22 Ocak 2018 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / ÜMMETİN BAYRAM ETMESİ İÇİN

ÜMMETİN BAYRAM ETMESİ İÇİN

ÜMMETİN BAYRAM ETMESİ İÇİN

Yeni Bir Bayramı Karşılarken

 

Bayramlarda en çok "nerede o eski bayramlar?" ve "Ne zaman gelecek o gerçek bayramlar?" sözlerini duyarız. Her yıl bayram kutlarız ama "o eski bayramlar!" geçmiş; asıl bayramlar henüz gelmemiştir. Bizim çocukluğumuzda da yaşlılarımız, büyüklerimiz "Ah o eski bayramlar!" derlerdi. Muhtemelen onların büyükleri de aynı şeyleri söylüyordu. Yoksa biz hep mükemmeli geride bırakarak mı ilerliyoruz? Oysa ilerlerken bir yandan da "asıl bayramlarımız gelmedi!" diyerek mükemmeli daha ileride görüyoruz.

 

Aslında bu güzel bir şey! Geçmişe değer vermek, geleceğe ümitle bakabilmek. Ama mevcudu da bir vakıa, bir realite olarak kabullenip var olanla mutlu olabilmenin yollarını araştırmak, karamsar olmamak gerekir.

 

Ramazanlar ve Bayramlar

 

Yüce Allah, Ramazan ayının ardından bayram yaşanmasını istemiş, Resûlullah (s.a.s.) da o günün nasıl değerlendirileceğini göstermiş. İçinde bulunduğumuz şartlar ne kadar zor olsa da yine bir bayramımız olmalı.

 

Ramazan bir eğitim, nefis terbiyesi ve günâhlardan arınma dönemidir. Temennimiz bizim için de öyle olması ve bu eğitimin amaçladığı gerçek arınma ile mübarek Ramazan bayramına ulaşmamızdır. Fakat böyle bir eğitim döneminde kazanılan iyi hasletlerin korunması için de mücadele etmek gerekir.

 

Ramazan'da güçlendirilmesi gereken en önemli hasletlerden biri de iman kardeşliği bilincidir. Bu bilincin ve onun kazandıracağı duyarlılığın bütün İslâm coğrafyasını kapsaması için de küresel emperyalizmin Müslüman halkları birbirinden ayırmak amacıyla çizdiği sınırları aşmış, bu sınırları zihinlerden tamamen silip atmış olmamız gerekir.

 

Bayramda Ümmet Bilinci

 

İslam toplumlarında resmi, ulusal ve benzeri türden bayramlar ülkeden ülkeye farklılık arz etse de İslami bayramlar her tarafta aynıdır. Bunlar da Ramazan ve Kurban bayramlarıdır. Bunlardan ilki, sabrederek ve zorluğuna katlanarak tutulan bir aylık farz orucun hemen akabinde, ikincisi ise bedeni zorlukların yanı sıra, maddi fedakârlıkların da yapıldığı hac farizasının yerine getirilmesine denk gelen günlerdedir.

 

Müslüman toplumların tümünde, bütün kitlelere mal olmuş, aynı inancı paylaşan tüm insanların kaynaşmalarına ve aralarındaki sevgi bağlarını güçlendirmelerine vesile olan, devletin ve resmi makamların katkı ve teşviklerine bağlı olmaksızın kutlanan bayramlar sadece bu iki hayırlı bayramdır. Diğer bayramların çoğu genellikle bir sınıfın, bir zümrenin, bir resmi makamın, belli bir kesimin veya devletin resmi kuruluşlarının organize ettiği ve yine bu anılan mercilerin anlayışlarına göre şekillenen kutlama günleridir.

 

Bizim de bu bayram gününü anlam ve hikmetine uygun bir şekilde değerlendirmemiz ve bu vesileyle ümmet bilincini daha canlı ve etkili hale getirmenin yollarını araştırmamız gerekir. Bunu yapabilmenin birinci şartı dünyanın değişik yörelerindeki Müslümanların nasıl bir bayram gerçekleştirdikleri konusunu da gündemimize almamızdır. Özellikle iki yüz yıldır yürütülen yoğun çalışmalar neticesinde "biz" düşüncesi, bizim irademiz dışında belirlenmiş sınırların içine kapatılmış, bütün mü'minlerin kardeş olduğu ilkesi dillerde tekrar edilip dursa da fiiliyatta unutulmuştur.

 

Bunu hatırlatmaktaki amacımız, sevinç, neşe, sevgi ve umut günleri olan bayram günlerini sıkıntı ve üzüntü günleri haline getirmek değildir. Çünkü böyle bir şey bayramın hikmet ve anlamına aykırıdır. Bayram günlerini anlam ve hikmetine uygun bir şekilde sevinç ve umut günleri olarak kutlamaya, bu vesileyle kaynaşmaya, kardeşlik bağlarını pekiştirmeye devam etmeli hatta bu konudaki gayretlerimizi artırmalıyız. Ancak bu gayretlerimiz de bizim irademiz dışında belirlenmiş sınırların içine kapatılmamalı.

 

İslâm Âlemi Bayramı Nasıl Karşılıyor?

 

Ne yazık ki Müslümanlar olarak bu mübarek bayrama da buruk olarak ve çeşitli sıkıntılar içinde giriyoruz. İslam aleminin değişik bölgelerinde yaşanan krizler, sıkıntılar, baskılar, zulümler, çekilen eziyetler, işkenceler gerçek bayram yaşamamızı, bayramın verdiği huzuru kâmil manada hissetmemizi engelliyor. Bununla birlikte yaşananların büyük bir doğuşun ve mutlu günlerin müjdecisi olduğuna inanıyoruz. Belki zulmü ayakta tutmak isteyenlerin gittikçe katılaşmaları da bu konudaki endişelerinden kaynaklanıyor. Ama onların katılaşmaları kendilerine, sonlarını hızlandırmaktan başka bir yarar sağlamayacaktır.

 

İslâm, insanlara inanç temelli bir kardeşlik bilinci kazandırdığından sınırları kaldırıyor. Siyasi sınırlar yine çiziliyor. Bunda bazen etnik, bazen dinî kimlik, bazen de başka unsurlar belirleyici olabiliyor. Fakat asıl belirleyici unsur hâkimiyettir. Bizim üzerinde durduğumuz husus hâkimiyetten ziyade ilgi sınırlarıdır. Müslümanın ilgi alanının öncelikle tüm iman sahiplerini, ikinci kademede de tüm mazlumları kapsayacak kadar geniş olması gerektiğinden siyasi hâkimiyete göre belirlenen coğrafi sınırların aradan kalkması gerekir. Bu, iman kardeşliğine dayalı sınır tanımayan ilgi ve duyarlılığın özellikle bayramlarda daha fazla kendini göstermesi gerekir.

 

Ümmetin Genel Durumu ve Hareketli Bölgeler

 

Ümmet bütünlüğünü kaybedilmiş ve siyasi hâkimiyetler de genellikle, Müslüman halkların sıkıntılarını dert edinmeyen ve küresel güçlerle işbirliği içindeki kadrolara teslim edildiğinden dünya Müslümanlarının neredeyse tamamı çeşitli zorluk ve sıkıntılar yaşıyor. Bazı yerlerde çoğunluk olmalarına rağmen zayıf düşürülmüş durumdadırlar. Bazı yerlerde ise zaten azınlık durumundadırlar ve küresel alanda kendilerine sahip çıkacak, zulmedenlere karşı tavır koyacak destekçileri bulunmadığından zorluklar yaşıyorlar.

 

Fakat doğal olarak hareketli bölgeler ve bu bölgelerdeki gelişmeler daha fazla gündemi oluşturuyor. Biz de bu yılın Ramazan bayramına girerken önemli hareketliliklere ve aktif gelişmelere sahne olan bölgelerdeki durum hakkında özet bilgiler vermek istiyoruz.

 

Suriye ve Filistin'de İşgal Sürüyor

 

Bu sıralarda İslâm coğrafyasında en büyük hareketliliğin yaşandığı ve medyanın ilgi odağı olan bölgeler Filistin, Suriye ve Irak'tır. Üçünün de fiili işgal altında olduğunu söyleyebiliriz. Filistin'de işgal İslâm'ın en azılı düşmanlarından ilan edilen bir kitle tarafından gerçekleştirilmiş ve küresel emperyalizmin destekleriyle sürdürülmektedir. Suriye ve Irak'taki işgal ise kendilerini bu ümmetten gösteren ama gerçekte tarihte ve günümüzde fitne ve ihanetin başını çeken bir kitle ile onların çağırdığı güçler tarafından sürdürülüyor.

 

İşgalin sürdürülmesi için zulme, baskıya, şiddete ve katliamlara ihtiyaç duyulduğundan bütün bunlar son derece arsız bir şekilde sürdürülüyor. Biz Müslümanlara ilgi duyma, onların dertleriyle dertlenme konusunda sınır tanımayalım derken zalimler ve işbirlikçiler de ihanette, vahşette, zulümde sınır tanımıyorlar. Bu da ne yazık ki işgal altındaki topraklarda yaşayan mazlumları büyük zorluklarla karşı karşıya getiriyor.

 

Irak'ta Felluce Merkezli Oyun ve Sergilenen Vahşet

 

ABD ile işbirliğiyle Irak'ı tam bir arka bahçeye dönüştüren İran bu ülke üzerindeki hâkimiyet ve sultasını güçlendirmek için saldırılarını sürdürüyor. Bundan önceki savaşında daha çok Sünni aşiretleri ve kabileleri karşısına alan İran işgal güçleriyle yerli işbirlikçiler son dönemdeki saldırılarında, uluslararası platformda kendilerini haklı göstermek amacıyla kullandıkları IŞİD kılıfını buldular. Bu kılıfı aynı zamanda uluslararası koalisyon olarak adlandırılan ABD güdümlü işgal güçleriyle işbirliklerini örtmek için de değerlendiriyorlar.

 

Son dönemde ağırlıklı olarak Felluce merkezli bir savaş yürütülüyor. İranlı işgalcilerle onların desteklediği yerli ihanetçiler Felluce'yi hedefe yerleştirdikleri saldırılarında katliam, tehcir ve işkence konusunda hiçbir sınır tanımıyorlar. Bu vahşet yüzünden bölgede on binlerce aile evlerini terk ederek başka yerlere göç etmek zorunda kaldı. Bazıları da Türkiye tarafına geçmek için sınırlara geldi. Ancak birçokları sınırı geçemedi.

 

Kuveyt Görüşmeleri Yemen'e Barış Getiremedi

 

BM tarafından Yemen Özel Temsilcisi olarak tayin edilen Moritanyalı diplomat İsmail Veled Eş-Şeyh Ahmed'in aracılığıyla Kuveyt'te başlatılan dolaylı görüşmeler henüz Yemen'e barış ve istikrar getirebilmiş değil. Bunun da ötesinde geçici olarak ilan edilen ateşkesin kalıcı olmasını da sağlayamadı. Kuveyt'te devam eden görüşmelere rağmen ateşkes bozuldu ve görüşmelerin de önü tıkanmış oldu

 

Ramazan ayında Yemen'in değişik bölgelerinde yine yoğun çatışmalar yaşandı ve saldırılar gerçekleştirildi. Bu çatışmalarda ve saldırılarda çok sayıda sivil de hayatını kaybetti.

 

Fas'taki Anlaşma Libya'yı Huzura Kavuşturamadı

 

Arap toplumların dikta rejimlerinden kurtulmak için başlattıkları halk hareketlerinin önünü tıkamak ve kazanımlarını geri almak amacıyla fitne savaşlarının başlatıldığı ülkelerden biri de Libya'dır. Bu ülkedeki çatışmalara son verilmesi ve ortak hükümet oluşturulması amacıyla 17 Aralık 2015 Perşembe akşamı Fas'ın Suheyrat şehrinde bir anlaşma imzalandı. Fakat anlaşma durumu değiştirmedi ve ülkeye güven, istikrar ve barış getiremedi. Çünkü anlaşma halkın istekleri doğrultusunda değil, emperyalist güçlerin dayatmaları doğrultusunda dikte edilmişti ve gerçek anlamda bir çözüm içermiyordu.

 

Tunus'ta Siyaset, Demokrasi, Laiklik Tartışmaları

 

Tunus'ta İslâmî duyarlılığa sahip kesimi siyaset sahnesinde temsil etmeye çalışan Nahda Hareketi'nin lideri Raşid El-Gannuşi'nin hareketin siyasi partisi olan Nahda Partisi'nin son genel kongresinde yaptığı konuşmada kullandığı ifadeler, özellikle "dinle siyaseti ayırdıklarına" dair sözleri tartışmalara neden oldu. Konuşmasında geçmemesine rağmen, onun sözlerini esas alan bazı kesimlerin "laik İslâm" diye bir kavram üretmelerine yol açtı. Aslında bu tür çarpıtmaların önü İslâmî bütünlüğün yerine "siyasal İslâm" "demokratik İslâm" vs. gibi kavramlar ve terimler üretilmesiyle birlikte açılmıştı. Yapılan tartışmalar sonuçta birbirine tamamen zıt iki kavramı yan yana getirme ve bir sıfat olarak kullanma cesareti de kazandırdı.

 

Aslında kavramlar üzerinde yapılan tartışmaların ve çarpıtmaların insanların zihin yapılanlarında neden olduğu yıpranmaların daha geniş çaplı ele alınması gerekir. Ancak biz son dönemde İslâm coğrafyasının hareketli bölgeleriyle ilgili olarak Tunus'ta yaşanan bu tartışmaları da özet bir şekilde ele almak istedik.

 

Emperyalizm Sudan'ı Yeniden Bölme Çabasında

 

Afrika'nın coğrafi yönden en büyük ülkesi durumundaki Sudan, küresel emperyalizmin oyunları sonucu çıkarılan Güney Sudan meselesine dayalı olarak bölündü. Bu bölünme sonucunda Güney Sudan adıyla ayrı bir devlet ortaya çıkarıldı. Fakat burası da kendi içinde huzur ve istikrara kavuşamadı. İç çatışmalar yüzünden bölge ahalisinden yüz binlerce insan Sudan'a iltica etti.

 

Ancak küresel emperyalizm Sudan'ı bu şekilde ikiye bölmekle yetinmeyip kalan topraklarını kendi içinde yeniden bölmek istiyor. Bu amacını gerçekleştirmek için de Darfur meselesinden yararlanmaya çalışıyor.

 

Büyük Türkistan'da Yaşanan Acılar

 

Büyük Türkistan Orta Asya'daki Türk cumhuriyetlerini, Tacikistan'ı ve ahalisinin çoğunluğu Müslüman olan Doğu Türkistan'ı içine alan geniş bir alandır. Bu bölge zulümde sınır tanımayan dikta rejimlerinin hüküm sürmesi sebebiyle bu bayramı da buruk ve çeşitli acılarla karşılıyor. Dünyanın diğer hareketli bölgelerindeki gelişmelerin gölgesinde kalan bu bölgede insanların Ramazan'da inançlarının gereğini yerine getirmeleri, oruç tutmaları ve namaz kılmaları engellendi.

 

Müslümanların Azınlıkta Olduğu Bölgeler ve Arakan

 

Daha önce de ifade ettiğimiz üzere Müslümanların azınlıkta olduğu bölgelerin tümünde Müslümanlar inançlarından dolayı mağdur ediliyor, haksızlığa uğratılıyorlar. Ancak bunlar içinde Myanmar'ın sınırları içinde kalan Arakan'ı özellikle anmak gerekir. Bu bölgenin Müslümanları korkunç bir vahşetle karşı karşıya olmalarına rağmen uluslararası güçler onların maruz kaldığı vahşet ve zulmü hep görmezden geliyor. Arakan Müslümanlarına uygulanan vahşeti gözardı edenlerin arasında ne yazık ki insan hakları kuruluşları da var.

 

Ümmetin Bayram Etmesi İçin

 

Bayramların zulme ve haksızlığa maruz kalanlar açısından da gerçek anlamda bayram olabilmesi için neler yapılması gerektiği konusunu da gündemimize almalı, ümmet bilincini, imanda kardeşlik anlayışını bu konuda da aktif hale getirmeliyiz. Eğer bu konuyu gündemimize alabilirsek bu bayramdaki eksiklerimizin bir kısmını bunun hemen ardından yetmiş gün sonra idrak edeceğimiz Kurban bayramında telafi edebiliriz.

 

Dediğimiz gibi bayramlar aynı zamanda umut ve heyecanın yenilendiği günlerdir. Bu ikisi toplumların canlı ve diri kalmasının iki önemli şartıdır. İslam aleminde yaşanan sıkıntılar sebebiyle karamsar olmamak, Müslümanların başsız olmaları sebebiyle sahipsiz oldukları düşüncesine kapılmamak gerekir. Müslümanların ve Yüce İslam'ın sahibi Yüce Allah'tır. Eğer İslam ve Müslümanlar sahipsiz olsaydı İslam düşmanları onları şimdiye kadar çoktan tarihe gömmüşlerdi. Ama görüldüğü gibi İslam bütün baskılara rağmen sürekli canlı ve güçlü kaldı. Bu açıdan geleceğe umutla bakabilmeli, bayram vesilesiyle umut ve heyecanımızı tazelemeliyiz.

 

Fakat bunun gerçekleşmesi için neler yapmamız gerektiği konusu üzerinde de kafa yormalı, ümmet bilincini daha güçlü hale getirmeli ve tüm Müslümanlar arasındaki dayanışmanın gerçekleşmesi için safları güçlendirmeli, fitnecilerin de oyunlarını bozmalıyız.

 

Yüce Allah'ın bütün Müslümanları mutlu ve huzurlu bayramlara eriştirmesi dileğiyle tüm okuyucularımızın Ramazan bayramını gönülden tebrik ediyor, tüm okuyucularımız ve diğer tüm mü'min kardeşlerimiz için dünya ve ahiret saadeti diliyorum.

 

Yazar:
M.Ahmet VAROL
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul