24 Kasım 2017 - Cuma

Şu anda buradasınız: / REY Mİ İCTİHAD MI?

REY Mİ İCTİHAD MI?

REY Mİ İCTİHAD MI?

İslam fıkıh tarihinde araştırma yapanlar, bazı âlimlerin farklı bölgelerdeki fıkıh âlimlerini tanıtmak için onlarla ilgili bazı tanımlamalar getirmişlerdir. İşte bu tanımlamalardan biri de Irak Fakihleri için kullanılan “Ehl-i Rey” kavramıdır. Bundan ne kastedildiği ise kişilerin bakış açılarına göre değişmektedir. Lakin bizim nitelememizdeki yöntem şu olacaktır. Evveliyatla “Ehl-i Rey” diye tanımlanan kişilerin kendilerini nasıl tanımladıklarını ortaya koymak. İkinci aşamada da söylediklerinin sağlamasını yapmak için, Fıkıh Usullerine ve fıkıhlarına göz atmaktır.

Arapçada “re’y” kısaca görüş demektir.  “Ehl-i Re’y” diye tanımlanan ise İmam Ebu Hanife ve öğrencileridir. İnsanların onları Rey Ehl-i yani kendi görüşleri doğrultusunda amel edip Kur’an ve Sünnet’in hükümlerini bir tarafa bırakanlar olarak tanımladıklarını bilmekteyiz. Aktaracağımız şu olay bunun ispatı noktasındadır.

“Bir gün Ebu Hanife (rh.a.) ile Muhammed Bakır (rh.a.) Medine’de bir araya gelirler. Muhammed Bakır, Ebu Hanife (rh.a.)’e: “Dedem (s.a.s.)’in dinini ve hadislerini kıyasla değiştiren sen misin?” diye sorar. Ebu Hanife (rh.a.) “Allah korusun!” deyince Muhammed Bakır (rh.a.) “Tam tersine sen dedem (s.a.s.) dinini değiştirmişsin” der. Bunun üzerine Ebu Hanife (rh.a.) kendisine, “Bulunduğun yere sana layık olduğu şekilde otur ki ben de bana layık olduğu biçimiyle oturayım. Çünkü benim nazarımda senin, deden Hz. Peygamber (s.a.s.) gibi saygınlığın var” der. Bu söz üzerine, Muhammed Bakır (rh.a.) oturur. Ebu Hanife (rh.a.)’ de onun önüne diz çöker. Ebu Hanife (rh.a.) devamla, “Sana üç şey  soracağım, bana cevap vereceksin. Erkek mi zayıf kadın mı?” diye sorar. Muhammed Bakır (rh.a.) “kadın” der. Ebu Hanife (r.a.), “Kadının mirasta hissesi kaçtır?” diye sorar. Muhammed Bakır (rh.a.) “erkeğe iki, kadına bir” der. Ebu Hanife (r.a.) “Bu senin dedenin sözüdür, eğer ben deden (s.a.s.)’in dinini değiştirecek olsaydım kıyas, erkeğe bir, kadına iki hisse vermeyi gerektiriyor. Çünkü Kadın erkekten daha zayıftır, derdim.”

Ebu Hanife (rh.a.) daha sonra ikinci sorusunu sorar. “Namaz mı daha efdal, yoksa oruç mu?” Muhammed Bakır(rh.a.) “namaz” diye cevap verir. Ebu Hanife (r.a.) “Bu, senin dedenin sözüdür. Eğer ben deden (s.a.s.)’in dinini değiştirecek olsaydım kıyas, kadın âdetinden temizlendiğinde orucunu değil, namazını kaza etmesini emretmemi gerektirdiği için kıyasa göre hareket ederdim.” der.

Bundan sonra üçüncü sorusunu sorar. “İnsanın idrarı mı daha pis yoksa menisi mi?” Muhammed Bakır, “İdrar daha pistir” der. Ebu Hanife(rh.a.), “Eğer ben deden (s.a.s.)’in dinini kıyasla değiştirmiş olsaydım, insanların meniden dolayı abdest, idrardan sonra boy abdesti almalarını emrederdim. Fakat senin deden (s.a.s.)’in dinini kıyasla değiştirmiş olmaktan Allah’a sığınırım” der. Bunun üzerine Muhammed Bakır (rh.a.) ayağa kalkar ve onun alnından öperek ikramda bulunur.”1

Bu olayın başında zikredilen sözler İmam Ebu Hanife (rh.a.)’in bir şekilde insanlar arasında kendi görüşleriyle amel edip Kur’an ve Sünneti bir tarafa ittiği dedikodusunun  yayıldığı göstermektedir. Ama işin esasının bu olmadığı ortadır.

İmam Azam (rh.a.)’dan şöyle bir söz nakledir: “ İnsanlara şaşıyorum. Sadece eserle fetva verdiğim halde benim re’y ile fetva verdiğimi söylüyorlar.”2

İmam Ebu Hanife (rh.a.)’de kendisine  yakıştırılan şeye şaşmaktadır. Allah daha iyisini bilir ya insanların İmam Ebu Hanife (rh.a.) Usulünü anlamadan yaptıkları bir yakıştırmadan ibarettir.

İmam Ebu Hanife (rh.a.), kendisinin “Fıkıh Usulünü” şöyle açıklamaktadır:

“ Yahya b. Durays der ki: Sufyan es-Sevri’nin yanına bir adam geldi ve Ebu Hanife’ye sen de kızmıyor musun?”dedi. Sufyan: “Ne yapmış?” diye sorunca, adam şöyle dedi: “O’nun: ‘Allah’ın Kitabına göre hüküm veririm. Onda bulamazsam Rasulullah (s.a.s.)’ın sünnetine göre hüküm veririm. Allah’ın kitabı ile Rasulullah (s.a.s.)’ın sünnetinde bulamazsam, ashabından istediğim kişinin sözünü alır, istediğim kişinin sözünü bırakırım. Onların sözleri dururken de bırakıp başkasının sözlerine itibar etmem. Bunların hiçbirinde bir şey yoksa ve konu İbrahim, Şa’bi, İbn Sirin, Hasan, Ata, Said b. El-Museyyeb ve benzeri kişilerin görüşlerine kalmışsa bunlar o konuda ictihad etmişlerdir. Ben de konu hakkında onlar gibi ictihad ederim.’ dediğini işittim ……”3

İmam Ebu Hanife (rh.a.)’nın Fıkıh Usulü böyle ifade edilmiştir.  İmam Ebu Hanife bu usulü Kendi hocası ve hocalarının tabii olduğu ashabı kiramdan almışlarıdır. Özellikle Kufe’yi ilmi açıdan zirve konuma getiren Abdullah İbn Mes’ud (r.a.) Fıkhı ve Usulü orada bulunan Ulema’yı bir usul etrafında toplamıştır. Abdullah İbn Mes’ud (r.a.) karşılaşılan meselelerde takip edilmesi gerekli olan usulü fetva ehli ulemayı söyle aktarıyor:

“Bize Muhammed b. Yûsuf, Sufyân'dan, (o) el-A'meş'den, (o) Umâre b. Umeyr'den, (o) Hureys b. Zuheyr'den, (o da) Abdullah b. Mesûd'dan (naklen) haber verdi (ki Abdullah) şöyle dedi:

 

“Daha önce, esnasında hüküm vermediğimiz, o mevkide de (hüküm verecek durumda da) olmadığımız bir zaman (başımız­dan) geçti. Allah ise, gördüğünüz duruma ulaşmamızı takdir etmiş­tir. Şu halde bu günden sonra kime bir muhakeme işi çıkarsa, o, onun hakkında, Allah'ın Kitabı'ndaki (hükmüyle) hüküm versin. Şa­yet kendisine, (hükmü) Allah'ın Kitabı'nda olmayan (bir mesele) ge­lirse, Reshulullah'ın -salallahu aleyhi ve sellem- hükmettiğiyle hü­küm versin.

 

Şayet kendisine, (hükmü) Allah'ın Kitabı'nda olmayan, (hakkın­da) Resûlullah -salallahu aleyhi ve sellemi- de hüküm vermemiş ol­duğu (bir mesele) gelirse (o zaman onun hakkında) iyilerin (sâlihlerin) verdiği hükümle hüküm versin, ‘Ben korkarım, ben nasıl görüş beyan ederim?’ demesin. Çünkü haram bellidir, helâl de belli­dir. Bu ikisinin arasında ise şüpheli işler vardır. Bunun için seni şüpheye düşürmeyeni değil, seni şüpheye düşüreni bırak!”4

 

İmam Darimi (rh.a.)  bu eseri şu şekilde de kaydetmiştir:

 

Bize Yahya b. Hammâd haber verip (dedi ki) bize Şu'be, Süleyman'dan (o) Umâre b. Umeyr'den, (o da) Hureys b. Zuheyr'den (naklen) rivayet etti (ki Zuheyr) şöyle dedi:

 

“Zanne­diyorum ki Abdullah şöyle demişti: Bize (bir meselenin) sorulmadığı, bizim de o mevkide olmadığımız bir halde (başımızdan) bir zaman geçti. Allah ise, gördüğünüz duruma ulaşmamı takdir etti. Şu halde size bir şey sorulduğu zaman Allah'ın Kitabı'nda (ki hükmüne) bakı­nız. Şayet onun (hükmünü) Allah'ın Kitabı'nda bulamazsanız Rasûlullah'ın sünnetinde (hükmünü arayınız)? Eğer Rasûlullah'ın sünne­tinde de onun (hükmünü) bulamazsanız, müslümanların görüş birliğine vardıkları şeylere (bakın). Şayet o, müslümanların görüş birliğine vardıkları, (üzerinde icmâ ettikleri) şeylerde de yoksa artık kendi görüşünle ictihad et, ve:

 

‘Ben çekinirim, ben korkarım!’ deme! Çün­kü helâl bellidir, haram da bellidir. Bunların arasında ise şüpheli iş­ler vardır. Bunun için seni şüpheye düşüreni bırak, şüpheye düşür­meyene bak!”5      

 

Bu konuda İmam Ömer (r.a.)’in de Kadı Şureyh’e yazdığı bir mektubu vardır. Bu eserde Darimi (rh.a.) (1/255) Mukaddime Hdsno:169 olarak kaydedilmiştir. Huseyin Selim Esed bu eser hakkında da Ceyyid hükmü vermiştir. Bu eserde de İmam Ömer Abdullah, İbn Mes’ud (r.a.) gibi fıkıh usulünü sıralamıştır. Meseleler ile ile ilgili Kur’an  orada bulunmaz ise Sünnette. Orada da bulunmaz ise Müslümanların icmasına. Orda da bulunmaz ise ictihad edip  konu ile ilgili görüş belirtmeleri istenmiştir.

           

İşte İmam Azam (rh.a.), bu usulü aynen uygulamış başka delillerden hareketle  fetva verirken Sahabe kavline başvurmuş eğer o konuda sahabenin fetvası varsa ictihad etmekten kaçınmıştır.  Bu tavrı ile usulünü temkin üzerine kurmuştur. Darimi de zikredilen eserlerde “görüşünle ictihad edersin” kelimesin de “re’yahu” kelimesi geçmektedir. Yani önceki kaynakların gölgesinde görüş bildirirsin demektir.

           

O zaman re’y’in ictihadı görüş olduğu ortaya çıkmaktadır.

 

İmam Azam (rh.a.) usulünü adım adım tahkik ederek gidelim:

 

1. Kitab’a göre hüküm vermek:

 

İmam Azam (rh.a.) kendisi Kur’an kıratını kıraat imamlarımızdan olan Asım b. Behdele (vefat hicri: 127/745)’den öğrenmiştir. İmam Asım Ali ve İbni Mes’ud (r.a.) ikisinin de kıraatine vakıftı ve onların kıraatlerinin bir ravisidir. Dolayısıyla İmam Azam (rh.a.) bu kıraatlere vakıf olmuştur.

İmam’ın Kitabullah’a bağlılığı o kadar üst seviyede idi ki Kur’anı bir gece de namazda hatme eden dört kişiden biri olarak tarihe geçmiştir. Diğer Kişiler ise Osman b. Affan, Temimi ed-Dari Said b. Cubeyr’dir.6

Bu göstermektedir ki, İmam Ebu Hanife(rha) Kur’an’ı hayatının her alanına almış onu hakkıyla hıfz edip yaşamıştır.

Bunun haricin de İmam’ın fıkhı öncelikle Kur’an’a dayanır. Buradan hareketle imam Ebu Hanife’nin bir müfessir olduğunu söyleriz. Hatta onun fıkhî eserlerin de yapmış olduğu ayet tefsirleri bir araya getirilirse bir “Ahkamu’l-Kur’an” eseri ortaya koymak mümkündür. Zaten İmam Azam (rh.a.) her önüne çıkan şeyin cevabını öncelikle Kur’an’da aramıştır.  Onda bulamaz ise o zaman Sünnetin hükmüne başvurmuştur.

2. Rasulullah (s.a.s.) sünnetine göre hüküm vermek:

İmam Ebu Hanife (rh.a.)’nin  en çok gayret sarf ettiği noktalardan bir bölüm buydu. İmam Azam (rh.a.) hadis kabulü konusunda çok çetin şartlar ortaya koymuştur.

İmam Zehebi bu şartı şöyle aktarmaktadır:

“Ebu Yusuf, Ebu Hanife’den şöyle rivayet eder: “bir kişinin, işittiği andan nakledeceği zamana kadar ezberinde olmayan bir hadisi, nakletmesi helal değildir.”7

Bu nedenden dolayıdır ki İmam Azam’ın rivayetleri az olmuştur; denilmiştir.

İmam Ebu Hanife “Alim ve’l-Muteallim “adlı eserin de Rasulullah (s.a.s.) hadisleri ile ilgili olarak şunları söylemektedir:

“Hz.Peygamber’in söylediğini duyduğumuz yahut duymadığımız her şey can, baş üstünedir. Biz onların hepsine iman ettik, onların Allah Resulünün söylediği gibi olduğuna şehadet ederiz.”8

İmam Rasulullah (s.a.s.) doğru bir şekil de gelen her hadisle hatta zayıf olsa bile amel etmiştir.

İmam Azam (rh.a.) hadis hafızlarından sayılmıştır. Muhammed Abdurreşid en-Numani “İmam Azam Ebu Hanife’nin Hadis ilmindeki yeri” adlı kitabında şunları söylemektedir

“Hadis hafızlarının tabakalarına dair eserler yazan mütehassıs, seç­kin hadis hafızları Ebû Hanîfe'yi hafızlar içinde zikretmekte mutabık­tırlar. İşte İmam Zehebî. Tezkiretu'l-Huff'âz'ında onu zikretmekte ve medh-u senada bulunmaktadır. Kitabının giriş kısmında ise şöyle de­mektedir: ‘Bu eserde anılacak olanlar, Nebevi ilmi yüklenmiş, adil ka­bul edilen, ravilerin güvenilir veya zayıf kabul edilmesinde keza riva­yetlerin sahih veya zayıf kabul edilmesinde değerlendirmelerine müra­caat edilen kimselerdir.’ Zehebî’nin zikri geçen Tezkiretu'l-Huffâzı matbu olup, pek çok defa basılmıştır.

İmam, muhaddis, hafız, pek çok ilimde derinleşmiş Şemseddin Muhammed b. Ahmed b. Abdulhâdî el-Makdisî el-Hanbelî de, el-Muhtasar fî Tabakâti Ulemâi'l-Hadîs adlı eserinde Zehebî'ye tabi ol­muş ve Ebû Hanîfe'yi zikretmiştir. Terceme-i halini vermiş ve hayırla yad etmiştir. Kitap şimdiye dek basılmamıştır…9

 

Bu konuya denk düşen Selahaddin Polat’ın “Hadis Araştırmaları” eserindeki şu sözlerine kulak verelim:

 

“…Hadis ve fıkıh ilmini mükemmel şekilde cem eden âlimlerde olmuştur. Bilhassa mezheb imamları ve ilk devir fukahası aynı zamanda meşhur birer muhaddis idiler. Özellikle hadislerin kitaplara geçmediği devirlerde, hadis ilmini bilmeyen bir kişinin fakih olması düşünülemezdi.”10

 

Bu tesbit gerçekten yerli yerinde bir tesbittir. Eğer İmam Azam hadis bilmiyor olsaydı zamanında hadisde emir olan kişiler bunu ifade ederlerdi. İmam Evzai, Sufyan bin Sevri, Ata b. Rebah gibiler bunu ifade ederlerdi. Bilakis İmam Ebu Hanife kendisi hadiste hafız olduğu için insanlar ondan kimden hadis alınıp alınmayacağını sorarlardı: “Beyhaki’nin rivayet ettiğine göre Ebu  Said es-Sağani, Ebu Hanife’ye Sufyanu’s-Sevri’den hadis alıp almama hususunu sorunca,O, “Ondan yaz, çünkü o, Sikadır. Ancak İbni İshak’ın el-Haris’ten aldığı hadisleri ile, Cabir el-Cufi’nin hadislerini bundan istisna tut”demiştir.11

 

Abdullah İbn Mubarek (rh.a.) İmam Ebu Hanife’nin hadis bilmediğini söyleyenlere şöyle cevap vermiştir:

 

“Onun hadis bilmediği nasıl söylenir? Ona, kuru hurma ile yaş hurmanın alınıp alınmayacağı sorulunca; bunda bir beis yoktur dedi kendisine Sa’d hadisi hatırlatılınca, o şaz bir hadistir. Zeyd  Ebi Ayyaş’ın rivayeti kabul olunmaz, diye karşılık verdi. Hadis bilmeyen birisi bu şekilde nasıl konuşa bilir?12

 

Muhammed Avvame, “İmamların Fıkhi İhtilaflarında Hadislerin Rolü” adlı eserinde şunları söylemektedir:

           

“Yine ‘el-Hayratu’l-Hisan’da 25 ve 26. sayfalarda şöyle denmektedir: Ebu Yusuf (113-182) şöyle demiştir: Hadisin tefsiri hususunda Ebu Hanife (70-150)’den daha bilgilisini görmedim. Sahih hadisi tanımada benden daha dirayetliydi.”

 

İmam Ebu Yusuf ki, Cerh ve Ta’dil ilminin İmamı, Hadis hafızlarının sultanı Yahya b.Main (161-234) onun hakkında: “Re’y ehli içerisinde, hadis konusunda Ebu Yusuf’dan daha sağlam, ondan daha büyük hafız ve rivayeti ondan daha sahih birini görmedim.” demiştir. Bunu ez-Zehebi, “Menakıb-u Ebi Hanife ve Sahibeyhi” adlı eserinin 40.sayfasında zikretmiştir.

 

Yine aynı eserin 61. sayfasında Ebu Yusuf’un şöyle dediği rivayet edilmiştir:

 

“Ebu Hanife bir görüş üzerinde karar kıldığı zaman, onun görüşünü destekleyen bir hadis veya eser bulabilmek için Kufe şehrinin âlimlerini dolaşırdım. Bazen iki veya üç hadis bulur, ona getirirdim. O hadislerin kimisine “Bu sahih değildir.” Veya  “Maruf değildir” derdi. Ben de ona “Senin görüşüne uygun olduğu halde, bunları (n illetini) nasıl biliyorsun?” derdim, bana: “Ben Kufe ulemasının bütün ilmini bilirim.” Cevabını verdi.”13

 

Yine aynı eserde şunları ifade etmiştir:

 

“İmam Ebu Hanife’nin hali budur; çok hadis toplamış fakat az rivayet etmiştir. Bunun böyle olduğuna açıkça delalet eden birçok rivayet vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

 

“ez-Zebidi “Ukdu’l-Cevahiri’l-Munife”s.32’de şöyle demiştir: Yahya b. Nasr şöyle demiştir: “Ebu Hanife’nin yanına vardım. Ev kitablarla dolu idi. Bunlar ne? Dedim. “Bunların hepsi hadistir, bunlardan ancak faydalanılabilecek pek az miktarını rivayet ettim”dedi.

 

Aliyu’l-Kari de “el-Cevhiru’l-Mudiyye” ye ek olarak basılmış olan Menakıb’ın da (II,474) Muhammed b. Semâ’a (v.233)’dan “Ebu Hanife (70-150)’nin, eserlerinde yetmiş bin küsur hadis zikrettiğini  ve “el-Âsar” adlı eserini kırk bin hadisten seçerek meydana getirdiğini rivayet etmiştir.”14

 

İmam Azam (rh.a.), Hadis bilgisinin ne olduğu ortadadır. Bir de imam Hadis rivayeti noktasında rıhle şartını da getirmektedir.

 

Ayrıca İmam Ebu Hanife (rh.a.)’nin rivayet ettiği hadislerde en sahih sened olarak bilinen senetlerle  gelen hadisler vardır. Muhammed Abdurreşid en-Numani “İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin Hadis ilmindeki Yeri” adlı eserinde bu konuya bir bölüm ayırmış ve imam Azam’dan gelen sahih senedli hadisler için şunları ifade etmiştir:

 

 

“Buna göre, Malik'in Nâfi'-İbn Ömer tarikiyle rivayet ettiği ha­dis, en sahih isnadlardan olduğu belirtilen tariklerden biriyle gelmemiş olan Sahîhayn rivayetine takdim edilir. Aynı şekilde Ebû Hanîfe’nin Nâfi' - İbn Ömer tarikiyle veya Ebû Hanîfe’nin - Atâ b. Ebî Rabâh - İbn Abbas tarikiyle veyahutta yine Ebû Hanîfe’nin - hocası Hammad -İbrahim - Alkame - ibn Mes'ûd tarikiyle rivayet ettiği hadis de böyledir. (Bu rivayet Sahîhayn rivayetine takdim edilir)15             

Bu alıntıdan anlaşılması elzem olan  en  Sahih sened çeşitlerinde imam Azam (rh.a.) senedleride yer almaktadır. Bu şu konuyu da açıklamaktadır ki, bazılarının İmam neden Buhari’de yer alan hadislerle amel etmemiştir. Sözünün bir bölümünü açıklığa kavuşturur. Çünkü İmam Azama’ın en sahih senedlerle naklettikleri Buhari ve Muslim’de yer alan hadislerden önceliklidir. İmam Ebu Hanife hadiste Hafız olduğundan ve O İmam Buhari ve Muslim’den önce yaşadığı ve bu ilmi onlardan önce kavrayıp onda söz söyleme yetkisine sahip olduğundan onun hadisleri önceliklidir.

 

İşte İmam Azam Hadisteki bu konu ile fıkıh derslerinde hadisleri delil olarak kullanmış ve Onun öğrencileri bu hadisleri Ondan sonra derleyip Onun adına Müsnedler oluşturmuşlardır. Bunların haricinde İmam Azam (rh.a.) öğrencilerinin eserlerinde de hadislere çokça yer verilmiştir. Mesela İmam Ebu Yusuf (rh.a.) “Kitabu’l-Asar” ‘da 1068 asar zikretmiştir.  Kitabu’l-Asar da yer alan 650 hadisin 436 tanesinin senedi “Ebu Hanife-Hammad-İbrahim” şeklindedir. geri kalan 214 hadiste ise ya başka bir sahabe zikredilmiş veyahut Rasulullah (s.a.s.) irsal edilmiştir. Kitabın %38’lik kısmı ise İbrahim en-Nehai’ye aid fetvalardan oluşmaktadır.16

İmam Muhammed (rh.a.) “Kitabu’l-Asl”da 1632 hadis nakletmiştir.17

Dr. Mehmet  Boynu Kalın, kitabında Zahidu’l Kevseri (rh.a.)’nin Buluğu’l-emani,s.78’den nakille şu tespitini aktarmaktadır:

 

“Şeybaninin hadis ve asar konusundaki metodunun, meşhur meselelerle ilgili herkes tarafından bilinen rivayetleri nakletmeyip, daha ince ve az bilinen meselelerle ilgili rivayetleri aktarmak olduğu belirtilmiştir.”18

Dr. Mehmet Boynu Kalın, bu aktarımdan sonra kısmen bu naklin doğruluğuna işaret etmiştir. Katılmadığı yerleri ifade etmiştir. Kitabu’l-Asl söz konusu olduğunda gerçekten giriş bölümün de abdest ile ilgili herhangi bir hadisin zikredilmemesi şaşırtıcıdır. Lakin İmam Muhammed (rh.a.) Muvatta rivayetin de durum değişmektedir. Orada İmam Muhammed İmam Malik (rh.a.)’den  naklettiği hadisleri verdikten sonra her hadisin arkasına kendinin veya İmam  Ebu Hanife’nin hadisten çıkan fıkha dahil olduğunu ve  itirazı başka bir şeyse belirtilmiştir. Buradan varmaya çalıştığımız sonuç İmam Ebu Hanife’nin kendisi ve öğrencileri konu ile ilgili hadislere uzak değillerdi. Hadislerle amel konusunda görülen zahir çelişki ya başka bir hadisi öncelemeleri, ya da o hadisten başka bir hadise ulaşmalarıdır.

 

İshak Emin Aktepe’nin şu açıklamasına kulak verelim:

 

“Ebu Hanife, bazılarınca her ne kadar hadislere bağlı kalmayan bir akılcı olarak takdim edilse de, araştırmalar, kabul şartlarını taşıyan ve sıhhati kesin olan hadisleri onun asla göz ardı etmediği ve onlarla amel ettiğini göstermektedir. Talebesi Ebu Yusuf hocasının kendisine arz edilen meselelerde öncelikle herhangi bir rivayetin olup olmadığına baktığını ifade etmiştir. “Nas varken, kıyasa ne gerek var, (Şarani Mizan, I, 224) sözü bu konudaki kanaatini açıkça ortaya koymaktadır. Hatta onun zayıf hadisleri dahi kıyasa takdim ettiği nakledilmektedir. Dolayısıyla Ebu Hanife, ancak nas bulunmadığı zaman ve zorunlu olarak kıyasa başvurmaktaydı.19

Prof.Dr. İsmail Hakkı Ünal’da konu ile ilgili olarak şu güzel nakli yapmaktadır:

 

“Ebu Yusuf’tan gelen bir nakilde onun şöyle dediği bildirilmektedir: “Ebu Hanife’ye bir mesele arz edilince yanınız da eser (rivayet) den ne var? diye sorardı. Biz yanımızdaki eserleri zikreder, o da yanındakileri açıklardı. Sonra bakar, iki görüşten hangisi hakkında çok eser varsa onu alır, eğer rivayetler arasında bir yakınlık veya denklik varsa istediğini seçerdi.”20

İmam Azam (rh.a.) hadis zayıf olduğunda dahi kıyası bir yere bırakarak o zayıf hadisle amel etmiştir. Bununla ilgili olarak zikredeceğimiz birkaç örnek verelim.

 

1. Abdestte Enseyi Mesh Etmek

 

Bu konuda İmam Azam abdestte enseyi mesh etmenin abdestin adablarından olduğunu söylemiş bu konuda Leys’in Talha b. Musarrıftan nakletmiş oldu hadisi delil olarak kullanmıştır. Hadis Ebu Davud es-Sicistani (rh.a.) Suneninde (1/239) K. Taharet bab: 51 Hdsno: 132 olarak kayıtlıdır. Ahmed b. Hanbel İmam Beyhaki Sunenul’-Kubra’da, İmam Tahavi Şerhu Meani’l-Asar’da İbni Ebi Şeybe Musannefin’de bu hadisi zikretmişlerdir. Hadis Hadisçiler tarafından zayıf olarak nitelenmiştir. Bununla beraber bu hadisin abdesti anlatan meşhur hadislere muhalif anlatımından dolayı bununla amel etmemişlerdir. İmam Azam bununla amel etmiştir.

 

2. Yatsı Namazından Önce Kılınan Dört Rekâtlık Nafile Namaz

 

Bu konuda Hanifi uleması zayıf addedilen şu hadisle amel etmişlerdir. Hadis Şöyledir:

 

“Kim yatsı namazının farzından önce dört rekât namaz kılarsa, sanki o gece (bu kadar rekat)  teheccüd namazı kılmış gibi olur. Yine kim yatsı namazının farzından sonra dört rekat namaz kılarsa kadir gecesi bu kadar rekat kılmış gibi olur.”21

3. On Dirhemden Az Mehir Olmayacağını Hadise Göre İfade Etti

 

“… Cabir b. Abdillah der ki: Rasulullah (s.a.s.): “Kadınları denkleriyle nikâhlayınız. Onları ancak velileri evlendirebilir. On dirhemden daha az mehir olmaz.”22

Hadis zayıf olmakla birlikte, İmam Azam (rh.a.) bununla amel etmiştir.

 

Bunların haricinde hurma şırası ile abdest alma ile ilgili hadis, Hayızın müddetine dair olan zayıf hadis ile de amel etmiş kendi kıyasını bir kenara bırakmıştır.

 

İbni Hazm (rh.a.) (ö: 456/1064) şöyle der:

 

“Ebu Hanife’nin ashabının tamamı, Ebu Hanife’nin mezhebinin şu olduğunda ittifak etmişlerdir:

 

“Ebu Hanife’ye göre zayıf hadis, kıyas ve reyden daha üstündür.”23

Zayıf Hadis hakkında onların ne kast ettikleri de önemlidir. İbni Kayyim (rh.a.) bu konuda şunları kaydetmektedir:

 

“… Ahmed b. Hanbel, hakkında kendisine aykırı bir nass bulunmadığı surece mursel ve zayıf hadis ile amel eder, bunları kıyasa tercih ederdi. Onun zayıf hadisten kasdı ise, batıl, munker ya da itimat edilmeyen ve kendisi ile amel etmenin caiz olmadığı şeklinde itham edilmiş rivayet demek değildi. Aksine zayıf hadis, sahihin karşıtı ve hasenin kısımlarından olan hadistir. O, Hadisi “Sahih, hasen ve zayıf diye üç değil, yalnızca “sahih ve zayıf “diye ikiye taksim ediyor, zayıf hadisi de mertebelere ayırıyordu. İşte bu şekildeki bir hadise aykırı bir rivayet, sahabe sözü veya icma bulamaz ise, onunla amel etmeyi, kıyas ile amele tercih ederdi.

 

Esasen bütün fıkıh imamları da bu konuda Ahmed b. Hanbel gibi düşünüyordu. Çünkü onların hemen hepsi zayıf hadisi kıyasa tercih etmekteydiler.”24

Bu da farklı bir konu açmaktadır. Yani İmamların nezdinde zayıf denilen hadisler bugünkü ifadesi ile “Hasen”  hadistir. Mesela İmam Azam (rh.a.)’nın namaz da gülen kişinin namazı ve abdestinin bozulacağını “söylemesini zayıf bir hadise dayandığı ifade edilmiştir. Hâlbuki bu tartışılır. Çünkü Hanifi ulemasının hadis değerlendirme usulüne göre bu hadis sahihtir. Bu karışıklığın nedeni hadislerin onların değerlendirme ölçülerine göre değil de muhaddislerin genel değerlendirme terimleriyle değerlendirilişidir. Bu başlı başına bir hatadır. Çünkü hadise hüküm vermek başlı başına bir ictihaddır.

 

İmam Azam ve öğrencilerinin Rasulullah (s.a.s.) sünnetine ne kadar bağlı olduklarını görmek için asli kaynaklardaki hadis değerlendirmelerine bakmak yeterli gelecektir.

 

3. İcma’ya Göre Hüküm Vermesi

 

Bu konuda fazla bir şey söylemek gerekli değildir. İcma sabit ise zaten Ehl-i Sünnet bununla ameli farz kabul etmiştir.

 

4. Sahebe Kavli

 

İmam Azam (rh.a.) Sahabenin kavlini delil olarak kullandığını ifade etmiştir. Özellikle Sahabenin kendi ictihadi ile varamayacağına dair meselelerde sahabe kavli amel edilmesi zorunlu bir delil olmuştur. Bu konu da Abdullah İbn Mes’ud (r.a.) hayzın en az müddetinin üç gün olduğunu söylemesi. Aişe (r.a.) hamilelik suresinin en fazla iki yıl olacağına dair sözleriyle amel etmişlerdir. Eğer İmam Sahabenin söylediği fetva sahabe döneminde de tartışmasız kabul edilmişse onunla amel etmiştir. Eğer sahabenin konu hakkındaki fetvaları farklı farklı ise onların arasında bir tercih gündeme getirerek yine Sahabenin sözleriyle amel etmiştir. Yani kendi görüşüne başvurmamak için değim yerinde ise fetva verip Allah (c.c.) hesap vermemek için başkalarının fetvalarına tabi olmuşlardır. Eğer bunlar yoksa o zaman Allah’ın onlara verdiği ilmin getirdiği mesuliyetten dolayı fetva vermişlerdir.

 

5. Re’y’ Göre Yani Kıyas’a Göre Hüküm Vermişlerdir

 

İşte tartışmanın çok olduğu bölüm burasıdır. Aslında konu abartıldığı kadar değildir. Çünkü Ashab’dan rivayet edilen eserlerde zikrettiğimiz üzere İbn Mes’ud (r.a.) ve Ömer (r.a.) belli bir aşamadan sonra, kişinin cevabını bulamadığı konularda, kendi görüşünü belirte bileceğini ifade etmişlerdir. Rasulullah (s.a.s.) Muaz (r.a.) Yemen’e gönderirken Muaz (r.a.) cevabından memnun kalmış ve Muaz (r.a.) kendi görüşüyle hüküm vereceğini bildirmiştir. Aynı durum İmam Ali (r.a.) için de söz konusudur. Konu ile ilgili olarak şu eseri zikredelim:

 

“Rasulullah (s.a.s.) beni Yemen’e gönderdiğinde dedim ki:

 

“Sen beni gönderiyorsun. (Ama) benim yaşım genç hüküm vermek içinde  çok ilmim yoktur.”

(Rasulullah) dedi ki:

“Sana iki hasım geldiğinde hüküm vermeden önce taki (onlar ne diyor diye) sonuna kadar ne dediklerini dinle.(Sonra) sen sonuna kadar denilenleri işittiğin zaman nasıl biliyorsan(öyle)hükmet. Muhakkak ki Allah Azze ve Celle senin lisanı sabit kılar ve kalbine hidayet verir.”

 

Hz. Ali dedi ki:

 “(Bundan) sonra bir hükümde hata yapmadım.”25

Bu eserde görüldüğü üzere hüküm konusunda Rasulullah (s.a.s.) ölçü vermiş iki tarafın iyice dinlenmesini istemiştir. Ama neticede kişi kendi görüşünü belirtecektir. İşte bu görüş bildirimi “Re’y” İctihad olarak nitelendirilir. Sahabenin hepsinin müctehid olduğu görüşü dikkate alınırsa o zaman bir müctehid’in ictihad etmesi kadar doğal bir şey olamaz.

 

İşte İmam Azam’da fetva konusunda belirlediği aşamalardan geçtikten sonra kendi görüşüyle amel etmiştir. Onun Ümmetin seçkin âlimlerden olduğuna yine ümmetin icmaı vardır. Yani bu işe ehildir. Ehil olanında kıyas yapması doğal bir hadisedir.

 

İmam Şafii (rh.a.) fetva vermenin Usulüne dair söylemiş olduklarını kaydedelim:

 

“Kişi Allah’ın kitabı, nasih ile mensuhu, özel ve genel hükümleri, farzları ile edebe yönelik buyrukları hakkında âlim biri değilse yönetici tarafından hüküm vermek için görevlendirilmemelidir. Kişi bu özellikleri taşımıyorsa kendisine verilen böylesi bir görevi kabul etmemeli, vali böyle özeliklere sahib olmayan birini kadı olarak atamamalı, müftüde bu özelliklere sahib değilse fetva vermemelidir. Bunun yanında bu kişi Rasulullah (s.a.s.) sünnetini, eski ve yeni âlimlerin görüşlerini ve Arab dilini iyi bilmelidir. Müteşabihleri ayırd edecek yetiye, kıyas yapabilecek bir akla sahip olmalıdır. Kişi bu vasıflardan birinden mahrum olduğu zaman kıyas yapması caiz olmaz. Aynı şekilde kişi usul ilmini biliyor olsa da fürudan sayılan kıyası bilmiyorsa bir konuda kendisine : “Kıyas yap!” denilemez, zira kendisi kıyası bilmemektedir. Yine kıyas yapmayı biliyor, ancak usul ilmini veya bir kısmını bilmiyorsa bilmediği bir konu üzerinden kendisine “Kıyas yap!”denilemez.26

İmam Şafii (rh.a.), bu tarifi yapmadan önce imam Ebu Hanife bu söylediklerine sahib olarak ictihadda bulunuyordu.

 

Büyük İmamımız İmam Şafii (rh.a.), işareten dediği gibi, kıyas ancak onun ehli tarafından yapılır.

 

Ahmed b. Hanbel der ki:

Şafiiye kıyası sorduğumda: “Zaruri durumlarda yapılır.”dedi.”27

İşte İmamlar zaruret olduğunda kendi görüşlerini ortaya koymuşlardır. Ama nerede durması gerekir onu da bilmişlerdir.

 

“…Veki’ dedi ki: Ebu Hanife dedi ki: Kıyaslardan bazısı mescide idrarını yapmaktan daha çirkindir.”28

Ayrıca İmam Ebu Hanife yaptığı kıyasın ille de en doğrusunu olduğunu bundan başka doğru olduğunu da savunmamıştır. Ondan yapılan şu nakle dikkat edelim:

 

“Hasan b. Ziyad el-Lu’luî(ö:204/819) anlatıyor: Ebu Hanife şöyle derdi:

 

“Bizim şu reyimiz, gücümüzün yettiğinin en iyisidir. Kim daha iyisini getirirse onu kabul ederiz.”29

İmam ilimdeki yüksek mevkini şu sözleriyle ifade edilmiştir:

 

“Tercih ettiğimiz görüşleri kabul etmeye hiçbir kimseyi mecbur etmeyiz. Herkesin bu içtihadı kabul etmesi lazım geldiğini söylemeyiz Kimin yanında daha iyisi varsa getirsin.”30

İşte İmam Ebu Hanife’nin Fıkıhını üzerine kurduğu esasları ana temelleri budur. O mesnedsiz görüş bildirmekten kaçınmıştır. Başta da belirttiğimiz gibi ona rey ehli denilmesi insanların onu tanımadan yaptıkları bir tanımlamadan ibarettir. Çünkü insanların yaptığı tanıma göre rey ehli olmak kendi görüşünü Kur’an ve sünnetin önüne geçirmek demektir. Yukarıda kaydettiğimiz şeyler bunun asılsız olduğunu ortaya koymaktadır. Onun sünnete muhalefet hakkındaki sözlerini nakledelim:

 

“Bir meselede kendisine hadise muhalefet ettiği bildirilince, dayandığı hadisi zikrederek: “Allah Rasulune muhalefet edene lanet etsin. Allah onunla bize ikram etti, bizi onunla kurtardı.”31

Hulasa İmam Hakkında Rey ehli demek ona yapılacak en büyük zülümdür. O Ehl-i Sunnetin zirvesini teşkil etmektedir. Ona verilecek İsim “ehli’s-Sunne “olmalıdır. Allah ona ve Onun gibilere rahmet eylesin…

 

Dipnot

1. Muhammed Kasım Abduh el-Harisi Muhaddislerin nazarında  İmam Ebu Hanife (2/326-7) çev: Ahmet Yücel & İbrahim  Tüfekçi Misvak Y. M. Ebu Zehra  Ebu Hanife (sh/93-94)  Çev: Osman Keskioğlu, Dib.Y.

2. Metin Yiğit, İlk Dönem Hanifi kaynaklarına göre Ebu Hanife’nin Usul anlayışında Sünnet (sf/363) Buhari Keşfu’l-Esrar 1/58 & Salihi Ukdu’l-Cuman S/174.İz Y. & İbn Hacer el-Heytemi İmam Azam Ebu Hanife (108-9) çev: Manastırlı İsmail Hakkı Semarkand y.& İsmail Hakkı Ünal İmam Ebu Hanife’nin Hadis Anlayışı ve Hanifi Mezhebinin Hadis Metodu (Sf/67)  İmam Suyuti’nin Tebyiz Sf/28 ‘inden nakille DİB y.

3. Beyhaki es-Sunenu’l-Kebir(1/ 133-4) Medhal  bab:- Hdsno:245& İmam Zehebi  Menakıb-ı Ebi Hanife(Sf/80-1) Tahkik: Zahid el-Kevser çev: İsmail Karagözoğlu Kayıhan y.& M.Ebu Zehra (132) çev: Osman Keskioğlu DİB y

4. Darimi Sunen(1/253) Mukaddime Bab: 20 Hdsno:167 & Nesai Sunen (8/713) K.Kudat Bab:11 Hdsno: 5363& Beyhaki Sunenu’l Kubra (15/ 94) K.Edebu’l-Kadi Bab: - Hdsno:20924 & Musnedi Darimi (1/264) Mukaddime Bab: 20 Hdsno: 167 Tahkik Huseyin Selim Esed Hadisle ilgili olarak: İsnadı Ceyyiddir”demiştir.

5. Darimi Sunen (1/258) Mukaddime Bab: 20 Hdsno: 171 & Musnedi Darimi (1/’69) Mukaddime Bab. 20 Hdsno: 171 Huseyin Selim Esed Hadis için: İsnadı Ceyyid” demiştir.

6. İmam Zehebi Menakı-bı Ebu Hanife (sf/60) Kayıhan y.

7. İmam Zehebi Menakıb_-ı İmam Ebu Hanife Sf/95) Kayıhan y.

8. Mustafa Öz İmam Azam’ın Beş Eseri (sf/32) el-Alim Ve’l-Muteallim  1981 . İst Kalem y.

9. Muhammed Abdurreşid en-Numani “İmam Azam Ebu Hanife’nin Hadis ilmindeki yeri ( sf/ 46) çev Enbiya yıldırım. Rağbet y.

10. Selahattin Polat Hadis Araştırmaları(sf/141) İnsan y.

11. İmam Ebu Hanife’nin HadisAnlayışı (sf/65)İsmail Hakkı Ünal DİB y.

12. İmam Ebu Hanife’nin hadis anlayışı (sf/66)  İsmail Hakkı Ünal DİB y

13. Muhammed Avvame “İmamların Fıkhi İhtilaflarında hadislerin Rolu (sf/85-6) çev: M.Hayri Kırbaşoğlu Kayıhan y.

14. Muhammed Avvame İmamların Fıkhi İhtilaflarında hadislerin Rolu (sf/84) çev: M.Hayri Kırbaşoğlu Kayıhan y.

15. Muhammed Abdurreşid en-Numani “İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin Hadis ilmindeki yeri(Sf/68) çev: Enbiya Yıldırım Rağbet y.

16. Fatih Bayram Ebu Yusuf’un Kitabu’l-Asar’nın Hadis ilmi Açısından değerlendirilmesi  BasılmamışYüksek Lisan tezi. Marmara Üniversitesi sosyal bilimler Enstütüsü İlahiyat AnabilimDalı Hadis Bilim Dalı bknz.

17. Bakınız. İmam Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin Kitabu’l-Asl adlı Eserinin Tanıtımı ve Fıkıh Usulu Açısından Tahlili(Sf/172) Telif: Dr.Mehmet Boynu kalın Ocak y.& Aynı eser Arabça Nusna(Sf/197)1.bsm 2012/1433 Daru İbn Hazm Beyrut Ora da: Asılda toplamda 1632 hadis ve eser vardır.

18. İmam Muhammed b. Hasan eş-Şeybani’nin Kitabu’l-Asl adlı Eserinin Tanıtımı ve Fıkıh Usulü Açısından Tahlili(sf/172) Telif: Dr.Mehmet Boynu kalın Ocak y.

19. Erken Dönem İslam Hukukçularının Sünnet Anlayışı (sf/120) İnsan y.

20. İmam Ebu Hanife’nin Hadis anlayışı…(Sf/68) DİB y.

21. İbn Hacer Askalani ed-Diraye fi Tahrici Ehadisi’l-Hidaye  (1/198) Said b Mansur’un Suneniden nakille Daru’l Marife, Beyrut Lubnan. Bsm.ty.& El Hidaye (1/342)  dip notta hadis verilmiştir. Tahkik: Eymen Salih Şa’ban Mektebetu’t-Tevfikiyyeh kahire Mısır&Not bu konuda hadisle ilgili bazı ihtilaflar vardır. Onun yeri burası olmadığından işlenmemiştir. İmam Bedreddin el-Ayni (rha) bu konuda her hangi bir  hadis zikretmemiştir.

22. Darekutni (3/ 139 ) K.Nikah Bab. Mehir Hdsno: 3545 Ocak Y

23. İmam Zehebi Menakını İmam Ebu Hanife (sf/88) İbni Hazm el-İhkam (7/54) den nakille Kayıhan y.

24. İbni Kayyim İlamu’l-Muvakkiin(1/56) çev: Dr.Pehlül Düzenli tahkik ve tahriç: Muhammed Enes Topgül Pınar y.

25. Ebu Davud Tayalisi (1/115-6) Hdsno: 127 Abdulmuhsin et-Turki Hadis için: Sahih demiştir.

26. Beyhaki Sunenu’l-Kebir (1/108) Medhal  Bab:- Hdsno: 179 Ocak y.

27. Beyhaki Sunenu’l-Kebir(1/135) Medhal bab:- Hdsno: 248 Ocak y.

28. Beyhaki Sunenu’l-Kebir (1/132) Medhal Bab:- Hdsno: 243 Ocak y.

29. İmam Zehebi Menakıbı İmam Ebu Hanife(sf/81) Kayıhan y.

30. İmam Zehebi Menakıbı İmam Ebu Hanife(sf/81) Kayıhan y.

31. İsmail Hakkı Ünal İmam Ebu Hanife’nin Hadis Anlayışı… (sf/67)DİB y.

 

 

Yazar:
Seyfulislam ÇAPANOĞLU
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul