22 Ocak 2018 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / BİLGİYİ YÜKLENMEK

BİLGİYİ YÜKLENMEK

BİLGİYİ YÜKLENMEK

Günümüzdeki akademik kariyer yapanlara bazı unvanlar verilir. Prof. Doç. Dr. vb. İslâmî literatürde bu etiketlerin karşılığı âlimdir. Titri olsun veya olmasın mürekkep yalamış her bireyin sorumluluğu edindiği bilgiyi paylaşmasıdır. Öğreten öğrenen ilişkisinde bilgi akışının bir düzeni olmalı, sağlıklı bir iletişim kurulmalıdır.

“Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anladığı kadardır…”

Bilgili kişi edindiği bilgiyi ve tecrübeyi, bilgiye talip olan kişi veya kişilerin anlayacağı alt ya da üst seviyeden aktararak sonuca en kısa yoldan ulaşmalı, bu amel işlenirken de entelektüel bilgi tafraları atmadan, verilmemesi gereken mesaj en kısa yoldan verilerek sonuca ulaşılmalı ve pratiğe geçirilecekler o ân itibariyle amele dönüşmelidir... Eğer anlatılanlar orada kalıyor, söylemden öte gitmiyorsa, bilgiyi yüklenmenin ve anlatmanın, ne bu dünya için nede ahiret için bir fayda sağlamayacağı, yapılan vaaz, seminer, konferans gibi faaliyetlerin sadece bir sosyal aktiviteden öteye gitmeyeceği aşikârdır.

Âlim olmak sorumluluk ister.

Bilgi sahibi mütevazıdır. Âlim kişi, bilgiyi paylaşırken sanki ilk defa kendi söylüyormuş, ondan başka kimse anlayamamış, yeni bir bilgiymiş edasıyla anlatan bazı nev-zuhûr akademik kimlik taşıtıcıları gibi değildir. Bilgi sahibinin başı yüklendiği sorumluktan dolayı eğiktir, olgun başak gibi... Başak hasat zamanı “ben oldum, gel beni al” derken hâl dilini kullanır. Âlim de sosyal, ekonomik, siyasi ve askeri meselelerde yapmış olduğu, içtihadını, kıyasını, tecrübesini ulaştırabildiği kadarıyla usulüne uygun paylaşır. Mü'minlerde olgun başağı değerlendirmeğe gidenler gibi âlimin yeşerttiği bilgiyi/bilgileri gerektiği şekilde değerlendirir.

Rabbimiz olan Allah  Teâlâ Hz. Âdem (a.s.)’dan, son Rasul ve Nebi (s.a.s.)’e kadar seçtiği “insan kulları”[1]  aracılığı ile bilgiyi bizlere ulaştırmıştır.  Ne var ki peygamberlerin mirasçılarından kimileri bu ilahî bilgilere ulaştıktan sonra, başkalarıyla paylaşmamış, saklama gereği duyarak tekel oluşturmak istemişlerdir. Bu yönde bir eylem içinde/niyetinde olanlara Rabbimiz şöyle buyurur:

"İndirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti biz kitapta insanlara açıkça belirttikten sonra gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lânet eder, hem de bütün lânet edebilenler lânet eder. Ancak tevbe edip, durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıklayanlar başkadır. Onları bağışlarım, çünkü ben tevbeyi çok kabul edenim, çok esirgeyenim."[2]

“Allah’ın indirdiği kitaptan bir şeyi göz ardı edip sakla­yanlar ve onunla değeri az (bir şeyi) satın alanlar, onların yedikleri karınlarında ateşten başkası değildir. Allah, kıya­met günü onlarla konuşmaz ve onlar için acı bir azap var­dır.

Onlar, hidayete karşılık sapıklığı, bağışlanmaya karşı­lık azabı satın almışlardır. Ateşe karşı ne kadar dayanıklı­dırlar.

Bu, Allah’ın kitabı şüphesiz hak olarak indirmesinden­dir. Kitab konusunda anlaşmazlığa düşenler ise, uzak bir ayrılık içindedirler.”[3]

Şeytan insanı aldatmak için birçok oyun oynar, vesvese yollarını aralar. Bu doğaldır çünkü o bunu iş edinmiştir. Günümüzde Allah’ı birleyen, iman edip, amel etme noktasında gayretli olanların akılları, bazı akademik unvana sahip, İslâmî konularda fikir beyan edenler aracılığı ile şaz görüşler cilalanıp parlatılarak bulandırılıyor...

İmanî noktada birçok tuzakla karşı karşıya olan zamanımız insanının, bu kumpaslarla mücadeleyi hangi metotları kullanarak yapacağı, imanını nasıl muhafaza edeceği bilgileri verilmesi gerekli iken, ortaya attıkları füruat mevzularla acaba “şeytanın avukatlığı”na[4]  mı soyunulmaktadır. Bu davranış içinde olalar yukarıda ki âyet ve hadisin muhatabı değiller midir?

Bilgiyi küçük bir menfaat karşılığı “dillerini eğip bükerek” anlatanlara/bu yöntemi benimseyenlere  “kendine hizmet” eden varlıklar demek herhalde yanlış olmayacaktır…  Bu zihniyet bilgiyi kendine saklar ve güç elde etmek için kullanır/kullandırır. 

Rabbimiz Allah şöyle buyuruyor:

“Gerçekten apaçık belgelerden indirdiklerimizi ve in­sanlar için kitapta açıkladığımız hidayeti gizlemekte olan­lar, işte onlara hem Allah lânet eder, hem de (bütün) lânet ediciler.

Ancak tevbe edenler, (kendilerini ve başkalarını) düzel­tenler ve (indirileni) açıklayanlar(a gelince) artık onların tevbelerini kabul ederim. Ben, tevbeleri kabul edenim, esir­geyenim.”[5]

 “Hani kendilerine kitab verilenlerden: ‘Onu, mutlaka insanlara açıklayacaksınız ve onu, gizlemeyeceksiniz’ diye kesin söz almıştı. Fakat onlar, bunu, arkalarına attılar ve ona karşı az bir değeri satın aldılar. O aldıkları şey, ne kö­tüdür.”[6]

İmam Kurtubî (rh.a.) tefsirinde, Bakara Sûresi, 174. ayeti tefsir ederken şöyle der:

— Derim ki:

Bu ayet-i kerime her ne kadar yahudî âlimleri hak­kında ise de, elde edeceği dünyalık sebebiyle kendi isteğiyle hakkı gizleyen müslümanları da kapsamına alır.[7]

Bu ayette aynı zamanda bilginler uyarılmakta ve Ehl-i Kitab’ın gittiği yoldan giderek, onların başlarına gelen akibetin kendi başlarına gelmesinden ve bu sebeple insanla­rın onların yoluna girmesinden sakındırılmaktadır. Âlim­lere düşen sahib oldukları, faydalı ve salih amellere ileten ilmi, etraflarında bulunanlara bolca vermeleri ve bilgilerini saklamamalarıdır.”[8]

İlmi gizleyip halka anlatmayanlar veya İslâm toprak­larını işgal eden müstevli egemen tağutların emriyle ve on­ların zalim yönetimlerine zarar vermeyecek şekliyle ilmi yorumlayarak halka açıklayıp onları yanıltanlar, ayet-i kerimelerde böyle anlatılmıştır… Önderimiz Rasulullah (s.a.s.) de, ilmî hakikatları, dünya menfaatı karşılığında saklayanların kıyametteki azaplarının çetin olacaktır.

Ebu Hüreyre (r.a.)’ın rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s.):

“Kendisinden istifâde edilmeyen bir ilmin misali, kendi­sinden Allah yolunda harcama yapılmayan bir hazinenin misali gibidir.”[9]

Söz konusu anlayışta olanlar, kendi gibi düşünmeyeni dinlemek istemez veya dinler gibi yapar, yine bildiğini okur. Günümüzde İslâm adına halka ilahiyatçı, hoca vb. olarak lanse edilenlerin bir kısmının durumu böyleyken halkın hali nicedir varın düşünün artık…

Madalyonun bir yüzü bilgili olanı/âlimi ilgilendirirken, diğer yüzü de bilgiyi talip olanı ilgilendirir. Âlim, âlime yakışır üslupla hareket edilmeye çalışılırken, talebenin de dikkat edilmesi gereken can alıcı bir nokta var şöyle ki:

 Tüm samimiyetiyle ilim talep eden kişi, bilgi paylaşımında bulunan kişiye ön yargısız teslim olur. Kişi böyle bir durumda şu çıkarımda bulunur. “Koskoca prof. yanılır mı”,  “post sahibi insan yalan mı diyecek.”  Bu anlayışın sakatlığı malumunuzdur.

İlim talebesi, ilmi aldığı kişi veya kurumlara karşı uyanık olmalı, katıldığı oluşumların amaçlarının sadece savundukları mezhep/meşrep ekseninde taraftar toplamak olma ihtimalinin göz ardı etmemelidir. Öte yandan bu oluşumlarda, tebliğ görevini yapan zâti muhteremlerin gayreti mümkün olduğunca çok insanı şirksiz bir imana yöneltmek olmalı değil miydi?

Âlim şahsiyetin yani hem dünyayı, hem de ahireti kurtaracak bilgiye ulaşan kişinin sorumluluğu iki kattır. Hem amel edecek hem de öğretecek…

 İnsanlara hayrı öğretip de kendisini unutan âlimin durumu, insanları aydınlatıp da kendisini yakan kandilin durumuna benzer.[10]

Ebu’d-Derda şöyle dedi:

— Bana (hesap gününde):

— Ne bildin? denilmesinden dolayı nefsime karşı endişe etmiyorum.

Fakat bana:

— Ne amel ettin? denilmesinden endişe ediyorum.[11]

Muaz İbn Cebel (r.a.) şöyle diyor:

—  İstediğiniz kadar biliniz! Allah Teâlâ Hazretleri, (bildi­ğinizi) yapıncaya kadar, ilim karşılığında asla size ecir ver­meyecektir.[12]

Ebu’d-Derda (r.a.) şöyle diyor:

— Kıyamet günü insanların Allah katında makamca en şerlisi, ilminden faydalanmayan âlimdir.[13]

Emirü’l-mü’minin imam Ömer b. Hattab (r. a.) şu nasihatta bulunmuştur:

— Üç şey için ilim öğrenme ve üç şey için de ilmi terk etme!

Mücadele, övünmek ve riya için ilim öğrenme!

Öğrenmekten utanarak, veya lüzumu yok ya da bil­mesem de olur, demek sûretiyle de ilmi terk etme!..[14]

İmam Ömer (r. a.), Temimü’d-Dârî (r. a.)’a gelip:

— Âlimin kayması nedir? diye sordu.

O da, şu cevabı verdi:

— Âlim, insanlarla birlikte kayar. Fakat insanlar da ona tutunurlar. Âlimin, o hatâsından dönüp tevbe etmesi mümkündür. Fakat insanlar, o yanlış harekete tutunmaya devam ederler.[15]

 Emirü’l-mü’minin İmam Ali (r. a.) şöyle der:

— Hikmet sahibi kişilerin sözleri doğruysa devâdır, yan­lışsa hastalık.

Sorumluluğunun ve vazifesinin farkında olan âlimin önemini ayet ve hadisler ışığında bilip idrak ettikten sonra bu değerlere sahip çıkmakta ümmete düşmektedir. Tabiat boşluk kabul etmez. Boşluğu doldurması gereken doldurmazsa başka bir şey o boşluğu doldurur.*

Rabbimiz ilmiyle amil muallimlere sahip çıkan mü'minlerin sayısını artırsın. Amin.[16]

 

 

Dipnot

 


[1] Kul Sadi Yüksel,  Mü’minlerin Yolu

[2] Bakara, 2/159-160.

[3] Bakara, 2/174-176.

[4] Şeytan taraftarı, şeytana hizmet etme durumu.

[5] Bakara, 2/159-160.

[6] Âl-i İmrân, 3/187.

[7] İmam Kurtubî, A.g.e., C. 2, Sh. 479.

[8] İbn Kesir, Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri, çev. Dr. Bekir Karlığa-Dr. Bedrettin Çetiner, İst.1986, C. 4, Sh. 1502-1503.

[9] Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B. 46, Hds. 562.

[10] Ahmed b. Hanbel, Kitabu’z-Zühd, C. 2, Sh. 296, Hbr. 1122.

[11] Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B. 27, Hbr. 269.

[12] Ahmed b. Hanbel, Kitabu’z-Zühd, C. 1, Sh. 265, Hbr, 1009.

[13] Abdullah İbnü’l-Mübarek, Kitabu’z-Zühd, Sh. 23, Hbr .40.

[14] İmam Gazâlî, İmam Gazalî, İhyâu Ulumi’d-Din, çev. Ahmed Serdaroğlu, İst. T.Y. C. 3, Sh. 266.

[15] Abdullah İbnü’l-Mübarek, Kitabu’z-Zühd, Sh. 321, Hbr. 1449.

*Kaynaklar,  Çağ ve Ulema, Kul Sadi Yüksel, den

 

Yazar:
Dr. Abdullah Çağrıcı
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul