18 Kasım 2017 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / BANGLADEŞ REJİMİ İHANETLE YAŞIYOR

BANGLADEŞ REJİMİ İHANETLE YAŞIYOR

BANGLADEŞ REJİMİ İHANETLE YAŞIYOR

İhanet Bir Zulümdür

 

Bizde ihanet olarak isimlendirilen amelin Arapçadaki karşılığı hıyanettir. İhanet, Arapçada küçük düşürme, küçümseme ve basite alma gibi anlamlara gelir. Fakat Türkçede birine tuzak kurma, onu oyuna getirme, sadakat ve samimiyete aykırı davranma, verdiği sözden dönme gibi anlamlarda yani Arapçadaki karşılığıyla hıyanet anlamında kullanılır. Biz de âyet meallerinde Arapçadaki şeklini diğer yerlerde ise galatı meşhur olması hasebiyle bu amelin Türkçedeki karşılığı olan ihanet kelimesini kullanacağız.

 

Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur:

 

"Ey iman edenler! Allah'a ve Peygamberine hıyanet etmeyin ve bile bile size emanet edilen şeylere hıyanet etmeyin." (Enfal, 8/27)

 

Emanet edilen şeyler sadece mal, mülk ve servet değildir. Herhangi bir görev de emanettir ve görevin aksini yapmak yahut hakkını vermemek ihanet sayılır.

 

Yapılan bir anlaşmanın gereğini yerine getirmemek de ihanettir. O yüzden Yüce Allah şöyle buyurur:

 

"Bir topluluğun hıyanet etmesinden korkarsan açık ve adil bir tutumla antlaşmalarını önlerine at. (Savaş açmadan önce antlaşmalarını geçersiz saydığını kendilerine bildir). Şüphesiz Allah hainleri sevmez." (Enfal, 8/58)

 

Bu âyetin hükmüne göre bir toplulukla anlaşma yapılır da gereğini yerine getirmez, ihanet teşebbüsünde bulunursa diğer tarafın anlaşmayı bozma hakkı vardır.

 

Görevin hakkını vermemek, gereğini yerine getirmemek insanın aynı zamanda kendine ihanetidir.

 

"Kendilerine hıyanet edenleri savunma. Şüphesiz Allah, işi gücü hıyanet etmek olan günâhlara batmış bir kimseyi sevmez." (Nisa, 4/107)

 

Allah mü'minlerin sadece Allah'a, peygamberine, kendi nefislerine ve birbirlerine ihanet etmelerini değil, başkalarına ihanet etmelerini dahi yasaklamıştır. Ancak başkalarının ihanet etmeleri durumunda mü'minlerin onlara cezalarını verme hakları vardır. Bu husus Tevbe sûresinde muhtelif yönleriyle açıklanır. Biz özellikle 4. âyetin mealini vermek istiyoruz:

 

"Ancak kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklerden size karşı herhangi bir eksiklik yapmayan ve aleyhinize kimseyle yardımlaşmayanlar müstesnadır. Onlarla olan antlaşmanızı belirlenmiş süreye kadar devam ettirin. Allah sakınanları sever."

 

İslâm Ümmetinin En Büyük Belası İhanet

 

Allah vahye dayanan tüm ilahî kitaplarda ihaneti yasakladığı halde tarih boyunca gerek mü'minlerden ve gerekse iman etmeyenlerden ihanet edenler hep olmuştur.

 

"Çok azı dışında onlardan sürekli hıyanet görürsün. Sen onları affet ve geç. Allah iyilik sahiplerini sever." (Maide, 5/13)

 

"Eğer sana hıyanet etmek isterlerse (bil ki) daha önce de Allah'a hıyanet etmişlerdi. Allah da onlara karşı (sana) imkân verdi. Allah alimdir, hakimdir." (Enfal, 8/71)

 

Aslında ihanet insanlık tarihinin başlangıcından beri hak ve adalet yolu üzere yürümek, hanif din ve tevhid inancı üzere yaşamak isteyen mü'minlerin en büyük musibetlerindendir. Allah, müminleri ayaklarını sabit tutma ve ihanetçilerin çukuruna düşmeme konusunda tecrübe kazanmaları için onlarla da imtihan etmiştir.

 

Bundan dolayı ihanetçiler tarih boyunca İslâm ümmetine her zaman büyük zararlar vermişlerdir.

 

İslâm Âlemini İhanet Parçaladı

 

Bugün İslâm âleminin Müslüman kimliğini kaybederek ulusal kimliklere göre parçalara bölünmüş olmasının arka planına baktığımızda da ana etkenin ihanet olduğunu görürüz. Küresel emperyalizm ve onun işgalci güçleri Müslüman topraklarını bölmek, İslâm coğrafyasını parçalara ayırmak için muhtelif yollara başvurdular. Çeşitli oyunlar oynadılar. Sonra kendi elleriyle çizdikleri haritalarla ümmet birliğini bozdular. Fakat bütün bunları başarabilmeleri ihanetçiler vasıtasıyla oldu.

 

İslâm coğrafyasının küçük parçalara ayrılması da emperyalist güçlerin işlerini kolaylaştırdı. Çünkü topraklarının bölünmesi güçlerinin de bölünmesine neden oldu. Emperyalistler kendi güçlerini birleştirmek için Amerika Birleşik Devletleri, Sovyetler Birliği, Avrupa Birliği, Yugoslavya (Slav Birliği) gibi birtakım birlikler oluştururken Müslüman halkların ümmet kimliği etrafında birlik ve bütünlük oluşturmasını sürekli engellediler. Ama bunu başarmaları elbette ihanetçiler sayesinde oldu.

 

Bangladeş İhanetle Kuruldu

 

Küresel emperyalizm ümmet coğrafyasını parçalara ayırmak için etnik kimlikler etrafında küçük parçalar oluşturmakla yetinmedi var olanları daha küçük parçalara bölmek için de çeşitli taktiklere ve oyunlara başvurdu. Bu oyunlarının başarılı olması için de ihanetçilere ihtiyacı vardı.

 

Bugün kendini Bangladeş Halk Cumhuriyeti olarak adlandıran devletin kurulması da işte böyle bir ihanet sonucunda oldu.

 

İngiliz işgalcilerin Hint yarımadasından çekilmesi aşamasında Müslümanlar Hindu sultası altında yaşamamak için Pakistan İslâm Cumhuriyeti adında ayrı bir devlet kurdular. Bu devletin topraklarının bir kısmı Hindistan'ın doğusunda bir kısmı da batısında kalıyordu. Doğudakine Doğu Pakistan, batıdakine Batı Pakistan deniyordu.

 

İngiltere'nin çekilmesinden sonra onun himayesinde bir bölgesel emperyalist güç oluşturan ve Pakistan'la anlaşmazlık içinde olan Hindistan bu ülkenin iki bölgesini ayırmak için Doğu Pakistan'da ayrılıkçı hareket ortaya çıkardı. Bu hareket ülke yönetiminin doğuyu ihmal ettiği ve bu yüzden Doğu Pakistan'ın mahrumiyet içinde kaldığı iddiasını gerekçe göstererek ayrı bir devlet kurmak amacıyla fitne mücadelesi başlattı.

 

Ayrılıkçı hareket 1971'de de geniş çaplı savaş başlattı. Savaşta Hindistan'ın yanı sıra küresel emperyalizm de ayrılıkçıları desteklediğinden Pakistan yönetimi savaşı kaybetti ve 16 Kasım 1971'de bölgede Bangladeş Halk Cumhuriyeti adı verilen ayrı bir devlet kuruldu. Mevcut Bangladeş böyle bir ihanet savaşının ürünüdür.

 

İşlediği Suçu Başkasına Yükleme Taktiği

 

Hatırladığım kadarıyla bundan yedi veya sekiz yıl önce bir Şam seyahatim esnasında o sıralarda Şam'da ikamet eden Adem Özköse kardeşimizin öncülüğünde; Brezilya'dan gelmiş bir Müslümanı evinde ziyaret ederek uzun sohbet etmiştik.

 

Bu zat bir zamanlar ülkesinde papazmış ve adı da İsrail Komis Duı Santos imiş. Sonra İslâm'la tanışıyor ve Allah'ın vahiyle bildirdiği gerçek tevhid dininin İslâm olduğuna inanarak Müslüman oluyor, adını da Hacı İsmail diye değiştiriyor.

 

Bu zat Şam'a gelmeden önce, babasının arkasına sığındığı sırada işgalci siyonist askerler tarafından öldürülen Muhammed Cemal ed-Durre adlı çocuğu yahudi, onu öldürenleri de "Filistinli teröristler" olarak bildiğini söylemişti. Çünkü ülkesinde medyaya siyonistler hükmediyormuş ve Filistin'le ilgili gerçekleri böyle ters yüz ederek kamuoyuna aktarıyorlarmış.

 

18-19 Mayıs 2016 tarihlerinde İstanbul'da "Medyada Filistin; İmkânlar ve Engeller" konulu bir uluslararası sempozyum düzenlendi. Bu sempozyumda düzenlenen panellerin birincisi "Siyonizmin Yalanlarıyla Yüzleşmek" başlıklı idi. Bu panelde konuşan ve Amerika'da ikamet eden Usame Ebu Raşid adlı araştırmacı Amerikan medyasının Filistin'le ilgili gerçekleri nasıl ters yüz ettikleri hakkında ilginç örnekler verdi. Özetle söylemek gerekirse Amerikan kamuoyunun işgalci askerlerin öldürdüğü Filistinli çocukların çoğunu yahudi çocukları olarak bildiklerine ve onları Filistinli teröristlerin öldürdüklerine inandıklarına dikkat çekti. Bu arada ABD'nin siyonizm gerçeği konusunda Çin'den daha içe kapanık ve bu konuda medya özgürlüğünün de Çin'dekinden çok daha kısıtlı olduğuna dikkat çekmek isterim.

 

Gerçekleri ters yüz etme oyunu tabii yeni başlamadı. Bunun Kur'an-ı Kerim'de birçok örneği var. En bâriz olanı da tecavüzden kaçan Yusuf (a.s.)'un tecavüze kalkışmakla suçlanmasıdır.

 

Cemaati İslâmî Liderleri İhanet Etmedikleri İçin İdam Ediliyorlar

 

İmam Ebu'l-A'la Mevdudi'nin kurduğu ve bugün Hint yarımadasında geniş bir alanda faaliyet yürüten Cemaati İslami Pakistan'ın bölünmesini değil bütünlüğünün korunmasını istiyordu. O yüzden ayrılıkçıların çıkardığı ihanet savaşına destek vermedi.

 

Fakat Bangladeş'te görünüşte demokrasiyi uygulayan ama gerçekte tam bir diktatörlük olan, bu arada demokrasi tiyatrosunu oynamak için ara sıra seçimlere de başvuran rejim, Cemaati İslâmî'nin o savaştaki tavrını gerekçe göstererek sözde yargı savaşı veriyor. O savaştaki tutumunu vatana ihanet olarak yansıtıyor ve böyle ağır bir suçlamayı da tabii ki idam cezalarına gerekçe olarak kullanabiliyor.

 

UCM Komedisi

 

Küresel emperyalizmin merkezi Hollanda'nın Lahey kentinde olan Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) adlı bir yargı organı var. Bu kurum güya savaş suçları, insanlığa karşı işlenen suçlar, soykırım suçları ve saldırı suçlarına bakan uluslararası yargı organı niteliği taşıyor.

 

Hint emperyalizminin güdümündeki ihanetçi Bangladeş Halk Cumhuriyeti de onu taklit ederek kendine özel bir UCM kurdu. Cemaati İslami liderleri de bu mahkemede yargılanarak idama mahkûm edildiler.

 

Aslında böyle bir mahkeme adına yargılama yapılması tam anlamıyla komediydi. Çünkü kurulan mahkeme uluslararası değil tamamen Bangladeş'e özeldi. Gerçekte bir mahkeme değil rejimin cinayetlerine yargı kılıfı geçirmek amacıyla kurulmuş bir tiyatro merkeziydi. Bunun yanı sıra herhangi bir soruşturma ve yargılama yapmıyor rejimin gönderdiği talimatları göstermelik mahkeme kararlarına dönüştürüyordu.

 

Kararların güya birtakım gerekçelere dayandırılması için de suçlanan hareketin ve liderlerinin vatana ihanet ettikleri, söz konusu savaşta Pakistan'la birlikte çalıştıkları ve Bangladeş'in bağımsızlığı için savaşanları yakalayıp işkenceyle öldürdükleri iddiasında bulunuyorlardı.

 

Oysa Cemaati İslâmî bölünmeye karşı olduğu için savaşa da karşıydı ve herhangi bir şekilde müdahalede bulunmamıştı. İşkence suçlamaları ise tamamen iftiraydı.

 

Asıl Amaç İslâmî Hareketin Yükselişini Önlemek

 

Bangladeş rejiminin Cemaati İslâmî'ye karşı bu yargı savaşını başlatması 2012 yılı sonlarına doğrudur. Yani suçlamalara gerekçe gösterilen savaşın üzerinden tam 41 yıl geçtikten sonra. Eğer gerçekten ileri sürülen suçlar işlendiyse Bangladeş yargısı neden o zamana kadar üzerine gitmedi de buzlukta bekletti?

 

Rejimin asıl meselesi birtakım suçları ortaya çıkarmak ve suçluları mahkûm etmek değil ülkede İslâmî hareketin yükselişini önlemektir. Çünkü tüm İslâm âleminde olduğu gibi Bangladeş'te de İslâmî hareketin yükseliş içinde olduğu gözlemlendi ve bundan korkuldu.

 

Zulüm rejiminin ileri gelenleri siyasi faaliyetlerle, demokrasi oyunlarıyla ve İslâmî hareket aleyhine propaganda yürüterek bu yükselişin önüne geçemeyeceklerini gördüler. O yüzden bir yandan yargı mekanizmasını kullanarak karalama yapma bir yandan da hareketin etkin liderlerini tasfiye etme yöntemini kullandılar. İftira ve yalanlara başvurarak insanları yargı yoluyla tasfiye etmek de bir tür cinayettir.

 

İhanetle Kurulan Rejim İhanetle Ayakta Duruyor

 

İslâmî hareketin yükselişinden ülkedeki zulüm rejimi kadar onun arkasında duran Hindistan emperyalizmi de korkuyor. Çünkü İslâmî hareketin Hint tasallutunu ve tahakkümünü istemediğini, aynı zamanda İslâm âleminde güçlerin birleştirilmesinden yana olduğunu biliyor. Dolayısıyla bu hareketin iktidarı alması halinde 1971 öncesine dönmek isteyebileceğinden ve Pakistan'ın iki kanadının yeniden birleşmesinden yana girişimlerde bulunacağından korkuyor. Oysa Hindistan bu bölünmenin gerçekleşmesi için ihanet örgütüne ve onun çıkardığı fitne savaşına büyük miktarlarda finansman sağlamıştı.

İhanetle Belki Ayakta Durur Ama Zulümle Ayakta Duramaz

 

Bangladeş'te ihanetle kurulan uyduruk devlet şimdiye kadar da sürekli ihanetle ayakta durabilmiştir. Çünkü ana bünyeden koptuktan sonra onunla ilişkileri bozması Hindistan desteğine ve yardımına ihtiyaç duymasına neden oldu. Bunu elde etmesi de kendi halkına, değerlerine ihanet etmesiyle mümkün olabiliyor.

 

Şu var ki bir rejim belki ihanetle ayakta durabilir ama zulümle ayakta duramaz. Bangladeş'teki ihanet diktası bugün artık ihanetin yeterli olmadığını gördüğü için zulümde kırmızıçizgileri iyice aşmış durumdadır. Bu onun bir yandan kendi kuyusunu da kazdığını gösterir.

 

Özgürlük ve Hukuk İçin Direnişe İhtiyaç Var

 

Bangladeş'teki zulüm rejimi yalan ve iftiralardan yararlanarak en önce Cemaati İslâmî'nin lideri Abdülkadir Molla'yı idam etti. Ardından hareketin ileri gelenlerinden Muhammed Kameruzzaman yine idam yoluyla şehit edildi. Geçtiğimiz ay da Abdülkadir Molla'dan sonra hareketin liderliğini üstlenen Muti'u'r-Rahman Nizami idam yoluyla şehit edildi.

 

Bunların hiçbiri zulüm rejimi karşısında eğilmedi, davalarından geri adım atmadılar. İthamlara itirazlarda bulundu ve temyiz haklarını kullandılarsa da katil rejimden af dilemediler. Zulmün karşısında kararlılıkla durdu ve davalarını savunarak direniş konusunda örnek bir tavır sergilediler. Yüce Allah'tan mücadelelerini ve şehadetlerini kabul etmesini diliyoruz.

 

Bütün bu olaylar da gösterdi ki Müslümanların zulüm rejimlerinden hukuk ve adalet beklemeleri boşunadır. Zulüm karşısında direnişe ve kararlılıkla mücadeleye biraz daha fazla ihtiyaç var.

Ümmet Birliğine Kavuşmadan Gücüne Kavuşamaz

 

İslâm âleminin zayıf, Müslüman halkların acziyet içinde olmalarının sebebi güçlerini birleştirmemeleri, küresel emperyalizme hizmet edenlerin ihanetleri sonucu çizilen sınırların korunmasıdır. Artık bu sınırları aşmaya, Müslüman halkların güçlerini birleştirmeye, zulüm karşısında tek yumruk olmaya ihtiyaç var. Bunun için de gücü ve izzeti İslâm coğrafyasını parçalara ayıranların kendi güçlerini birleştirmek için kurdukları birliklere üye olmakta değil kendi birliğimizi kurmakta aramalıyız. Müslüman halkların kuyusunu kazmakla meşgul olanların kurduğu birliklere üyelik bize izzet değil zillet getirir. Ama Müslüman halkları bir araya getirir de kendi birliğimizi oluşturursak gücümüzü o zaman elde eder ve gerçek izzetimize kavuşuruz.

 

Okuyucuya Notlar:

 

Yeniden gözden geçirerek ve yeni gelişmelerden örneklerle genişleterek tekrar şekillendirdiğimiz Emperyalizmin Oyunları adlı kitabımız Nida Yayınları tarafından basıldı. Burada ele aldığımız konu gibi küresel emperyalizmin ve işbirlikçilerinin kirli politikalarını tahlil eden bu kitabımızda verilen bilgiler İslâm dünyasının mevcut halini anlamanızda size yardımcı olacaktır.

 

Ribat'ın son sayısı için yazdığımız yazıda Yemen'deki uzlaşma oyunlarını tahlil etmeye çalıştık. Bu yazımız kişisel web sitemiz (www.vahdet.info.tr)'de de yayınlanacaktır Allah'ın izniyle.

 

İslâm dünyasındaki diğer gelişmelerden seçtiklerimizi de Davet Mektebi isimli aylık dergi için yazdığımız yazıda ele alıyoruz ve bu dergide yayınlanan yazımız da kişisel web sitemizde yayınlanıyor. 

Yazar:
M.Ahmet VAROL
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul