22 Ocak 2018 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / HASBİHALE MUKADDİME

HASBİHALE MUKADDİME

HASBİHALE MUKADDİME

Kuşkusuz söz söylemenin, mesaj iletmenin diğer bir deyişle muhasebenin bir önemli vesilesi de dergilerdir. Sanal olana inat, korunması elzem olan dergilerimiz ve hususen Vuslat Dergisi vesilesiyle dostlarla gönül ikliminde hasbihal etmenin saadeti az bir nimet değildir ki nimetin farkındalığı şükrün ilk evresidir. El Hak Beni Âdem ise çok gafil ve nankördür.

Söze dair, sözün kıymetine dair ve dahi söz söyleme usulüne dair birkaç kelam etmenin lüzumunu hissederek söz söylemek gerektir. Mü’min için evvela sözün ağırlığının mühimliğini hatırlatmak icab etmektedir. Önce söz vardı denir, bir metinde logosa yüklenen kelami anlamla. Elest bezmindeki bir sözle başladı insanoğlunun dünya serüveni. Verilen söze sadakatin imtihanı için. Hayatın mahza bir imtihan olduğunu ihtar eder kelam-ı ilahi.

Dine dahalet kalpten gelen bir kelimeyle değil midir? La ile başlayan bir kelimeyle başlamadı mı kutlu yolculuk. Cennet anahtarı halis bir kelimeden ve o kelimenin gereklerinden ibaret değil midir? Devasa inkılâbın formülü/şifresi bir kelimede saklı değil midir? Yolu da yolcuyu da tanıtan Abdullah’ın oğlunun dilinden dökülen kelamın sultanı, Kitap ve hikmet düsturları değil miydi?  O kelam ki insanlara akıllarınca söylenmiş hidayet nurlarıydı.

Sözün/kelamın inançtan ahlaka geniş bir karşılığı yok mudur literatürümüzde? İki çene arasındakine kefaletin cenneti müjdeleyeceği söylenmemiş miydi? Öyle ya Allah’a ve ahiret gününe inanan ya hayrı konuşmalı ya da susmalı değil midir? Yerine göre Hakkı, hayrı söylemek - ki zalim sultana karşı Hakkı söylemeyi en büyük cihad addetmiştir Allah Resulü (s.a.s.)- yerine göre sükûtun altın olduğu vakitlerde ise susku çığlığı ile konuşmaktır kâmil mü’min tavrı. Susarak konuşma orucunu hatırladığımızda söylenmelidir ki mezkûr husus anın vacibini ifa ibadeti kapsamına girmektedir. Hal ile konuşmaya dair de hayli söz edilmiştir ehlince.

Bir de gücün emrine giren sözlerden, gücün sözünden sakınmak, sözü hakikat değerinin kesafetiyle güçlü kılmaktan bahsetmeliyiz. Söz ile güç arasında ahlaki bir denge arayışıdır bahsedilen. Gücün emrindeki söz -ki söz bile değil ses olarak ifade edilebilir- seslerin en çirkini olan savtil hamir olarak vasf edilmiştir Kur’an’da.

Sözün gücü açısından bakıldığında görülür ki bir söz ile değişen –ama müspet ama menfi- çok hayatlar vardır. Hikmetle ve güzel öğütle çağrının önemine vurgu yapar Kur’an. Öğüt vermek Nebevi bir görevdir ki mü’mine fayda verir, kâfirin bahanesini tüketir. Yine bir söz ile gerçekleşir nikâh, talak ve hayat kökten değişir.

Soylu dertler omuzlayan Mü’minler açısından zor bir zaman ve zor bir zeminde yaşamanın getirdiği ek sorumlulukla söz söylemek ve sözün hakkını vermek durumunda olduğumuz aşikâr. Elbette ki söz tükenmemiştir ve elbette ki tarihe kayıt düşmenin, Hakkın şahitliğinin mühim bir şeklidir altı doldurulmuş, haddini ve hakkını bilen kelam eylemek.

Bütün diğer sözlerin mihengine vurulacağı vahiyden yani Kitap ve Hikmet pınarından süzülen çağlar üstü kelam-ı ilahiye benzemeli sözlerimiz ki doğruluğu ve yüceliği tazammun edebilsin. Sözü dinleyip en güzeline uyan mü’minin esaslı vazifesidir sözün haysiyetini gereğini ifa ile kaim eylemek. Kulakların işiteceği sözlerin gözlerin göreceği pratikler ile teyididir zikredilen. Hal- kal, duygu-düşünüş-eylem bütünlüğüdür umut ve aşikârdır ki umut ekmeğimiz aşımızdır. Marifet, tasdik, ikrar ve amelin nikâhıdır müzmin hastalıklarımızı azaltacak kurtuluş reçetemiz.

Ümmetin haline atfedilen nazar ile söyleyecek olursak hangisine yanacağımız türlü dertlerimiz var kuşkusuz. İş bu ahval içerisinde muhtaç olunan sözler mahiyeti afyon olan, lağv olan, malayani olan zur olan,  çürümüş olan, acze düşmüş olan, sözde kalan sözler değildir ki kötü sözün misali yerden koparılmış, ayakta duramayan kötü bir ağaç olarak temsil edilmiştir. Muhtaç olunan sözler ise leyyin olan,  kerim olan, ahsen olan, maruf olan, beliğ olan, medlulü hakikat olan, kökü sağlam, dalları göğe uzanan ve her dem meyvesini veren bir ağaç misali sözler olarak tavsif edilmiştir. Dünün eskimez düsturlarından kalkışla bugüne söylenen ve yarınlara bakan vechesi olan sözlerdir ihtiyacı hissedilen. O sözler ki bereketi yediden yedi yüzlere varmalı, inci ve mercandan ala kıymet taşımalıdır. Genelde varoluş kaosundaki insanlığa ve özelde yaralı ümmetimize hayat bağışlayacak bir ruh içermesi elzemdir.

Her sevdanın ötesinde bir ulvi sevda, her davanın ötesinde bir hak dava sözünün namusuna hürmet etmektir aslolan. Ahbarlaşmadan, Ruhbanlaşmadan yani Hakkı Batıla karıştırmadan, Hakkı gizlemeden ve dahi Hakikati kimsenin hatırına kurban etmeden konuşmaktır mühimi. Yani değerlere sadakati her hatırdan ala tutmaktır yaşamın gayesi. Eşsiz ifadeyle “Rabbim Allah’tır deyip sonra dosdoğru olabilmek.” Saçlar ağartan hakikati hayatın tam orta yerine düstur olarak koyabilmek ve azı dişlerle tutunmak bu sapasağlam kulpa.  “Bir elime Güneşi, diğerine Ayı verseniz de” azmi ve kararlılığıdır iş bu ilkesellik. “Yapın yapacağınızı biz de yapıyoruz yapacağımızı” direngenliği ve “Allah kuluna yetmez mi?” itminanı, tevekkülü. İçli duaların sözleridir en güzel kulluk ifadesi. Her ne kadar kelimelerin meramın ifadesinde yetersiz kaldığı söylense de abdin mabuda ilticasıdır yürek sızısının tercümanı olan sözler.

Dünya hayatı beşeri adam edecek, adamı özgür kılacak kelimelerin peşinde ve izinde bir ömür değilse nedir ki. Yürek yangınını dindirecek bir sekinet kelamına ram olmak değilse nedir şu üç günlük hikâyenin aslı esası. Ahdini, adağını yerine getiren sadık yiğitlerden olmak hâsılı. Ya da ahdini değiştirmeden sırasını bekleyenlerden olmak. Kısaca Allah’a adanmış bir ömürdür en iyi sunak.

Biliriz cennetin mühim bir özelliği de orada boş ve yararsız sözün olmamasıdır. Boş ve kötü söz dareynde bir rezilettir ki cennet ondan beridir ve mahza hayır olan kelamın işitileceği bir diyardır. Rahim rabden bir selamet kavli vardır orda.

Pekiştirdikten sonra sözü bozmak, sözü başka şekle sokmak, sözü az bir pahaya değişmek bizden öncekilerin suçları olarak Kur’an diliyle kınanmıştır. Yüce bir doğruluk dili/lisan-ı sıdk övgüye konu edilmiştir. Hak sözden batılın murad edilebileceği de yaşanarak öğrenilmiştir. “Bir söze bakarım söz mü diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye” özdeyişi de önem arzetmektedir kuşkusuz.

Baki kalan bu kubbede hoş bir seda olmak demiş birileri. Baş kestiren, savaş kesen sözlerden dem vurmuş kimileri. Sözün estetik değerinden sebep sihir olduğundan bahsetmiş kimileri de. Lakin sözün estetik değeri Hakikat değerinin önüne geçmemelidir kuşkusuz. Çünkü değerlerin anasıdır adalet ve ne pahasına olursa olsun adaleti ayakta tutmaktır hayatın esas gayesinin diğer bir deyişi.

Tevhid hakikatini ifade eden sözlerin insan için devrim muştusu mahiyeti taşıdığında şüphe yok. Bu inkılâp ki büyük bir fikri ve fiili alt-üst oluşa nedendir. Sonra ise Hakka teslim ile yaşanan sürur, itminan ve sekinet. Ve sonrası Allah’a adanmış bir ömür, yüce bir gayenin yoldaşlığı, ulvi bir mücahede. Kelimetullah’ın yüce olması için verilen çabadan başkası da makbul değildir zahir.

Söze sadakat mücahedesi beşer olmanın sonucu işlenen hatalardan rücu, tevbe kelimeleridir kimi zaman. Allah’ın emrine ittibaen en iyi koçu kurban etmektir yerine göre. Kimi yerde tufan öncesi kurtuluş gemisinin inşasında çırak olmaktır. Kimi zaman put kıran bir gencin baltasını miras edinmektir ve ateşlere yürümektir tebessümle ve “Allah’a gidiyorum” diyerek. Kimi zaman kuyularda ribat tutmak, zindanları medrese kılmak ve gömleğin arkadan yırtılmasıdır. Kimi yerde Kızıldeniz’e dalmaktır pazarlıksız ve O’nun hemen sağında. Sonra soğan, sarımsak istememek, “Sen ve Rabbin gidin savaşın” diyenler ile araya mesafe koymaktır. Kimi zaman Ruhullah’a yar ve ensar olabilmektir, Müslimliğine Rabbul âlemini şahit tutmaktır zor demlerde.

Kutlu bir mücahede el Emin’e hitapla söylenen “Anam babam feda olsun” sözüdür ve bu sözün ete kemiğe bürünmesidir. “Allah ve Resulü daha iyi bilir” edebidir ve sesini O’nun sesinden üste çıkarmamaktır zikredilen. Her durumda “O demişse doğrudur” sadakatidir aslolan. Zor zamanlarda - mağarada üçüncüsü Allah olan ikiden biri, orduların karşılaştığı gün ve ağacın altında biat ederken-  tereddütsüz hep yanında olmaktır. Nefsinden de öte sevmektir sevgi hiyerarşisini sahabe misali. Sabigundan olabilmek, hayırlarda yarışıp öne geçebilmek, önden gidenlerin ayak izlerine basarak yürüyebilmektir mücahede.

Hakikat mücahedesi güzel, iyi ve doğrularla dolu bir bayrak yarışının yarışçısı olmaktır yaşadığı dönem itibariyle. Yorulmadan, engellere takılmadan, bahane üretmeden, şikâyet etmeden devam edebilmektir koşuya biteviye. Yakin gelinceye kadar söylemek ve eylemektir kulluk. Kulluk marufu emr, münkerden nehy sözü ve amelidir el hak.

Kelamın hâsılı, sözün özü ve dahi uhdemize düşen bir çift sözü olanlardan olmak, ne pahasına olursa olsun sözünü esirgememek, sözünün eri olmak, özü sözü bir olmak ve sadık söze sadakattir vesselam.

 

 

 

Yazar:
Fırat Toprak
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul