24 Kasım 2017 - Cuma

Şu anda buradasınız: / DAVAMIZ KUDÜS

DAVAMIZ KUDÜS

DAVAMIZ KUDÜS

Kudüs Hakkında Genel Bilgiler

 

Kudüs Filistin'in kalbi konumunda olan bir şehirdir. Tarih boyunca sürekli stratejik konumda ve dünyaya hükmetmek isteyen güçlerin de öncelik verdiği bir şehir olmuştur.

 

Bugün siyonist rejimin işgali altında olan Kudüs'ün batı kısmı 1948'de işgal devletinin kuruluşunu ilan etmesinin ardından çıkarılan savaşta ele geçirildi. Bu bölgeye Batı Kudüs adı veriliyor. Ancak tarihi mirasın, Mescidi Aksa'nın, diğer önemli camilerin ve hıristiyanların Kıyamet Kilisesi başta olmak üzere muhtelif tarihi kiliselerinin bulunduğu bölge Doğu Kudüs tarafında kalır. Bu bölgenin de surlar içinde kalan kısmına Eski Kudüs adı verilir. Bu bölge 1967 Haziran Savaşı'nda Arap ülkelerinin ve özellikle bu bölgeyi hâkimiyet altında tutan Ürdün Krallığı'nın ihaneti sonucu işgal rejimine teslim edildi.

 

İşgal rejimi daha sonra iki Kudüs'ün birleştirilmesine dair bir karar çıkardı ve Doğu Kudüs'ü de "İsrail" olarak tanımlanan kısma ilhak etmiş oldu. Fakat şehrin Filistinli ahalisini İsrail nüfusuna geçirmedi. Batı Yaka'da yaşayan Filistinlilerden ayırmak için de kendilerine "mavi kart" olarak tanımlanan bir özel Kudüslü kimliği verdi. Bundaki amacı Kudüs'ün demografik yapısını kontrol altında tutmak, Filistinlilerin Kudüs dışından gelerek bu şehre yerleşmelerini engellemekti.

 

Tevhid Mücadelesinde Kudüs'ün Yeri

 

 

Hz. İbrahim (a.s.)'in kendi ülkesinden hicret etmesinden sonra yöneldiği belde Kudüs toprakları olmuştu. Bu şehir aynı zamanda Hz. Süleyman'ın kurduğu büyük sultanlığın başkentliğini yaptı. O buraya mü'minlerin toplanıp birlikte ibadetlerini yerine getirmeleri için bir mabet inşa etti. Oraya aynı zamanda ibadetlerinde yönelecekleri kıbleyi belirlemek üzere bir kıble kayası yerleştirdi. Bugünkü Mescidi Aksa da işte o caminin devamıdır. Mescidi Aksa külliyesine dâhil olan Kubbetu's-Sahra'nın içinde yer alan ve Hz. Muhammed (s.a.s.)'in mirac olayında üstüne bastığı rivayet edilen kaya da Hz. Süleyman (a.s.) zamanında yerleştirilen kıble kayasıdır. Bazı tarihi kaynaklarda mescidin ilk şeklinin daha eskilere gittiği söylenmektedir.

 

Sonraki dönemlerde de gerek bu mescit ve gerekse onun içinde bulunduğu kutsal şehir ve kutsal belde tevhit mücadelesinin önemli bir merkezi olmaya devam etmiştir. Hz. Zekeriyya (a.s.)'nın çalışmalarını yürüttüğü merkez buradaydı. Hz. İsa (a.s.) Kudüs'ün hemen güneyinde bulunan bir beldede dünyaya geldi ve Allah'ın kendisine vahiyle bildirdiği gerçekleri insanlara burada ve çevresinde yürüttüğü çalışmalarla iletti.

 

Kudüs Davasının Öncelik ve Önemi

 

Kudüs, Kur'an-ı Kerim'de sözü edilen peygamberlerin birçoğunun hayat ve mücadelesinde yeri olan bir şehir olduğundan tarihte her zaman öncelikli konumda olmuştur. Kur'an-ı Kerim'in birçok ayetinde söz edilir. Ayrıca Resûlullah (s.a.s.)'ın muhtelif hadislerinde söz edilir ve buraya sahip çıkılması için teşvikte bulunulur.

 

Bundan dolayı Resûlullah (s.a.s.)'ın vefatından sonra İslâm devleti Kudüs'ü ve çevresini de topraklarına katmak için bu tarafa yönelmiştir. Kudüs'ün fethi ise ikinci halife Hz. Ömer (r.a.) zamanında gerçekleşti.

 

Tevhit mücadelesindeki konumundan dolayı önemli bir tarihi mirasa sahip olduğu gibi aynı zamanda İslâm coğrafyasının merkezinde yer alır. O yüzden Kudüs davası öncelikli bir konuma sahiptir.

 

Üç harem mescitten biri ve Müslümanların ilk kıblesi olan Mescidi Aksa'nın Kudüs'te bulunması ise buraya ayrı bir anlam kazandırmaktadır. Buraya sahip çıkılması ve Mescidi Aksa'ya yönelen tehlikelerin bertaraf edilmesi için de Müslümanlar arasında bu davanın ayrı bir konum ve önceliğinin olması gerekir.

 

Ayrıca Kudüs'te sahip çıkılması gereken mirasın sadece Mescidi Aksa'dan ibaret olmadığını, bu yönden önemli bir zenginliğe sahip olduğunu hatırlatmak gerekir.

 

Siyonist İşgal ve Kudüs

 

Kudüs 1099'da haçlı orduları tarafından işgal edildi. Bu işgalde Fatımilerin haçlı ordularıyla işbirliği yapmasının ve ihanet etmesinin büyük payı var.

 

Haçlılar Kudüs'ü işgal ettikten sonra şehirde büyük bir katliam gerçekleştirdiler. Yetmiş bin civarında Müslümanın bu katliamda sadece Kudüs'te şehit edildiği tarihi kayıtlara geçmiştir.

 

Haçlıların ikinci işgali İngiliz orduları vasıtasıyla oldu. O zaman da İttihat ve Terakki Hareketi'nin başa geçirdiği hükümet tarafından gönderilen birlikler İngilizlerin hava gücü karşısında savunma güçlerinin olmamasını gerekçe göstererek çekildiler ve böylece Kudüs ve Filistin İngiliz işgal güçlerine teslim edildi. Fakat İngilizler burayı kendileri için değil uluslararası siyonizmle aralarındaki işbirliği gereği siyonist işgalcilere teslim etmek amacıyla işgal etmişlerdi.

 

Siyonist terör örgütlerinin 1947 sonuna doğru devletleşme sürecine girmelerinden sonra İngiliz işgalciler bölgeden çekildiler. Kudüs'ün tarihi mirasa sahip kısmı yani Eski Kudüs, BM'nin Filistin'i paylaştırma kararlarında Filistin tarafına bırakıldı. Fakat Filistinlilerin kendi devletlerini kurmalarına imkân tanınmadığından Eski Kudüs, Ürdün yönetiminde kaldı. Ne var ki aradan yirmi yıl geçtikten sonra burası da bir oyun ve taktikle siyonist işgal rejimine teslim edildi.

 

Kudüs'te Yahudileştirme Faaliyetleri

 

Siyonist işgalciler Kudüs'e girmeleriyle birlikte yoğun bir yahudileştirme faaliyeti başlattılar. O yüzden 1948'de işgal edilmiş batı kesimde Filistinli nüfus çok azdır. Büyük çoğunluk yahudidir. Bu da dünyanın değişik ülkelerinden getirilen yahudilerin toplanması suretiyle oluşturulmuş göçmen bir yahudi toplumdur.

 

1967'de Doğu Kudüs'ü işgal etmelerinden sonra da hızla yahudileştirme faaliyetleri başlatmak amacıyla ilk iş olarak Mescidi Aksa'nın Mağribliler kapısının baktığı ve Müslümanların Burak Duvarı, yahudilerin ise Ağlama Duvarı adını verdikleri duvarın yanında yer alan Mağribliler mahallesini tamamen yıktılar.

 

Sonrasında Kudüs'teki Filistinli nüfusu azaltıp yahudi nüfusu artırmak için çeşitli yöntemlere başvurdular. İnsanları evlerini satmaya teşvik için çeşitli oyunlar çevirdiler. Fakat bu oyunlarında başarılı olamadılar. Çünkü Filistinliler çok cazibeli fiyatlara rağmen evlerini satmaya yanaşmadılar. İşgal yönetimi bazen hiçbir hukuki gerekçe olmaksızın evlerini gasp etti. Normalde siyonist işgalcilerin girmesinden önce inşa edilmiş evleri ruhsatsız göstererek yıktı, sonra yerine yeni evler inşa etmeleri için ruhsat vermedi. Filistinliler açısından ev ruhsatlarını ev inşasından pahalıya getirecek vergiler uyguladı.

 

İdarî usullerde de muhtelif taktiklere başvurdular. Örneğin kendisi Kudüs nüfusuna kayıtlı olduğu halde Kudüs dışında doğum yapan annenin çocuğunu şehrin nüfusuna yazmadılar. Belli bir süre şehre giriş yapmayanları nüfustan çıkardılar. Bunun gibi tasfiye amaçlı daha birçok uygulamaya başvurdular.

 

Kudüs'e Büyük Komplo: Büyük Kudüs Projesi

 

Kudüs'e yönelik en büyük yahudileştirme komplosu ise siyonist işgal güçlerinin uzun yıllardan beri üzerinde durdukları Büyük Kudüs projesidir. Bu projenin amacı şehrin çevresine inşa edilen yahudi yerleşim merkezlerinin tamamını Kudüs'e ilhak etmek, bunların tamamını tek bir büyükşehir belediyesi çatısı altında birleştirmek, bu belediyenin sorumluluklarını da lokal belediyelere dağıtmak suretiyle nüfusun baskın çoğunluğunun yahudilerde olacağı bir metropol oluşturmaktır.

 

İşgal yönetimi bu planını hayata geçirebilmek için yıllardan beri üzerinde çalışıyor ve altyapısını da büyük ölçüde tamamlamış sayılır. Bu amaçla şehrin çevresine uydu kentler şeklinde yahudi yerleşim merkezleri inşa etti. Filistinlilerin çoğunlukta olduğu banliyö semtlerini şehir nüfusuna dâhil etmemek için, ırkçı ayrım duvarının Kudüs'le ilgili kısmını inşa ederken bu mahalleleri dışarıda bıraktı. BM kararlarında Kudüs'ün şehir sınırlarının belirlenmiş olmasını nazarı dikkate almayarak yahudi yerleşimciler için inşa edilen uydu kentleri Kudüs nüfusuna ilhak etmek amacıyla şimdi prosedürleri düzenlemeye çalışıyor. Metropol sisteminin altyapısının oluşturulması amacıyla da önemli yatırımlar yapıldı.

 

Bu projenin tam olarak hayata geçirilmesi Kudüs'te kutsal mekânların ve Filistinlilerin ikamet ettiği semtlerin de tamamen yahudi kuşatmasına alınması sonucunu doğuracaktır.

 

Mescidi Aksa'ya Yönelen Tehlikeler

 

İşgalcilerin hedefindeki en önemli mekân Mescidi Aksa'dır. Bunun sebebi Mescidi Aksa'nın Müslümanlar açısından özel yerinin olması ve İslâm âleminin Kudüs davasına ilgilerini canlı tutmasıdır. O yüzden siyonist işgal yönetimi uzun vadede bu mabedi ortadan kaldırmak ve yerine bir yahudi mabedi inşa etmek istiyor.

 

İşgal güçleri Mescidi Aksa'yı sabotajlarla ortadan kaldırabilmek için çeşitli taktiklere başvurdular. 1969'da yangın çıkarılması suretiyle başta Nureddin Zengi minberi olmak üzere birçok önemli biriminin yakılması bunların başında gelir. Sonrasında kendiliğinden yıkılmasına neden olabilmek için altına tüneller kazdılar.

 

Fakat tümüyle ortadan kaldırmalarının kolay olmayacağını ve kendi açılarından da ağır bir bedelinin olacağını tahmin ettiklerinden şimdi farklı bir yönteme başvurmaya başladılar. Bu mabedin Müslümanlarla yahudiler arasında ya zaman ya da mekân olarak paylaştırılmasını istiyorlar.

 

Mekân olarak paylaştırılması durumunda bir bölümünün yahudilere, bir bölümünün Müslümanlara tahsis edilmesini zaman olarak paylaştırılması durumunda ise haftanın belli günlerinde sadece Müslümanlara diğer günlerinde de sadece yahudilere tahsis edilmesini talep ediyorlar.

 

Paylaştırma tuzağıyla ilgili yasa tasarısını işgal rejiminin parlamentosu Knesset'in gündemine aldılar. Ancak yasalaştırmadan önce toplumsal tepkiyi ölçme girişimlerinde zorlanınca beklemeye aldılar.

 

Şimdi zemini oluşturmak amacıyla yahudilerin de bu mabetten pay almak istediklerini ortaya koymak için özellikle aşırı siyonist örgütlerin organize ettiği gruplar Mescidi Aksa'ya gündelik baskınlar düzenliyorlar. Bu baskınlarda, namaz kılan veya ilim halkaları oluşturmuş cemaatlere saldırılar düzenleniyor. Bütün bu aşırılıkları yapan gruplar diğer yandan siyonist işgal rejiminin polisleri tarafından himaye ediliyor.

 

Kudüs'ü Savunma Mücadelesi ve Kudüs İntifadası

 

İşgal rejiminin Mescidi Aksa'yı paylaştırma planını yasalaştırma amacıyla toplumun tepkisini ölçme girişimi 2015 Eylül'ünde yahudilerin bir dinî bayramlarını bahane ederek birkaç günlüğüne Mescidi Aksa'yı tamamen yahudilere tahsis etmek için Müslümanlara kapatma kararıyla kendini gösterdi. Bu bir tatbikat niteliği taşıyordu. Fakat buna Kudüslü Müslümanların tepkisi sert oldu ve çeşitli eylemlerle karşı çıktılar. O yüzden 1 Ekim 2015'ten itibaren Kudüs İntifadası adı verilen yeni bir mücadele dalgası yayılmaya başladı.

 

Hâlen devam etmekte olan Kudüs intifadası özellikle Kudüs ve Batı Yaka çevresine ferdi eylemlerle yayıldı. Eylemlerin geniş bir alana yayılması işgalci askerlerde ve polislerde can korkusuna neden oldu. İşgal güçleri eylemleri bastırabilmek için "bıçaklı saldırı hazırlığı içinde oldukları" iddiasıyla sokağın ortasında veya kuyruklarda bekleyen insanlara yönelik olarak rasgele saldırılar düzenlediler. Bu arada eylem gerçekleştirenlerin de ailelerinin evlerinin yıkılmasını kararlaştırdılar. Gerek eylem yüzünden ve gerekse sebepsiz yere öldürülen gençlerin cenazelerini ailelerine teslim etmediler.

 

Bütün bu saldırılara ve işlenen cinayetlere rağmen Kudüs ve Batı Yaka gençleri Kudüs'e ve Mescidi Aksa'ya sahip çıkma amacıyla mücadelelerini yılmadan sürdürdüler.

 

Masabaşında Kudüs'ü Kazanmak Mümkün müdür?

 

İşgal rejimi Kudüs'ü her zaman pazarlık dışında tutmak için muhtelif taktiklere başvurdu. Başlangıçta Oslo İlkeler Anlaşması'nda Kudüs melesinin nihaî aşamaya bırakılmasını sağladı. Oysa Kudüs meselesi Filistin davasının ana konusu niteliğindedir ve bu mesele çözüme bağlanmadan uygulanacak tüm formüller eksik kalacaktır. İşgal rejiminin bu meselenin sona bırakılmasını istemekteki amacı ise ihmal edilmesini sağlamaktı. Çünkü ihmal edilmesi ona Kudüs üzerindeki yeni oyunlarını da devreye sokma fırsatı verecekti.

 

Şimdi de Kudüs çevresindeki yahudi yerleşim merkezlerini de metropole dâhil ederek büyük çoğunluğun yahudi olduğu iddiasından hareketle Kudüs davasını tamamen pazarlığın dışında tutmak için çalışıyor.

 

Dolayısıyla Kudüs davasıyla ilgili olarak bugüne kadar masa başında hiçbir şey elde edilmiş değildir. Bundan sonraki pazarlıklarda da elde edilmesi mümkün görünmüyor. O yüzden Filistin'deki İslâmî direniş Kudüs'ün yeniden özgürlüğüne kavuşturulmasının yolunun özgürlük mücadelesi olduğunu vurgulamakta ve Filistin halkını her zaman bu mücadeleye sahip çıkmaya, destek vermeye davet etmektedir.

 

İslâm Âleminin Kudüs'e Duyarsızlığı

 

Siyonist işgal güçlerinin Mescidi Aksa'ya yönelen tehditleri son bulmuş değil, aksine günden güne artıyor. Aşırı yahudi grupların bu mabede baskınları artık gündelik rutin bir hal aldı ve onların örgütleri de bu baskınları "paylaştırma" planları için gerekçe olarak kullanmaya çalışıyorlar. İşgal rejiminin Kudüs üzerindeki oyunları ve özellikle yahudileştirme faaliyetleri kesintisiz bir şekilde sürüyor.

 

İşgalcilerin Kudüs'e ve onun içindeki kutsal mirasa karşı bu derece cüretkâr davranabilmelerinde uluslararası emperyalizmin verdiği desteğin yanı sıra İslam dünyasının duyarsızlığının ve ilgisizliğinin de önemli payı var. Normalde temel taşı Kudüs'e sahip çıkmak amacıyla konulmuş olan ve bugünkü adı İslâm İşbirliği Teşkilatı (İİT) olan ittifak da bu konuda bir rehberlik görevi göremiyor.

 

Kudüs Müslümanlara Emanettir

 

Bugün Kudüs'e sahip çıkma mücadelesini oranın bekçisi durumundaki Müslüman halk sürdürüyor. Bunun için büyük zorluklara katlanıyor ve gerçekten zor bir mücadele veriyorlar. Üstelik toprakları işgal edilmiş, hakları gasp edilmiş ve özgürlükleri engellenmiş olduğundan bu mücadeleyi sürdürmeleri hiç kolay olmuyor.

 

Bu mücadelede yükün sadece onların üstünde kalmaması gerekir. Çünkü Kudüs davası tüm ümmete emanet edilmiş bir davadır. Kudüs ve Filistin'de bu mücadeleyi sürdürecek birileri bulunmasaydı o davaya sahip çıkma sorumluluğumuz yine üzerimizden düşmezdi. Çünkü bu dava Müslümanların ortak bir davasıdır.

 

Salahuddini Eyyubi, Kudüs'ü ve Mescidi Aksa'yı bu inanç ve şuurla haçlılardan kurtarmıştı. Onun haçlı işgalini içine sindirememesi ve o kutsal mekânlar için uykularının kaçması bir Filistinli ya da Arap olmasından değil Müslüman olmasından kaynaklanıyordu.

Yazar:
M.Ahmet VAROL
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul