22 Ocak 2018 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / ALLAH’A TEVEKKÜL, KUR’ANA TESLİMİYET

ALLAH’A TEVEKKÜL, KUR’ANA TESLİMİYET

ALLAH’A TEVEKKÜL, KUR’ANA TESLİMİYET

Allah tarafından yeryüzüne gönderilen insan, bir amaç için gönderilmiştir. Bunu yapabilmesi için de yasalar belirlenmiş, örnekler oluşturulmuştur. İnsana düşen sadece bu yasaları bilip, örneğini tanıyıp tabi olmasıdır. Niceleri bu yasaları ve örnekleri kabul etmeyip, kendilerine yeni yasa koyucular ve örnekler oluşturmuşladır. Bunlara da insanları isteyerek veya zorla tabi kılmışlardır. Allah (c.c.) kendi yasalarına tabi olunmasını insanın iradesine bırakmışken, kendilerine yasa belirleyen rab ve yine kendilerine tabi olunmasını isteyen, ilah yerine koyan sahte rabler ve ilahlar insanların önlerine sunulmuştur. Bu rab ve ilahlıklarına itaat edilmesi için her türlü yolu ve propaganda araçlarını kullanırlar. Mü’minlerin ümmet bilinciyle ve bir cemaat halinde hareket etmeleri, onların yollarına tabi olmamaları için vazgeçilmezdir. Nice örneklerde görülmüştür ki, tevhidi kavramış niceleri, onların bu oyunlarına alet olmuşlardır. Rabbimiz nice ayetlerinde mü’minleri onlara karşı uyarmakta ve nasıl hareket edeceklerini bildirmektedir. Buna karşı ümmetin hali de ortadadır.

Rabbimiz ayetinde şöyle bildirir:

 “Deki; Allah’ın bize takdir ettiğinden başkası başımıza gelmez. O bizim mevlâmızdır. Onun için müminler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.” ( Tevbe, 9/51)

Rabbimiz ayetinde mü’minlerin nasıl hareket edeceklerinin bir kısmını bu ayetinde bildirmektedir. Kelime ve kavramların tam bilinmediği ve gündeme getirilmediği böyle ortamlarda, ayetlerde tam anlaşılmamış ve gerektiği gibi amel edilememiştir. Mü’minlere Rabbimiz “deki” diye emrediyor. Allah’ın takdirine razı olmayan, yasalarını hayata hâkim kılmayan, verilen nimetleri kendinden veya Allah’tan başkasından bilen, elindeki nimetlere güvenen (para, makam, akıl, güç, iktidar vb.) insanlara denilmesini emretmektedir. Allah’ı sıfatlarıyla tanımış, Kur’an’ın tamamına hayatın her alanında geçerli olmasına inanmış ve onun için çalışan, tek örnek ve önder olarak Rasulullah’ı kabul edip, bunun gereğini yerine getiren müminlere bu ayet bir hitaptır. Allah’ın takdirinden başkasının olmayacağını kabul eden ve bunun gereğini yerine getiren ancak mü’minlerdir.

İmtihan gereği Rabbimiz, her insana farklı kabiliyetlerle, bedensel rahatsızlıklarla ve çeşitli sınamalarla imtihana tabi tutmaktadır. Dolayısıyla mü’minler kendilerine verilen aklı, makamı, maddiyatı, evladı, bedensel gücü, ilmi, Allah’ın takdiri kabul eder, kendilerine mâletmezler. Allah’ın takdirinden başkasının olmayacağını bilirler ve öyle hareket ederler. İslam toplumu genel olarak verilenlerin Allah’ın takdiri olduğunu söyler, fakat uygulamada ya kendilerine veya bir başkasının aracılığıyla olduğu bakışıyla hareket ederler. Ne yazık ki birçok meselede olduğu gibi, tevekkül meselesinde de söylemlerle eylemler birbirini tutmamaktadır. Ayrıca Rabbimizin bize takdir ettiği anayasa olan Kur’an ve örnek olan Rasulullah’a tabi olunması gerektiği bildirilir.

İmtihan için takdir edilenlere razı olunacağı gibi, hayatın her alanını programlayan Kur’an’dan da mü’minlerin razı olmaları gerektiği bildirilir. O zaman Allah’ın takdirinden başkası olmayacaksa, daha rahat olmak adına, daha adaletli olsun için, zamana uygun, çağdaş olsun diye başka yasalar, hayat programları, adetler edinmeye, oluşturmaya ne gerek vardır. Takdir edilene rıza gösterilmesi, takdir edenin kurallarına uymakla gerçekleşir. Toplum Allah’ın takdirine rıza gösterdiğini söyler, fakat Allah’tan başkasının da yasalar belirleyeceğini, hayata tesir edeceklerini düşünürler ve bunun sonucu olarak onlara teslim olur ve tabi olurlar. Onlara tabi olmakla daha rahat, huzurlu ve mutlu olacaklarını düşünürler. Geçici dünya menfaati için Allah’tan başka yasa koyan tağutlara tabi olurlar. Bu insanlara sorulsa, Allah’ın takdirine razı gösterdiklerini söylerler.

 Mü’minler niçin Allah’ın takdirine rıza göstermelidirler sorusuna, ayetin devamında Rabbimiz “çünkü o bizim mevlamızdır” denilmesini istemektedir. Bizim mevlamızdır, yani bize yasa belirleyen, sevk ve idare eden, emreden, bize sırdaş ve dost olan, tek emir sahibi Allah’tır demektir. Sizin hayatınıza kim yasa belirliyorsa ve ona itaat edip tek emir sahibi kimi belirlemişseniz o mevlanız, yani velinizdir. Dolayısıyla veli olan size bir şeyi takdir eder veya size herhangi bir şeyi takdir eden velinizdir. Yasalarına tabi olduğunuz, başınıza idareci yaptığınız sizin velinizdir. O veli edindiğiniz sırdaşınız ve dostunuz olmuş demektir. “O bizim mevlamızdır” demek, hakkı bu manada yalnız Allah’ın yasalarını kabul edip, hayata hâkim olması için mücadele eden, bundan başka bütün yasa ve yolları reddeden mü’minlerin hakkıdır. Bu tavrı ortaya koyan, mü’min olmuş demektir.  Allah’ın takdirinden başkası olmayacak ise, bizi idare eden ve yasa belirleyen, itaat edeceğimiz veli olan yalnız Allah ise, o zaman “müminler yalnız Allah’a tevekkül etsinler” diye emredilir.

Tevekkül: Allah’a teslim olmak, güvenip dayanmak, bağlanmak, sığınmak anlamlarına gelir. Allah’a teslim olmak demek, imtihan için takdir ettiği her şeye rıza göstermek, gönderdiği Kur’an’ı tek anayasa kabul edip, o yasalara tabi olmaktır. Yalnız onun yasalarına güvenip, o yasalara dayanmak, o yasalara bağlanıp, sığınmak ve hayatı buna göre programlamak Allah’a tevekkül etmektir. Kendinize yasa belirleyen, itaat edip güvendiğiniz, dayanıp bağlandığınızı vekil belirlemiş ve ona teslim olmuşsunuzdur. Mekke şirk toplumunda da insanlar, darun nedve de yasa belirlemek ve o yasalara güvenip teslim olmak için vekiller belirlemişlerdi. O vekillerin belirlediği kurallara tabi olmuşlardı. Tarihin nice dönemlerinde de böyle hareket edilmiştir. Bugün modern kabul edilen bu zamanda da aynı yollar denenmektedir. Ne yazık ki İslam adına, hatta sevap umuduyla bu yollar savunulup desteklenmektedir.

Tevekkül: birisini kendinize vekil belirlemeniz ve onun kurallarına, belirlediği hayata razı olmanızdır. Allah’ı kendilerine kural belirleyen, onu vekil edinmiş, ondan başka yasa belirleyenleri kabul edenler de onları kendilerine vekil kabul edip, tevekkülü onlara yapmışlardır. Birini vekil kılmak, hayatı programlayan rab kabul etmek demektir. Niceleri iktidar sahiplerine, makamlarına, paralarına, akıllarına, bedensel güçlerine, sığındıkları güç sahiplerine sığınır, onlara güvenip dayanır, onlara inanır ve itaat ederler. Allah’a değil de, onların takdir ettiklerine güvenip, sığınmaktadırlar.

 Yine Rabbimiz Rasulullaha hitaben:

 “(Ey Rasülüm) Öyleyse sen Allah’a tevekkül et. Çünkü sen apaçık hak üzerindesin.” ( Neml,27 / 79)

Rabbimiz Rasülüne, müşriklerin her türlü entrikalarını bırakmasını, vazifesini yapıp, sonucunu Allah’a havale etmesini, güvenip dayanacak vekil olan yalnız Allah’a bağlanmasını tavsiye etmektedir. Teslim olduğu anayasa olan Kur’an’ın tek hak olduğunu, tabi olduğu yolun bütün yollar üzerinde hak olduğunu bildirmektedir. Kendilerine, Rablerinin tek örnek seçtiği Rasulullahı hayatın her alanında örnek alması gereken mü’minlerin de Rasulullah gibi davranmalarını bildirmektedir. Kur’an’a hayatın her alanında tabi olan hak üzeredir ve Rasulullah’a tabi olmuştur. Bu tabi oluş, o yasaları gönderen Allah’ı vekil kılıp, tevekkülü ona yapmanın sonucudur.

 Bir başka ayetinde Rabbimiz:

 “Eğer senden yüz çevirirlerse artık deki, Allah bana kâfidir. (yeterlidir) Ondan başka İlah yoktur. Ben ona tevekkül ettim ve o büyük arşın Rabbidir.” (Tevbe, 9/129)

Rasulullah (s.a.s)’ın insanlara dini ulaştırma vazifesi olduğu gibi, her mü’minin de kendi kapasitesi kadar dini insanlara ulaştırma vazifesi vardır. İnsanların hakka tabi olmamaları, başka yollar ve yasalar belirleyip tabi olmaları mü’minleri durdurmamalı ve üzüntüye sevk etmemelidir. Çünkü Rabbimiz, “ben size yeterim” buyurmaktadır. Allah (c.c.) her şeyde kâfi ise başka yollara ne ihtiyaç! “Ondan başka İlah yoktur.” Yani sizin itaat edip teslim olacağınız, yasalarına uyacağınız, bağlanacağınız, sevip değer vereceğiniz, hayatınızı programlayan tek İlah benim buyuruyor. Kimin kurallarına ve yasalarına bağlanılıp, severek itaat ediliyorsa, o İlah kabul edilmiştir. Ayetin devamında senin güvenip, dayanacağın, itaat edip inanacağın, sana vekil olacak olan tüm kâinata yasa koyan, o yasalarla çekip çeviren, terbiye eden Rab, Allah’tır buyrulur. Yasa belirleyen, terbiye edip çekip çeviren, Rabbin kurallarına itaat edip teslim olmak onu ilah kabul etmek demektir. Bu o Rabbi kendine vekil kabul etmektir. Bu ise tevekküldür. Kur’an’dan başka anayasa oluşturup, o yasalara tabi olanlara de ki, ben Allah’ı İlah kabul ettim ve onu kendime vekil seçip ona tevekkül ettim. Rasulullah (s.a.s)’a ve ona tabi olanlara Rabbimiz böyle söylemelerini emretmektedir. Böyle inanıp davrananlar ise yalnız mü’minlerdir.

Bu manada kim ticaretinde kapitalizmin kurallarına göre hareket ederse, o ticari kuralları belirleyenleri vekil kılmış, onlara güvenip tevekkül etmiştir. Sosyalizme ve komünizme tabi olanlar, o kuralları belirleyenleri vekil kabul edip, tevekkülü onlara yapmışlardır. Töresine, adetlerine, veli edindiklerine tabi olanlarda, İslam’a uymayan o kuralları belirleyenleri vekil edinmiş ve tevekkülü onlara yapmışlardır. Hayatı programladığına inandıkları, demokrasiye inanıp tabi olanlar, o yasaları belirleyenleri kendilerine vekil belirlemişler, onlara güvenip, inanarak tabi olmuşlar ve onlara tevekkül etmişlerdir. Mü’minler ise, hayatlarını programlayan tek yasa koyucu olarak Allah’ı seçmişler ve böylece tevekkülü de yalnız ona yapmışlardır. Bu mü’minler ile diğerlerinin arasındaki bariz farklardandır. Bu bakış ile hayatınızı programlayan, güvenip dayandığınız ve savunup desteklediğiniz kim olduğu önemlidir.

Kur’an’a teslimiyet, Allah’a yapılan teslimiyettir. Allah’ın irade ettiği yasalara teslimiyettir. Bu sadece inandım demekle değil, hayatın her alanında uygulamakla gerçekleşir. Yeryüzünde iki irade hüküm sürer, Allah’ın iradesi ve şeytanın iradesi. Kur’an’a inandım diyenin mutlaka Allah’ın iradesi olan yasalara inanması ve teslim olması gerekir. Bu mü’min ve müslim olmanın gereğidir. Aksi halde, Allah’ın kitabı, anayasası olan Kur’an terk edilmiştir.

Rabbimiz ayetinde şöyle buyurur:

 “Peygamber de (o gün şöyle) demekte. Ey Rabbim! Kavmim bu Kur’an’ı metruk bıraktılar (ondan yüz çevirip, terk ettiler).” (Furkan, 25 /30)

Rasulullah’ın Rabbine bildirdiği şikâyeti, bugün İslam toplumunda tamamen meydana çıkmıştır. Kur’an’ı terk etmek, onun yaşanmamasıdır. Onun yerine başka yasaların uygulanmasıdır. Zamana uygun görmemek, adaletli bulmamaktır. İnanılanın hayatta uygulanmaması onu terk etmektir. Sadece inandım demeyi yeterli gören bir toplumun ve ümmetin, o kitaptan yol bulup düzelmesi ve izzete ulaşması mümkün değildir. Olmadığını bugünün İslam toplumuna bakarak görmek akledene yeterlidir. Kur’an’a uymamak, zamana yeterli görmemektir. Farkında olunmadan, Allah’a acziyet, bir eksiklik isnat etmektir.

 Rabbimiz, birçok ayetinde insanın akledip, bir şeylerin farkına varılmasını tavsiye etmektedir. Kur’an’ın iniş amacını akledemeyen insanlar, onun yerine başka yasa belirler veya belirleyene tabi olurlar. Tek hükmeden ve tek hükmü geçenin Allah olduğu bilinse de akledilememiş demektir. Akletmek, gerçeği anlamaktır. Farkına varıp gereğini yerine getirmektir. Aksi halde Kur’an’a sadece inanılmış, okunmuş, kıymetli bilip kutsanmış, ama amel edilmemiştir. Bu ise Kur’an’ı metruk bırakmak, yani onunla amel etmeyip terketmektir. Allah’a yapılan tevekkül, yani Allah’ı vekil kılmak, Kur’an’a tabi olmakla gerçekleşir. İslam toplumu ancak bu bakış ve amel ile düzelip izzete kavuşur. Allah’a tevekkül, Kur’an’a teslimiyet, ancak mü’min ve Müslim olanların bir vasfıdır.

Bugün İslam toplumu genelde, haktan uzak olması ve vazifelerini gereği gibi yapmamalarının sonucu olarak yeryüzünde perişan bir haldedirler. Dua ederler, fakat bu zilletten kurtulamazlar. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

 “Allah’a yemin ederim ki, ya iyiliği emreder, kötülükten sakındırırsınız. Zalimin zulmünü önlemeyeçalışır, onu hakka yöneltirsiniz ya da Allah kalplerinizi karartır ve İsrail oğullarını rahmetinden uzak kıldığı gibi, sizi de rahmetinden uzaklaştırır.” ( İbni Mace)

İyiliği emredip kötülükten sakındırmayan, zalimin şirk zulmüne engel olmadığı gibi, bu zulmü destekleyip ayakta tutan İslam toplumunun kalpleri kararmış, çok azı hariç herkes kendi derdine düşmüş. İsrail oğullarına kızanlar, onlarla aynı sosyal hayatı yaşamaktadırlar. Bunun sonucu olarak da aynı akibeti paylaşacaklardır. Allah’ın onları rahmetinden uzaklaştırdığı gibi, bugünde İslam toplumu haktan uzak yaşaması ve vazifelerini yapmamasının sonucu onlarda rahmetten uzaktırlar. Onca dualar edilip de ümmet zilletten kurtulamıyorsa hadisin muhatabı olmuşlar demektir.

Elbette, ümmetin içinde birileri mutlaka vazifesini yapacaktır ve azda olsa yapmaktadır. Rasulullah (s.a.s.) buyurdu ki:

 “Ümmetimden bir cemaat Allah’ın emri gelinceye (kıyamet kopuncaya) kadar batıla galip gelecek, hakkı ayakta tutmaya ve korumaya devam edecek ve onlara muhalefet edenler onlara zarar veremeyeceklerdir.” (Tirmizi)

 Bugün ümmet içinde hakkı tavsiye eden ve batıl olan her şeyle mücadele edenler vardır. Hakkı kavramış her mü’minin hadiste bildirilen, bu topluluğun içinde olmak için, gayret göstermeleri gerekir. Allah’ın yardımı bunların üzerindedir. Bu, onları batıla galip getirecektir. Kıyamete kadar bu vazife ifa edilecek, bugün bu vazife bizim üzerimizedir. Allah’a tevekkül eden ve Kur’an’a teslim olan her mü’minin bu vazifelerini bilip, gereğini yerine getirmeleri gerekir. 

 

Yazar:
Recep Arslan
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul