18 Ocak 2018 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / DERT SAHİBİ OLMAK

DERT SAHİBİ OLMAK

DERT SAHİBİ OLMAK

Müruru zaman ile kavramlar anlam kaymasına, anlam daralmasına maruz kaldıkları gibi içeriklendirme sorunu da yaşayabildikleri ehlince malumdur. Farklı zaviyelerden bakılınca kavramların bilinenin aksi bir fonksiyon ifa edebilecekleri de malumdur. Misalen hastalığın imtihan perspektifiyle içeriklendirilmesi kişiye acziyeti, kulluğu hatırlatması planında bir nimet olabildiği, sabrı ve şükrü gerektirdiği görülür. Benzer bir yaklaşımı dert sahibi olmaya uyguladığımızda da farklı ve olmazsa olmaz sonuçlar elde edeceğimiz de görülecektir. Sufi meşrep bir dert/derman güzellemesi değil de uhdemize hak ve sorumluluk yükleyen, yüksek sesli bir içe dönük nasihatleşmedir bu sözler. Keza bu kelam bir dost hasbihalidir ki hasbihalimiz dahi bizleri dertli kılmalı kanaatindeyiz.

Her şeyden önce insan olmak ve insan kalmaya dair bir dert sahibi olmaktır aslolan. İnsani varoluşu, eşyanın hakikatini anlamlandırma derdidir bahsettiğimiz. Diğer bir deyişle kim olduğumuz, niçin burada olduğumuz, nereye gittiğimiz gibi hayat-memat kabilinden soruların cevaplarını dert edinmektir. İnsandan topluma, kâinattan maveraya, dünyadan ahirete kadar bir anlam haritasını çizmeye dair dert taşımaktır bahis mevzuu. Saadeti dareyn için yürek inkılâbıyla gerçekleştirilecek insanlığı ve İslamlığı söylemek ve eylemektir yani.

Gerçekten de ancak insan dert sahibi olabilmektedir. Bu manada dert sahibi olmayan yozlaşmıştır, tükenmiştir el hak. İnsan olabilenler ancak vahyin muhatabı olabilmektedirler. Mümin önce insan olmayı başarabilendir ve dahi insan kalabilmeyi. Biliriz insanlıktan nasipsizleri teslim olsalar dahi Kur’an “İman henüz kalplerinize girmedi” şeklinde ihtar etmektedir. 

İnsan olmakla diğergam olmak, hemdert olmak, hemdıl olmak arasında yadsınamaz bir ilgi vardır kuşkusuz. Salt kendisi ve çıkarı için yaşamaya hayat denir mi ki? Benden sonrası tufan diyen insan ve mümin olabilir mi ki? Kibir, bencillik gibi kötü hasletler İslamlıktan önce kişinin insanlığını enfekte eden marazlardır. Bu bağlamda insanın teşhis ve tedavisini dert edinmek gerekir bir hekim hassasiyetiyle. Olmak ve kemale ermek asal bir derttir oysa. Hayatın manası da büyükleri büyük yapan da budur kuşkusuz.

Elbette ki yükseltilen nemelazımcılığa, bencilliğe, hissiyatsızlığa rağmen dert sahibi olmak elzemdir. Mesela en temelde insanlığın şirk bataklığında bocalamasını dert etmek gerekir. Hala bu zamanda inekten totemlere kadar putçuluğun süregelmesini yani. Üretilmiş kutsallıklara, açık gizli türlü türlü kula kulluk şekillerine meftun yığınların durumunu dert etmek gerekir. Tevhidin derdiyle dertlenenlere muvahhid dendiğini hatırda tutarak. Şirkin asla affedilmeyeceği hakikatini de. İnsanlığı kula kulluktan Allah’a kulluğa, din ve ideolojilerin zulmünden İslam’ın adaletine, dünyanın darlığından genişliğine çıkarmak için gelmiş bir dinin müntesiplerinin ve muhataplarının halini dert edinmek gerekir. Son felah çağrısını nasıl ete kemiğe kavuşturabileceğimizi dert edinmek gerekir şüphesiz.

Müminin derdi Yüce Allah’ın şanını tazim etmek, Allah’ın kelimesini yüceltmektir. Aziz İslam davasının selametidir derdi kuşkusuz. İslam’ın bir bütün olarak hayata hâkimiyeti ile selamet sahiline demirlemektir. İnsanın özünü gürleştirmek, insanı özgürleştirmek, Rabbiyle, kendiyle, kâinatla barışık kılmaktır. Kaygıdan emin kılmaktır. Yeryüzünü de darus selam kılmak. İnsanın İslam’la şeref bulmasıdır mühim dert. Tüm boyutlarıyla Rabbi tevhid etmek mesela. Resulü en güzel örnek olarak kabul etmek. Tüm iman esasları gibi ahirete imanı yakine ulaştırabilmek dert edinilmeli değil mi? Öncülerin izinde sadıklardan olabilmek esas değil mi? İmanın salih amelle ispatı mühim bir hedef değil midir? Bidatlerin imhası, sünnetin ihyası, ittiba ve teslimiyet adlı kurtuluş gemisine binmek az bir şey midir?

Yine namazımızı neden ayağa kaldıramadığımızı dert etmek gerekir. Namazın neden fahşa ve münkerden alıkoymadığı mühim bir dert değil midir? Neden zekâtla tezkiye edememekteyiz malımızı ve nefsimizi, neden çok yönlü arınamamaktayız. Neden biz orucu, oruç bizi tutmamaktadır. Neden hayat mahza ibadet değildir. Neden hayatı ibadet kılamamaktayız. Adanmış bir ömrün sahibi olamamaklığımızı dert edinmek gerekmez mi? Yani manevi fukaralığımız, ruhsal letafet kesbimiz dert değilse dert nedir ki? Duasız bir kulluk olur mu? Allah’a kurbiyyet çabası olmaksızın nereye varılabilir ki. Evet, çorak iklimimizi nasıl yeşerteceğimizdir dert edeceğimiz. Bahsettiğimiz görüldüğünde Allah, Resulü ve İslam’ın hatırlandığı; yüzü secde izli, ahdine sadık adamlardan olabilmektir. Emr olunduğumuz gibi dosdoğru olmak Allah Resulünü (s.a.s.) dertlendirmişken neden bize dert olmamaktadır? Sormak gerekmez mi bizler için Allah’ın rızası- yakınlığı, cennet iştiyakı, cehennem korkusu yeter dert olabilmiş midir?

Maddi ve manevi açlığın pençesinde kıvranan insanlığın derdini dert bilmek gerekir. Bire dokuz, dokuza bir zulmünün mağdurlarının derdini fehmetmek gerektir. Çocuğunun basit isteğini alamayan bir babanın ezilmişliğini dert etmek gerekir. Evinde kaynayacak çorbası olmayan istizaf ehlinin çaresizliğini dert etmek gerekir. Komşumuz aç iken tok yatmışlığımızı dert etmek gerekir. Kendimiz için istediğimizi kardeşimiz için de isteyebiliyor muyuz? Türlü temerküz asrında kanaati en büyük hazine biliyor muyuz? Kibrin arzı endam ettiği çağımızda tevazunun hayatımızda karşılığı nedir acaba. İsar ahlakının kıyısından geçebildik mi?

Mümin kişiliğin ilim, amel ve takva planında şekillenmesi mühim bir ödevdir. Bir diğer mühim ödev ise  “Müminler ancak kardeştir” düsturunun teorik ve pratik karşılığıdır. Amasız, fakatsız her koşulda ancak adaletten yana olma alameti farikasını kişilik temeli kılmak elzemdir. Elzem olan diğer bir hususta vahyin, fıtratın, aklın ve vicdanın sesine odaklanmaktır. Kınayanın kınamasından korkmadan değerlerimizi her hatırdan ali tutmaktır yani.

Zalim kavme karşı Allah katından bir dost, bir yardımcı bekleyen mazlumların derdiyle dertlenmek gerekir. Kan revan zillet halimizin sıradanlaşması, ölümlerimizin istatistiğe dönüşmesi, duygu yitimi, düşünce kısırlığı az mesele midir? Aynı bedenin azası olduğumuz ümmetin acıyan kahir ekserinin acısını hissetmek gerekir. Ayaklar altındaki kutsallarımızın derdini hücre hücre yaşamak gerekir. Kalplerde, kafalarda ve dahi pratikte ümmeti inşa edebilmeyi dert etmektir bize düşen. Ümmetin hali pür melali ortada iken cihad emrine karşı yere çakılıp kalmamızı, izzet libasını giyebilmeyi dert etmek gerekir. Zalim sultana karşı hak sözü söyleyemememizi, ruhsat merkezli bir silik yaşamı dert edinmek gerekir. Sevgide, nefrette, tüm duygu ve düşünce zemininde vasat olamamamızı, kıst ehlinden olamamamızı dert edinmek gerekir.

Âlimlerimizin halini, kanaat önderlerinin kanaatsizliğini, cemaatlerimizin cem edememesini, güç merkezleri karşısında fikri ve fiili istiklalimizi kazanıp, muhafaza edebilmeyi dert etmek gerekir. Cemaatten Sivil Toplum Kuruluşuna, STK’dan da Sivil Devlet Kuruluşuna dönüşümümüzü yani. Yani toplumun İslami değişimin sağlama iddiasından sosyal ve politik aktörler tarafından dönüşüme uğratılışımızı. Yerel ve küresel sisteme eklemlenişimizi. İslami Hareketten sağ-muhafazakârlığa savrulma sürecinde âlim ve aydınlarımızın duruşunu dert etmeliyiz. Yerellik adına kutsanan ulusal yaklaşımlar ve uzaklaşılan Tevhidi ilkesellik dert edinilmelidir.

İlim, amel, ihlâs ve ihsan denklemindeki yanlışlarımız, aksaklıklarımızdır ağır derdimiz. İlim hususunda beşinci oluşumuzdur derdimiz. Sünnetullah’a riayetsizliğimizdir bir diğer boyutuyla. Diğeri ise malayaniyi terk edemememiz. Hayrı konuşmak ile sükût dışında üçüncü seçenek arayışımız.

İffet abidesi olması gereken bizlerin bakışlarımızı yere indirememizi, gömleğimizin arkadan yırtılmamasını dert edinmemiz gerekir. Günahların sıradanlaşarak yaşam biçimine dönüşmesini, nefsimizin ve neslimizin ıslahını dert edinmek gerekir. Azalan ahlakımızı, çözülen aile yapımızı, teknoloji bağımlılığımızı dert etmek gerekir.

Ölçü- tartıdaki halimizi, dinar-dirhemle irtibatımızı dert etmek gerekir. Ceplerdeki paranın kalbe sirayetini, koltuklara esir oluşumuzu dert edinmek gerekir. Sözümüzün senet olamamasını dert etmek gerekir. Din kılıflı bayağı dünyevileşmemizi, kapitalin cezbesini, menfaatperestliğimizi, dünya sevgisinin içirilmesini dert etmek gerekir.  

Münkere karşı elle, dille mücadelenin ötesinde imanın en düşük hali olan kalben buğzu bile yitiriyor oluşumuzu dert edinmek gerekir. Üzerine güneş doğan her şeyden hayırlı olan tebliğ ve davet görevine karşı olan umursamazlığımızı dert edinmek gerekir. Değerler skalamızdaki dönüşümü dert etmek gerekir. Bireysel ile toplumsal kurtuluşun bir aradalığını niçin dengeleyemediğimiz de derdimizin zımnındadır.

Önce kelimenin en derin anlamıyla insan, sonra kâmil bir mümin, dürüst bir tacir, iyi bir eş, vefalı bir dost olamamaklığımızı dert edinmek gerekir. Keza söz- amel bütünlüğünü sağlayamamamız mühim bir yaradır. Yani yapmadıklarımızı söylememiz ve söylediklerimizi yapmamamız. Sosyal-siyasal şahitliğimizin kusurları ağır bir yüktür omuzlarımızda. Ağır bir yükü taşıyacak azık eksikliği derdimizdir şüphesiz. Ufkumuzun ve gönlümüzün darlığıdır daralma sebebimiz.

Görülüyor ki dert çok lakin bu dertler felahın, kemalin dostu olan dertlerdir. İnsan ve İslam olmaklığın ispatı mesabesindedir. Bütün bu ve benzer meseleler kişiyi rahatsız ediyorsa eğer umut devrimi işte oradadır. Halasın formülü çok boyutlu ehli dert olmaktır. Bu yönüyle dert derman hükmündedir aşikâr.

Hâsılı Allah dertsiz etmesin.

Yazar:
Fırat Toprak
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul