22 Ocak 2018 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / NİHAT DALGIN: İSLAM, EVLİ EŞLERİN ÜÇ BOŞANMA HAKLARI OLDUĞUNU KABUL EDER!

NİHAT DALGIN: İSLAM, EVLİ EŞLERİN ÜÇ BOŞANMA HAKLARI OLDUĞUNU KABUL EDER!

NİHAT DALGIN: İSLAM, EVLİ EŞLERİN ÜÇ BOŞANMA HAKLARI OLDUĞUNU KABUL EDER!

Sinop Üniversitesi Rektörü, İslam Hukukçusu, İslam Hukukuna Göre Boşama Yetkisi kitabının yazarı Prof. Dr. Nihat Dalgın ile  evlilikte boşanmanın boyutlarını konuştuk. Dalgın, “Günümüzde müslümanlar boşanma kararı öncesinde enine boyuna düşünmek yerine, boşadıktan sonra düşünmeye başlıyor, çoğu zaman da iş işten geçmiş oluyor” dedi. Bizde, Vuslat Dergisi olarak, iş işten geçmeden hocamızla birlikte İslam hukukunda boşanmayı irdeledik.

 

 

İslam’da boşanma yetkisi neden erkeğe verilmiştir?

Boşanma hukukunda karıştırılan kavramlardan birisi boşanma hakkı ile boşama yetkisidir. Evli kadının da evli erkeğin de boşanma hakkı vardır. Yani boşanma hakkı noktasında kadın ve erkek eşittir; ancak bu hakkı kullanma yolları noktasında kadın ve erkek arasında farklılık mevcuttur. Erkek bu hakkını kullanmak istediğinde “Sünnet’te beyan edilen şartlar ve zaman dilimi içerisinde” eşini boşayabilecekken, kadın eş boşanma hakkını kullanmak istediğinde ya eşiyle anlaşmak, ya mahkemeye başvurmak zorunda kalmaktadır. Bu açıdan bakıldığında boşanma hakkının kullanılmasında kadın ve erkek eş aynı yolu kullanamamaktadır, bu tespit doğrudur. Buna göre kavramları doğru olarak kullanmış olmak için “boşanma hakkı” ve “boşama yetkisi” şeklinde kullanmamız gerekmektedir.

Konuyla ilgili olarak şunların altının da çizilmesi gerekmektedir: Erkeğin boşama yetkisinin bulunması, kadın eşin kocası istemedikçe kesinlikle boşanamayacağı anlamına gelmemektedir. Yani çok açık şekilde denebilir ki, bazı özel durumlarda koca istemese de kadın mahkemede boşanma davası açar ve mahkeme boşanmaya karar vermişse eşler boşanmıştır, koca bu sonuca razı olmasa bile. Ayrıca kadın eş de bazı durumlarda boşama yetkisine sahip olmakta, tıpkı erkek gibi eşini boşayabilmektedir.

Boşama yetkisinin kime ait olduğu meselesi, mevcut hukuk sistemleri ile mukayese edilecek olursa şu söylenebilir: Günümüz dünyasında cari olan medeni hukuklarda her iki eşin de boşama yetkisi bulunmamaktadır; aksine boşama yetkisi hakimin elindedir. İslam hukukunda ise boşama yetkisi kimsenin tekelinde değildir. Kocanın boşama yetkisi olduğu gibi, bazı şartlarda kadın da bu yetkiye sahip olabilmektedir; öte yandan mahkemenin belli şartlarda bu yetkisi vardır ve bazı mezheplere göre hakem heyetinin de boşama yetkisi mevcuttur. Buna göre İslam boşamaya yetkili kılmada diğer sistemlerden farklı bir yol izlemektedir. Burada şu cümlenin altını tekrar çizmek istiyorum: İslam’a göre kocanın boşama yetkisi varsa da boşama yetkisi kocanın tekelinde değildir.

Neden kadının değil de erkeğin boşama yetkisi vardır, sorusunu şu şekilde cevaplamak mümkündür: İnsanlık tarihi boyunca genelde erkek eşin evlilik masraflarını üstleniyor olması, nikahın peşinden eşine mehir adına ciddi bir meblağ bağışta bulunması, evlilik döneminde eşinin ve çocuklarının bütün yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamak zorunda olması gibi somut; evlilik hayatı sürecinde karşılaşılacak olumsuzluklar karşısında erkeğin daha metanetli ve sabırlı kararlar verecek olması gibi soyut/psikolojik nedenler sebebiyle mahkeme dışında,  tek taraflı olarak irade beyanıyla boşanmaya karar verme yetkisi kadın eşe değil de erkek eşe verilmiştir, denebilir. Ancak, koca ile nikah esnasında ya da sonrasında anlaşılması halinde kadın da bu yetkiye sahip olabilmektedir. Klasik fıkhımızca da benimsenmiş olan bu son durum (tefviz-i talak) da göstermektedir ki, boşama yetkisinin kocaya verilmiş olması büyük oranda evlilikte mali yükümlülüğün kocaya ait oluşundandır. Şu hususu hatırlatarak diğer sorunuza geçmek istiyorum: Boşama yetkisinin kime niçin verildiğini irdelerken, evlilik esnasında ve sonrasında mali yükümlülük açısında eşlerin nelerle sorumlu olduklarının gözardı edilmemesi gerekmektedir. Kanaatimce, erkeğin boşama yetkisine sahip olmasında temel etken, nikah esnasında ve evlilik hayatı süresince İslam hukuk felsefesine göre  mali yükümlülüğün tamamen erkekte olmasıdır. Buradan hareketle şu söylenemez: Bu taktirde, mali yükümlülüğü üstlenmiş olan kadınlar mutlak olarak boşama yetkisine sahip olmalılar, denemez. Zira toplumu ilgilendiren hükümler konulurken ekseriyete göre hüküm verilir, istisnalar kaideyi bozmaz. Ancak bu istisnai durumlar için de erkek eşle boşama yetkisinde anlaşma/tefviz- talak yolu açık bırakılmıştır. 

Erkek elindeki bu boşama yetkisini nasıl kullanmalıdır?

Erkek boşama yetkisini kullanacaksa şu süreci takip etmelidir: Bir anlaşmazlık sebebiyle eşinden ayrılmak istiyorsa, önce onu ikaz etmelidir. Tatlı dille, eşinin hatalı olduğu noktaları sabırlı bir şekilde anlatmalı, vazgeçmesi için uğraşmalıdır. Sonuç alınamayacağı kanaatine  varıldığında eşini iyi tanıyan yakınlarından yardım almalıdır. Sonuç alınmadığında son çare olarak boşanma kararı alınacaksa, bakmalıdır. O günlerde eşi ile cinsel olarak beraber olmuşsa boşanma kararı alamayacaktır. Eşinin bu döneminin/temizlik döneminin sona ermesini, adet görmesini ve adet döneminin de bitmesini bekleyecektir. Bundan sonra yeni başlayan bu temizlik dönemi içerisinde kendisi ile cinsel olarak beraber olmadan iki tanıdık çağırarak, onların yanında eşiyle anlaşamadığını beyan ederek süreci kısaca özetlemeli, son çare olarak boşanma kararı aldığını ifade etmelidir. Peşinden giderek mahkemede boşanma davası açmalıdır. İslam hukukuna göre bu süreç sonrasında mahkemede boşanma davası açmadan da erkeğin boşama yetkisi bulunmakta ise de, günümüzde resmi evlilik esas olduğundan, her halükarda evliliğin son bulması mahkemece tescil edilmesi gerektiği için bu noktada boşanma davasının açılması uygun olacaktır. Buradan hareketle bizim görüşümüzün, “mahkeme dışındaki boşanmalar dinen de geçersizdir” şeklinde olduğu çıkarılmamalıdır. Biz mahkemede boşanmayı tavsiye ediyor olsak da mahkeme dışında gerçekleşen her boşanmayı ve nikâh memurunun kıymadığı her nikahı geçersiz görüyor değiliz.

Bu süreçten şu anlaşılmış olmalıdır: İslam boşanma kararı öncesindeki süreci uzun tutarak, boşanmaların oldu bittiye getirilmesinin önüne geçmek istemiştir. Günümüzde müslümanlar boşanma kararı öncesinde enine boyuna düşünmek yerine, boşadıktan sonra düşünmeye başlıyor, çoğu zaman da iş işten geçmiş oluyor. Burada ifade etmeye çalışılan boşanma süreci, “sünni talak” şeklinde kitaplarımızda geçmektedir ki, Türkçesi Kitap ve Sünnetin ruhuna uygun şekilde boşanma süreci demektir. Bu süreci takip etmek hem oldu bittiye getirilen boşanmaların oranını azaltacak, hem de bir yetki kullanımında Müslümanın Kitap ve Sünnet tarafından belirlenmiş olan kurallara uymasını sağlayacaktır.

Kızgınlık anında aşırı şekilde kadına yapılan küfürde talak durumu nedir?

Hz. Peygamber “kızgınlık anında ne dediğini bilmeyecek kadar kızmış olan kimsenin boşaması geçersizdir” buyurmaktadır. Kızgınlık esnasında söylenen küfür lafızları nikahı yok etmezse de, günahtır müslümana yakışmaz. Ancak dinden çıkmayı gerektiren “elfaz-ı küfür” türünden bir küfür sarfedilmiş ise, tövbekâr olunmalı, kelimeyi şehadet getirilerek bundan sonraki hayatımızda bu tür küfürler söylememeye karar vermeliyiz.  Şu kadar var ki, bu durumda boşanma haklarından birisi kullanılmış sayılmaz.

Kadın boşanma hakkını günümüzde İslami açıdan nasıl kullanmalı?

İslam evlilikten bahsederken, “ya mutlu bir birliktelik veya güzelce ayrılma/boşanma” diye nitelendirmektedir. Evlilik mutluluk demektir, ev mutluluğun kaynağı olmalıdır. Eşler birbirlerini meşru daire içerisinde kalarak mutlu etmelidirler. Öyleyse mutluluk yakalanamamışsa, eşlerin dünya görüşleri veya karakterleri farklı olduğu için mutlu olmaları imkansızsa, birbirlerine karşı olması gereken sevgi ve saygı yok olmuşsa, bu eşlerin medeni bir şekilde ayrılmaları gerekmektedir.

Bu durumda ya anlaşmalı olarak boşanma davası açılır veya taraflardan birisi boşanma davası açar diğeri mahkemede ona sıkıntı çıkarmaz, boşanılır. Boşanmak isteyen Müslüman bir kadının günümüzde boşanabilmek için mahkemede dava açmasında dinen bir sakınca yoktur, isterse kocası buna razı olmasın. Boşanma davasının uzun süre almaması için kadın eşin kocasıyla belirli bir meblağ üzerinde veya hakkı olan bazı menfaatlerden sarfı nazar ederek kocasıyla anlaşması neticesinde boşanma dava açmasında da bir mahzur yoktur dinen.

Resmi nikahla evliliğin gerek örf halini alması gerekse günümüz dünyasında kanuni zorunluluk olması neticesinde evli olan eşlerin boşanmada da günümüz hukuk sistemince belirlenmiş olan mahkemeleri kullanmalarında dinen bir sakınca bulunmamaktadır. Dikkat edilmesi gereken husus, eşlerin mahkemede boşanma davalarında birbirlerine gereksiz yere sıkıntı vermemelidir. Zira erkek eş evlilik hayatından mutlu değilse, kadın eşin “beni nasıl boşarsın, bu benim onuruma dokunuyor, seni mahkemede senelerce süründüreceğim, mahkemenin boşamasına mani olacağım” şeklindeki söylem ve davranış da bulunması İslam’a uygun değildir. Kadın eşin boşanma davası açması karşısında erkeğin bu türden davranışlarda bulunması da dinen uygun değildir. Evlilik hayatında anlaşmazlıklarda kimin haklı olduğu temelde fazlaca önem arz etmez, burada önemli olanın eşlerin anlaşamaması ve evde mutluluğun yok olmasıdır. Buna göre, ailevi anlaşmazlıklarda haklı olanın kadın eş veya erkek eş olması sonucu değiştirmez; haklı olan taraf tespit edilemese de tespit edilen yalın bir gerçek vardır ki, o da eşlerin anlaşamaması neticede eşlerin bu evlilikten mutlu olmadıklarıdır. Bu eşler için mutlu olabilme imkanları da bulunmuyorsa en güzeli, medenice ayrılmalarıdır. Medenice ayrılmaya da engel olan eş, eşine zulüm etmiş olur ki, din bu davranışı onaylamaz. İslam hukuku kaynaklarımızda şu anlayış çok açıktır: İslam eşlerin boşanmalarında mahkeme kararını zorunlu kılmaz, zira medenice evlenen insanlar gerektiğinde medenice ayrılmayı bilirler; işte gerektiğinde medenice ayrılmayı beceremeyen eşler için devreye mahkeme girer ve bunların medenice ayrılmalarını sağlar. Sanki günümüz dünyasında da eşler arasındaki anlaşmalı boşanmanın kabul edilmesiyle, İslam alimlerinin asırlarca önce kabul ettiği anlayış modern dünyada henüz yeni olarak benimsenmiş demektir.

Belirli gerekçelerle resmi nikah kıydıramayan eşlerden kadın boşanmak istediğinde durum biraz daha sıkıntılı olmaktadır. Zira boşanmaya kocanın yanaşmaması durumunda, kadın resmen evli gözükmediği için mahkemeye de gidemeyecek, bu durumda ebediyyen kadın boşanamayacak mıdır?  Bu durumda eşlerin ailelerinden bir hakem heyeti oluşturulur; bölgenin müftüsü veya boşanma hukukundan iyi anlayan bir alim bu heyete öncülük eder; eşler arasındaki sorun ele alınır, çözülmeye çalışılır; çözülmeyeceği kanaatine varılıp eşlerin boşanmalarının en uygun yol olduğu sonucuna ulaşılırsa, heyet boşanma kararı alır ve eşler boşanmış sayılırlar. Bu durumda kadın boşanma iddetini bekler, sonrasında dilerse bir başka erkekle yeni evlilik yapabilir. Böyle bir yöntem izlenmeden, resmi nikahı bulunmayan bir kadın kendi kendine ben boşanmak istiyorum, mahkemeye de gidemiyorum, öyleyse ben nikahımızı feshediyorum, diyerek boşanamaz.

 

Üç talak ve sonuçları nelerdir?

 

İslam evli eşlerin üç boşanma hakları olduğunu kabul eder. Konu ayetle sabittir. Buna göre, anlaşamayan eşler yukarıda belirtilen süreç izlendikten sonra boşanma kararı alırlar, mahkemede boşanma davası açarlar ve boşanırlar. Kadın boşanma iddeti bekler (düzenli adet görüyorsa üç adet müddeti, hamileyse doğuma kadar).  Aradan altı ay geçer eşler ayrı ayrı yaşamlarını sürdürürken, yaptıklarının hata olduğunu, çok da önemli olmayan meseleler sebebiyle boşandıklarını anlarlar ve tekrar bir araya gelmeye karar verirlerse, tekrar nikahlanarak aile birliğine dönebilirler. Çünkü bir boşanma haklarını kullanmışlardı, ikinci ve üçüncü hakları durmaktadır ve dolayısıyla bu eşler yeni bir nikahlabir araya gelebilirler. Ancak yapılması gereken nikah kıymalarıdır.

Aradan birkaç sene geçmiş ve eşler arasında yine anlaşmazlık zuhur etmiş olsun. Neticede tekrar mahkemede boşanma davası açmışlar ve boşanmış olsunlar. Bunların pişman olmaları halinde tekrar bir araya gelme şansları var mıdır, evet vardır. İslam buna da müsaade etmiştir. Yine yeni bir nikahla eşler bir araya gelebileceklerdir. Ancak bilmeliler ki, bu son haklarıdır, boşanma hususunda daha dikkatli olmalıdırlar, ciddi olmayan sebepler nedeniyle tekrar boşanacak olurlarsa bu şekilde dönüşleri imkansızdır. Birinci ve ikinci boşanma sonrasında eşler pişman olup aile birliğine tekrar dönmek istediklerinde kadın başladığı iddetini bitirmek zorunda mıdır? Hayır, boşanan kadın başka bir erkekle yeni bir evlilik yapabilmek için iddetini bitirmek zorundadır yoksa kocasıyla anlaşarak tekrar aile birliğine dönmek istediklerinde iddet beklemeyi sonlandırarak –dönme imkanları hukuken varsa- tekrar karı koca olabilirler.

Seneler sonra tekrar boşanma noktasına gelip boşanmış olsa eşler, bundan sonra üç ay beş ay sonra pişman olsalar da sadece kıyacakları yeni nikahla geri dönemezler. Yüce Allah bunu yasaklamıştır. Üçüncü kez boşanama kararı verildikten veya mahkemede üçüncü kez boşanıldıktan sonra şu sürecin izlenmesini Yüce Allah gerekli görmektedir:  Üçüncü boşanma sonrasında ya her iki eş de başkalarıyla yeni evlilik yapacaklar veya dul olarak yaşamlarını devam ettireceklerdir. Örneğin kadın eş altı ay sonra yeni bir evlilik yapmış, iki sene sonra da bu yeni kocasından boşanmış veya kocası ölmüş olsun. Eski eşi ise dul olarak yaşıyor olsun ve boşadığı bu kadının boşandığını veya kocasının öldüğünü öğrenmiş olsun. Bu durumda her iki eski eşler tekrar birbirleriyle aile birliği oluşturmak isterlerse, bu mümkün müdür? Buna verilecek cevap, “evet, mümkündür” olacaktır. İşte İslam böyle bir süreç sonrasında ancak üç kez boşanmış olan eşlerin yeniden evlilik yapabileceklerine müsaade etmektedir. Gayet insani olan bu konu bazı mahfillerce haksız yere eleştirilmektedir. Halbuki konuya şöyle bakılsa bu hüküm taktirle karşılanırdı: Boşama yetkisi elinde olan koca, bu yetkini çok dikkatli kullan! İki hakkını kullandıktan sonra anlamsız bir şekilde son boşama hakkını da kullanırsan, eşine bir daha geri dönemezsin. Ancak eşin bir başka erkekle evlendikten ve kocası öldükten ya da onu boşadıktan sonra, eski eşin de isterse o zaman eşine dönebilirsin! Aklı başında olan her erkek için bu süreç kaldırılamayacak olan bir süreçtir, işte bu süreç sebebiyle evlilik hayatındaki her olumsuzluğun görülmemesi, görülse de hemen boşanma noktasına varılmaması için bu durum erkekler aleyhine konulmuş bir ikazdır denebilir. Bir başka deyişle, bu süreç boşama yetkisi elinde olan erkeler için ciddi bir frenlemedir, denebilir.

 

Kocası ölen kadının iddet beklemeden dışarıya çıkması meselesi hakkında bilgi verir misiniz?

Kocası ölen veya boşanmış olan kadın ayet hükmü gereğince iddet beklemelidir. İddet hem eski evliliğe olan saygı, hem yeni hayata biyolojik ve psikolojik olarak hazırlanma gibi hikmetler içeren bir bekleme dönemidir. İddet müddetinde bir başka erkekle yeni bir evlilik yapılamaz. İddet bir evlenme engelidir. Yoksa iddet bekleyen kadın kesinlikle evinden dışarı çıkmamalı, zaruri ihtiyaçları bile olsa onu edinmek için evden çıkmamalı, hep yas tutmalı şeklindeki anlayışlar doğru değildir. Dışarı çıkma gereği duyan kocası ölmüş kadın dışarı sokağa, pazara çıkabilir. Alimlerimiz kadının iddet döneminde eski kocasının evinde mi iddetini bekleyecek yoksa kendisince uygun olan başka evde de iddetini bekleyebilir mi; bir başka deyişle ölen kocanın mirasçıları kadını iddet süresinde evde oturtmayıp hemen miras olarak kalan evi pay etmeleri uygun mu, değil mi hususlarını tartışmışlarsa da, edebe uygun şekilde tesettürüne bürünmüş olarak kadının iddet süresince evden dışarı çıkmasında dinen bir günah yoktur; kendisi dışarıda başkaca günah işleyecek olursa; iddet beklediğini unutarak erkeklere kur yapıyorsa bu başkaca bir durum olup, direkt olarak iddet beklemekle ilgisi yoktur.

Bain ve Ricî talak ayırımı nasıldır?

Mahkemedeki boşanma, kocanın eşinden boşanma tazminatı alarak onu boşaması, kocasıyla anlaşan “boşama yetkisini nikah esnasında ya da sonrasında alan” kadının eşini boşaması, Hanefilere göre abartılı ve kinayeli lafızlarla gerçekleşen boşama İslam hukukunda “baintalak/ dönüşü kadının rızasına ve nikaha bağlı boşanma” olarak nitelendirilmiştir. Yani bain boşamanın sonuçları şöyledir: Evlilik son bulmuştur, kadın iddet bekleyecektir, üç boşanma hakkından birisi eksilmiştir, kadın kocasından mehrini almamışsa hemen alma hakkına sahiptir, eşler arasındaki miras bağı yok olmuştur. Bain boşanma kesin bir ayrılık/boşanma ise de, eski evliliğe dönüşün imkansız olduğu boşanma değildir. Buna göre, eşler bain boşanma sonrasında pişman oldular ve yeniden bir araya gelmek istiyorlar, ancak boşanma bain olarak gerçekleşti durum nedir?

Bain boşanmada boşanma sonrasında aile birliğine tekrar dönme hususunda söz kadına geçtiğinden, erkek eş tek taraflı iradesiyle aile birliğini tekrar kuralım diyemez; kadın eş de aynı kanaatta ise, yeni bir nikah kıyılarak kalan diğer iki hak üzerinde aile birliği tekrar kurulabilir. Görüldüğü gibi, bain boşanma dönüşü imkansız boşanma değil, dönüşü kadının rızasına ve yeni bir nikaha bağlı boşanma çeşididir denebilir. Şunun da gözden kaçırılmaması gerekir; anlatılan bu durum boşanmanın ilk defa ya da ikinci defa olması halindeki durumdur. Şayet üçüncü defa boşanma gerçekleşmişse iki tarafın rızası olsa da yeniden aile hayatı kurulamaz. Yukarıda ifade edildiği gibi, bu durumda özellikle kadın eş normal süreç içerisinde başka bir evlilik yapacak, yaptığı bu evlilik normal sürecinde devam edecek, günün birinde bu evlilik boşanmayla veya ölümle sonuçlandıktan sonra,  yine kadın boşanma veya ölüm iddetini bekleyecek, ancak sonrasında eski eşiyle yeniden evlenebilecektir. Üçüncü defa gerçekleşen boşanmaya fıkhımızda “beynünet-i kübra/ büyük bain boşanma” denir. Yani araya yeni bir evlilik girmedikçe, erkeğin üç defa boşadığı eşi ile tekrar evlilik birliği oluşturamayacağını ifade etmektedir.

 

Kocanın  kadından herhangi bir para almadan tek taraflı iradesiyle boşaması ve bu şekildeki boşamanın ilk defa veya ikinci defa gerçekleşmesi halinde boşanan İslam hukukunda “ricîtalak/ dönüşü kolay boşanma” olarak nitelenmektedir. Türkçesi, dönüşü kolay olan, dönüş için kadının rızasının şart olmadığı ve yeni bir nikaha gerek olmadığı boşanma demektir. Bu boşanma eşler arasındaki miras bağını da yok etmez. Bu durumda erkek, eşi iddet beklerken iddeti bitmeden pişmanlık duyup aile hayatına tekrar dönmek isterse dönebilir, aile birliliğini yeniden kurabilmek için hiçbir prosedüre gerek yoktur. Ancak şu kadar var ki, ricî şekilde gerçekleşen boşanmayla da boşanma haklarından birisi eksilmiştir. Rici boşanma sonrasında iddet içerisinde evlilik birliğine dönmek isteyen koca karşısında, kadın eşin tekrar evlilik hayatına o erkekle devam etmeme hakkı yoktur. Şu kadar var ki, kocası ona yeni bir zulüm yapmak için boşadıktan sonra (örn. On onbeş gün sonra) pişman olduğunu söylüyor ise, kadın bunu ispat edebilecekse mahkemeye müracaat ederek kocanın bu geri dönme hakkına engel olarak, iddet bitimini bekler ve boşanmanın bain olarak gerçekleşmesini sağlayabilir. Bu durumda kendi istemedikçe erkek aile birliğine tekrar dönme kararı alamayacaktır. Ricî olarak boşanmış olan kadın iddetini beklerken kocası pişman olup aile birliğine devam etme kararı almaz ise, iddet bitiminde boşanma bain niteliğini kazanır ve söz artık kadına geçer. Örneğin bundan bir ay sonra erkek pişman olduğunu ifade ederek aile birliğine dönelim, boşanmadan vazgeçelim diyecek olsa, kadın eş bu görüşe katılmadıkça geri dönüş imkansızdır. Bu durumda kadın iddetini bitirmiş olduğu için yeni bir evlilik yapabilir.

Toplumumuzda “ Kadın üç kez boşanmadıkça yeni evlilik yapamaz!” şeklinde yanlış bir anlayış bulunmaktadır. Az önce ifade edildiği gibi, kadın ilk defa bain olarak boşanmış olsa bile, iddetini bitirdikten sonra yeni bir evlilik yapabilir. Bu kadına hitaben; “sen ne yapıyorsun, sen ilk defa boşandın, daha kocanın iki defa daha seni alma boşama hakkı var, bunlar bitmeden yeni evlilik yapamazsın aksi halde kocanın hakkı sende kalır” şeklindeki kınamalar doğru değildir. Bu denilen şey rici talak/boşanma için doğrudur ki, zaten rici boşanma sonrasında kadın evinden başka eve taşınamaz, başkasıyla evlilik kuramaz.

Boşanmada kadının mağdur olmasının hukuki sonuçları nelerdir?

İslam’a göre koca nikah esnasında eşine belli meblağ mehir verdiği için boşanma tazminatı diye bir şey ödemekle yükümlü değildir. Ancak mehrini hala ödememişse boşanma esnasında onu öder; eşinden borç almışsa onları öder; iddet bekleme süresince boşadığı eşinin tüm ihtiyaçlarını karşılamak zorundadır. Bu açıdan bakıldığında boşanma sonrasında maddi açıdan mağdur olan kadın değil erkektir. Ancak kendi iradesiyle boşanma kararı aldığı için, mağduriyetini dile getirme hakkı da yoktur. İddet sonrasında ise eski kocanın boşadığı eşe vermekle yükümlü olduğu ne nafaka ne de tazminat söz konusu değildir. Bu durumda kamu ya da özel sektörde çalışmayan, ciddi bir birikintisi de olmayan kadının maddi açıdan mağdur olacağından bahsedilecekse, İslam hukukuna göre bu durum şöylece çözümlenmiştir. Boşanmış ve iddeti bitmiş olan kadına yaşıyorsa babası, değilse erkek kardeşi/kardeşleri bakmakla yükümlüdürler. Bunların bulunmaması halinde devlet sosyal sorumluluk gereği olarak bu tür kadınların her türlü bakımından sorumludur. Buna göre boşanmış kadınların maddi açıdan yaşamsal bir mağduriyet yaşayacakları da iddia edilemeyecektir.

İslam boşanmış olan kadınların hayatı için bu türden tedbirler almışken, modern toplumlarda boşanma sonrası kadının rahat bir hayat sürdürebilmesi için, sanki kendisini boşayan koca suçlu kabul edilerek, bundan sonraki hayatında da boşadığı eşin nafaka yükümlülüğü eski eşin sorumluluğuna bırakılmıştır. Bu anlayış İslam açısından doğru değildir ve kadının lehine gibi görünse de bu karar erkeğin aleyhine olup, evrensel hukuktaki nimet külfet dengesi ilkesi ile de çelişmektedir.

 İslam açısından boşanmada çocukların durumu nedir?

Boşanma sonrasında varsa çocukların mali yükümlülüğü tamamen babaya aittir, kadın bununla yükümlü tutulamaz. Ancak, çocuklar küçük olup anne kendisinin bu çocuklara bakmasını istiyorsa, annenin babayı sömürmesine de müsaade edilmeden, annenin çocukların bakımı hususunda öncelik hakkı vardır. Yani babadan bir ücret alarak çocuklarına bakabilir. Baba, çocuklarına bakmayı isteyen anneyi bu haktan mahrum edemez. Diğer taraftan çocukların tamamen annenin maddi sorumluluğuna bırakılarak, boşanan kocanın gözden kaybolması, çocuklarıyla ilgilenmemesi İslam’a uygun değildir.

İslam’da hullenin mahiyetini açıklar mısınız?

Üçüncü defa boşanma haklarını kullanmış olan eşlerin pişman olsalar da tekrar evlilik hayatına dönemeyecekleri ayetle sabit olduğu yukarıda ifade edilmiştir. Ayette bu durumda çizilen yol tabii bir yoldur. Yani bu durumda kadın eş bir başka erkekle evlenir, kocası bir müddet sonra ölür veya kendisini boşarsa; ölüm veya boşanma iddeti bekledikten sonra, her iki eşte isterse tekrar eski eşlerin bir araya gelmesinde/nikahlanmalarında sakınca yoktur.

Bu durum üzüntüyle belirtmek gerekir ki, tarih içerisinde üçüncü defa boşanan eşlerin, kısa zamanda gerçek anlamda yeni bir evlilik gerçekleşmeden, bir araya gelmelerini sağlayabilmek için şu tür kurgu oluşturulmuştur: Bir erkekle anlaşılarak, bu erkek boşanan kadınla nikahlanacak, ancak onunla gerdeğe girmeden birkaç gün yaşadıktan sonra onu boşayacak, sonrasında kadın eski erkeğiyle nikahlanacak, böylece ayette çizilen yol sözde yürünmüş olacak ve üçüncü defa boşanmış olan eşler tekrar bir araya meşru olarak getirilmiş olacaklar. Buna hülle denmiştir. Sanki İslam böyle bir şekle cevaz veriyormuş gibi de, değişik mahfillerde ve Türk filmlerinde bu anlayışla alay geçilerek, İslam şeriatı karalanmak istenmiştir. Bu düzmece yolun İslam’la bir ilgisi yoktur. İslam hiçbir pazarlık ve anlaşma olmaksızın yaşanan bir evlilik hayatının boşanma ya da ölümle sonlanması halinde eski eşlerin yeni bir nikahla yeniden evlilik yapmalarına müsaade etmiş olup, yukarıdaki kurgu kesinlikle reddedilmiştir. Bu hülle nikahına bakıldığında dinin yasakladığı birçok haram bir arada bulunmaktadır. Şöyle ki, öncelikli olarak boşanan kadın iddet beklemelidir ki, bu asgari üç ay demektir, bu müddet beklenmemiştir. Yeni bir evlilik için kıyılacak nikah süresiz olmalıdır ve birkaç gün sonra boşanma şartıyla kıyılan nikah caiz değildir, bu yasak ihlal edilmiştir. Ayrıca, bu nikah sahih sayılsa bile, birkaç gün içerisinde boşanma gerçekleştiğine göre, kadın burada da boşanma iddeti beklemelidir, halbuki kurguya göre hemen akabinde kadın eski kocasıyla nikahlanmaktadır. İslam her konuda olduğu gibi evlenme ve boşanma hususunda da yapılabilecek bütün istismarları önleyici tedbirler almıştır. Bu konuda ilk akla gelen Hz. Peygamber’in şu hadisidir: Üçüncü boşanma sonrasında gerçekleştirilecek farklı kişiyle olan evlilikte gerdeğe girilmesini Efendimiz şart koşmuş ve  “evlendiği erkekle gerdeğe girmedikçe o kadın eski kocasına helal olmaz” buyurmuştur. 

 

Kadının iddet beklemesinin mahiyeti nedir?

Boşanmış olan veya kocası ölen kadın ayetle belirlenmiş olan ölçüler çerçevesinde iddet bekler. Yani iddet beklemeden yeni bir evlilik yapamaz. İddet beklemek medeni hukuklarca da benimsenmiş insani bir hükümdür. Bunun nedenleriyle ilgili çok şey söylenebilir. İslam alimleri bunları şu cümlede toplamışlardır. İddet beklemenin biyo, psiko, sosyo –kültürel nedenleri vardır. İddet beklemenin tek nedeni kadının hamile olup olmadığının bilinmesi değildir. Buna göre, günümüzde ultrason cihazı keşfedildi, kadının hamile olup olmadığı kesinlikle tespit ediliyor, öyleyse iddet beklemeye günümüzde gerek yoktur, şeklinde bir söylem doğru değildir. Kur’an da menepoza girmiş, doğruma özelliğini kaybetmiş olan kadının da iddet bekelemsinin gerekli olduğu belirtilmektedir. Öte yandan mesele sadece boşanmış kadının hamile olup olmadığının tespitiyse kocası ölen kadın dört ay on gün iddet beklerken, niçin boşanan kadın üç adet müddeti iddet beklemektedir. Bize düşen görev, ayetle sabit olan emri yerine getirmek, hikmetlerini de araştırmaktır. Hikmetlerden bazılarına vakıf olup bazılarına henüz vakıf olamadığımız durumlarda ise sarih nassın gereği ile amel etmek olmalıdır ki, bu da her halükarda boşanan ya da kocası ölen kadının iddet beklemesinin gerekli olduğunu göstermektedir.

Hocam yoğun çalışma temposu içerisinde, sorularımıza verdiğiniz cevaplar için size teşekkür ediyorum.

Bende, sizlere teşekkür ediyorum.

Yazar:
İlhami Pınar
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul