22 Ocak 2018 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / İSLAM'A GÖRE NİŞANLANMA VE NİŞANLILIK SÜRECİNDEKİ SORUMLULUKLAR

İSLAM'A GÖRE NİŞANLANMA VE NİŞANLILIK SÜRECİNDEKİ SORUMLULUKLAR

İSLAM'A GÖRE NİŞANLANMA VE NİŞANLILIK SÜRECİNDEKİ SORUMLULUKLAR

Birey olarak kadın ve erkek yaşadıkları toplumun ve mensubu bulundukları dinin kurallarına göre yerine getirmeleri gereken sorumluluklara sahiptir. Kur'an-ı Kerim'deki, "İnsanoğlu kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?" (Kıyame 75/36) ayeti Müslüman'ın çok yönlü bir sorumlulukla muhatap olduğunu gösterir. Evlenmek bu sorumluluklardan biri olduğu gibi bunu gerçekleştirirken de mükellefiyetlerin göz ardı edilmemesi gerekir. Zira evlilik sadece evlenecek olan tarafları ilgilendiren bireysel bir olgu değil çok yönlü bir sosyal olaydır.

 

Müslüman, gelişim ve hayat evrelerine göre üstlendiği sorumlulukların bilincinde olup bunları eksiksiz yerine getirmeye özen göstermelidir. Bu bağlamda bireyin hayatında önemli bir merhale olan evlilik ilişkisini oluşturmadan önce yerine getirmesi gereken sorumlulukları hayatının kalan kısmını da ciddi manada etkileyeceğinden bu aşama dikkate alınması gereken önemli bir dönem olarak düşünülmelidir.

 

Sorumluluklar insan davranışlarına etki eden faktörler olduğu için birey sorumlu olduğu kişilere karşı davranış değişikliğine de gitmek zorundadır. Örneğin nişanlanmadan önce bir erkek, her hangi bir kızın şahsına veya ailesine karşı insani ilişkiler bağlamındaki sorumluluktan başka bir duyguya sahip değilken onunla nişanlandığında nişanlısına ve onun ailesine karşı farklı bir sorumluluk altına girmiş olacaktır.

 

Evlenerek bir yuva kuracak olanların her şeyden önce uyum içerisinde birbirlerini tamamlar mahiyette, tek vücut gibi bir ikili oluşturmaları için eş seçiminden görüşmeye kadar gerekli tedbirlerin alınması sağlam bir yuva kurmanın önemli ön şartları arasındadır.

 

Nişanlanma ve Nişan Merasimi

 

Bir ailenin oluşumunda ilk safha şüphesiz, kadın veya erkek taraftan birinin ya da her ikisinin birden evlenme niyet ve arzusunu ciddi bir teklif olarak karşı tarafa iletmeyle başlar. Bu teklif nişanlanma talebi olup karşı tarafın olumlu cevabıyla nişan hukuken gerçekleşmiş olur. Toplumda bu durum farklı isimlendirilmiş olsa bile iki iradenin aynı noktada buluşması nişanlanmayı ifade eder. Ancak geleneğimiz bunu yeterli görmeyip küçük de olsa bir merasimle daha ciddi bir konuma taşımaktadır.

 

Nişanlanma insanın hayatında önemli dönüm noktalarından biri olarak görüldüğü için bu dönüm noktasını sıradan yaşanmışlıklardan ayırmak gibi bir düşünce gelişmiştir. Nişan olgusu hem bireyin hem de toplumun önemli gördüğü değişim olması bakımından bunun en azından yakın çevrenin bilip haberdar olacağı kadar ilan edilerek açıklanması uygun olacaktır. Bu aleniyet nikah/evlilik merasimindeki kadar geniş katılımlı ve detaylı olmamalıdır. Ancak evlenmeyi planlayan kişilerin nişanlılık ilişkilerinin de bilinmesi hem onlar açısından hem de etraftakiler açısından bir takım yarar sağlar.

 

Yapılacak olan nişan merasimleri, dinimize göre sade ve gösterişten uzak taraflara aşırı harcama yaptırmayacak ölçüler içinde olmalıdır. Nişan bozulma ihtimalini içinde barındıran bir olgu olduğu için abartılı durumlar telafisi zor hususların doğmasına neden olabilir. Nişan merasimlerinin günümüzde yaygın hale geldiği gibi aşırı eğlenceye boğmak ve evlilik merasimleriyle benzer hale getirmek bu işin doğasına uygun değildir. İslam'a göre nişan merasimleri eğlenceden ve israftan uzak oldukça sade ve yakın akrabalar arasında gerçekleştirilmelidir. Nişan merasimine işin ciddiyetini ortaya koyacak kadar yakın akrabaların iştiraki yeterlidir. Nişan merasimini eğlenceye dönüştürerek İslam'ın koyduğu sınırların aşılması taraflara dinen de sorumluluklar yükleyeceği için ölçülü hareket etmek esastır.

 

Günümüzdeki nişan merasimlerinin bir kısmını nişan olgusunun ruhuna ters düşecek kadar abartılı bulduğumu ifade etmek isterim. Zira bu abartının içinde İslam'ın yasaklamış olduğu mahremiyet sınırları çiğnendiği gibi çok kere haram olan israfa da düşülmektedir.

 

Nişanlıların Görüşmeleri

 

İnsan hayatının en önemli evrelerinden biri evliliğidir. Bu önemine binaen öncesinde bir hazırlık dönemi geçirilir. Günümüz toplumlarında evlenecek olan taraflar evlilik akdi yapmadan önce birbirleriyle evlenme arzularını ortaya koymakta, bilahare kısa veya uzun süren bir hazırlık dönemine girilmektedir. Nişanlılık süreci olarak isimlendirilen bu dönemin mümkün olduğunca kısa tutulmasına özen gösterilmesi gerekir. Bu sürecin zorunlu haller dışında uzatılmasının evliliğin sağlıklı gerçekleşmesine bir katkısı olmayacağı gibi olumsuz sonuçların doğmasına da sebep olmaktadır.

 

İslâm evlenmeleri mubah olan erkekle kadının özel mekanlarda bir arada bulunmalarını, görüşmelerini, birbirlerine yakınlaşmalarını yasaklamıştır. Ancak hayat boyu beraber yaşamayı hedefleyen kişilerin birbirlerini görmeden, tanımadan, haklarında yeteri kadar bilgi sahibi olmadan evlilik birliği oluşturmaları da düşünülemez. Evlenecek olduğu kişiyi tanımayan kişi, onun kendisini tamamlayan diğer yarısı olduğu tespitinde de bulunamayacağı için yapacağı evlilik, aile kurumuyla hedeflenen amacın gerçekleşmesini sağlamaktan uzak kalabilir.

 

Evliliğin psiko-sosyal açıdan sağlıklı bir şekilde oluşup gelişmesi, sağlam bir temele oturtulabilmesi için evlenmeyi düşünen erkekle kadının belirli sınırlar dahilinde birbirlerini görmeleri, konuşmaları, birbirleriyle görüşmeleri, zarurete binaen mubah kabul edilmiştir.

 

Evlilik öncesi görüşmelerde dikkat edilmesi gereken husus hem Allah'ın bu konuda koyduğu sınırları ihlal etmemek hem de talip olunan eş adayının şeref, onur ve haysiyetine halel getirmemektir. Bu durum günümüzde umuma açık olan bir yerde sınırlı sayıda olmak şartıyla, üçüncü kişilerin kafalarını karıştırmayacak, yanlış anlaşılmalara meydan vermeyecek, aday hakkında kötü düşüncelerin oluşmasına imkan doğurmayacak biçimde belirli sayı ile sınırlandırılmalıdır. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in, “İçinizden kim Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa, yanında mahremi olmayan bir kadınla baş başa kalmasın. Çünkü böyle yaparsa üçüncü kişi şeytan olur” (Buhari, nikah 111; Müslim, hac 424) uyarısını göz önünde bulundurmak gerekir. Hadisten de anlaşılacağı gibi şeytanın ortak olduğu bir olgudan Müslüman bireye de topluma da hiçbir fayda ve hayır gelmez.

 

Evlilik öncesindeki bir araya gelmeler, görüşme ve konuşmalarda her iki tarafın niyetlerinin düzgün ve evlilik olmasına özen gösterilmeli, samimi olarak kendi düşünce, anlayış ve felsefelerini, hayattan beklentilerini, evlilik konusundaki görüşlerini, önceden zihinlerinde oluşturdukları ideal eş anlayışlarını doğru ve eksiksiz bir şekilde birbirlerine aktarmaları gerekir. Bunun ötesindeki bir anlayışla gerçekleşecek görüşme ve beraber yaşama dinimize göre caiz görülmemiştir. Evlilik öncesi ilişkilerdeki ölçüsüz davranışlar, taraflar aleyhine bazı sakıncalar doğuracağından bu bir zaruret de olmadığından evlenmeleri helal olan bireylerin baş başa kalıp kısa bir süre de olsa beraber, bir arada yaşamaları haramdır.

 

Evlilik öncesinde adayların tam bir Müslüman sorumluluğuyla hareket etmeleri ve erkeğin eş adayının sadece yüzüne, ellerine ve ayaklarına bakabileceği çoğunluk İslam hukukçuları tarafından kabul edilen görüştür. Zira kadının yüzü onun güzelliğine elleri ise vücudunun zarafetine işarettir. Bundan dolayı başka bölgelerine bakmaya ihtiyaç bulunmamaktadır. Bu yaklaşım Kur’an’ın, “…süslerini, kendiliğinden görünen kısmı müstesna açmasınlar…” (Nur 24/31) ayetinin delaletiyle tespit edilmiştir.

 

Evlenilecek olan kişiyle ilgili bilgileri başkaları vasıtasıyla elde etmek mümkün olmakla birlikte, erkek evlenmeyi düşündüğü kadına, kadın da aynı şekilde erkeğe birbirlerinin fiziki yapıları hakkında bir fikir sahibi olacakları kadar helal bölgelerine bakabilirler. Çünkü güzellik kişiden kişiye değişen izafi bir durumdur. Bundan dolayı evlenecek olanların bizzat kendilerinin birbirlerini görmeleri, birbirlerine karşı duyacakları sevgi açısından önemlidir.

 

Nişanlılık Sürecindeki Sorumluluklar

 

Sosyal bir gerçeklik olan nişanlılık, tarafların evlenme vaadiyle başlayıp evliliğin gerçekleştiğini belirleyen nikah akdinin yapılışına kadar veya bu ilişkinin başka bir sebeple sonuçlanacağı zamana kadar devam eden süreçtir. İslam hukukuna göre nişanlılık nişanlı tarafların, hukukun, sosyal düzenin, ahlakın ve geleneklerin gerektirdiği sorumlulukları yerine getirmekle mükellef oldukları, kendine özgü kuralları olan sözlü bir akid olarak düşünülebilir.

 

Nişanlılık ilişkisi, evlenme yani nikah olmadığı için taraflar arasında evliliğin sağladığı mubahlık sonucunu doğurmaz. Nişanlılar arasındaki helallik ve haramlık durumu, nişanlanma öncesi ile aynıdır. Bunun için bir araya gelerek konuşmaya duyacakları ihtiyaç halinde aralarındaki ilişkinin haramlığı ortadan kaldırmadığının bilincinde hareket etmeleri şarttır. Özellikle literatürde "halvet" olarak nitelendirilen şekilde yalnız kalmamaya özen göstermelidirler. Zira bu durumu İslam kesin olarak yasaklamıştır.

 

Taraflar bu dönemde sağlam bir evliliğin oluşması için gereken çabayı göstermeli, her biri kendisini karşı tarafa eksiksiz bir şekilde anlatmaya ve tanıtmaya çalışmalıdır. Bu süreç evlilik birliğinin sağlam bir şekilde oluşması için önemlidir. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki nişanlanan çiftin bu sürecin evlilikle sonuçlanmama ihtimalini göz önünde bulundurarak birbirlerine karşı özellikle kişilik haklarını ihlal edecek şekilde davranmamaları gerekir.

 

Nişanlılık Döneminde Nikâh Olmaz

 

Günümüzde yaşanan ve sürekli karşılaştığımız önemli problemlerden biri de aralarındaki ilişkiye meşruluk kazandırabilmek için söz veya nişandan sonra yapılan resmi veya dini nikahlardır. Tarafları böyle bir hatalı uygulamaya yönlendiren aslında kendilerince ortaya konulmuş meşru görülmeyen bazı hususların meşrulaştırılması anlayışıdır. Bu anlayış asıl itibariyle nişanlılık olgusuyla zıt bir durum olup bazı açılardan meşruluğunun bulunmadığı ortadadır. Ayrıca İslam'ın nişanlılıkla gözettiği gayeye de aykırıdır. Nişanlılık sürecinde yapılan sözde nikah akitlerine dayanılarak nişanlılar arasındaki ilişkilerin boyutlarının nişanlılık ilişkisinin sınırlarını zorlayacak şekle dönüştürülmesi çoğu zaman tarafların şahsiyet haklarının ağır şekilde zarar görmesiyle sonuçlanmaktadır.

 

Nişanlılık döneminde taraflar arasında dinin koyduğu yasakların belirli düzeyde kalkması ve baş başa kalıp rahat hareket etmeleri amacıyla halk arasında dini nikah diye bilinen bir nikahın yapılması İslam hukukunun öngördüğü mahiyette bir nikah olmadığı gibi bir çok sakıncayı da beraberinde getirmektedir.

 

Nişanlılık ayrı, nikah/evlilik ayrı birer hukuki süreç olarak kabul edilmeli ve nikah akdi gerçek yeri olan fiili evliliğin yapılacağı zamana bırakılmalıdır. Bu sadece ahlaki ve vicdani bir durum olmayıp dini ve hukuki bir sorumluluktur.

 

İslam hukukçularının büyük çoğunluğuna göre, erkeğin nikah akdiyle hanımı olmuş kadını kendi evine götürememesi ve onunla zevciyet münasebetinde bulunamaması gibi şartlarla yapılan nikah akitleri sahih nikah akdi olarak kabul edilmemiştir. Bu akdin fiili evlilik meydana gelmeden önce mutlaka feshedilmesi gerekir. İslam hukukçularının bazıları da gayesine ters şartlar içerecek şekilde yapılan nikah akitlerinin hukuken batıl/geçersiz olduğu kanaatindedirler. Bunun için bu akitler taraflar arasında öncesinde haram olan hiç bir ilişkiyi helale çevirmez. Bu akde güvenilerek sınırlar aşılacak olursa taraflar dinen günahkar olurlar.

 

Nişanlılık ilişkisinin geçici bir süreç olması ve ayrılma ihtimalini de içinde barındırması açısından bu dönemdeki nikah akdi de bu hususları bünyesinde barındıracaktır. İslam'a göre nikah sadece bir hukuki muamele olmayıp aynı zamanda haramları helale dönüştüren ibadet niteliğine de sahip bir olgudur. Nikah/evlilik akdinin ömür boyu birlikteliği içermesi de İslam'a göre olmazsa olmaz şarttır. Zira geçici nitelikte olan mut'a nikahı ile muvakkat nikah batıl akitlerden kabul edildikleri için bunları yapmak dinen haramdır. Nişanlılık süreci geçiciliği içinde barındırdığı için bu dönemde kıyılan nikahların da mut'a veya muvakkat nikahtan pek farklı olmadığı ortadadır.

 

Sonuç olarak nişanlılık ilişkisi nişanlılığın meşru sınırları içinde yaşanmalı, bu evlilikle karıştırılmamalı ve hiçbir şekilde ne ülkemizdeki kanunlara uygun resmi ne de dini denilen bir nikah akdi bu süreçte yapılmamalıdır. Çünkü nikah akdi yapıldığı anda nişanlılık ilişkisi hukuken sona ermiş ve evlilik ilişkisi başlamış olur. Oysa hem toplum hem de taraflar bu ilişkiyi nişanlılık olarak tanımlamaktadırlar. Aslında bu durum nişanlılık sürecinde yapılan nikah akdinin gerçek bir nikah akdi olduğuna toplumun da tarafların da inanmadıklarını göstermektedir. Kimsenin inanmadığı bir akdi bizim geçerli kabul etmemiz de mümkün gözükmemektedir.

 

* KSÜ İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi

Yazar:
Prof. Dr. Nuri Kahveci
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul