24 Kasım 2017 - Cuma

Şu anda buradasınız: / MÜ’MİNLER BİRBİRLERİNİN VELİLERİDİR

MÜ’MİNLER BİRBİRLERİNİN VELİLERİDİR

MÜ’MİNLER BİRBİRLERİNİN VELİLERİDİR

Allah (c.c.) Kelamı olan Kur’an-ı Kerim’de, şunları beyan etmektedir:

 

“Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe, 9/71)

 

Hayat rehberimiz olan Kur’an Allah’ın ilahlığına hiçbir şek ve şüphe olmadan iman eden Allah’ın erkek ve kadın kullarını birbirine veli kılmıştır. Ayetin ışığında ayette ki ifadeleri teker teker inceleyerek Allah’ın ayette bizlere nasıl bir görev yüklediğini idrak etmeye çalışalım.

 

Seyyid Şerif Cürcani (rh.a.) “Mü’min” kelimesi hakkında şunları söylemektedir:

 

“Allah’ı, Resulunu ve onun getirdiklerini tasdik eden kimsedir.”1

 

Allah’a  ve Rasul (s.a.s.)’ne ve  getirdiklerini tasdik ile mü’min olanların özelliklerinden bazılarını, Allah (c.c.) Mü’minun suresinde şöyle bildirmektedir..

 

 

“Mü'minler gerçekten felah bulmuştur; Onlar namazlarında hûşû içinde olanlardır;Onlar, 'tümüyle boş' şeylerden yüz çevirenlerdir; Onlar, zekata ilişkin (söz ve görevlerini mutlaka) yerine getirenlerdir; Ve onlar ırzlarını koruyanlardır; Ancak eşleri ya da sağ ellerinin sahip olduklarına karşı (tutumları) hariç; bu konuda kınanmış değillerdir.Fakat kim bundan ötesini ararsa, artık onlar sınırı çiğneyenlerdir. (Yine) Onlar, emanetlerine ve ahidlerine riayet edenlerdir.Onlar, namazlarını da (titizlikle) koruyanlardır. İşte (yeryüzünün hakimiyetine ve ahiretin nimetlerine) varis olacak onlardır. Ki onlar Firdevs (cennetlerin)e de varis olacaklardır; içinde de ebedi olarak kalacaklardır” ( Mü’minin, 23/1-11)

 

Bu ayetler hakkında Mü’minlerin annesi Aişe (r.a.)’nın sözlerine kulak verelim:

 

“Yezid ibn Babenûs (rh.a.) şöyle anlatmıştır:

 

Hz. Aişe’nin yanına varıp dedik ki:

 

- Ey mü’minlerin annesi, Rasulullah (s.a.s.)'in ahlâkı ne idi?

 

Hz. Aişe (r.anha) şöyle dedi:

 

- Onun ahlâkı, Kur’ân idi. Mü’minun sûresi’ni okur musunuz? “Mü’minler, gerçekten felâh bulmuştur.”dan itibaren oku, dedi.

 

Ben de, “Mü’minler gerçekten felâh bulmuştur.”dan itibaren, “Ve onlar, ırzlarını koruyanlardır.” (Mü’minun, 23/1-5) ayetine kadar okudum.

 

Hz. Aişe (r.anha) buyurdu ki:

 

- İşte bu vasıflar, Rasulullah (s.a.s.)'in ahlâkı idi”2

 

Yine annemiz Rasulullah (s.a.s.) ahlakı kendinden sorulduğunda şöyle buyurmaktadır:

 

“…Sa’d ibn Haşim(den):

 

Ey Mü’minlerin annesi! Bana, Rasulullah (s.a.s.) ahlakının anlat!..dedim.

 

Aişe:

 

Sen Kur’an okuyorsun değil mi? Dedi.

 

Evet okuyorum!..dedim

 

İşte Nebiyullah (s.a.s.)’ın ahlakı, Kur’an idi. Dedi…”3

 

İmam Suyuti (rh.a.) Nesai’ye yazdığı şerhde bu hadis hakkında şunları söylemektedir:

 

“Rasulullah (s.a.s.) ahlakının Kur’an olması şu demektir: O, Kur’an’ın adabına göre hareket eder, onun emirlerine riayet ederdi. Hz. Peygamber, Allah Teâlâ’nın Kur’an’da Nebilerden, velilerden örnekler vererek anlattığı güzel ahlak kurallarını açıklar. Allah’ın davet ettiği herşeye bizzat icabet eder, teşvik ettiklerine kendisi rağbet gösterirdi. Allah’ın nehyettiği hiçbir şeyinde çevresinde bile dolaşmazdı….”4

 

Bu söylediklerimizden hareketle, Mü’min hayatını Kur’an’a göre kurmuş yaşamış kişidir.

 

Ayette ki veli kavramı üzerinde de durmak gereklidir:  Veli kelimesi ile ilgili olarak Ragıb el-İsfahani (rh.a) şunları kaydetmektedir:

 

“Tevelli, Velae kavramları, iki şeyi arasında kendilerinden olmayan bir şeyin girmesine izin verilmemesidir. Bu, yakınlık anlamına gelir, yakınlık, mekan açısından, soy açısından, din açısından ve dostluk/arkadaşlık, dayanışmayı/yardımlaşma ve inanç sistemi açısından olabilir.”5

 

Mü’minlerin birbirlerini veli edinmeleri öncelikle din konusundadır. Daha sonra mü’minlerin birbirine akraba olmaları da velayetlerini kuvvetlendirecek başka bir unsurdur. Lakin imani bir kardeşlik olmadan diğer bağların herhangi bir önemi yoktur.

 

İşte bu inanç birliğinin gereği olarak Allah (c.c.) Mü’minlere söyle buyurmaktadır.

 

“Mü'minler ancak kardeştirler.”(Hucurat, 49/10)

 

Velayet konusu dinin zirvesi, ortası, sonudur. Bunu idrak edemeyen, velayetini yani dostluğunu, sevgisini, itaatını, Allah’dan başkalarına verir de böylece bu itaati ile dinden çıkar. Böyle bir durumdan Allah’a sığınırız.

 

Mukatil b. Süleyman (rh.a) “el-Eşbeh ve’n Nezairfi’l-Kur’an” adlı eserinde “el-Veli” kelimesinin Kur’an da on manada kullanıldığını ifade etmiştir.6

Hucurat suresinde ifade edildiği üzere bizim birbirimize bağlılığımız dindedir ve dindeki bağlılığımız karındaşlıktan önde gelmektedir. Eğer kendi kanından geldiğimiz babamız, annemiz, kardeşlerimiz imana karşılık, küfrü İslami yaşam tarzına karşı, yahudiliği hristiyanlığı, komünizmi,  demokrasiyi vb. izmleri benimsiyorlar ise, bizlerle onlar arasında bir velayet  yani dostluk, itaat bağı kalmamıştır.

 

Bu konuda Allah(c.c) şunları emrediyor:

 

“Ey iman edenler, eğer imana karşı inkârı sevip-tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi veliler edinmeyin. Sizden kim onları veli edinirse, işte bunlar zulmeden kimselerdir.” (Tevbe, 9/23)

 

Ayet muhkemdir. Yani manası açık ve herkes tarafından anlaşılacak bir şekildedir. Eğer kan bağımızın bulunduğu babamız ve kardeşlerimiz ve diğer akrabalarımız, imanı değil de küfrü tercih ediyorlarsa, onlarla benim aramada bir dostluk sevgi ve onlara itaat meselem olamaz. İşte bu yüzdendir ki, İbrahim (a.s.) içlerinde babası Azerin de bulunduğu kendi zamanın da imanı ve İslam’ı red eden toplumuna şu sözleri söylemişti:

 

İbrahim ve onunla birlikte olanlarda size güzel bir örnek vardır. Hani kendi kavimlerine demişlerdi ki: "Biz, sizlerden ve Allah'ın dışında taptıklarınızdan gerçekten uzağız. Sizi (artık) tanımayıp-inkar ettik. Sizinle aramızda, siz Allah'a bir olarak iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve bir kin baş göstermiştir." Ancak İbrahim'in babasına: "Sana bağışlanma dileyeceğim, ama Allah'tan gelecek herhangi bir şeye karşı senin için gücüm yetmez." demesi hariç. "Ey Rabbimiz, biz sana tevekkül ettik ve 'içten sana yöneldik.' Dönüş sanadır." (Mumtehine, 60/4)

Eğer babalarımız ve kardeşlerimizin de dahil olduğu toplum,  küfrü yani İslam’ın dışımdaki bütün yaşamış ve yönetim tarzları imana yani İslam’ı yaşayış tarzı ve yönetime tercih ediyorlarsa, bizlerle onların arasında bir velayet sevgi, dostluk, itaat olmadığı gibi ayrıca onlar ta ki Allah’ın istediği yönetim tarzına, yani İslam’a gelinceye kadar bizlerle onlar arasında bir kin baş göstermiştir. Bu kinde onların Allah’ın yönetim şekli olan İslam’ı benimsemediklerinden dolayıdır. Eğer ona tekrar dönerlerse aramızda böyle bir kin kalmayacağı gibi velayetleri de geri döner.

Mu’minler, nasıl birbirinin velileri yani sevgide ve dostlukta birbirine yakındırlar. Ve Allah ve Rasulu’nun söyledikleri şeyler ölçüsünde birbirlerine itaat ederler ise; İşte küfür ehli olanlarda birbirlerinin velileridirler. Birbirine sevgi, dostluk gösterip küfrü ideolojilerin kendilerine emrettikleri şeylerde birbirine itaat ederler.

Bu gerçeği Allah (c.c.) şöyle beyan ediyor:

“ İnkâr edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur. (Enfa, l8/73)

 

“Ey iman edenler, yahudi ve hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez. (Maide, 5/51)

 

“Mü'minler, mü'minleri bırakıp da kâfirleri veliler edinmesinler. Kim böyle yaparsa, Allah'tan hiç bir şey (yardım) yoktur. Ancak onlardan korunma gayesiyle sakınma(nız) başka. Allah, sizi kendisinden sakındırır. Varış Allah'adır. (Al-i İmran, 3/28)

 

İşte bu ayetler, kâfirlerin yahudi, hristiyan, demokrat, komünist vb. İslam’ı yaşam tarzı ve yönetim şekli olarak almayan her topluluğa velayetimizi vermememizi, yani onlara dostluk göstermememizi ve onlara itaat etmemizi emretmiştir.  Eğer Allah’ın bu emri dinlenmez de onlara sevgi gösterilip, onlara itaat edilip, onların söyledikleri hemen yerine getirilip, Allah’ın ve Rasul’unun söyledikleri bir tarafa konulup, amel edilmiyorsa, iman o kişiden gider. Kendilerine itaat ettikleri yahudi, hristiyan, demokrat vb. leri gibi kâfir veya müşrik olurlar.

 

Dinimiz öyle bir tavır ortaya koymuştur ki, Mü’minlerin kâfirlere bazı işlerde bile itaat etmesi Dinin sahibi Allah (c.c.) tarafından dinden dönme yani irtidad sayılmıştır. Allah (c.c.) şu sözünü dinleyelim:

 

“Şüphesiz O kimseler irtidad ettiler. Hidayet onlara apaçık belli olduktan sonra arkalarına geri döndüler. Şeytan onlara (bu irtidadlarını ve geri dönmelerini )süsledi ve onlar için uzun hayeller (vesvese verdi). Bunun (irdidadın) sebebi onların Allah’ın indirdiğini hoş görmeyen kimselere “Biz size bazı işlerde itaat edeceğiz” demeleridir. Allah onların gizlediklerini biliyordu.”(Muhammed, 47/25-26)

 

İşte Allah’ın indirdiğini hangi sebeple olursa olsun hoş görmeyenlere itaat insanı dinden çıkarır ki, bu itaat her işte değil de bazı işlerde olsa dahi…

 

İslam’ın İşgal edilmiş topraklarında yaşayan biz mü’minlerin, onlara az veya çok bir itaati söz konusu olamaz.

 

Said Havva (rh.a.) bu  ayetin tefsiri sadedinde şunları söylemektedir:

 

“…Tümünde değil, bazı hususlarda kâfirlere gönül hoşnutluğuyla uyan kimse dinden çıkmış ve mürted olmuş olur. Bir de ayet şunu da gösteriyor; Allah’ın indirmiş olduğu hükmü iyi karşılamayan ve onlara zamanı geçmiş kanunlar şekliyle bakan kimselere, bazı hususlarda da olsa uyan kimseler aynen mürteddirler. Bu gün yaşadığımız gerçek ise birçok Müslümanlar büyük imkânlarla kâfirlere yetki veriyorlar. Hâlbuki kâfirlere her konuda yetki veren Müslümanlar, her şeyi mubah sayan bu kimselerin peşinden gitmekte herhangi bir sakınca da görmemektedirler. Bunların küfürlerini açıktan açığa veya gizli olarak ortaya koyduklarına da  bakmaksızın peşlerinden gidiyorlar. Müslüman ülkelerdeki İslam evlatlarından kimileri açıktan açığa kafir olan bir kimseye bu yetkiyi verdikleri gibi, kimisi de münafıklığı açık olana yetki vermektedirler. Bunları sayacak olursak örnekleri saymakla bitmez.”7

 

Said Havva (rh.a.)’de belirttiği gibi işgal edilmiş İslam topraklarında bu tarzdan bir irtidad çok yaygındır. Çünkü İşgal altında olan yalnız topraklarımız değil, akıllarımızda işgal edilmiş durumdadır.  Bu halden bir an kurtulmanın telaşı içerisinde sunulan her teklife Allah’ın dinine uygunmu değil mi bakılmaksızın, işgalcilerin bozduğu bir akıl çerçevesinden bakarak Allah’a itaat etmeyen kâfirlere ve Allah’a itaat ettiğini namaz kılarak, oruç tutarak, hacca ve umreye giderek kendisine kişisel bazda yapması farz olan şeyleri insanlara göstere göstere yapan.  Ama namazı, orucu, zekatı, haccı emreden Allah’ın emrettiği gibi devleti yönetmeyi reddeden münafıklara itaat etmektedirler. İşte bu itaat az veya çok onları iman etmekte ve İslam’dan çıkarmaktadır. Hâlbuki İşgal edilmiş akıllarının bir ürünü olarak onlara itaat ederek onların Allah’ın kanunlarını getireceğine kendilerini inandırmışlardır. Bu düşüncenin de ayetin zahir manası karşısında hiçbir hükmü yoktur.

 

İşte Allah’ın indirdiklerinden hoşlanmayanların kurmuş olduğu her kurumun içerisinde yer almak bu bir parti olur, bir futbol takımı olur ve onların bir kulübü olur, fark etmeksizin iman iddiasında bir kişi onlara katılır ve onların kurumlarında yer alarak onlara bazı işlerde itaat ederse irtidad etmiş ve dinden çıkmış olur.

 

Buraya kadar saydıklarımızın hepsi velayet fıkhından çıkan sonuçlardır.

 

Yine  bu konuda Said Havva (rh.a.) şunları kaydetmektedir.

 

“Nitekim bu bölüme birçok sınıflar girerler. Mesela kâfirlere ait dinsiz, şehvet-perest, her türlü serbestîyi isteyen kimselerle birlikte bulunmak, onların kulüplerine ve derneklerine intisab etmek, kişinin onlardan olması için yeter de artar. Ayrıca insanın buna benzer kuruluşlara girmesi halinde o kimselerin onlardan olması için yeterlidir.

 

Bunların toplantılarına katılmaları, davet merkezlerine gitmeleri, ihtilaflarında bulunmaları, konuşmalarını dinlemeleri gibi hususlar, bu kimselerin bunlara dahil olduğunu gösterir. Ancak bir kimse böyle yine aynen bunlar gibi müteala olunanlardan olmak üzere, herhangi sapık ve saptırıcı kafir bir kuruluşa kaydolmak, onların temsilcilerini ve seçtiklerini desteklemek de bu türdendir. Öyle ki bugün çağımız da en geçerli olan bir yol olarak izlenmektedir. Adam küfür temsilcilerini seçiyor, onları destekliyor.

 

İşte bu tür davranan kimse hakkında hiç şüpheniz olmasın ki, o kesin olarak iman dairesinden çıkıp nifak dairesine girmiştir. Yani Münafık olmuştur…”8

 

Ve Allah (c.c.) Mü’minlerin velayet fıkhını beyan ederek dedi ki:

 

“Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiç bir kavim (topluluk) bulamazsın ki, Allah'a ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk) bağı kurmuş olsunlar; bunlar, ister babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri (soyları) olsun. Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orda süresiz olarak kalacaklardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz Allah'ın fırkası olanlar, felah (umutlarını gerçekleştirip kurtuluş) bulanların ta kendileridir.  (Mücadele, 58/22)

 

Bu konuda daha çok söylenecek söz olmasına rağmen bu kadarı ile yetinelim.

 

Birbirini veli edinmiş Allah’a ve Rasulune iman eden erkek ve kadınların ayette ki bir diğer özelliği de şöyle ifade edilmektedir:

İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar.”(Tevbe, 9/71)

 

 

Bu ayetin tefsirin de İmam Kurtubi(rh.a) şunları kaydetmiştir:

 

“Bunlar, İyiliği emreder.” Yüce Allah'a ibadeti, O'nu tevhid etmeyi ve bu­na bağlı olan diğer bütün hususları emrederler.

"Kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar." Putlara tapmaktan ve buna bağ­lı olan her husustan vazgeçirmeye çalışırlar. Taberî, Ebu'l-Âliye'den şöyle de­diğini nakleder: Kur'ân-ı Kerîm’de yüce Allah'ın sözünü ettiği bütün iyiliği emir edip, münkerden alıkoymaya dair buyrukların hepsi putlara ve şeytanlara iba­deti yasaklamak anlamındadır.”9

 

İmam Kurtubi (rh.a.) dediklerinin ışığında, söyleyeceğimiz şeyler şunlardır.

 

Mü’min erkek ve kadınlar birbirlerinin velileri olarak yalnız Allah’a itaat ederler. Allah’a itaat etmeyen Kafir ve münafıklara ise itaatleri yoktur. İyiliği emrederler. Yani Allah’ı birlemeyi, Allah’ın yaratıcı ve kanun koyucu olduğunu her yerde söyler. Allah’ın kullarına bunu tebliğ ederler. Çünkü Bu Allah’ın kullarına yapılacak en büyük iyiliktir ki, Allah’ın erkek ve kadın kulları bu tevhid akidesi ile ebediyen cennete mutlu yaşarlar. Bundan daha  büyük bir iyilik var mıdır?..

 

Bunun aksi olan Allah’a eşler koşmayı, Allah’ın kanunlarından bazılarını alıp bazılarını bırakmayı veya tümden kaldırmayı. Allah’ın  yaratıcı olarak tanınıp kanun koyucu olarak tanınmaması kötülüğünden de sakındırırlar. Bu sakındırılan kötülüklerin en büyüğüdür ki Allah’ın erkek ve kadın kulları bundan sakınmaz da bu kötülüğü kendilerine reva görürler ise ebediyen çıkmamak üzere Allah (c.c.) gazabı olan cehennem onların barınağı olacaktır…

 

İşte Allah’ın Mü’min erkek ve kadın kulları Adem oğlunun yapabileceği en büyük kötülük olan bu kötülükten  Adem (a.s.)den ve Havva (rh.a.)’dan olan  diğer kardeşlerini sakındırmaya çalışırlar. Çünkü şeytan onları aldatıp Rabbleri Allah’a karşı nankör etmesin ve Allah’ın hiçbir şekilde affetmeyeceği şirk suçuna düşmesinler diye…

 

O zaman, her zaman diliminde yaşayan mü’min erkek ve kadınlar kendileri Allah’ı tevhid etmeye ve İslam’ı hayatın her alanına hakim kılmaya davet ederler. İyiliğin bu, kötülüğün de bunun aksi olduğuna iman ederler.

 

İşte bu anlayış ve inançta olarak gerçek manasıyla Namazlarını ikame ederler. Yani namazı Allah’ın istediği gibi ayakta tutarlar. Ve bilirler ki:

 

“Sana Kitap'tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tir. Allah, yaptıklarınızı bilir. (Ankebut,29/45)

Kıldıkları namazları onları Allah’a itaat etmeyenlerle bir araya getirmez. Allah’ın getirdiği yaşam tarzını ve yönetim şeklini reddeden yahudi, hristiyanların ve bunların ortaya koydukları şirklerini ve onların devlet yönetimi olan demokrasiyi redd ederler ki kıldıkları namazları doğru olsun ve bu namaz onları Allah’a şirk koşma kötülüğünden muhafaza etsin. Kendilerine bir iyilik yapmak istiyorlarsa, böyle iman etmelidirler ki, namazları da bu olsun.

Zaten Allah (c.c.), iyiliği şöyle tarif etmiyor mu?:

Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır. (Bakara, 2/177)

 

O zaman Allah’ın istediği gibi bir iman edelimde kendimize bir iyilik edelim. İşte o zaman namazlarımız ikame edilmiş olur. İşte o zaman zekâtlarımız kabul edilmiş olur…

 

Ayette ki diğer bir ifade de şudur:

 

“Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederler.”(Tevbe, 9/71)

 

Birbirlerini candan bir sevgi ile muhabbet besleyen ve kalbleri birlik içinde olan Mü’min erkek ve kadınların velayetinin esasları bir kere daha ayrıca vurgulanmaktadır ki, ayette ki veli edinmenin ne demek olduğunu anlamamazlıktan gelenlere, tekrar hatırlatılsın ve açıktan söylensin.

 

İşte itaatimizin, sevgimizin, muhabbetimizin olacağı tek merci Allah ve Rasulü’dür. Allah’a ve Rasulüne itaat etmeyen kim olursa olsun, Mü’min erkek ve kadınlar ona itaat etmezler. Bu ister Allah’ın Dininin hayata hâkim olduğu İslam devletinde olsun, ister şu anda içinde yaşadığımız işgal edilmiş İslam topraklarında olsun… Her şart ve koşulda Allah’ın biz mü’minlere öğrettiği Allah’a ve Rasulüne kayıtsız itaatir. Bu itaati Onlardan başkasına göstermemektir.

 

Maalesef içinde yaşadığımız coğrafyada, Allah ve Rasulüne şartlı itaat edilir olunmuş. Ama Allah’ı ve Rasulünü tanımayan, demokrat liderlere, kayıtsız şartsız itaat edilir olmuştur… Durum Allah’a ve Rasulüne kayıtsız şartsız itaate dönmedikçe, imandan söz etmek imkansızdır.

 

İşte birbirlerini veli edinen, birbirlerine Allah ve Rasulüne itaat ettikleri müddetçe itaat eden. Bu itaatin gereği kâfirlerin, müşriklerin, yahudilerin, hristiyanların, koministlerin ve demokratların hepsini reddedip onlara itaat etmeyen. Namazı öğrendikleri Allah’dan ve Rasulünden aldıkları gibi yerine getiren. Kazanç sistemlerini Allah’a ve Rasulüne harb açmayan bir şekilde düzenleyip, Allah’ın ve Rasulünün öğrettiği gibi malından zekat verenler. Allah’a ve Rasulüne hayatlarının her şamasında itaat edenler. Allah’dan bir rahmet umabilir. İşte bunlar için vaad edilmiş adn cennetleri onları beklemektedir…

 

Allah’tan korkmayıp Allah’tan başkalarını veli edinenlerin durumunu zikredip konumuzuz kapatalım

 

“İnkâr edenler, iman edenlere dedi ki: "Siz bizim yolumuzu izleyin, hatalarınızı biz yüklenelim." Oysa kendileri, onların hatalarından hiç bir şeyi yüklenecek değildir. Gerçekten onlar, elbette yalancıdırlar.

 Şüphesiz onlar, hem kendi yüklerini, hem kendi yükleriyle birlikte başka yükleri de yüklenecekler ve kıyamet günü, düzüp uydurduklarına karşı sorguya çekileceklerdir.

 

Andolsun, biz Nuh'u kendi kavmine (elçi olarak) gönderdik, içlerinde elli yılı eksik olmak üzere bin sene yaşadı. Sonunda onlar zulme devam ederlerken tufan kendilerini yakalayıverdi.

 

Böylece biz onu ve gemi halkını kurtardık ve bunu alemlere bir ayet (kendisinden ders çıkarılacak bir olay) kılmış olduk.

 

İbrahim de; hani kavmine demişti ki: "Allah'a kulluk edin ve O'ndan sakının, eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır."

 

"Siz yalnızca Allah'tan başka birtakım putlara tapıyor ve bir takım yalanlar uyduruyorsunuz. Gerçek şu ki, sizin Allah'tan başka taptıklarınız, size rızık vermeye güç yetiremezler; öyleyse rızkı Allah'ın katında arayın, O'na kulluk edin ve O'na şükredin. Siz O'na döndürüleceksiniz."

 

"Eğer yalanlarsanız, sizden önceki ümmetler de (elçilerin çağrısını) yalanlamışlardır. Elçiye düşen ise, yalnızca açık bir tebliğdir."

 

Onlar görmediler mi ki, Allah yaratmaya nasıl başlıyor, sonra onu iade ediyor? Şüphesiz, bu Allah'a göre kolaydır.

 

De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da, böylelikle yaratmaya nasıl başladığına bir bakın, sonra Allah ahiret yaratmasını (veya son yaratmayı) da inşa edip yaratacaktır. Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir.

 

Dilediğini azablandırır, dilediğine merhamet eder. O'na çevrilip-götürüleceksiniz.

 

Siz yerde ve gökte (Allah'ı) aciz bırakamazsınız. Sizin Allah'ın dışında veliniz yoktur, yardım edeniniz de yoktur.

 

Allah'ın ayetlerini ve O'na kavuşmayı 'yok sayıp inkâr edenler'; işte onlar, benim rahmetimden umut kesmişlerdir; ve işte onlar, acı azab onlarındır.

 

Bunun üzerine kavminin (İbrahim'e) cevabı yalnızca: "Onu öldürün ya da yakın" demek oldu. Böylece Allah onu ateşten kurtardı. Şüphesiz bunda, iman eden bir kavim için ayetler vardır.

 

(İbrahim) Dedi ki: "Siz gerçekten, Allah'ı bırakıp dünya hayatında aranızda bir sevgi-bağı olarak putları (ilahlar) edindiniz. Sonra kıyamet günü, kiminiz kiminizi inkar edip-tanımayacak ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz. Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiç bir yardımcınız yoktur."

 

Bunun üzerine Lut ona iman etti ve dedi ki: "Gerçekten ben, Rabbime hicret edeceğim. Çünkü şüphesiz O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir."

 

Biz ona İshak'ı ve Yakub'u armağan ettik ve onun soyunda (seçtiklerimize) peygamberliği ve kitabı (vahy ihsanı) kıldık, ecrini de dünyada verdik. Şüphesiz o, ahirette salih olanlardandır.

 

Lut da; hani kavmine demişti: "Siz gerçekten, sizden önce alemlerden hiç kimsenin yapmadığı 'çirkin bir utanmazlığı' yapıyorsunuz."

 

"Siz, (yine de) erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve bir araya gelişlerinizde çirkinlikler yapacak mısınız?" Bunun üzerine kavminin cevabı yalnızca: "Eğer doğru söylüyor isen, bize Allah'ın azabını getir" demek oldu.

 

Dedi ki: "Rabbim, fesat çıkaran (bu) kavme karşı bana yardım et."

 

Bizim elçilerimiz İbrahim'e bir müjde ile geldikleri zaman, dediler ki: "Gerçek şu ki, biz bu ülkenin halkını yıkıma uğratacağız. Çünkü onun halkı zalim oldular."

 

Dedi ki: "Onun içinde Lut da vardır." Dediler ki: "Onun içinde kimin olduğunu biz daha iyi biliriz. Kendi karısı dışında, onu ve ailesini muhakkak kurtaracağız. O (karısı) arkada kalacak olanlardandır."

 

Elçilerimiz Lut'a geldikleri zaman o, bunlar dolayısıyla kötüleşti ve içi daraldı. Dediler ki: "Korkuya düşme ve hüzne kapılma. Karın dışında, seni ve aileni muhakak kurtaracağız. O ise, arkada kalacaktır."

 

"Şüphesiz biz, fasıklık yapmalarından dolayı, bu ülke halkının üstüne gökten iğrenç bir azab indireceğiz."

 

Andolsun, biz akledebilecek bir kavim için orada apaçık bir ayet bırakmışızdır. 

 

Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik) Böylece dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin ve ahiret gününü umud edin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın."

 

Ancak onu yalanladılar; bunun üzerine onları amansız bir sarsıntı yakalayıverdi, böylelikle kendi yurtlarında diz üstü çökmüş olarak sabahladılar.

 

Ad'ı ve Semud'u da (yıkıma uğrattık). Gerçek şu ki, kendi oturdukları yerlerden size (durumları) belli olmaktadır. Kendi yaptıklarını şeytan süsleyip-çekici kıldı, böylece onları yoldan alıkoydu. Oysa onlar görebilen kimselerdi.

 

Karun'u, Firavun'u ve Haman'ı da (yıkıma uğrattık). Andolsun, Musa onlara apaçık delillerle gelmişti, ancak yeryüzünde büyüklendiler. Oysa onlar (azabtan kurtulup) geçecek değillerdi.

 

İşte biz, onların her birini kendi günahıyla yakalayıverdik. Böylece onlardan kiminin üstüne taş fırtınası gönderdik, kimini şiddetli bir çığlık sarıverdi, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Allah onlara zulmedici değildi, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.

 

Allah'ın dışında başka veliler edinenlerin örneği, kendine ev edinen örümcek örneğine benzer. Gerçek şu ki, evlerin en dayanıksız olanı örümcek evidir; bir bilselerdi.

 

Allah, kendi dışında hangi şeye taptıklarını şüphesiz bilir. O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.

 

İşte bu örnekler; biz bunları insanlara vermekteyiz. Ancak âlimlerden başkası bunlara akıl erdirmez. ( Ankebut, 29/12-43)

 

Dipnot

 

1. Seyyid Şerif Cürcani, K.tabu’t-Tarifat (sf/200) çev: Arif Erkan Bahar Yayınları

2. Buhari edebu’l-Müfred /1/289-90) bab: 144 hds no:308

3. Muslim(4/237)K.Salati’l-Musafirin ve Kasriha Bab:18 Hdsno: 13&Ebu Davud (5/174) K.Salatu’t-Tatavvu Bab:26 Hdsno: 1342&Nesai (3/295) Kıyamu’l-Leyl Bab: 2 Hdsno: 1601&Ahmed B Hanbel (&/54-55)

4. Suneni Nesai (3/296-7) Şerh. Celaleddin Suyuti çev: Ahmed Muhtar Büyükçınar vdğ. Kalem Yayınları

5. Rağıb el. İsfahani, el-Mufredat (2/906) Abdulkadir Güneş&Mehmet Yolcu, Çıra Yayınları

6. Kur’an Terimleri Sözlüğü, (sf/250-4) çev: M. Beşir Eryarsoy, İşaret Yayınları

7. Said Havva Allah Erinin Ahlak ve Kültürü (sf/15-6) çev. Harun Ünal, Yenda Yayınları

8. Said Havva Allah Erinin Ahlak Ve Kültürü (sf/269) çev: Harun Ünal, Yenda Yayınları

9. İmam Kurtubi el-Camiuli Ahkamil Kur’an (8/319) çev: M. Beşir Eryarsoy, Buruç Yayınları

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazar:
Seyfulislam ÇAPANOĞLU
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul