24 Kasım 2017 - Cuma

Şu anda buradasınız: / İMAM-I A’ZAM EBU HANÎFE’NİN HAYATI

İMAM-I A’ZAM EBU HANÎFE’NİN HAYATI

İMAM-I A’ZAM EBU HANÎFE’NİN HAYATI

Doğumu ve Yetişmesi 

Ebu Hanife Numan bin Sabit bin Zuta bin Mah el-Kufî. Dört mezhep imamının ilki, İslam hukuk düşüncesine büyük hizmeti geçen fakihtir. Irak'ın Küfe kentinde doğdu, Bağdat'ta Öldü. Aslen Arap olmayan Ebu Hanife'nin ırkî kö­keni konusunda çeşitli görüşler ileri sürülür:1
 

a) Fars (İran) kökenlidir.

b) Babası Fars, anası Hint (Sind) kökenlidir.

 c) Türk kökenlidir. 

d) Afganistan'ın Kabil kentindendir. 

e) Nabatî kökenlidir. 

Birçok farklı bölgelere ve ırklara mensubiyetinin riva­yet edilmesi, babası Sabit'in çeşitli yerlerde bir süre oturduk­tan sonra Kûfe'ye gelip yerleşmesiyle açıklanabileceği gibi, büyük şahsiyetlerde hep görüldüğü üzere farklı ırk ve bölge mensuplarının Ebu Hanife'ye ayrı ayrı sahip çıkmalarıyla da açıklanabilir. 

Ebu Hanife'nin dedelerinin anayurdu olan bölgede Türkler de dahil birçok Müslüman kavmin yaşamakta oluşu, onun aslen Türk olabileceği ihtimalini de akla getirmektedir. Türklerin batıya kayışları ve İran dolaylarında yerleşmeleri dikkate alınırsa bu ihtimal güçlenmektedir.2 

İmam-ı A’zam'dan bahseden klasik kaynaklar, asıl adı Numan'ı unutturacak kadar kendisiyle şöhret bulduğu Ebu Hanife sanı konusunda yeterince açık ve doyurucu bilgi ver­mez. Bu konuda, üç görüş ileri sürülür:3
 

1. Ebu Hanife, onun künyesidir. Ancak, Ebu Hani­fe'nin, gerçek bir künye değil, bir lakap (san) ve takdir edici sıfat olduğu şüphesizdir. Zira kendisinin Hanife adında bir kızı yoktur. Yalnızca Hammad adında bir oğlu vardır. 

2. İbn Hacer el-Heytemî'nin belirttiğine göre, "Hanife", Irak"ta bir tür divit anlamına gelir. Ebu Hanife, yanında sü­rekli divit taşımasından dolayı, "çok divit taşıyan" anlamın­da Ebu Hanife sanını almıştır. 

3. Çağdaş yazar Şibli Numani'ye göre, Ebu Hanife sa­nı, "Ebu'l-Milleti'l-Hanife" (doğru inancın koruyucusu) tabiri­nin kısaltılmış biçimidir. 

Ticaretle meşgul varlıklı bir ailenin çocuğu olan Ebu Hanife, tahsiline çağının geleneğine uygun olarak Kur'an'ı ezberlemekle başladı, hafız oldu. Kıraat ilmini, kıraat-ı seb'a bilginlerinden Asım bin Behdele'den öğrenmiştir.4
 

İlim tahsiline başlamadan önce kumaş ticareti yapmış­tır. Kufe'de bir kumaş dükkânı vardı. İlim hayatına atılınca, ticaret işini ortakları aracılığıyla sürdürmüştür. Öğrencileri­ne ve başkalarına maddî yardımlarda bulunmuştur.5 16 yaşında hacca gitmişti. Kabe haremindeki ders halkalarını gör­mesi ilim aşkını körükledi. 

Ebu Hanife, Küfe ve Basra'da büyüyüp gelişti. Bu iki bölge, eski kültür ve medeniyetlere mensup insanların bu­lunduğu, yeni Müslüman olanların çokça yaşadığı, Arapça öğretiminin, ilmî ve siyasî faaliyetlerin yoğun olduğu önemli bölgelerdi. Böyle bir ortamda ticaretle uğraşan, parlak bir zekaya sahip Ebu Hanife'ye çevresindeki bilginler yakın ilgi göstererek onu ilme yöneltmişlerdir Ebu Amr eş-Şa'bî, bu bilginlerin başında gelir.6
 

Ebu Hanife kıraatten sonra akaid ve cedel ilmini öğ­renmiştir Dönemindeki inkarcı ve bid'atçılar ile tartışmalar yapmış, böylelikle Hz. Peygamber'den sahabeye ve sonraki nesillere intikal eden ve o dönem müslümanlarmın çoğunluğunca da benimsenen itikadı esasları savunmuştur. Bu gö­rüşleri, zamanla Ehl-i sünnet (özellikle Matüridî) anlayışının oluşumuna önemli ölçüde yardımcı olmuştur.7 

 

Fıkıh Öğrenimi ve Fukahayla Görüşmeleri 

İmam-ı Azam, daha sonra fıkıh (hukuk) öğrenimine yönelmiştir. Devrinin ünlü fakihi Hammad bin Ebu Süley­man'a öğrenci olarak, Küfe camisindeki derslerinde onsekiz sene kadar ondan fıkıh okumuştur. Hammad fıkıh tahsilini İbrahim en-Nehaî (Ö.63/682) ile Şa'bî'den (Ö.104/722) yapmış­tı. Onlar da kadı Şurayh (Ö.78/697), Alkame (Ö.62/681), Mes-ruk (Ö.63/682) ve el-Esved bin Yezid (ö. 95/714)'den fıkıh öğ­renmişler, bu sayılanlar ise Hz.Ömer, Hz. Ali ve Abdullah bin Mes'ud'dan ilim tahsil etmişlerdir.8 Buna göre Ebu Hanife, ilim tahsil ederken dört çeşit fıkıh öğrenmeye özen göster­miştir:9
 

1) Maslahata (kamu yararına) dayalı Hz. Ömer'in fıkhı.

2) Şer'î hakikatleri araştırıp ortaya koymak için yapı­lan istinbata (delilden/kuraldan çıkarıma) dayanan fıkıh.

3) Tahrice (genel kuraldan çıkarıma) dayanan Abdul­lah bin Mes'ud'un fıkhı.

4) Kur'an ilmi olan Abdullah bin Abbas'ın fıkhı. 

Küfe ve Basra'daki hadis ve fıkıh üstatlarının ders halkalarına katılmış, yüz kadar tabiîn alimiyle görüşüp, pek çok kimseden hadis dinlemiştir. İmam-ı Azam Ebu Hanife, kendi zamanındaki İslam dünyasının en önemli merkezlerin­den pek çoğuna seyahat etmiştir. Bilhassa Mekke ve Medi­ne'ye birkaç kez gitmiştir. Buradaki fukaha-i seb'a denilen yedi hukukçunun hayatta olanlarından çok feyiz almıştır. Seyahatleri sırasında Ata, bin Ebî Rebah, İkrime ve Nafı ile görüşüp onlardan hadis dinlemiştir. Böylece Mekke ve Medi­ne'deki ilimden de yararlanmıştır.10
 

İmam Malik, Sufyan bin Uyeyne, ilk fıkıh kitabının yazarı İmam Zeyd bin Ali, Muhammed el-Bakır ve İmam Ca'fer Sadık gibi pek çok bilginle de görüşmüştür. Hatta dev­rinin sapık fırkalarının yetişkin ve fikrî önderleriyle de gö­rüşmekten çekinmemiştir. Ayrıca hac mevsimlerinde Mek­ke'ye gelen çeşitli bilginlerle görüş ve düşüncelerini tartışıp olgunlaştırmıştır.

Şahsiyeti 

Ebu Hanife kanaatkar, cömert, güvenilir, âbid ve zâhid biriydi. Kazancına haram ve şüpheli gelir karıştırmazdı. Her yıl kazancını hesaplar ve çevresindeki ilim adamları ile öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılardı.11 Dış görünüşe de önem verir, temiz giyinirdi. Duygulu bir kalbe ve hassas bir ruha sahipti. Vakar ve sükûneti, ruhunun yüceliğinden ve Allah'a bağlılığından ileri geliyordu. Derin ve hür düşünce sahibiydi. Hazır cevap olup, fikirlerini kolayca anlatır, tu­tukluk göstermezdi. İyi davranışın büyük bir ibadet olduğu­nu söylerdi.12
 

Ebu Hanife, inandığını ve doğru bildiğini söylemekten, gerektiğinde mücadelesini de yapmaktan çekinmeyen bir medeni cesaret sahibiydi. Bu uğurda pek çok sıkıntı çekmiş­tir. Hem Emevîler, hem de Abbasîler devrinde halifelerin ve valilerin yaptıkları haksızlıklara açıkça karşı çıkmıştır. Ha­lifelerin hediyelerini ve yaptıkları görev tekliflerini kabul et­memiş, işkenceye katlanmayı ve hapse girmeyi tercih etmiştir.13
 

Abbasî halifesi Mansur, kendi kumandanlarını isyan­cılara karşı savaşmaktan vazgeçirmeye çalışan Ebu Hani-fe'ye kendine bağlılığını da denemek için Bağdat baş kadılığını teklif etmiştir. Ancak Ebu Hanife, bu teklifi kabul etme­miş, bu yüzden Bağdat'ta hapse atılmış, işkence görmüş ve dövülmüştür.14 Kendisine Emevîler ve Abbasîler zamanında birkaç defa baş kadılık görevi teklif edilmiş, ısrar ve işkence edilmiş olmasına rağmen, ilim hürriyetine ve hakkı söyleme serbestliğine zarar verir diye kabul etmemiştir.15
 

Ebu Hanife, idareciler yanında, devrindeki âlim ve ka­dıların (yargıçların) görüş ve kararlarım da eleştirmiştir. 

Küfe kadısı İbn Ebî Leyla'nın verdiği kararları, öğren­cileriyle birlikte derste ve ilmî toplantılarda tartışmış ve eleştirmiştir. Bu durumdan rahatsız olan İbn Ebî Leyla'nın talebi üzerine halife tarafından bir süre fetva vermesi yasak­lanmıştır.16 Öğrencisi Ebu Yusuf, hocası Ebu Hanife ile İbn Ebî Leyla'nın farklı görüş noktalarını “İhtilafu Ebî Hanife ve İbn Ebî Leyla” (Kahire 1938) adında bir kitapta toplamıştır. 

Ebu Hanife, Bağdat'ta ölmüştür. Zehirlenerek öldüğü ve hapisten cenazesinin çıktığı da rivayet edilir. Hapisten çıktıktan bir süre sonra öldüğü rivayeti tercih edilmektedir. Cenazesi vasiyeti üzerine Hayzürân kabristanının doğu ta­rafına defnedilmiştir. Daha sonra Selçuklu sultanı Melik-şahın veziri Şerefulmülk Ebu Sa'd el-Müstevfî, 469/1067 yı­lında mezarı üstüne bir türbe yaptırmış, çevresine de medre­se kurulmuştur. Bu türbe Osmanlılarca, pek çok defa tamir ve tezyin edilmiştir. Kabri bugün Bağdat'ta kendisine nispetle Azamiye denilen yerdedir, önemli bir ziyaretgâhtır.17

Ders İşleme Yöntemi ve Öğrencileri 

Hocası Hammad'ın ölümünden sonra (ö.120/738), arka­daşlarının ve öğrencilerin ısrarı üzerine kırk yaşlarındayken onun yerine geçerek ders okutmaya başlamıştır.18
 

Ebu Hanife, derslerini akademik bir ortamda yürütü­yordu. Geniş bir hoşgörü içinde öğrencileriyle ilmi meseleleri bizzat tartışmıştır. Derslerinde ve ilim meclislerinde herkese söz hakkı verir, farklı görüşleri dinler, öğrencilerini kendi kanaatlerini benimsemeye kesinlikle zorlamazdı. Tartışma sonunda ulaştığı sonuç için "Bizim kanaatimiz ve ulaşabil­diğimiz en güzel görüş budur. Bundan daha iyisini bulan olursa, şüphesiz ki doğru olan onun görüşüdür" 19diyerek, hem farklı görüşlere hoşgörüyle bakar, hem de ilmî araştır­mayı sürdürme konusunu teşvik ederdi.20
 

Ebu Yusuf un naklettiğine göre, kendisine bir mesele sorulduğunda Ebu Hanife, önce öğrencilerinin bu konuda bil­dikleri hadisleri ve sahabi görüşlerini sorar, ardından kendi bildiği rivayetleri nakleder, meseleyi değişik yönleriyle ele alır, öğrencilerinin görüşlerini ayrı ayrı dinler, daha sonra da o meseleyi hükme bağlardı.21  İşte bu faaliyet, hicretin 2. asrında Küfe şehrinde, İslam hukuk kurallarının sistemleştirilmesi için girişilen ilk toplu çabadır.22 Etrafındaki seçkin ve yetkin öğrencilerin oluşturduğu bu ders halkası, bir bakı­ma önceki kuşaklardan devralman zengin fıkıh mirasını, ge­lişen şartlara ve çoğalan fıkhı meselelere koşut olarak yeni­den değerlendirip sistemleştiren geniş katılımlı, bir içtihad şurası gibi görev yapmıştır. Özellikle Irak, Horasan, Harezm, Türkistan, Toharistan, Sind, Yemen ve Arabistan'ın her yanından akın akın gelen öğrenciler, fetva isteyenler ve  dinleyicilerle ders halkası çok geniş olurdu. 

Otuz yıl kadar ders ve fetva veren Ebu Hanife'nin ho­calık hayatı çok hareketli ve verimli geçmiştir. Dörtbin ka­dar öğrenci yetiştirmiş, bunların kırk kadarı içtihat seviyesi­ne erişmiştir. Ebu Hanife'nin kadılık yapabilecek 28, fetva verebilecek 6, kadılara ders verebilecek iki talebesi vardı.23
 

En ünlü öğrencileri, görüşlerini yazan ve uygulayan İmam Ebu Yusuf (113-182/731-798) ile İmam Muhammed eş-Şeybânî (132-189/749-824)'dir. Ayrıca Züfer (110-158/728-771) ile el-Hasen bin Ziyad'ı ( Ö.204/819) da saymak gerekir.

Hanefî Mezhebi’nin Oluşumu ve Yayılması 

Ebu Hanife'nin fıkıh konusunda bizzat yazdığı bir ese­ri yoktur. Irak fıkhı veya re'y fıkhı da denilen sistemleşmiş Hanefi mezhebi, Ebu Hanife'nin öğrencileri sayesinde yayıl­mıştır. Ebu Yusuf’un baş kadı oluşu çok sayıda ve ilgi çekici kitaplar yazması, Muhammed eş Şeybanî'nin de Ebu Hani­fe'nin ilim ve ders meclislerinde öğrencileriyle yaptığı tartış­maları eserleriyle yansıtması, Hanefi, mezhebinin hem tanın­masını, hem de yayılmasını sağlamıştır. 

Hanefî fıkıh yazımında, mezhep imamları arasındaki ihtilaflar anlatılırken, İmam-ı A’zam’la uzun zaman arkadaş­lık ettikleri, ondan ayrılmadıkları ve hocalarının fıkıh anla­yışını yaşattıkları için, Ebu Yusuf ile Muhammed'e "Sahi-beyn" (iki arkadaş, iki öğrenci) veya "İmâmeyn" (iki imam), aynı görüşte olduklarında Ebu Hanife ile Ebu Yusuf a "Şey-hayn" (iki hoca), Ebu Hanife ile Muhammed'e "Tarafeyn" (aynı görüşte iki kişi) denir. 

İmam Muhammed'in eserlerinden Zâhiru'r-Rivaye ve­ya Mesâilu'1-Usûl denilen Hanefi mezhebinin temel metinleri, el-Hakîm eş-Şehîd denilen Ebu'1-Fadl el-Mervezî (ö. 344/955) tarafından tek metin haline getirilmiş, büyük Türk hukukçusu Şemsüleimme Serahsî (Ö.483/1090) tarafından bu birleşik metin 30 cilt halinde Mebsut adıyla şerh edilmiştir. Mebsut, Hanefî hukukunun olduğu kadar, dünya hukuk ya­zılarının da en genişi ve başyapıtlarından biri olarak kabul edilir. 

Hanefî Mezhebi, Abbasî devletinin hâkim olduğu bütün yerlerde, ama önce Irak'ta yayıldı. Horasan, Sicistan, Mave-raünnehir gibi doğu ülkelerine hakim oldu. Türkistan ve Maveraünnehir'de Şafiî Mezhebi ile Hanefî Mezhebi arasında sert muadeleler olmuş ve her iki mezhep bilginleri birbiriyle şiddetli tartışmalara girmiştir. Bu türlü sürekli fıkıh tartışmalarının sonunda, çeşitli deliller ve bu delillerden de ilim doğmuş, Müslümanlar arasında herhangi bir düşmanlık ya­ratılmamıştır. Kafkasya, Huzistan, İran, Sind'de (Pakistan) de Hanefiler vardı. Sicistan halkı ile Bengal emirleri de Hanefî idiler.24 Mısır’a ise 164/780'den sonra girebilmiştir. Fatımîler, Hanefî Mezhebinin Mısır'daki resmî otoritesini kaldırmış ve yerine Şiî-İmamiyye Mezhebini hâkim kılmış­tır. Eyyubîler zamanında Suriye ve ardından Mısır'da güç­lendi. Kavalalı Mehmed Ali Paşa (Ö.1848) Mısır'a hâkim olunca, Hanefî mezhebini resmî mezheb olarak kabul etmiş­tir. 

Kuzey Afrika'nın doğusunda, Esed bin Furat'm (Ö.213) çabaları sonucu, hicrî dördüncü yüzyıla kadar hakim durum­dayken, özellikle Tunus ve Cezayir'de yerini Malikilere bı­rakmıştır. Fas'ta ve Endülüs'te ise tabileri az olmuştur. Si­cilya Müslümanlarının çoğu da Hanefî idiler. Ayrıca Yemen'de de çok sayıda tabileri olmuştur. Harezmşah, Selçuklu ve Osmanlı Devletleri aracılığıyla, Anadolu ve Balkanlara girdi. Selçuklular ve Büveyhoğulları zamanında resmi mez­hep gibiydi. Osmanlı Devleti zamanında Hanefî Mezhebi oldukça itibar kazanmış ve bu devletin resmî mezhebi olarak görülmüştür. Osmanlılar, Hanefî Mezhebine bağlı ve onun destekçisiydiler. Şeyhülislam ve yardımcılarının büyük ço­ğunluğunu Hanefîler arasından seçiyorlardı. Hanefîlik reali­tede bütün idarî ve kazaî ilişkilere hakim mezhep haline gel­di. 16. yüzyılın başlarında 1. Sultan Selim döneminde, hali-fe-sultan bu realiteyi resmen tesbit etmek istedi. Bir ferman çıkararak, bu mezhebin, fetva ve kaza (yargı) işlerinde devle­tin mezhebi olduğunu ilan etti. Böylece şeyhülislam, bütün müfti ve hakimler, Osmanlı ülkesinin her yerinde, bu mezhe­be göre fetva ve hüküm vermekle yükümlü tutulmuş oldu. Fakat halk, ibadet konularında kendi mezhebine uymakta serbest bırakıldı. 

Günümüzde Türkiye, Balkanlar, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Lehistan, Ukrayna, Kırım, Azerbeycan, Dağıstan, Kafkasya, Kazan, Ofa, Ural, Sibirya ve Türkistan Türkleri, Çin, Mançurya ve Japonya Müslümanları Hanefîdir. Uzakdo­ğu'da bugüne dek yegâne mezheb olagelmiştir. Afganistan, Horasan, Belücistan, Siyam, Hind, Keşmir ve Pakistan ço­ğunlukla hanefîdir. Yemen, Aden, Hicaz Mısır ve Filistin'de az, Suriye ve Irakta oldukça çok sayıda hanefî vardır. Ceza­yir ve Tunus'ta da Hanefîler bulunmaktadır.25
 

Dünyadaki Müslümanların yaklaşık yarıdan fazlası, hatta neredeyse üçte ikisi Hanefî mezhebine mensuptur. Hanefî Mezhebi, Türkler arasında hakim mezhep olduğu için, bazı ülkelerde "Türklerin mezhebini" olarak adlandırı­lır. 

Bu geniş etkinlik ve yayılma sonucu, Hanefî Mezhebi, fıkıh kültüründe, hem halk kesiminde, hem de siyasi iktidar kesiminde, en üst düzeyde takdire ulaşan bilginler yetiştir­miş, başka hiçbir mezhebin gerçekleştiremediği ölçüde bol fıkhî eser vermiştir.

Dipnot

*Marmara İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.

1. İbn-i Hacer Heytemi, İmam-ı Azam’ın Menkıbeleri, Ankara 1978, s.41;el- Hatibu’l-Bağdadi Tarihu Bağdat, c13, s. 325, no: 7297; M. Hamidullah, İmam-ı Azam ve Eseri, s25; M. Ebu Zehra, Ebu Hanife, s.15-17.

2. Mustafa Uzunpostalcı, “Ebu Hanife”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c.10, 131.

3. İbn-i Heytemi, age, s.43.

4. M. Uzunpostalcı, age, s.131;İbn-Hacer Heytemi, age, s.127.

5. Hayrettin Karaman, İslam Hukuk Tarihi, s.185; M. Uzunpostalcı, age, s. 131; M. Ebu Zehra, Ebu Hanife, s.33, 95; M. Hamidullah, İmam-ı Azam ve Eseri, s.30 (Muvaffak, 1/70-72’den); M. Hamidullah, İslam’ın Hukuk İlmine Yardımları, s.125.

6. M. Uzunpostalcı, age, s.131.

7. M. Uzunpostalcı, age, s.131; M. Ebu Zehra, Ebu Hanife s.27-29,96-97; M. Ebu Zehra, Fıkhî Mezhepler, s.224.

8. H. Kahraman, İslam Hukukunda İctihad, s.132;  H. Kahraman, İslam Hukuk Tarihi, s. 185; İbn-i Hacer Heytemî, age, s.51-54; M. Hamidullah, İmam-ı Azam ve Eserleri, s. 29; M. Hamidullah İslam’ın Hukuk İlmine Yardımları, s. 124; el- Hatibu’l Bağdadî age, c.13 s.333.

9. Ebu Zehra, Ebu Hanife, s. 31,80,85-86; M. Ebu Zehra, Fıkhî Mezhepler, s. 213; İbn-i Hacer Heytemî, age, s. 60; M. Hamidullah, İmam-ı Azam ve Eseri, s. 15-16, 18-19, 29; M. Hamidullah, İslam’ın Hukuk İlmine Yardımları, s.119-129,125.

10. M. Uzunpostalcı, age, s.132;Ebu Zehra, Ebu Hanife, s.30-31, 79-80, 83-84, 86-92; Zehebî age, s.19; Hamidullah, İmam-ı Azam ve Eseri, s.17,20.

11. İbn-i Hacer Heytemi age, s.60; M. Ebu Zehra, Ebu Hanife, s.35; El- Hatibu’l - Bağdadi, age, c:13, s.358,360.

12. İbn-i Hacer Heytemî, age, s. 89-117,119; Zehebî age, s.17; M. Ebu Zehra, Ebu Hanife, s.36,71-78; M. Ebu Zehra, Fikhî Mezhepler, s.220-229.

13. M. Uzunpostalcı, age, s.133; M. Ebu Zehra, Ebu Hanife, s. 40-52; İbn-i Hacer Heytemî, age, s.60,76-78,86-91,117-118; Zehebî age, s.42.

14. M. Uzunpostalcı, age, s.133; İbn-i Hacer Heytemî, age, s.130-131; Zehebî age, s.27.

15. M. Ebu Zehra, Ebu Hanife, s.48-49, 58; M. Ebu Zehra Fıkhî Mezhepler, s. 235-236.

16.  El- Hatibu’l - Bağdadi, age,  c. 13, s. 351; İbn-i Hacer Heytemî, age, s.98.

17. M. Uzunpostalcı, age, s.133; M. Ebu Zehra, Ebu Hanife, s..63-65; Zehebî, age, s.48.

18. M. Uzunpostalcı, age, s.132; İbn-i Heytemî, age,  s.55; M. Hamidullah, age, s.29-30; M. Ebu Zehra , Ebu Hanife, s.32.

19. M. Ebu Zehra , Ebu Hanife,  s. 97-99; el- Hatibu’l Bağdadî, age, c. 13, s. 352;  İbn-i Hacer Heytemî, ages, s. 55; Zehebî , age, s. 34.

20. M. Uzunpostalcı, ages, s. 134.

21. M. Uzunpostalcı, ages, s. 135; M. Ebu Zehra, Ebu Hanife, s. 224; İbn-i Hacer Heytemî, age, s.63, 129; M. Hamidullah, İmam-ı Azam ve Eseri, s.38-39.

22. M. Hamidullah, age,  s.23-24.

23. Zehebî age, s.19-20; Ebu Zehra, Ebu Hanife, s. 229; M. Ebu Zehra, Fıkhî Mezhepler, s.217; Halim Sabit Şibay, “Ebu Hanife” İslam Ansiklopedisi, c.4 s. 21-22.

24. H. Kahraman, İslam Hukuk Tarihi, s. 245.

25. H. Kahraman, age, s.245,248.
 

Yazar:
Prof. Dr. Vecdi Akyüz
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul