24 Kasım 2017 - Cuma

Şu anda buradasınız: / KUR’AN’DA RASULULLAH (S.A.S.)’IN SÜNNETİNE UYMA VE İNKÂR ETMENİN HÜKMÜ

KUR’AN’DA RASULULLAH (S.A.S.)’IN SÜNNETİNE UYMA VE İNKÂR ETMENİN HÜKMÜ

KUR’AN’DA RASULULLAH (S.A.S.)’IN SÜNNETİNE UYMA VE İNKÂR ETMENİN HÜKMÜ

 

Allah(c.c.) kelamında mealen şöyle buyurmaktadır:

“Yeryüzünde hiç bir canlı ve iki kanadıyla uçan hiç bir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. Biz Kitap'ta hiç bir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır.” (En’am, 6/38)

Kitabın ifadesi ile Kitab’da hiçbir şeyi noksan bırakmayan Allah (c.c.), kendi Rasulünün konumunu da eksik bırakmamıştır. Rasulullah (s.a.s.) konumunun ne olduğunu anlamak için yine Allah’ın Kelamına müracaat etmemiz gerekir.

 

Allah(c.c.) şöyle buyuruyor:

 

“Muhammed, sizin erkeklerinizden hiç birinin babası değildir; ancak o, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi bilendir.” (Ahzab, 33/40)

 

Hz. Muhammed (s.a.s.) Enbiyanın sonuncusudur. Ondan Sonra da ne bir Rasul ne bir nebi gelmeyecektir. Ama Allah (c.c.) onu yalnız kendi yaşadığı zaman dilimi için değil kendinden sonraki zamanlar içinde bir rahmet olarak göndermiştir. Bunun ifadesi şu ayetle sabittir:

 

“Biz seni alemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya, 21/107)

 

Rasulullah (s.a.s.) alemlere rahmet olarak gönderilmiş ve kendinden önceki şeriatlerin hepsini  Ona gönderilen Şeriat nesh etmiş dolayısıyla ona uymak bir farziyet ifade etmiştir. Gerek onun zamanındakilere, gerekse ondan sonra kıyametin kopacak olan zamanına kadar gelecek olanlara…

 

Bununla beraber Rasullullah (s.a.s.) bir beşerdi. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

 

“De ki: "Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim; yalnızca bana sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın.” (Kehf, 18/110)

Ayetin ifadesi ile O da varlık olarak bizim gibi bir beşerdir. Lakin bu onunda doğup büyüme ve ölüme tabii olma yönünden bir beşerliktir. Ayetin ifadesi ile kendisine vahiy edilen bir beşerdir. Başka bir ayette de:

             

“Ey iman edenler, Allah'ın Resûlü'nün huzurunda öne geçmeyin ve Allah'tan sakının. Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir.

 

Ey iman edenler, seslerinizi peygamberin sesi üstünde yükseltmeyin ve birbirinize bağırdığınız gibi, ona sözle bağırıp-söylemeyin; yoksa siz şuurunda değilken, amelleriniz boşa gider.

 

Şüphesiz, Allah'ın Resûlü'nün yanında seslerini alçak tutanlar; işte onlar, Allah kalplerini takva için imtihan etmiştir. Onlar için bir mağfiret ve büyük bir ecir vardır.

 

Şüphesiz, hücrelerin ardından sana seslenenler de, onların çoğu aklını kullanmıyor.” (Hucurat 49/1-4)

 

Allah(c.c.) ayetin açık manası olarak Rasulullah (s.a.s.) zamanında yaşayanlara Rasulullah (s.a.s.)’ın içlerinden herhangi bir kişi gibi olmadığı hatta seslerini Rasullah(s.a.s.) yanında yükselttiklerinde amellerinin boşa gideceği ifade edilmiştir. İşte Rasulullah (s.a.s.) böyle bir beşerdir. Hangi beşerin yanında sesimiz yükseldiğinden dolayı amellerimiz ifsad olmuş ki?   Yani Rasullah (s.a.s.) basit bir insan değildir.  Allah’ın son vahyini kendine inzal ettiği şerefli bir varlıktır.

 

Allah(c.c.) onun şanını yücelterek şöyle buyurmuştur:

 

“Biz, senin göğsünü yarıp-genişletmedik mi? Ve yükünü indirip-atmadık mı? Ki o, senin belini bükmüştü; Senin zikrini (şanını) yüceltmedik mi?” (İnşirah, 94/1-4)

 

İşte şanı yüceltilmiş olan Rasulullah (s.a.s.)’a Allah’a bir takım ayrıcalıklar ve dininde bir yer vermiştir. Ve Allah (c.c.) kendisine iman eden kullarına onu örnek almalarını ifade etmiştir.

 

Ayette şöyle buyuruyor:

 

“Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır.”(Ahzab,33/21)”

 

Allah’a kavuşmayı Ahirette cennete girmeyi umanlar ve Allah’ı her işinde hatırlamak isteyenler için Allah’ın Rasulun (s.a.s.)’de güzel örnekler vardır.

 

Bu ayet başlı başına Rasulullah (s.a.s.) söz, fiil ve hareketlerinin ezberlenip  hayata aktarılması ve sahabeden sonra bu dine iman iddiasında bulunan herkese, Rasulullah  (s.a.s.) söz, fiil ve olaylar karşısında suskunluğu ile kabul ettiklerini aktarmayı gerekli kılar. Ama şu bir gerçektir ki, ayetin ifadesi ile “Allah’ı ve ahireti umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için..  “Eğer kişi Rasullah (s.a.s.) söz, fiil ve takrirlerine kayıtsız kalıyorsa o zaman Allah’a ve Ahiret gününe kavuşmayı ummuyor zaten Allah’ı da zikretmiyordur. Bu ayetin genel hükmü noktasında, Rasulullah (s.a.s.)’ın hadislerine kayıtsız kalmak Kur’an’a kayıtsız kalmaktır ve onu inkar etmektir.

 

Rasulullah (s.a.s.) hadislerinin ezberlenmesi ve aktarılması bu ayetin hükmünce farzdır. Çünkü O Kur’an’ın açıklayıcısıdır. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

 

“Senin üzerine Kitabı ancak onların ihtilaf ettikleri konuları onlara beyan/açıklayasın diye inanan bir kavme bir huda ve bir rahmet olsun diye indirdik”(Nahl, 16/44)

 

Ve yine başka bir ayette:                                                                                                            “

Ey iman edenler, size açıklandığında sizi üzecek şeyleri sormayın; Kur'an indirildiği zaman sorarsanız, size açıklanır. Allah onu affetti. Allah bağışlayandır, (kullara) yumuşak olandır. Sizden önce bir topluluk onu sormuştu da sonra kafirler olmuşlardı.” ( Maide, 5/101-102)

Ayetlerin kesin hükmü noktasında Kur’an’ı açıklamak tamamen Rasulullah (s.a.s.)’a aiddir. Onun açıklaması bir huda ve Rahmettir. Maide suresinde belirtildiği üzere, “Kur’an indirildiği zaman sorarsanız size açıklanır” lafzı Kur’anı Tefsir yetkisini Rasulullah (s.a.s.) vermiştir. Rasulullah (s.a.s.)’a Kur’anla ilgili sorulan soruların cevabı da hadistir. Yani yine karşımıza Rasulullah (s.a.s.)’ın sözlerini ezberleme hükmü çıkmaktadır. Çünkü Kur’an’ın en iyi anlaşılmasının yolu, Kur’an’ın kendisine indiren şahsın onu açıkladığı sözlerdir. Ama Kur’anı kendi kafasına, hevesine veya tabii olduğu ideolojiye göre yorumlamak isteyenler hadisleri inkar etmeli veya hadisler hakkında şüphe uyandırmalı ki, Kur’an hakkında istediği gibi konuşa bilsin. Hadisler hakkında şüphe uyandıracak ki, Kur’an’ı açıklama görevi kendisine verilen Rasulullah (s.a.s.) devre dışı bıraksın onun hakkını gasbetsin…

Bu noktada şunu söylemek gerekir ki, Kur’an’ı açıklarken Rasulullah’ın Kur’an’ı açıklayan sözlerini almayanlar, Kur’an’ı inkâr etmişlerdir. Rasulullah (s.a.s.)’ın sözlerini inkar edenler Kur’an’ı anlamadıkları gibi, zaten bu işin altından kalkacak ilme de sahib olmadıklarından bir çırpıda hadisleri inkar ederek işin kolayını bulmuş, Kur’anı Arabçadan üstün körü bir mealle Türkçeye çevirerek bilmeyen insanlara sanki Kur’anı en iyi onlar biliyor izlenimi vermek isterler. Halbuki, sözde iman ettiğini söylediği Kur’an, Tefsir yetkisinin Raslullah (s.a.s.)’de olduğunu söylemektedir…bunlar Hangi Kur’an’a iman etmiş acaba?

İşte Rasulullah (s.a.s.)’a verilen bu yetkiden dolayı Allah (c.c.) şunu iman edenlere emrederek:

Ey iman edenler, Allah'a itaat edin; Rasul’e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah'a ve Rasul’e döndürün. Şayet Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.”(Nisa, 4/59)”

Ayetin Zahirinden anlaşılan ayetin Rasulullah (s.a.s.) zamanından kıyametin kopacağı zamana kadar geçerli olduğudur. Bu anlam ayetteki, “Ey İman edenler” lafzından anlaşılmaktadır. Yani Rasulullah (s.a.s.) zamanın da iman edenler ve ondan sonraki bütün zamanlarda iman edenler. Eğer iman etmişseniz Allah’a itaat edin ve Rasulune itaat edin. Yani Kur’an’a itaat edin ve Rasulun sözlerine itaat edin demektir. Bu mananın verilmesi, ayetin kendi iç anlamında gizlidir. Eğer yalnız Kur’an’a itaat yeterli olsa idi, Allah (c.c.) Kur’an itaat edin derdi. Ama Allah (c.c.), hem Kur’an’a hem de Rasulune itaatı emretmiştir. Dolayısıyla Rasulullah (s.a.s.)'ın sözlerini kale almamak yine ahireti inkar ile nitelendirilmiştir. Şu sorula bilinir. Ayetten, Kur’an itaatı nerden çıkardınız? Cevab ayettedir. Ayette ihtilaf anında müracaat merci, Allah ve  Rasulu olarak izah edilmiştir. Peki, Rasulullah (s.a.s.) hayatta iken mu’minler ihtilaf ettiklerinde nereye müracaat ediyorlardı. Tabii ki, Allah’ın kelamı olan Kur’an’a. Çünkü ona müracaat Allah (c.c.) müracaattır. Rasul’e müracaatta onun kendine onun vefatından sonra da onun din hakkında aktarılan sözlerine tabii olmaktır… Bu ayet böyle anlaşılmaz ise hâşâ ayetin başında ki genel mananın çıkarıldığı “Ey İman edenler” lafzı haslaştırılmış olur ki, bu da Rasulullah (s.a.s.)’ın zamanındakiler iman edenler hitabına dahil edilmiş geri kalan insanlar bu imanın dışında bırakılmış olunur ki bu da insanları kafir ilan etmek olur…

Bu ayette iman edenlere Rasulullah (s.a.s.)’a meselelerin döndürülmesi yine Rasulullah (s.a.s.)’ın sözlerine tabii olmayı gerekli kılar. Dolayısıyla yine İman edenlerin Rasulullah (s.a.s.)’a itaat için sözlerini ezberleyip aktarmalarının farziyeti ortaya çıkar ki, Kur’an’ın bir emri iptal edilmesin. Çünkü Meseleler Allah’a ve Rasulune döndürülür. Yani Kur’an’a ve sünnete…

Rasulullah (s.a.s.) sözlerinin ezberlenip yine diğer gelecek kuşaklardaki iman edenlere ulaştırılmasının farziyeti şu ayetten de anlaşılır:

“Allah ve Resûlü, bir işe hükmettiği zaman, mü'min bir erkek ve mü'min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resûlü'ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.” (Ahzab, 33/36)

Kendisinden sonra bir vahiy gelmeyecek olan, Allah’ın son Vahyi Kur’an Allah’ın hükmettiği işlerde mü’min ve mü’mine kadınların seçme hakkının olmadığını ifade etmiştir. Buna böyle iman etmek Rasulullah (s.a.s.) zamanından, kıyametin kopacağı ana kadar gelen bütün Mü’min ve mü’mineleri kapsar ve bir farziyettir. Çünkü ayette, “mü’min erkek ve mü’min kadın lafızları her zaman dilimi içinde iman eden erkek ve kadınlara hitabdır. Allah’ın emirlerini, Kur’an da bulmaktayız. Yazılı ve kayıtlıdır. Bunda sorun yok…

Ve yine Allah’ın en son vahyi, Kur’an diyor ki:

“Rasulullah bir işte hükmettiğinde mü’min erkek ve mümin kadınların seçme hakkı yoktur.”

Şimdi Rasulullah (s.a.s.) zamanındakilerin onun hükmünü bilip onun hükümlerine tabii olmaları gerçekleşmiştir. Peki onlardan sonra gelecek mü’min erkek ve mü’min kadınlar Kur’an’ın bu emrine  nasıl tabii olacaklardır?! Elbette ki Rasulullah (s.a.s.)’ın sözleri olan Hadislerin ezberlenip aktarılması o zaman farz olur ki, Kur’an’ın bir emrini Kur’an’a uyanlar çiğnememiş, inkâr etmemiş olsun.

Allah (c.c.) kelamı olan Kur’an da Rasulullah (s.a.s.)’a itaat etmeyi emrederek şunları söylemektedir:

De ki: "Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir."

 

De ki: "Allah'a ve elçisine itaat edin." Eğer yüz çevirirlerse şüphesiz Allah, kafirleri sevmez. (Ali İmran, 3/31-32)

 

Allah(c.c.) Rasulune ve insanlara “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun” demesini istiyor. Rasulullah’ın böyle söylediği kesindir. Çünkü Allah (c.c.) böyle emretti. Emri duyan sahabelerde hemen ittiba ettiler, münafıklar hariç… Ayetin devamın da Allah’ın kullarını sevmesi ve günahlarını bağışlamayı Rasule uymaya bağladığını görmekteyiz. Burada şunu soruyoruz, Allah(c.c.)’ın bizim gibi insanları sevmesi ve günahlarımızı bağışlaması eğer Rasulullah’a uymaktan geçiyorsa O zaman Rasulullah (s.a.s.)’den aktarılan sözlerin kayda geçirilmesi farzdır. Çünkü Rasule uymak onun hükmüne, sözlerine fiillerine uymak sustuğu yerlerde susmakla mümkündür.

 

Ve yine akabinde ayette ikinci bir emir: “Allah’a ve Rasulune itaat edin” denilmektedir. Allah(c.c.) itaat Kur’an’a tabii olmakla gerçekleşir. Rasule ittibada onun hayatın her alanında söylediği söze ittiba ile gerçekleşir. Rasulullah (s.a.s.) zamanındaki mü’minler için bu ittiba görerek yapılıyordu. Ama bizim gibi sonradan yaratılan insanların ittibası ise sadece Rasulullah (s.a.s.)’dan aktarılan sözlerden hareketle  olur.

Eğer ki bu ittibayı yapmaz isek, Kur’anın hükmü şudur: “Eğer yüz çevirir iseler Allah Kafirleri sevmez.”  Kur’an iki itaat çeşidini istemektedir. Allah’a itaat ve Rasulune itaat… İtaatin birini terk etmek ya da yapmamak, Kur’anın hükmüyle kâfirliktir.

 

Rasulullah (s.a.s.)’a Kur’an’ı açıklama görevi verildiğine göre, onun hükmüne uymak emredildiğine göre Kur’an’a kayd edilmeyen her sözünü yani hadisleri araştırmak, kayd etmek Kur’an’ın emriyle itaat olduğu için farzdır.

 

Çünkü Her emrine tabii olduğumuz Kur’an,  Rasulullah (s.a.s.)  konuşması hakkında diyor ki:

 

“O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz. O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.”(Necm, 53/3-4)

“Resûl size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındırırsa artık ondan sakının ve Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, cezası (ikâbı) pek şiddetli olandır. (Haşr, 59/7)

 

Heva ve hevesinden konuşmayan ne verdi ise almamızı emreden Allah (c.c.)’dır. Yine vurgulayalım ki Allah bu emri yalnız o zamanda ki mü’minlere söylememiştir. Her zaman ve mekanda var olan mü’minlere bu emri vermiştir.

 

Allah (c.c.)  Rasulullah’ı iki şey öğretmesi için insanlara göndermiştir. Allah (c.c.) şöyle buyurur:

 

“Andolsun ki Allah, mü'minlere, içlerinde kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle lütufta bulunmuştur. (Ki O) Onlara ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara Kitabı ve hikmeti öğretiyor. Ondan önce ise onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler. (Ali İmran3/164)

 

Ayette onlara kitabı ve hikmeti öğretiyor deniliyor. Kitab’dan kastın Kur’an olduğu malumdur. Peki, hikmet nedir? Hikmet Rasulullah (s.a.s.) sözleridir, fiilleridir. Kitabı hikmetsiz okumak ayetin ifadesi ile kişiyi arındırmaz.

 

Allah (c.c.) kitabında emirler vermiş, emirin açıklanmasını Rasulullah (s.a.s.)’a öğrettiği hikmete havele etmiştir. Çünkü Kur’an’ın açıklanması Rasulullah (s.a.s.) aiddir. Allah (c.c.) namaz kılın demiş emr etmiştir. Ama namazın vakitleri ve kılınış şeklinin Rasulullah (s.a.s.) izah etmiştir. Allah (c.c.)  kitabında zekât verilmesini ve zekât verilecek yerleri belirtmiştir. Rasulullah (s.a.s.)’de zekâtın hangi mallardan ve hangi ölçüden sonra verilmesi gerektiğini açıklamıştır. Allah oruç tutmayı emretmiş. Rasulullah (s.a.s.) orucu bozan-bozmayan şeylerin ayrıntısını anlatmıştır. Allah (c.c.) hacc ve umrenin kendi adı için tamamlanmasını emretmiş. Rasulullah(s.a.s.) hacc ve umrenin nasıl yapılacağını ayrıntısı ile anlatmıştır.

 

Eğer bu ve benzeri ibadetlerin açılımı Kur’an’a uymamış olsaydı Allah (c.c.) Rasulullah’a bunları yapmasına izin vermezdi. Daha bu işin başında iken olayı kestirip atardı. Ama böyle olmamıştır. Allah (c.c.) ibadetler hakkında ve kendi dini hakkında Rasulunun yaptığı açıklamaları kabul etmiştir, uygulanmasını din olarak kabul etmiştir. Aksi olmuş olsaydı hâşâ Rasulullah (s.a.s.) Allah’ın dinin de kendine izin verilmeyen bir iş işlemiş olurdu ki bu imkânsızdır. Çünkü Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır.

 

“Eğer o, bize karşı bazı sözleri uydurup-söylemiş olsaydı. Muhakkak onun sağ-elini (bütün güç ve kudretini) çekip-alıverirdik. Sonra onun can damarını elbette keserdik. O zaman, sizden hiç kimse araya girerek bunu kendisinden engelleyip-uzaklaştıramazdı.” (Hakka, 69/47)

 

Rasulullah (s.a.s.) kitab’a birşeyler eklemesi olacak bir şey değildir. Ama kendisine hiçbir şey eklemediği sabit olan kitab’da Kur’an’ın açıklanması görevi Rasulullah (s.a.s.) verilmiştir. Onun içindir ki Rasulullah (s.a.s.) Kur’an hakkkında konuşması ve konuşmalarının iman edenler tarafından ezberlenerek aktarılması bir farziyettir. Bize gelen dinde bu şekilde gelmiştir. Kur’an’a hiçbir şey katmadan tebliğ eden Rasulullah (s.a.s.)’tan Muhacir ve Ensar kitabı ve onun açıklayıcısı olan Rasulullah (s.a.s.) sünnetini bize Rasulullah (s.a.s.)’den aldıkları gibi iletmişlerdir. Hafızalarında var olan Kur’an’ı Rasulullah (s.a.s.)’ın vefatından sonra sonra bir kitab halinde toplamışlardır. Rasulullah (s.a.s.) sünnetinin de hafızalarında barındırarak, bir kısmını yazarak bizlere aktarmışlardır. Onların bu dini Rasulullah (s.a.s.)’den böylece aktarmalarından Kitaba ve Sünnete tabii olmalarından Allah (c.c.) razıdır. Kelamında bununla ilgili olarak şunları söylemektedir:

 

Öne geçen Muhacirler ve Ensar  ile onlara güzellikle uyanlar: “Allah onlardan hoşnut olmuştur, onlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır ve (Allah) onlara, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.” (Tevbe, 9/100)

 

Allah(c.c.) ilk neslin Muhacir ve Ensar’ından daha sonraları onlara güzellikle tabi olanlarından razı olmuştur. Eğer kitabı Allah (c.c.) onlardan razı olmasa idi kitabı olan Kur’an’ın toplanmasını Rasulullah’ın (s.a.s.) vefatından sonra vazife olarak onlara yüklemezdi. Hem de Allah (c.c.) onlardan razı olduğunu daha Rasulullah (s.a.s.) hayatta ve vahiy iniyorken söylemezdi.

 

İşte Allah’ın kendisinden razı olduğu kendi Rasulu (s.a.s.) ve kendisinden razı olduğu Muhacir ve Ensar dini, kitab ve sünnet ışığında gündeme getirdiler ve bu ölçülerde yaşadılar. Baştakilerin eğitimi dini yaşayışları buydu. Bunlardan sonra gelenlerde aynen onlara uymalıdır ki Allah’ın razı olduğu kişilerden olabilsinler. Zaten kitabdan sünnetten ve Mü’minlerin yolundan ayrılmak kişiyi cehennemlik yapar.  Çünkü Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

 

“Kim kendisine 'dosdoğru yol' apaçık belli olduktan sonra, Rasul’emuhalefet ederse ve mü'minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır o!..” (Nisa, 4/115)

 

İşte Allah’ın dosdoğru yolu olan İslam Kur’an ve Sünnet üzere kuruludur. Allah’ın kendilerinden razı olduğu Ashab’da dini bu  iki kaynaktan tanımış yaşamışlardır. Onların yolu budur. Onların yolundan başka bir yola sapan kişileri, Allah(c.c) cehenneme sokacağını ifade etmiştir.  Ve Allah(c.c) yine şöyle buyurarak:

 

“Hayır, öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.” (Nisa, 4/65)

 

“ Yüzlerinin ateşte evrilip çevrileceği gün, derler ki: "Eyvahlar bize, keşke Allah'a itaat etseydik ve Resûl'e itaat etseydik." (Ahzab, 33/66)

 

Sünneti devre dışı bırakan bir Kur’ancılık anlayışı, Kur’an’ın ifadesiyle reddedilmiş sonu cehennem olan bir yoldur. Çünkü Rasulullah (s.a.s.) itaat farzdır. Sunneti inkar edenler “haber” kavramını inkar etmektedirler. Şaşılacak durum!  Bu gibi kişilerin “Kur’an”a nasıl iman ettikleridir. Çünkü Kur’an’ın bize gelişi de bir haber naklidir. Onun için Sünnet üzerinde kuşku oluşturmak isteyenler asıl itibariyle Kur’an’ı da ortadan kaldırmak isteyen zihniyetin ürünüdür. Ama şeytani yorumlarla kendilerinin Kur’an’ın asıl fedaileri olduklarını söyleyip, bize sahih yollarla gelen her şeyi red etmektedirler. Halbu ki Kur’an’ın habere bakışı şöyledir:

 

“Ey iman edenler, eğer bir fasık, size bir haber getirirse, onu 'etraflıca araştırın'. Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz.” (Hucurat, 49/6)

 

Kur’an’ın tebliğcisi ve açıklayıcısı Rasulullah (s.a.s.)’ın sözlerinin bize ulaştırılması noktasında bir şüpheleri varsa o zaman o haberi getiren kişi ve ya kişilerin fasıklıklarını bize ispatlamak zorundadırlar Çünkü bu Kur’ani bir farziyettir.

Ve bu bağlamda şu ayeti de zikredelim:

“…bir topluluğa olan kininiz, sakın sizi haddi aşmaya sürüklemesin…” (Maide, 5/2)

İşte böylece Rasulullah (s.a.s.) ve sahabelerinin yoluna güzelce tabii olup dini onların dediği gibi anlayıp Kur’an’ı ve onun açıklaması olan Sünneti aynen alıp bize ulaştıran bir ümmete kinlerinden, onların ilmi yüksekliklerine yetişemediklerinden onlara kin güden muhaddislere sataşmışlardır. Bu günün inkârcılarının aynısı Rasulullah (s.a.s.) zamanında sahabe ve muhaddis ulemamızın zamanında da vardı.Yalnız bu kadar sesleri net çıkmıyordu. Çünkü muhaddislerimiz aynı zamanda Kur’an hafızı, dil bilimci, tarihçi, müfessir idiler. Bırakın onlara kafa tutmayı onların gölgesinden dahi geçemezlerdi. Bu gün bu gibi âlimlerimiz çok azaldığından ortalık Kur’an’ın kendilerini redettiği “Kur’ancılar” türedi. Ama Muhaddislerimizin bıraktığı mirası dillendirmek bile onların yok olması için yeterlidir.

Sonuç olarak Rasulullah (s.a.s.) sünnetine uymak Kur’an’a göre farz, onu bir kenara bırakıp veya hiç tanımamak küfürdür…

 

 

Yazar:
Seyfulislam ÇAPANOĞLU
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul