24 Kasım 2017 - Cuma

Şu anda buradasınız: / İTMİNAN NİMETİ ÜZERİNE

İTMİNAN NİMETİ ÜZERİNE

İTMİNAN NİMETİ ÜZERİNE

Modern zamanlar haz ve hız çağı olarak tanımlanmakta kimilerince. Belki de bunun üzerine kaygı, kaos ve huzursuzluk boyutlarını eklersek tanımı bir yönüyle tanımlamış olacağız. Gerçekten de modern illetlerle malul günümüz insanı ciddi bir anlam krizi yaşamakta, hazların bendesi olarak bitimsiz bir koşuşturma içerisinde yaşadığı kaygı halini sanal ikamelerle beyhude gidermeye çabalamaktadır. Türk modernleşmesine maruz kalan halkımız ve özelde biz Müslümanlar da modernize olmuşluğumuz ölçüsünde benzer sorunlarla yüz yüze olduğumuz aşikârdır.

İşte böylesi zamanlarda insanoğlunun hayatını yavaşlatması, deruni bir muhasebe süreci yaşaması, çoraklaşan mana yönüne yönelmesi hatırı sayılır faideler içermektedir kuşkusuz. İslam duygu ve düşünce sistematiği ramazan, itikâf, umre vb. vesilelerle iş bu durmanın, durulmanın, kendine dönmenin ve iç dünyayı onarmanın teorik-pratik zeminini inşa etmiştir. Ki böylece gündelik hayat meşgalesinin kesif bir gafletle kuşattığı insan, zindan hükmünü alan bu anlamsızlık girdabından sıyrılabilsin. Ki böylece yaratılış gayesine uygun olarak kulluk merkezli bir ömrün kısa bir örnek dilimine vücut verebilsin. Ki insana insanlığını hatırlatarak kalp hastalıklarının teşhis ve tedavisini çok boyutlu olarak gerçekleştirebilsin.

İnsan kimi zaman yalnızlık korkusu yaşar, yanında birilerini görmek ister. Kimi zaman da yalnızlık mühim bir ihtiyaç olabilmektedir. Gerçekten de yalnızlık eğitici uzlet planında olmazsa olmaz bir manevi dinamiktir kuşkusuz. Öncü şahsiyetlerimizin hayatlarında da böylesi bir uzletin, manevi tecrübenin yaşanmış olması iş bu hususun önemini ortaya koymaktadır.

Hamdolsun Allaha ki ruhun hayat koridoru mesabesindeki ramazan, itikâf ve umrenin bir aradalığının muhteşemliğini, zaman-mekân kutsiyetini birlikte yaşamayı nasip etti. Mahşeri varoluşsal bir akışın zerresi olma şerefine ulaştırdı. Meşakkatte rahatı, sıkıntıda huzuru, zahmette rahmeti içeren bu iklimden heybemiz ölçüsünde istifade etmeyi mümkün kıldı. Kırk bir buçuk milletten milyonlarla yüce bir gaye etrafında cem olmaya imkân verdi. İkrama mazhar olunmuşluk hissini, özel misafir olduğumuz hissini hücre hücre yaşamayı nasip etti. Tarihe yolculuk yaparak vahyi coğrafyasında okumayı, diri bir bilinç üzere ahit tazelemeyi, hayata yeni bir sayfa açmayı ve dünden kalkışla bugünden yarına sorumluluklara bilenmeyi nasip etti.

Harameyn (Mescidi Haram ile Mescidi Nebevi) ile kurulan akli ve kalbi rabıta ve ülfetten olacak ki insan kendini aşina hissetmekte, yabancılık çekmemekte, sanki hep oradaymışçasına emin belde de vatan duygusallığı yaşamaktadır. Toprağı vatan bilmenin iman ile doğrudan ilgisini de böylece pratik yapmış olmaktayız.

Vahyin coğrafyası olan emin beldenin en büyük nimetlerden olan akli ve kalbi itminana sağladığı muazzam katkı tartışılmazdır. Duygu ve düşüncenin huzursuzluktan sonra huzur bulması, kaygıdan sonra dinginliğe ulaşması anlamında itminan Harameyn maneviyatıyla daha bir derinlik kazanmaktadır. Günah yükünün hafiflemesi ve yoğun ibadet neşvesiyle ruhun safiyete ulaşmasının ulviyyet seyrinde mühim mesafe kat etmek anlamında olduğu aşikârdır. Tam da burada ilim ehlinin amellerin şekli boyutu kadar kalbi boyutuna yaptıkları vurgu hatırlanmalıdır. Kur’an’ın Hz. İbrahim (a.s.) örnekliğinde zikrettiği “Kalbim yatışsın için” vurgusu üzerinde durmak icap etmektedir. Yine “Dikkat edin kalpler ancak Allah’ın zikriyle itminana erer” ayeti duygu ve düşüncenin merkezi olan kalbin sekinete ulaşmasının formülünü vermektedir. Keza selim bir kalple Rabbe gitmenin önemi vahiyle belirtilmiştir.

Tarih ve coğrafyanın kimlik inşa sürecindeki kurucu rolünü Harameyn üzerinden okumak mümkündür. Hz. İbrahim, Hz. Hacer ve Hz. İsmail üzerinden yapılacak bir tefekkür ziyarete birçok boyut ve anlam katacaktır. Oruç ve ihramın hiyerarşileri ve statüleri yok eden birleştiriciliği, insan hayatının sembolizesi olan tavafın manası, ıssız ve ekinsiz bir vadideki bir annenin cehdi olan Say’in hikmetleri, Kâbe’nin inşa süreci ve sonrası yapılan çağrının bugün milyonların Lebbeyk’iyle karşılık bulması muazzam hikmetler ihtiva etmektedir. Gerçekten de aslolanın bir hayır çığırı açmak ve doğru yol-yöntemle salih ameller üzere istikameti tutturmak olduğu görülmektedir. Böylece muttakilere imam kılınma duası gerçekleşmektedir. Yine Allahın misafiri olarak zamanda yolculuk gibi Tevhid mücadelesinin izini adım adım sürmek az bir nimet değildir kuşkusuz. Ödenen bedellerin, çekilen sıkıntıların, mağlubiyet ve zaferlerin bugüne bakan yönlerine yoğunlaşmak ibadet kazanımımızı pekiştirmektedir. Şirkin olmadığı emin belde ziyaretinin her muvahhidde ayrı bir heyecan sebebi olduğu açıktır. Umre ibadetinin dünyevi/deni olandan ulvi olana geçebilmek için ruhu kayıtlarından azade kılma amaçlı kişisel bir Hira tecrübesi olduğu da açıktır.

Harameynin diğer bir güzelliği ise evrensel kardeşlik parolası olan selamın işlevselliğini yaşatmasıdır. Bir “Selamün aleyküm”  yüzlere tebessüm kondurmakta, uzun sohbetlerin başlangıcı olarak samimi bir kardeşliği ete kemiğe büründürmektedir. Dört bir diyardan gelen müminlerle birliktelik ümmet adındaki büyük bir ailenin ferdi olduğumuzu ve kavmiyetçiliğin ilkelliğini ilmel yakinden hakkal yakine evirmektedir. İftar sofralarının sadeliğinin görkemi, paylaşmanın lezzeti ve içtenlikli sohbetler farklı bir iklimi soluduğumuzu hatırlatmakta her an. Müşahade ettik ki dıldan anlaşabilenler için dil problem olmaktan çıkmaktadır. Pakistan’dan Hindistan’a, Tunus’tan Cezayir’e, Nijerya’dan Moritanya’ya, Özbekistan’dan Somali’ye sohbet imkânı bulabildiğimiz kardeşlerimizle dertleşmelerimiz yürek coğrafyamızın sınırının olmadığını, gündemin ufuk daraltan zehirlenmesine karşı müteyakkız olmak gerektiğini ihsas ettirmiştir. Ümmet inşa eğitimi olan bu süreç Müslümanların içerisinde bulundukları halin mahcubiyetini de boynumuza yüklemektedir. Mısırlı Heysem’in duyarlılığı öğreticiydi. Özbek Abdulkayyum’un güleç yüzü, Irak Kürdistan’ından Dr. Hawar’ın olgunluğu hatırda kalanlardandı. Bengalli secde izli simasıyla genç bir mümine geçenlerde şehit edilen Cemaat-ı İslami liderinin ismini zikrederek Abdulkadir Molla dediğimde gözlerinin yaşarması ve ötelere dalması beni çok etkilemişti. Yine uzaktan müşahede ettiğim bir Arabın sadaka cömertliğinin tesiri altında kalmıştım. Keza sıklıkla müşahede ettiğim içli dualar sahiplerine yönelik gıptam her kelamın ötesindedir. Kalp katılığımın helak sebebim olacağına yönelik karamsarlığım gruptan ayrılıp kalabalıklar içinde yalnızlaşınca yaşadığım kısmi içtenlik nedeniyle bir ölçüde izale olmuştu. Tüm zamanı kuşatan namaz ve dua merkezli ubudiyet insana günah kirlerinden arınmışlığı, takvaya yaklaşmışlık hissi veriyor.

Allah ve Resulüne misafir olma hissiyatı terk-i edepten sakınmayı intaç etmekte. İş bu halet-i ruhiye ise kalplerin yatışmasına, gözlerin buğulanmasına ve varoluşsal derinliğin yaşanmasına sebep olmaktadır. Mezkûr derinliğin meyvesi ise ibadet huşuu, nefsin terbiyesi ve kibrin yok olmasıdır. Çoraklaşan kalplerin ve ruh sefaletinin ilacı da budur kuşkusuz.

Üzücü olan ise umrenin tatile dönüştürülme çabası, Harameynin beş yıldızlı otellerin kuşatması ve kapitalist saldırı altında olması. Deve çobanlarının yarışarak diktiği Kâbe’ye tepeden bakan kapitalist kibrin Towerlarını Zemzem bile paklamaz muhakkak. İhramda sağlanan eşitlik otel yıldızları arasında buharlaşmaktadır. Coğrafyamızda tesettür üzerinden şahit olduğumuz içeriksizleştirme, mananın boşaltılması umre menasiki içinde aynen mümkündür. İbadetlerimizin şekline olduğu kadar muhtevasına da sahip çıkma zorunluluğu ortadadır. Kıyam evi kılınan bir beldenin metalaştırılmasına neden itiraz edilmez bilmem. Ama bildiğim o ki iş bu tehdidin Medine’de patlayan bombadan kalır yanının olmadığıdır. İçimizdeki beyinsizlerin çokluğu ve etkinliği endişe sebebi olsa da ümmet kutsalının hürmetini birkaç işbirlikçi gasıbın tasallutundan kurtaracak bir irade ortaya koyabilmelidir.

Bahsetmeden geçilemeyecek olan bir diğer Harameyn güzelliği ise tesettüre kâmil düzeyde riayettir. Böylece gözlerin dinginliği sağlanmakta, günah yükünün azaldığı hissedilmekte ve bu ise itminana vesile olmaktadır. Yine büyüğünden küçüğüne herkesin namaz hassasiyeti bizi gıpta makamına sevk etmekteydi.

Meşakkatli ama mahza hayır olan böylesi bir ibadetler sürecini gençken doya doya yaşamak bilinçaltının keşkelerle dışa vurumu olacaktır. Gerçekten de bu ibadet gençlerin ve genç kalanların ziyadesiyle istifade edebilecekleri bir ibadettir.

Hâsılı bir adanmışlık eğitimi olan umre kâinatın merkezinde varoluşsal kemalat ve ulviyyete seyahat hükmünde eşsiz bir tecrübe olarak bilinç inşa edici, kurucu bir ibadettir. Mümin tavrı ise lokal menfiliklere selam deyip geçmek, böylesi bir duygu-düşünce sağanağından heybemizi çoğaltmak ve heybemizde kalana rıza makamında olmaktır herhalde.

Yakin gelinceye kadar Salâtı, nüsuku, hayatı ve mematı Âlemlerin Rabbi için kılanlara müjdeler olsun.

Yazar:
Fırat Toprak
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul