24 Kasım 2017 - Cuma

Şu anda buradasınız: / ALLAH, MUTTAKÎ MÜ'MİNLERİN VELÎSİDİR

ALLAH, MUTTAKÎ MÜ'MİNLERİN VELÎSİDİR

ALLAH, MUTTAKÎ MÜ'MİNLERİN VELÎSİDİR

"Allah, iman edenlerin velîsi (dostu ve destekleyicisi)dir. Onları karanlıklardan nûra çıkarır. Kâfirlerin velîleri ise tağuttur. Onları nûrdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda süresiz kalacaklardır."1

Böyle buyurdu, yalnızca kendisine ibadet etsinler diye yarattığı insan kulları üzerinde hiçbir ortağı olmayan buyruk sahibi Allah Azze ve Celle!

Gerek akîdede, gerek amelde kendisine şirk koşulmasını asla affetmeyen Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, yaratmış olduğu kulların üzerinde yegâne egemen olan ve egemenliğinde hiçbir paralel ortaklığı kabul etmeyen eşsiz Rabb ve İlâh'dır!

Ezelden ebede bütün zamanları ve bütün mekânları kuşatan hakikat: Egemenlik (hakimiyet), kayıdsız ve şartsız Allah'ındır!

Kendisinden başka hüküm koyucu ilâh olmayan Allah böyle buyuruyor:

"Hüküm, yalnızca Allah'ındır. O, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur, ancak insanların çoğu bilmezler."2

"Haberiniz olsun, yaratmakta da, emir de (yalnızca) O'nundur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir."3

Çünkü:

"Göklerde ve yerde İlâh O'dur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir.

Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü kendisinin olan (Allah) ne yücedir. Kıyamet saatinin ilmi O'nun katındadır ve O'na döndürüleceksiniz." 4

Kendisine itaat etsinler diye yarattığı insan kullarının ortaksız sahibi ve eşsiz hakimi Allah Teâlâ, İnsan kullarına gönderdiği hidayeti kabul edip katıksız iman ederek, gereğince ibadet eden ve O'nun velîleri olan muvahhid mü'minlerin velîsidir…

Rağıb el-İsfehânî (rh.a.) "Müfredat" adlı meşhur eserinde, "VELÎ" kavramı için şunları beyan eder:

"Tevâlî ve velâ' kelimeleri, iki şey arasında kendilerinden olmayan bir şeyin girmesine izin verilmemesidir. Bu, yakınlık anlamına gelir. Yakınlık da, mekân açısından, soy açısından, din açısından ve dostluk (arkadaşlık), dayanışmayı / yardımlaşma ve inanç sistemi açısından olabilir.

Vilâyet, yardım demektir. Velâyet de, idareyi üstlenmek, yönetmektir. Kimisi de şöyle der: Velâyet-Velâyet formları tıpkı, delâlet ve dilâlet formları gibidir. Hakikatı ise, idareyi üstlenmektir.

Mevlâ ve Velî formları da bu alanda kullanılır. Her biri fâil /işi yapan yani, Mevâlî anlamında kullanılır. Aynı kelimeler, mef'ûl (eylemden etkilenen) yani, Mevâli mânâsına gelirler. Mü'minler için: 'Yüce Allah'ın velîsidir' denir. O, Allah'ın Mevlâsıdır ifâdesi ise, vârid olmamıştır. Fakat 'yüce Allah, mü'milerin velîsidir ve mevlâsıdır, denir.

Şu ayetler birincisi için misâldir:

"Allah, iman edenlerin velîsidir, kâfirlerin velîleri de tağuttur." (Bakara, 2/257)

" Zira benim velîm, Kitabı indiren Allah'tır ve O, salih kullarına sahib çıkar."(A'râf,7/196)

"Allah da mü'minlerin velîsidir."(Âl-i İmrân,3/68) 

"Bu böyledir. Çünkü Allah, iman edenlerin mevlâsıdır. İnkar edenlerin mevlâsı yoktur." (Muhammed, 47/11)

Yüce Allah, birçok ayette mü'minler ile kâfirler arasında herhangi bir velâyet bağının olmayacağını  bildirmiştir."5

"Allah, iman edenlerin velîsidir."

İmam Kurtubî ( rh.a.), meşhur tefsiri "el - Câmiu 'li Ahkâmi'l - Kur'ân" adlı eserinde şöyle der:

" Velî kelimesi, fâil anlamına gelen faîl vezninde bir kelimedir.

el - Hattabî der ki:' el-Velî, mü'min kullarına yardımcı olan (Allah) dır. Yüce  Allah:

"Allah,  iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan nûra çıkarır." diye buyurmaktadır.

Bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır:

"Bunun sebebi şudur: Allah, iman edenlerin velîsidir, kâfirlerin ise velîsi yoktur." (Muhammed, 47/11)

Katâde der ki: Karanlıklardan kasıd, dalâlet, nûrdan kasıd ise hidayettir.

ed - Dahhâk ve er - Rabi' de bu anlamda açıklamada bulunmuşlardır.

Mücahid ve Abde b. Lübabe der ki: Yüce Allah'ın : 'Allah, iman edenlerin velîsidir' buyruğu, Hz. İsa'ya iman eden, fakat Muhammed (s.a.s.), Peygamber olarak gelince O'nu inkâr eden bir topluluk hakkında nâzil olmuştur. İşte onların nûrdan karanlıklara çıkarılmaları böyle oldu.

İbn Atiyye der ki: Sanki bu şekilde inanan bir kimse, itikâdı vasıtasıyla itikâd hususunda önce bir nûr elde etmiş iken, daha sonra onu bırakıp karanlıklara çıkmış gibi olur. Şu kadar var ki, bu ayet-i kerime'nin lafzı böyle bir tahsise ihtiyaç bırakmamaktadır. Aksine - Araplar gibi - bir kısmı iman eder kâfir her bir ümmet hakkında söz konusudur. Şöyle ki:

Allah, onlardan iman edenlerin velîsidir. Bu iman edeni Allah, küfrün karanlığından imanın nûruna çıkarmıştır. Davet edici, Allah tarafından Peygamber olarak gönderilmiş Nebî Muhammed (s.a.s.) 'in gelişinden sonra, Onu inkâr eden kimseyi de şeytanı aldatmış olur. Şeytanı, böyle bir kimseyi âdeta imandan çıkarmış gibidir. Çünkü şeytan, onunla birlikte hazırdır ve küfre girmeye ehil hâle gelmiş bir kimsedir. Küfürleri sebebiyle de Allah Teâlâ'nın adâletinin bir tecellisi olarak cehenneme girmek de haklarında hüküm verilmiştir. Allah, yaptığından sorumlu tutulmaz."6

İmam et - Taberî (rh.a.), bu ayetin tefsirinde şunları kaydeder:

"Allah, mü'minlerin dostudur. Yardım ve muvaffak kılmasıyla onları korur. Onları,  İnkârın karanlıklarından çıkarıp imanın nûruna kavuşturur. Allah'ın birliğini inkâr edenlerin dostları ise, Allah'dan başka taptıkları putlar ve tağutlardır. Bunlar, kendilerine tapanları imanın nûrundan çıkarır, inkârın ve azgınlığın karanlıklarına sürüklerler. Allah'dan başka şeylere ibadet eden kimseler ise cehennemliklerdir. Orada ebedî olarak kalacaklardır.

Ayette zikredilen, karanlıklardan maksad, Katâde'ye göre, sapıklık, Dahhâk ve Rabi' b - Enes'e göre inkârcılıktır. Nûrdan maksad ise, Katâde'ye göre hidayet, Dahhâk ve Rabi' b- Enes'e göre de imandır.

Bu izahlara göre Allah Teâlâ, kâfirliği ve sapıklığı karanlıklara benzetmiştir. Çünkü inkâr içinde olan kişinin basireti kapanır. İmanın aydınlığını göremez olur. İman ve hidayet ise aydınlıktır. Mü'min olan kişinin basireti açıktır. Hak ve hakikati aydınlık bir şekilde görür."7

"Allah, iman edenlerin velîsidir."

İman Mücahid (rh.a.), Velî kelimesini şöyle açıklar:

"Yüce Allah, iman edenlerin dostu ve yardımcısıdır."

İbn Abbas (r. anhuma) ise şöyle der:

- İman edenlerin yüce Allah'dan başka dostu ve yardımcısı yoktur. 8

Zemahşerî (rh.a.),"Keşşâf" tefsirinde şunları söyler:

"Allah, iman edenlerin velîsidir.' Onların iman etmelerini ister, lütfu ve desteği ile onların karanlıktan çıkmaları, küfürden imana geçmeleri için onlara lütufta bulunur. Nankörce inkâr edenlerin, küfürde ısrarcı olanların durumları ise, bunun tam tersidir. Ya da Allah, mü'minlerin velîsidir, eğer dinde bir şüphe içerisinde düşerlerse, onlara hidayet ederek, kendilerine meselenin hal yolunu gösterip ona muvaffak kılarak, onları bu durumdan çıkarır ve şüpheden kurtulup yakînin aydınlığına ulaşmalarını sağlar. Nankörce inkâr edenlerin velîleri ise şeytanlar olup onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. Onları, kendileri için tezahur etmiş olan açık kanıtların aydınlığından çıkarıp şek ve şüphenin karanlıklarına sürüklerler."9

İmam Hafız İbn Kesîr (rh.a.), bu ayet hakkında şunları beyan eder meşhur tefsirinde:

"Yüce Allah burada, rızasına uyanları selâmet yollarına ileteceğini, iman eden kullarını küfür, şer ve şübhe karanlıklarından kolay, aydın, açık ve belli olan hak yolun aydınlığına çıkaracağına haber veriyor. Kâfirlerin dostlarının şeytanlar olup, içinde bulundukları cehâletin ve sapıklıkların kendilerine süslü ve câzib gösterildiğini, bunların, onları hak yoldan çıkarıp küfür ve iftira yoluna meylettirdiğini bildiriyor.

Bu yüzden yüce Allah, nûr (aydınlık) kelimesini tekil, karanlıklar (zulumât) kelimesini ise çoğul getirmiştir. Çünkü hakikat tektir. Küfür ise, çeşit çeşit olup hepsi de bâtıldır. Nitekim yüce Allah, başka bir ayette şöyle buyurur:

"Şübhesiz bu, Benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah'ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah, size bunları emretti." (En'âm,6/153)

"Hamd, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a mahsusdur." (En'âm,6/1)

Hakkın bir ve bütün, bâtıl ise dağınık, paramparça ve çeşit çeşit olduğuna dalâlet eden, benzer daha pek çok ayet vardır."10

Ayetin anlamı için:

"Allah, mü'minlerin yardımcısı, koruyucusu ve işlerini yürütendir. Onları küfür ve dalâlet karanlıklarından iman ve hidayet nûruna çıkarır." açıklamasını yapan Muhammed Ali es - Sabunî şöyle der: 

'Mine'z - Zulimâti ilâ'n - Nûr.' Bu lafızlarda istiâre-i tasfiyye vardır. Çünkü küfür karanlıklara, iman ise aydınlığa benzetilmiştir. ' Telhîsu'l- Beyân' yazarı Şerif Râdî şöyle der:

Bu, teşbihin en güzellerindendir. Çünkü küfür, içerisinde yürüyenlerin yollarını şaşırıp saptığı karanlık gibidir. İman ise yoldan çıkanlara yol gösteren, şaşkınları doğru yola ileten nûr gibidir. İmanın neticesi, Nâim cennetleri ve sevaba erildiği için aydınlıktır. Küfür neticesi ise, cehennem ve azap olduğu için karanlıktır."11

Meşhur müfessirlerden Fahruddin er - Râzî (rh.a.) , velî kelimesinin tahlilinden sonra şöyle diyor:

"Bizim âlimlerimiz bu ayet ile, Allah Teâlâ'nın din hususunda mü'mine olan lütufların kâfire olan lütuflarından daha fazla olduğuna istidlâl etmişler ve şöyle demişler:

Bu ayet-i kerime, Allah Teâlâ'nın kesin olarak mü'minlerin dostu olduğuna delâlet etmektedir. Malumdur ki, bir şeyin velîsi olan kimse, insanın faydasına ve elde etmek istediği amaç doğrultusunda işlerin yolunda gitmesine vesile ola bilecek olan şeyleri üstlenmiş olan kimse demektir.

Velî'nin mânâsı, faydalı işleri tekeffül eden, üstlenen, kimse olup, Allah Teâlâ da kendisini hususî olarak mü'minlerin dostu yapınca, Allah Teâlâ'nın kâfirlerin işlerini tekeffül etmesin den daha fazla olarak, mü'minlerin işlerini uhdesine almış olduğunu anlarız."12

"Allah, iman edenlerin velîsidir" buyuran Rabbimiz Allah Teâlâ, katıksız iman eden muttakîlerin kendisine velî olduğunu da beyan buyurmuştur."13

"İşte böyle, çünkü Allah, iman etmekte olanların velîsidir. Kâfirler ise, onların velîsi yoktur." 14 buyuran Rabbimiz Allah, kendisine velî olmuş muttakî mü'min kulların velîsi, yani dostu, yardımcısı ve destekleyicisi olduğunu bildirmiştir. Allah, inkar eden, iman etmemekte direnen kâfirlerin velîsi olmadığı için, kâfirleri dünyada ve ahirette  mutlu olmalarına yardımcı bir dostlarının olmadığını beyan buyurur... Çünkü kâfirler, ahirette her şeyi apaçık görüce pişman olacaklar...

" O gün, zulmeden, ellerini (hınçla) ısırarak (şöyle)der :' Ah, keşke Rasul'le birlikte bir yol edinmiş olsaydım.

Vah yazıklar bana, ne oldu da filânı dost edinmeseydim.

Çünkü o, gerçekten bana geldikten sonra beni zikir'den ( Kur'ân'dan ) saptırmış oldu. Şeytan da insanı yapayalnız ve yardımsız bırakandır."15

O dehşetli kıyamet gününde mü'min muttakîlerden başka, dünyada şirk ve küfür üzere birbirlerine velî olanlar, birbirlerinden kaçacak, ayetlerde beyan edilen sözleri söyleyip büyük bir hüzün içine düşecekler...

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Muttakîler hariç olmak üzere, o, gün, dostların kimi kimine düşmandır."16

Çünkü:

"Allah, muttakîlerin  velîsidir."17

Ve Rabbimiz Allah, mü'min muttakî velî kullarına o dehşetli günde şöyle seslenir:

"Ey kullarım, bugün sizin için korku yoktur ve siz mahzun olmayacaksınız.

Ki onlar, Benim ayetlerime iman edenler ve müslüman olanlardır.

Siz ve eşleriniz cennete girin, sevinç içinde ağırlanacaksınız."18

İman eden muttakî kullarının velîsi Allah Azze ve Celle, velî kullarına şöyle buyurur:

"Sizin velîniz (dostunuz), ancak Allah, O'nun Rasulü, ruku' ediciler olarak namaz kılan ve zekat veren mü'minlerdir.

Kim Allah'ı O'nun Rasulünü ve iman edenleri velî (dost) edinirse, hiç şübhe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır. "19

Allah'ı velî edinmiş ve Allah'a velî olmuş muvahhid muttakî mü'minlerin beyanı, şu ayet'i kerimedeki beyandan başkası değildir:

"Hiç şübhesiz benim velîm, kitabı indiren Allah'dır ve O, salihlerin koruyuculuğunu (velîliğini) yapıyor."20

Allah'ın velîleri ve velîsi Allah olan muttakî mü'minlerin durumu böyle!..  Ya Allah'dan başka velî edinenlerin durumu nasıldır?.. Bunu da, yegâne Rabbimiz Allah şöyle beyan buyurur:

"Allah'ın dışında başka velîler edinenlerin örneği, kendine ev edinen örümcek örneğine benzer. Gerçek şu ki, evlerin en dayanıksız olanı örümcek evidir, bir bilselerdi."21

Hakikat budur, hem de apaçık bir hakikat!..

"Allah, iman edenlerin velîsidir. Onları karanlık dan nûra çıkarır."

Allah Teâlâ, kendisine velî olan mü'min muttâki kullarının velîsidir... Yani, dostu, yardımcısı, sahibi ve destekleyicisidir... Allah'ın velî kulları, yegâne velîleri Allah'dan dilekte bulunmaktadırlar... Önce kulluklarını gereğince yapıp arzetmekte, sonra da en büyük ihtiyaç olanı dilemektedirler:

"Biz, yalnızca Sana ibadet eder ve yanlızca Senden yardım dileriz."22

Muttakî mü'min velî kulların, yegâne velîleri Allah'dan ilk istedikleri yardım:

"Bizi, dosdoğru yola ilet.

Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna, gazaba uğrayanların ve sapmışlarınkine değil."23

Muttakî mü'min velî kullarının velîsi Allah Teâlâ, onların bu duâsını kabul buyurup onları, küfrün, şirkin, bid'atın, hurafenin ve cehâletin karanlıklarından, Tevhîd, iman ve İslâm'ın nûruna çıkarır... Muttakî mü'min kullarının velîsi Allah, kendi velîleri olmuş bu kullarını öyle bir nûra çıkarıyor ki o nûr, kalpleri, beyinleri ve ruhları apaydınlık yaptığı için, "Rahmân'ın velîleri olan muttakî mü'minler" tamamıyla aydınlanıyor ve bu nûr ile eşya ve olayları değerlendiriyor, hem aydınlanıyor, hem de etrafını aydınlatıyor:

Âlemlerin Rabbi Allah şöyle buyurdu:

"Ey iman edenler, Allah'dan korkup sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nûr ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah, büyük fazl  sahibidir."24

Ebu Said el- Hudrî (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Mü'minin firasetinden sakının! Çünkü o, Allah'ın nûru ile bakar (görür)."

Sonra Rasulullah (s.a.s.):

"Elbette bunda, derin bir kavrayışa sahip olanlar için gerçekten ayetler vardır." (Hicr, 15/75) ayetini okudu.25

Rabbimiz Allah'ın nûra çıkardığı muttakî mü'min böyle bir şahsiyettir... Çünkü onun velîsi, Âlemlerin Rabbi Allah'dır...

Bu konuda, İslâm âlimleri olan değerli müfessirlerimizden alıntılar yaparak görüşlerini paylaştık...

İbn Kayyim el- Cevziyye  (rh.a. )'in "Bedâi'u't-Tefsir" adlı eserdeki yorumu, konumuzu pekiştiren beyanlar olduğu için kaydetmekte fayda görürüz…

İbn Kayyim el- Cevziyye  şöyle diyor:

"İnananların dostunun Allah olduğunu belirten velî (dost) kelimesini tekil, kâfirlerinin dostunun tağut olduğunu belirtirken ise çoğul zikretti. Çünkü onları yoldan çıkaran dostları pek çoktur. Kezâ sapıklık ve azgınlık yollarının kasdedildiği zulemât (karanlık) Kelimesini çoğul zikretti. Çünkü bunlar, pek çok ve çok çeşitlidir. Buna mukabil en-nûr (aydınlık) kelimesini tekil zikretti. Çünkü onunla maksad, hak din ve doğru yoldur ki, o da tektir.

Bu ayet-i kerime, şeytanların kâfirleri, nûra benzeyen fıtrattan ve Peygamberlerin getirmiş olduğu hidayet ve ilimden, cehâlet ve sapıklığa sürüklemelerini ihtivâ etmektedir.

Kâfirlerin dostları, onları yaratılışlarında bulunan karanlık cehâlet, hevâ ve heveslere döndürürler. Ne zaman Peygamberlik ve vahyi nûru, onları aydınlatacak olsa ve onlar o nûra girecek olsalar, hemen dostları onları o nûrdan alıkoyar ve çevirir. Dostlarının kâfirleri, nûrdan karanlıklara çıkarmaları bu şekilde olmaktadır."26

Muttakî mü'minlerin velîsi Allah, velîleri olan muttakî mü'minleri, tamamı şirk ve küfür olan tağutî düzenlerin ve beşerî ideolojilerden zifiri karanlıklarından Tevhid, iman ve İslâm'ın nûruna çıkardığı gibi bu kullarını nûrlandırmakta, yolunu ve kendilerini aydınlatmaktadır... Muvahhid muttakî mü'minler, velîleri Allah Teâlâ'nın kendilerinin çıkardığı bu nûrlu, bu apaydın ve dosdoğru olan yol üzere sağa - sola sapmadan, emrolundukları gibi dosdoğru olmaya gayret ederek yaşamaya devam ederler...

En son Nebî ve en son Rasul Rasulullah Muhammed (s.a.s.), merhamet olunmuş, şahid ve vasat ümmetini bu yol üzere bıraktı... Kur'ân'a ve Sünnet'e sımsıkı sarılan muttakî mü'minler, apaydın olan bu yoldan sapmadıkça, kınayıcının kınamasından çekinmeden yola devam ettikçe, kurtuluş ve mutluluğa ulaşırlar...

İrbâd b. Sâriye (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Ben sizi, gecesi, gündüzü gibi apaydın olan (en küçük bir şüpheyi kabul etmeyen gayet açık ) bir din üzerinde bıraktım. Benden sonra ancak helâk olanlar, o dinden ( başka yönlere ) sapar." 27

Ve muttakî mü'minlerin velîsi Allah’ın, Kendisi’ne velî olan muttakî mü'min kullarına emri:

"De ki: ' Bu, benim yolumdur. Basiret üzere Allah'a davet ederim, ben ve bana uyanlar da. Ve Allah'ı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim."28

İşte, kendisinden başka hüküm koyucu hak İlâh bulunmayan muttakî mü'minlerin velîsi Allah'ın gösterdiği ve kendisinden başka dosdoğru yol bulunmayan yol: İSLÂM!

Evet, yalnız İslâm, başkası değil!

Dipnot

1)Bakara, 2/257.

2) Yusuf, 12/40.

3) A'râf, 7/54.

4) Zuhruf, 43/84-85.

5) Rağıb el - Isfahânî, Müfredâd, çev. Prof. Dr. Abdulbaki Güneş - Dr. Mehmed Yolcu, İst. 2010, Sh. 1181-1182.

6) İmam Kurtubî, el - Câmiu Li Ahkâmi'l - Kur'ân, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 1997, C. 3,Sh. 496-497.

Ayrıca bkz. Ebu Cafer Muhammed b. Cerîr et- Taberî, Taberî Tefsiri, çev. Hasan Karakaya - Kerim Aytekin, İst. 1996. C.2, Sh.116.

7) et- Taberî, A.g.e. C. 2, Sh. 115-116

Ayrıca bkz. Celâleddin es- Suyutî, ed- Dürrü'l - Mensûr Fi't- tefsir Bi'l- Me'sûr, çev. Hasan yıldız., İst. 2012, C.3, Sh.181.

8) Celâleddin es- Suyutî,A.g.e. C.13, Sh.354. Abdurrezzâk,  Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l - Munzîr'den.

9) Zemahşerî, Keşşâf Tefsiri, çev. Muhammed Coşkun,Vdğ. İst. 2016, C.1, Sh.800.

10) İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, çev. Dr. Savaş Kocabaş, İst. 2010, C.2, Sh.283-284.

11) Muhammed Ali es- Sâbûnî, Safvetü't- Tefâsîr, çev. Prof. Dr. Sadreddin Gümüş - Dr. Nedim Yılmaz, İst. 2010, C.1 Sh.298. (3. Baskı)

12) Fahruddin er- Râzî, Tefsir-i Kebîr- Mefâtihu'l-Gayb, çev. Prof. Dr. Suat Yıldırım, Vdğ. Ank.1989, C.5, Sh. 430.

13) Bkz. Yunus, 10/62-64.

14) Muhammed, 47/11.

15) Furkan, 25/27-29.

16)Zuhruf, 43/67.

17) Casiye, 45/19.

18)Zuhruf, 43/68-70.

19) Mâide, 5/55-56.

20) A'raf, 7/196.

21) Ankebut, 29/41.

22) Fatiha, 1/5.

23)Fatiha, 1/6-7.

24) Enfal, 8/29.

25)Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru'l- Kur'ân, B.16, Hds. 3332.

Beyhakî, Kitabu'z- Zühd, çev. Enbiya Yıldırım, İst.2000, Sh.231, Hds. 810.

Kuzâî, Şihâbü'l- Ahbâr Tercümesi, çev. Prof. Dr Ali Yardım, İst.1999, Sh.136, Hds.430.

İmam A'zam Ebu Hanife, Müsned, çev. Muhammed Salim köse, İst.T.y, Sh.293, Hds.500/3.

Nûreddin el- Heysemî, Mecmau'z- Zevâîd. çev. Zekeriya Yıldız, İst. 2012, C.18, Sh.87, Hds. 17940. Taberânî  rivayet  etti. İsnâdı Hasen'dir.

26) İbn Kayyim el- Cevziyye, İbn Kayyim Tefsiri, çev. Dr. Harun Ögmüş- Prof. Dr.Ahmed Ağırakca, İst. 2011, C. 1, Sh.351-352.

27) Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B. 6, Hds. 43.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, Vdğ. İst. 2013, C.1, Sh.512, Hds.797.

28) Yusuf, 12/108.

 

SPOT İÇİNDİR

Muttakî mü'min velî kullarının velîsi Allah Teâlâ, onların bu duâsını kabul buyurup onları, küfrün, şirkin, bid'atın, hurafenin ve cehâletin karanlıklarından, Tevhîd, iman ve İslâm'ın nûruna çıkarır.

Vilâyet, yardım demektir. Velâyet de, idareyi üstlenmek, yönetmektir.

 

 

 

Yazar:
Muhammed İslamoğlu
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul