün kırbaç vurulmaktaydı. İmam'a Kırbaç vurmakla - ya da vurmamakla görevli kişi, İbn Hübeyre'ye gelerek:

- Bu adam, kırbaçtan ölecek, dedi.

İbn Hübeyre:

-Söyleyin O'na, biz yeminimizden kurtarsın- Memuriyet teklifimizi kabul etsin- dedi.

İmam, tekrar:

- Caminin kapılarını saymamı istese, yine yapmam, dedi.

İbn Hübeyre:

- Bu hapisteki adama bir nasihat edecek yok mu? İstişâre etmesi için mühlet istesin ki, vereyim? demişti.

Hapishâne görevlisi bunu, Ebu Hanîfe'ye nakledince İmam:

-Arkadaşlarımla istişâre yapayım, diye haber göndermesi üzerine İbn Hübeyre, İmam'ı tahliye etmişti.

Ebu Hanîfe ise, hapishâneden kurtulur kurtulmaz, atına atlayarak Mekke'ye hicret etmişti. Bu olay, Hicrî 130'da olmuştu. Hilafet, Abbasîlerin eline geçinceye kadar orada kaldı. Mansûr hilafete geçtiğinde, Ebu Hanîfe Kûfe'ye dönmüştü."

İbn Haceri'l - Heysemî, Menâkıb-ı İmam-ı A'zam, çev. Ahmet Karadut, Ank.1983, Sh. 160-161.

Muhammed Ebu Zehra, İslâm'da Siyasî, İtikadî ve Fıkhî Mezhebler Tarihi, çev. Prof. Dr. Abdulkadir Şener, İst. 1983, Sh.  231. (2. Baskı)el- Mekkî Merâkıbu Ebî Hanîfe, C. 1, Sh.  23-24'den.

 

11) Bu rivayetle alakalı Zâhid Kevserî(rh.a.) şöyle der:

"İmam Ebu Hanîfe, Allah'ın kulları içinde hakkı, en açık ve en yüksek sesle, söyleyen birisidir. Eğer takiyye yapanlardan olsaydı, İbn Hübeyre, elbette O'nun boynunu vurdururdu. İbn Abdilber'in zikrettiği şekilde Kûfe'nin valîsi imtihan etmez ve Halîfe Mansûr, hapiste ölünceye kadar Ebu Hanîfe'yi dövdürtmezdi."(Kevserî, Te'nîbu'l- Hatîb, Sh.  95)

İmam Zehebî, Menâkıb-ı İmam Ebu Hanîfe Tahkik: Zâhîd el- Kevserî, çev. İsmail Karagözoğlu, İst. 2015, Sh.  65, Dipnot:86.

 

12) İmam Zehebî, Menâkıb-ı İmam Ebu Hanîfe, Sh.  65-69.

İbn Haceri'l-Heyesmî, Menâkıb-ı İmam- A'zam, Sh.  159-162. Muhammed Ebu Zehra, Ebu Hanîfe, çev. Osman Keskinoğlu, Ank. 1997, Sh.  46-47. (2. baskı). Mekkî, Menâkıb-ı Ebu Hanîfe, C. 2, Sh. 23-24'den.

 

13) İmam Zehebî, A.g.e. Sh.  63.

 

14) İmam Zehebî, A.g.e. Sh. 70.

 

15) Saffat,37/22.

 

16) Ferideddin Attâr, Tezkiretü'l- Evliyâ, çev. Doç. Dr.Süleyman Uludağ, İst. 1991, Sh.  273.(2.Baskı)

 

17) Mevdudî, Hilafet ve Saltanat, çev. Prof. Ali Genceli, İst. 1980, Sh.  367-368. (2. Baskı ) el-Mekkî, Menâkıb-ı Ebu Hanîfe, C. 2, Sh. 215, 170. el-Hâtıb, Tarih-i Bağdâd, C.  13, Sh.  320'den.

Muhammed Ebu Zehra, Ebu Hanîfe, Sh.  65,.

Muhammed Ebu Zehra, İslâm'da Siyasî, İtikadî ve Fıkhî Mezhebler Tarihi, Sh.  235.

 

18) İbn Kesîr, el- Bidaye ve'n- Nihaye - Büyük İslâm Tarihi, çev- Mehmet Keskin, İst, 1995, C.  9, Sh.  503.

 

19) Tevbe, 9/111.

 

20) Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l- Fiten, B. 61, Hds.2360. Kitabu's-Sefer, B.429, Hds. 609.

Sünen-i Nesâî, Kitabu'l Biat, B.35-36, Hds.4189-4190. Hâkim en- Nîsâbûrî, el- Müstedrek, C. 1, Sh.  418-421, Hds. 271-273.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned. C. 19, Sh.  276- 277, Hds. 27155-27156 ( Huzeyfe'den )

İmam Nesâî es- Sünenü'l- Kübrâ, C.  7, Sh.  272, Hds. 7782-7783.

Abdullah b. Mübarek, Müsned, çev. İshak Doğan, Konya, 2006, Sh.  222, Hds. 267.

Nûreddin el-Heysemî, Sahih-i İbn Hibbân Zevâidi- Mevâridu'z- Zam'ân İlâ Zevâidi İbn Hibbân, çev. Hasan Yıldız, İst.2012, C.  2, Sh.  116-117, Hds. 1569-1571.

Nûreddin el- Heysemî, Mecmau'z- Zevâid, C. 9, Sh.  220-224, Hds. 9261-9266. Ebu Ya'lâ, Bezzâr ve Taberânî rivayet etmişlerdir.

 

21) İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 19, Sh.  281-282, Hds. 27163-27164.

Hâkim en- Nîsâbûrî, el- Müstedrek, C.  1, Sh.  418, Hds. 270.

Nûreddin el-Heysemî, Sahih-i İbn Hibbân Zevâidi, C. 2, Sh.  118, Hds. 1574.

Nûreddin el- Heysemî, Mecmau'z- Zevâhid, C.  9, Sh.  224, Hds. 9266. Taberânî, el- Mu'cemu'l - Kebîr'den.

 

22) Nisa, 4/80.

 

23) Geniş bilgi için bkz. İbn Haceri'l-Heysemî, A.g.e. Sh.  167-170. Muhammed Ebu Zehra , Ebu Hanîfe, Sh.  44-71.

Hacı Şerif Ahmed Reşid paşa, Ebu Hanîfe'nin Siyasî Anlayışı, sdş. Mevlüt Uyanık, İslâmî Araştırmalar- Ebu Hanîfe Özel Sayısı- içinde, C.  15, sy. 1-2, Ank. 2002, Sh.  259-272.

Muhammed Ebu Zehra, Mezhebler Tarihi, Sh.  229, 237.

 

24) İbn Haceri'l- Heysemî, A.g.e. Sh.  170.

Muhammed Ebu Zehra, Ebu Hanîfe, Sh. 70.

 

25) Haskefî, İmam A'zam Ebu Hanîfe Müsnedi, Sh.  190, Hds. 370. Diğer terceme: İmam- A'zam Ebu Hanîfe , Müsned, Sh.  219-220, Hds.366/17.

 

26) Hâkim en- Nîsâbûri, el- Müstedrek, C.  7. Sh.  178, Hds. 4936. Nûreddin el- Heysemî, Mecmau'z - Zevâid , C.  15, Sh.  534, Hds. 15466. Taberânî, el- Mu'cem'ul- Evsat'tan.

Yazar:
Muhammed İslamoğlu
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul