18 Kasım 2017 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / İŞGAL EDİLMİŞ İSLAM TOPRAKLARINDA RAMAZAN AYINI İDRAK ETMEK

İŞGAL EDİLMİŞ İSLAM TOPRAKLARINDA RAMAZAN AYINI İDRAK ETMEK

İŞGAL EDİLMİŞ İSLAM TOPRAKLARINDA RAMAZAN AYINI İDRAK ETMEK

Yine buruk, yine hüzünlü bir şekilde ramazan ayına ulaşmış bulunmaktayız. Tam 92 yıl oldu, Hilafetsiz, şer’i hükümlerin kaldırılıp yerine İsviçre medeni hukukun getirildiği, Allah’ın yasalarının kaldırılıp, yerine insanların yaptığı yasaların getirildiği, Müslümanlara dayatılan, laiklik ve demokrasi ile geçen tam 92 yıl. Müslümanlar için, zulüm dolu tam 92 yıl. İşte yine şirk, küfür ve zulüm altında bir ramazana ulaşıyoruz. Suriye, Filistin, Irak, Keşmir, Afganistan, Mısır, Doğutürkistan, Açe, Patani, Yemen ve daha başkaları. Ümmet paramparça. Ümetin bir kısmı mülteci duruma düşürülmüş, bir kısmı kamplarda, bir kısmı yaralanmış, bir kısmı cezaevlerinde esir, bir kısmı da her gün gelen ölüm haberleriyle Rablerine kavuşmuşlar. Artık bizler içinde sıradanlaşan bir durum oldu gelen ölüm haberleri. Suriye’de bomba patladı 50 Müslüman öldü. Afganistan’da pazaryeri bombalandı, 88 kişi hayatını kaybetti, Gazze’de İsrail’in açtığı ateş sonucu 20 Filistinli yaşamını yitirdi vs. Artık alıştırıldık her gün gelen ölüm haberlerine. Ölen 2 Fransız olmalıydı dünyanın ayağa kalkması için. Sadece Avrupalının ve Amerikalının hayatı önemliydi. İslami hayatı  isteyenlerin, ben ancak beni yaratan Rabbimin kanunlarına göre yaşarım, ondan başkasına asla razı olmam diyenlerin terörist ilan edildiği bir dünyada, Ramazan ayına  giriyoruz.

Müslümanların, Allah’ın emir ve yasaklarını, O’nun hükmünü  yeryüzüne hâkim kılmak için yapmış olduğu mücadeleye, cehd ve gayrete terörizm diyenler, söz konusu Amerika ve Avrupa olunca emperyalistlerin, sadece ve sadece insanları sömürmek, ülkelerin zengin kaynaklarını ele geçirmek ve insanlarını köleleştirmek için yaptıkları demokrasi savaşlarına ise çanak tutmaktadırlar.

Biz burada Müslümanlar olarak, şikayetçi durumda olmamamız gerekmektedir. Nedeni ise kâfirler ve mürtetler küfürlerinin gereğini icra ediyorlar. Onlar sahip oldukları ideolojilerin hayata hakim olmasını istiyor ve onun mücadelesini veriyorlar. Peki ya biz Müslümanlar, Allah’ın bize yüklemiş olduğu emanetin gereğini yerine getirebiliyor muyuz? Biz meselelerin çözümü için Allah’ın kitabı ve Rasulunün sünnetini mi arzuluyoruz? yoksa Birleşmiş Milletler ve Nato nerede diyerek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine müracaat ederek sorunların çözümlerini kafirlerin merhametinde mi arıyoruz?

Allah Teâlâ, Enfal Suresi 73. Ayette: “Kafirler birbirlerinin dostudurlar. Eğer siz böyle yapmazsanız, yeryüzünde büyük bir fitne kopar.” diye buyurmak suretiyle, bizleri kesinlikle kafirlerle dost olmaktan, onları veli edinmekten, onlardan adalet istemekten sakındırmaktadır. Tam tersine bizleri Müslümanlar olarak, birbirimizi veliler ve dostlar olmamızı emretmektedir. Yine Rabbimiz Maide Suresi 51.ayette: “Ey iman edenler, yahudi ve hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.” buyurmasına rağmen, ben müslümanım diyenler, Kur’an’a iman ettim  diyenler, bu ayetin gereğiyle amel ediyorlar mı acaba? Biz, Suriye meselesinin halledilmesini, güvenlik konseyine mi  bırakacağız?

Eğer ki bizler tekrar Kur’an’a dönmezsek bu zillet aynı şekilde devam edecektir. Sünen-i Nesai geçen bir hadis-i şerifte, Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır:

“Yalnız ticarete dalar, çiftçilikle meşgul olur, cihadı terk ederseniz, Allah Teâlâ üzerinize sizi ezecek kimseleri musallat kılar ve bu hal dininizin emrine tekrar dönünceye kadar devam eder. (Ramuz,148/1)

Biz izzet ve şerefi kâfirlerin yanında mı arıyoruz? Oysa  “İzzet ve şeref  ancak Allah’ın, peygamberin ve mü’minlerindir’’. (Münafıkun,9/Nisa, 139)

İşte böyle bir ortamda Mübarek Ramazan ayına ulaştık. Burukta olsak, hüzünlüde olsak Rabbimizin rahmet ve bereketi, avf ve mağfireti  her  tarafı kuşattığı bir aya daha ulaşmanın sevincini yaşıyoruz. Bu aslında, Müslümanlar için bir fırsat olmalı. Duaların kabul edildiği Allah’ın rahmetinin her tarafı kuşattığı bu ayı iyi değerlendirmeli, bir halifesiz daha ramazan ayı geçirmemek için Allah’a dua etmeli, bütün dünya Müslümanlarının kurtuluşu için, Allah’a için yalvarmalıyız. Kurtuluşun ancak İslami bir iktidarla olacağı gerçeği asla unutulmamalı ve başımızdaki yerli tağutlardan, satılmış işbirlikçilerden asla meded beklemeden Allah’ın kitabı Kur’an’ı Kerim’e yönelmeliyiz. Bunun içinde bu Ramazan ayı iyi bir fırsat olmalıdır.

Ramazan, kameri aylardan dokuzuncusunun ismi, Müslümanların oruç tutmakla mükellef oldukları, dinimizce yüce ve kutsal kabul edilen aydır. Ramazan Arapça bir kelimedir. Bu mübarek aya Ramazan isminin verilmesindeki hikmet şöyle belirtilmiştir:

1) Ramazan; yaz sonunda, güz mevsiminin evvelinde yağıp yeryüzünü tozdan temizleyen yağmur manasına “ramda”, kelimesinden alınmıştır. Bu yağmurun yeryüzünü temizlediği gibi, Ramazan ayı’da mü’minleri günah kirlerinden temizler. Nitekim bir Hadis-i şerifte peygamberimiz  (s.a.s.): “Kim inanarak  ve sevabını Allah’tan  bekleyerek Ramazan orucunu  tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” ( Buhari, savm V1) buyurmuştur.

2)Güneşin şiddetli hararetinden taşların yanıp kızarması anlamında olan “ramad”  kelimesinden alınmıştır. Böyle kızgın yerde yürüyenin ayakları yanar, zahmet ve meşakkat çeker. Bunun gibi oruç tutan kimse de açlık ve susuzluğun hararetine katlanır, meşakkat çekenin içi yanar. Kızgın yerin orada yürüyenlerin ayaklarını yaktığı gibi, Ramazan da mü’minlerin günahlarını yakar, yok eder.

3)Kılıç veya ok demirini inceltip, keskinletmek için iki taşın arasına koyup döğme anlamına gelen “ramd” kelimesinden alınmıştır. Bu ayda  Araplar silahlarını bileyip hazırladıkları için bu aya Ramazan ismi verilmiştir. ( Şamil İslam Ansk-Ramazan mad.).

Ramazan’ı sözlük anlamları çerçevesinde düşündüğümüzde; iman edenler bu ayda Ramazan yağmuru ile ıslanacak, günah tozlarından kurtulacak, iman ağacını ve gönül dünyalarını ramazanın hayat suyu ile ferahlandıracaklar ve güçlendireceklerdir.

Ramazan ayı, dinimizce yüce ve kutsal kabul edilmiş mübarek bir aydır. Kutsiyeti ve fazileti Kur’an ve sünnetle sabit olan Ramazan, aynı zamanda on bir ayın sultanı olarak da kabul edilmektedir.

Feyiz ve bereketlerle, afv ve mağfiretlerle dolu olan sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın toplum hayatında yoğunluk kazandığı, ibadet hayatımızın zenginleştiği Ramazan ayı, Peygamber efendimizin ifadesi ile; “evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden kurtuluş” olan bir aydır.

Ramazan ayı, kalplerin dirildiği, gönüllerin aydınlanıp coştuğu, nefislerin kırıldığı, insani vasıfların tekrar hatırlandığı manevi yaşamı dopdolu olan bir aydır.

Bu anlamda Ramazan ayı Allah’ın biz müminlere sunduğu büyük bir ihsanı ve nimetidir.

Çünkü dini hayatımızda önemli bir yeri olan Ramazan ayını, diğer aylardan ayıran ve daha faziletli ve üstün kılan bir takım özellikler ve manevi güzellikler vardır.

Pek çok manevi sonuçlara sebep olan bu özellikler ve güzellikleri şöyle sıralamak mümkündür:

1-İnsanlığı, içine düştüğü karanlıklardan çıkarıp aydınlığa kavuşturan yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim, bu ayda indirilmeye başlanmıştır. Bundan ötürü Şüphesiz Ramazan’ın diğer aylara ve zaman dilimlerine oranla dini ve sosyal hayatımızda büyük bir önemi ve yeri vardır.

Bu aya kıymet kazandıran en önemli hadise, Hz. Peygamberin en büyük mucizesi, dünya ve ahiret saadetine götüren, en güvenilir hayat kılavuzu olan Kur’an’ın  nüzulünün bu aya tekabül etmesidir.

İnsanlığın ufuklarını karartmış olan bilgisizlik, dalalet ve vahşet bulutları, bu ayda sevgili Peygamberimiz’in şahsında bütün insanlığa gönderilen Kur’an-ı Kerim’in evrensel mesajlarıyla dağılmış, cehaletin yerini bilgi, haksızlığın yerini adalet ve düşmanlığın yerini de sevgi ve barış almıştır. Kur’an-ı Kerim’in bu ayda indirildiğini Yüce Rabbimiz şöyle beyan eder: “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır.” (Bakara, 2/185)

Ramazan ayı, Kur’an-ı Kerim ayıdır. Kalplere nur, gönüllere şifa, müminlere rahmet ve bütün insanlığa hidayet olan Kur’an-ı Kerim bu ay içerisinde bulunan Kadir Gecesi’nde indirilmeye başlanmıştır.

Beşeriyetin ufkunda batmayan bir güneş gibi doğan bu yüce kitap, dünya durdukça da insanlığı aydınlatmaya devam edecektir.

2-Allah’ın alemlere rahmet olarak gönderdiği, yaratılmışların en şereflisi, Allah’ın en sevgili kulu, insanlık için en güzel örnek, peygamberlerin sonuncusu olan Hz. Muhammed (s.a.s.)’e peygamberlik görevi bu mübarek ayda verilmiştir.

O’na bu kutsal görevin verildiği Ramazan ayı, hiç şüphesiz insanlık için bir dönüm noktası olmuştur. İnsanlar bu peygamberin önderlik ve örnekliğinde karanlıklardan aydınlıklara kavuşmuştur.

3- Bin aylık nafile ibadetten daha hayırlı olan Kadir Gecesi yine bu mübarek ayda yer almaktadır:

 “Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.” (Kadir, 97/2)

4-İslam’ın beş şartından biri olan ve müminleri kötülüklerden arındırıp manevi anlamda temizleyen oruç, bu ayda tutulmaktadır.

5-Ramazan ayında cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar zincirlere vurulur. Nitekim sevgili peygamberimiz bunu şöyle bildirmektedir:

 “Ramazan ayı girince cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar zincirlere vurulur.” (Buhari, Savm,)

Bu hadis-i şerifte şu husus vurgulanmak istenmiştir. Ramazan ayında mü’min kendisini cennete götürecek ibadetler ve iyi işler yaptığı için cennet kapıları ona açılmış, kendisini cehenneme sürükleyecek kötülüklerden uzaklaştığı için de cehennem kapıları onun için kapanmış olacaktır.

Yine bu ayda mü’min, nefsinin kötü arzularına ve şeytanın isteklerine uymayacağı için, şeytan zincire vurulmuş olacağından artık oruçluyu aldatamayacak ve ona olumsuz bir etki yapamayacaktır.

Hz. Peygamber (s.a.s.) Ramazan ayı girerken ashabına hitap ederek Ramazan ayının kutsiyet ve faziletini şöyle belirtmiştir:

“Ey insanlar! Yüce ve mübarek bir ayın gölgesi üzerinize düştü, o ayda bir gece vardır ki bin aydan daha hayırlıdır.

Allah o ayda oruç tutmayı farz kıldı. Geceleyin ibadet yapmayı nafile kıldı.

O ayda bir farz işleyen diğer aylarda yetmiş farz işlemiş gibi sevap alır. O, sabır ayıdır. Sabrın karşılığı ise cennettir. O, yardımlaşma ayıdır. O ayda müminin rızkı bollaştırılır. O ayda kim bir oruçluyu iftar ettirirse bu, günahlarının bağışlanmasına ve cehennemden kurtulmasına sebep olur. Aynı zamanda oruçlunun sevabı kadar sevap verilir. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey noksanlaşmaz. O öyle bir aydır ki evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennemden ateşinden kurtuluştur.” (Hafız el münziri,Terğib ve Terhib, II, 430/13)

Ramazan ayı, hac ibadeti hariç İslam’ın  beş  erkânından dördünü  edâ ettiğimiz ve  ibadetlerle  süslediğimiz müstesna bir zaman dilimidir.

Ramazan ayı, her  yönüyle birlik beraberlik  ve  kardeşlik  duygularının  nazariyeden,  fiiliyata döküldüğü  ve  daha da  güçlenerek  pekiştiği  bir aydır. Bu  ayda  farz  namazlara  ilaveten kılınan  teravih  namazlarında, dünyevi  makam, mevki ve  maddi  farklılıklar  mescit dışında  bırakılarak  zengin- fakir, amir - memur, işçi - işveren, hoca - talebe, ihtiyar - genç bütün  insanlar aynı  safta  omuz  omuza  Allah’ın  huzuruna  durmaktadırlar. İşte  bu  yakınlık, farklı  toplum  katmanlarını  birbirine yaklaştırır. Onlar arasında  bulunan  kin,  husumet ve dargınlıkları  izale  eder. Aralarında  sevgi  ve  saygı  bağlarını  güçlendirir.

Efendimizden  önceki  peygamberlere  ve  ümmetlerine  verilmeyen  bazı  faziletler  ve  güzel meziyetler   Ramazan  ayında  bizim  Peygamberimize  ve  biz  ümmetine  verilmiştir.

Peygamber Efendimiz bir hadisi şeriflerinde ümmetine verilen beş şeyden bahsederek şöyle buyurmuştur:

 "Ümmetime ramazan da beş şey  verilmiştir ki bunlar benden önceki hiç bir peygambere verilmemiştir:

 1- Ramazan ayının ilk gecesi olunca Allah Teâlâ ümmetime (rahmet nazarıyla) bakar. Allah her kime (rahmet nazarıyla) bakarsa, ona ebedî olarak azap etmez.

 2- Oruçlu oldukların da  ağızlarının  kokusu  Allah  katında  misk  kokusundan  daha  güzel  olur.

 3- Melekler  her  gün  ve  gece  onlara  istiğfar  ederler,  Allah'tan  bağışlanmalarını  dilerler.

 4- Allah  Teâlâ  cennetine  emredip: "Kullarım  için  hazırlanıp  süslen. Onların  dünya meşakkatlerinden   kurtulup,  benim  yurduma  ve  ihsanıma  istirahat  için  gelmeleri yaklaştı." buyurur.

 5- Gecenin  sonu  olunca, Allah (c.c.)  hepsini  bağışlar. Orada  bulunanlardan  biri:

"O  gece  Kadir  gecesi  midir?"deyince: Hayır, çalışanları  görmüyor  musun?  Onlar  çalışıp  işlerini bitirince kendilerine  ücretleri  tam olarak  ödenir." (beyhaki terğib trc. 2/425)  buyurdu.

Resul-i  Ekrem  Efendimiz ( s.a.s. )’in şu veciz  sözü, bu mübarek ayın ulviyetini ve kutsiyetini en güzel  bir şekilde ifade etmektedir.

“Eğer ümmetim  Ramazan’ın  faziletini tam olarak  bilselerdi, bütün senenin Ramazan olmasını temenni ederlerdi.”

Ramazan ayının en önemli bir yönü de bu ayın oruç ayı olmasıdır. Oruç, Allah’ın ihsan  ettiği nimet ve faziletleri tercih ederek, bedeni arzuları yenmek ve nefsi  baskılara  tahammül etmek  demektir. Orucun esas gayesi, insanlara nefsi  ve bedeni  arzularını yendirerek, irade ve şahsiyetini güçlendirmek ve böylece ahirette  takdir olunan nimetlere nail olmaktır.

Psikolojik açıdan incelendiğinde görülecek ki oruç, beden ve ruh dengesini sağlayan en kolay ve en pratik bir araç ve ibadettir. İnsan, beden ve ruhtan meydana gelen bir varlıktır. İnsan, varlığını meydana getiren bu iki unsurdan biri, lehine veya aleyhine dengesi bozulacak olursa, mutlaka huzursuz olacak ve bu rahatsızlığı daima hissedecektir. İşte oruç, beden ve ruh dengesini sağlayan en kolay ve en pratik bir araç ve ibadettir. İnsanın hem ruh hem beden dengesini sağlayan bu muazzam ibadet Hz. Muhammed (s.a.s.) ümmetinden önceki ümmetlere de farz kılındığı, biz Müslümanlara da hicretin 2. yılında İslam’ın beş erkânından biri olarak farz kılınmıştır.

Nitekim Allah  Teala bunu Kur’an-ı Kerim’de şöyle bildirmektedir:

 “Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz..”(Bakara, 2/183)

Peygamber efendimiz de orucun farziyetini şu mübarek sözleriyle dile getirmiştir:

“İslam beş temel üzerine kurulmuştur. Allah’tan başka ilah olmadığına ve kendisinin O’nun kulu ve elçisi olduğuna tanıklık etmek, namaz kılmak, zekat vermek, ramazan orucunu tutmak ve gücü yetenler için hacca gitmektir.” (Buhari, İman, 34-40; İlim, 25)

Orucun farz kılınmasındaki hikmet, pek aşikardır. Şüphesiz Allah’ın kullarına emrettiği ve caiz gördüğü şeylerde kulları için mutlaka bir yarar vardır. Yasakladığı işlerde ise mutlaka insanların zararına bir şey vardır.

Oruç ibadeti de, insanlar üzerinde maddi ve manevi birçok faydaları olduğundan Allah tarafından önceki ümmetlere farz kılındığı gibi bize de farz kılınmıştır.

Oruç ibadetinin insanlara sağladığı faydaları şöyle özetlemek mümkündür.

 Oruç, riyanın en az karışacağı bir ibadet olduğu için ancak Allah rızası için tutulur. Allah’ın rızası olmazsa hiç kimse riyakârlık  olsun diye sabahtan akşama kadar aç kalmaz, kalamaz. Kişi orucu bu niyetle tutuğu zamana Allah indinde layık olduğu ecri alır. Nitekim Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Aziz ve celîl olan Allah İnsanın oruç dışında her ameli kendisi içindir. Oruç benim içindir. Mükâfatını ben vereceğim. Buyurmuştur.  Oruç kalkandır. Biriniz oruç tuttuğu gün kötü söz söylemesin ve kavga etmesin. Şayet biri kendisine söver ya da çatarsa: ‘Ben oruçluyum’ desin.  Muhammed'in canı kudret elinde olan  Allah’a yemin olsun ki, oruçlunun ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha güzeldir. Oruçlunun rahatlayacağı iki sevinç anı vardır: Birisi, iftar ettiği zaman, diğeri de orucunun sevabıyla Rabbine kavuştuğu andır” (Müslim, Sıyâm 30/163, (I, 807) 

 Oruç ibadeti yerine getirildiği zaman Allah’ın rızasına ulaştırdığı gibi aynı zamanda daha önce işlenmiş günahların da bağışlanmasına vesile olur. Hz. Peygamber efendimizi bir veciz sözünde buna şöyle işaret etmektedir:

“Kim inanarak ve mükâfatını yalnızca Allah’tan bekleyerek ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.” (Riyazüs Salihin, II, 489, Had. No. 1223)

Oruç tutan cennete Reyyan kapısından girer.  Oruç tutmanın bir mükâfatı da, oruç tutanın kıyamet gününde kendileri için özel olarak ayrılan “Reyyan” denilen kapıdan cennete girecekleridir.

Resul-ü Ekrem efendimiz (s.a.s.) Reyyan kapısı hakkında şöyle buyurmuştur:

“Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır ki kıyamet gününde oradan sadece oruçlular girer. Onlardan başkaları girmez.” (Buhari, Savm, 4)

 Oruç, insana sabır ve tahammülü öğretir. Hayat içerisinde zahmetle rahmet, acı ile tatlı, mihnet ile nimet bir arada bulunur.  Çoğu kere nimet ve rahmete ulaşmanın yolu zahmet ve mihnetlere katlanmaktan geçer. Bu yönüyle sabır ve tahammül başarı ve zaferin anahtarıdır.

İnsanın sabra ihtiyacı, sadece zorluk ve sıkıntılarını aşmak için değildir. Genişlik ve rahatlık zamanlarında da insan, elindeki nimetlerle şımarmamak, onları harama ve isyana vasıta yapmamak için sabra muhtaçtır.

İşte oruç, insanı güçlüklere katlanmaya ve meşakkatlere karşı tahammüle alıştırır. İnsanda sabır duygusunu geliştirir ve olgunlaştırır. Bu sebeple Peygamber efendimiz: “Oruç sabrın yarısıdır.” (İbn Mace, Sıyam, 44) buyurmaktadır.

Oruç, insanı kötülüklerden uzaklaştırır, iffetini korur. Ramazan orucunun farz olduğunu bildiren ayetin sonunda bu husus açıkça belirtilir. “Umulur ki oruç sayesinde kötülüklerden korunursunuz.” (Bakara, 2/183) Hz. Peygamber de evlenmeye gücü olmayan gençlere şehvetlerinin kırılması için oruç tutmalarını tavsiye etmiştir. “Kimin evlenmeye gücü yetmezse oruç tutsun; çünkü oruç insanın şehvetini kırar.”   (Tecrid-i Sarih Tercemesi, VI, 255, Had. No. 90).

Denizdeki balıklar suyun kendileri için ne kadar önemli, hayati bir nimet olduğunu suyun içerisinde iken anlayamazlar. Ancak sudan mahrum olunca anlarlar.

İnsanlar da Allah’ın cömertçe vermiş olduğu sayısız nimetlerden ve güzelliklerden faydalanırlar, yerler, içerler. Fakat bunun yokluğunu ve sıkıntısını çekmedikleri için kadrini hakkıyla bilemezler, anlayamazlar. Bu sebeple ramazan ayı boyunca aç ve susuz kalan insan, Allah’ın vermiş olduğu sayısız nimetlerin kadrini bilir, O’na şükreder.

Oruç sayesinde insanın merhamet duyguları kabarır. Yoksullara acır, merhamet eder ve yardım eder. İnsanda merhamet hissi elemden doğar, hastalanan kimse hastaların halinden anlar, aç açın halinden anlar. Bu yönüyle oruç, insanda acıma ve merhamet duygusunu geliştirir. Kendinden yukarıya değil, kendinden aşağıya bakmasını öğretir. Kişi oruç vesilesiyle aç ve susuz kaldığından ekmeğe, suya muhtaç insanların halini düşünerek onlara yardımcı olur.

Orucun sağlık ve tedavi yönünden de önemi büyüktür. Peygamberimiz: “Oruç tutunuz ki sıhhat bulasınız.” (Keşfü’l-Hafa, II, 33) buyuruyor.

İnsan vücudunun bütün gün çalışarak yorulan organları uyku ile dinlendiği gibi, bir yıl durmadan çalışan mide ve sindirim organları da oruç sayesinde dinlenir ve görevlerini daha iyi yapma imkanı kazanır.

Günümüzde yaygın olan kalp, tansiyon ve şeker gibi hastalıkların en önemli sebepleri arasında aşırı beslenme ve buna bağlı şişmanlık olduğu ve pek çok hastalığın tedavisinde perhiz tavsiye edildiği bilinmektedir. Oruç tutanların tecrübeleriyle sabittir ki, ramazan ayında dinlenip temizlenen vücut makinesi senenin diğer aylarında daha sağlıklı ve verimli çalışmaktadır.

Nitekim batılı bilim adamları peygamberimizin bu hadisini teyit edercesine orucun sağlığa iyi geldiğini bildirmektedir.

Fransız Prof. Pier Mulen şunları söyler: “İslam dünyasının en yararlı kurumlarından biri oruçtur. Oruç, bedenin hem fiziksel, hem ruhsal dinlenişidir. Dokuları temizler, birikmiş toksinleri, zehirleri atar. Müslümanlar böylece her yıl bir ay bedenlerini dinlendirirler. ” (DIB aylık dergi, Ocak 1999, 719)

Zekatın malı temizlediği gibi oruç da vücudu temizler. Hadis-i şerifte: “Her şeyin bir zekatı vardır. Bedenin zekatı da oruçtur” buyrulmuştur.

Oruç kişiyi bir kalkan gibi dünyada  kötülüklerden ahrette ise cehennemden korur: Allah için ihlaslı tutulan oruç, sahibini cehennem ateşinden korur. Peygamber efendimiz orucun bu yönü hakkında şöyle buyurmuştur: “Savaşta sizden birinizi koruyan bir kalkan gibi oruç da cehennemden koruyan bir kalkan, ateşe karşı bir siperdir.” (Buharı,Savm, 2) Savaş meydanında kalkan savaşçıyı düşman tarafından gelen ok ve benzeri tehlikeli şeylerden koruduğu gibi oruç da insanı dünyada cehenneme götürecek günahlardan, ahirette ise cehennem ateşinden korur.

Çünkü oruç tutan kimse devamlı Allah’a karşı ibadet yapmanın bilinci ve şuuru içerisinde olduğu için günahlardan kaçınır. Bu sebeple oruç, insanı şehvet oklarına, nefis oklarına ve şeytanın zehirli oklarına karşı korur.

Ancak kalkanın insanı düşman oklarından koruyabilmesi için sapasağlam olması gerekir. Bunun gibi orucun da insanı cehennem ateşinden koruyabilmesi için adabına riayet edilerek tutulması gerekir.

Allah Teala kıyamet gününde Kur’an’ın ve orucun şefaat etmesine izin verecektir. Nitekim Hz. Peygamber bu konuda şöyle buyurmaktadır:

 “Oruç ve Kur’an kula kıyamet gününde şefaat edecekler.” (el-Fethu’r-Rabbani, IX, 216)

Ramazan ayı rahmet ve mağfiret ayıdır. Allah’ın rahmetinin, feyiz ve bereketinin taştığı bütün müminleri kuşattığı bir aydır. Bu ayda ona açılan eller boş çevrilmez. Resül-ü Ekrem efendimiz buna atıfta bulunarak şöyle buyurmuşlardır:

“Üç kişinin duası geri çevrilmez. İftar edinceye kadar oruçlunun, adaletle hükmeden devlet başkanının, zulme uğrayanın duası.” (Müsned, II, 445)

Oruç, fertlerin  ahlakı  üzerinde  olumlu ve derin  tesirler  bırakır. Oruç,  kalpteki   katılığı  yumuşatır, şefkat  ve  merhamet  duygularının  kalbe yerleşmesine   vesile  olur.   Nefsin    kötü  arzularını  kontrol   altına  alarak  kişiyi ruhen yükseltir, ahlaken  olgunlaştırır. Kafalara  sosyal   adalet  fikrini, gönüllere  şefkat  ve  merhamet duygularını yerleştirerek  kişiyi  maddeye  bağımlılıktan kurtarır.

 Ramazan ayında oruçlu olan kimsenin, orucu bozacak maddi şeylerden kaçınması ne kadar önemli ise, orucun manasını bozan sevabını götüren, İslam ahlakına aykırı davranışlardan sakınması da o kadar önemlidir.

Sevgili peygamberimiz bir hadislerinde buna işaret ederek şöyle buyurmuşlardır:

“Gıybet ederek insanların etini yemeyi sürdürenler gerçek anlamda oruç tutmuş olamazlar. “(el-Musannaf, 2/272)

Bir başka hadislerinde  de  şöyle buyurmuştur:

“Kim ki yalan söylemeyi ve yalanla iş yapmayı bırakmaz ise Allah o kimsenin yemesini, içmesini bırakmasına değer vermez.” (Ebu Davud, II, 307, Had. No. 2362)

Ramazan-ı  şerifin büyük bir lütuf ayı  olmasının  önemli  sebeplerinden  bir  tanesi de  Kadir gecesi, gibi  muazzam ilahi ikramları  içinde barındıran bir  gecenin bu  ayda  olmasıdır. Bu  ayın son on gününde aranan  Kadir gecesi, ilahi mağfiretin  dolup taştığı, ümmeti  Muhammed’e çok büyük fırsatların bahşedildiği  bir gecedir. Bu gecenin ihtişamına binâen, hakkında  müstakil  bir  süre  indirilmiştir. Bu gece, Kur’an-ı  Kerim’in nüzülüyle  nurlanmış,  Cebrail (a.s.) ve  diğer meleklerin yeryüzüne indirilmesi  ile de  ruhanileşmiştir. Bu gecenin kıymetini  bildiren şu hadis-i şerif ne kadar ferahlatıcıdır.

“Kadir gecesi yalnız fazilet ve kudsiyyetine inanarak ve sevabının yalnız Allah’tan bekleyerek ibadet ve taatle geçiren kimsenin -kul hakkı hariç- geçmiş günahları bağışlanır.” (Müslim, Müsafirin, 175/760)

Kadir gecesi yalnız ümmeti Muhammed’e bahşedilmiş, müstesna bir lütuf, af ve merhamet gecesidir. Rabbimiz bu geceyi ihya edenlere bin ayın yani yaklaşık 83 senenin ecrini lütfeder ki bu da Cenab-ı Hakkın bu ayda mümin kullarına olan ikramının azametini ifade için yeterlidir.

Mümin bu ayda her zamankinden daha uyanık, titiz, hesaplı, disiplinli olmalı ve ibadetlerini artırmalı, nefsinin terbiye etmek için her zamankinden daha fazla gayret göstermelidir.

 “Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden azat olmak” diye nitelendirilen bu ayı değerli kılan bir diğer unsur; ibadetlerin yoğunlaştığı, müminlerin farz ibadetlerin dışında nafile ibadetlerle kemale ermenin yollarını aradığı, fıtre, zekat ve sadakalarla malların arındırıldığı, infaklarla cömertlik duygularının zirvelerine ulaşıldığı bir ay olmasıdır.

Müminler bu ayda beş vakit namaz dışında teravih namazı kılar, ramazan ayına mahsus olan itikafa girerler. Bu ayda Kur’an-ı Kerim’i çok okurlar. Zira Peygamberimiz (s.a.s.)’in her Ramazan ayında Cebrail (a.s.) ile Kur’an okuduğunu bilirler ve onun sünnetini yerine getirmek için azami gayret gösterirler. Hayır ve hasenatta bulunarak fakir, yoksul, kimsesizleri sevindirirler. Bu yönleriyle Ramazan-ı Şerif tam bir fazilet ve bereket ayıdır.

İbn Abbas (r.a.)’dan şöyle rivayet edilmiştir: “Rasulullah (s.a.s.) insanların en cömerdi idi. Onun bu cömertliği Ramazan ayı girip de kendisiyle Cebrail (a.s.) Ramazan ayı çıkıncaya kadar her gece Rasulullah (s.a.s.) ile buluşup, Rasulullah’a Kur’an’ı arz eder (okur)di. Rasulullah (s.a.s.) Cebrail ile buluştuğunda insanlara rahmet getiren rüzgardan daha cömert, daha faydalı olurdu.” (Buhari, Savm, 7)

Hadis-i şeriften Ramazan ayında Kur’an-ı Kerim’i hatim etmenin sünnet olduğu anlaşıldığı gibi, gücü yetenlerin çokça sadaka vermeleri, hayır ve hasenatta bulunmalarının da büyük sevap olduğu anlaşılmaktadır.  

Özetle, Ramazan-ı Şerif: Orucun faziletine erildiği, beş vakit namaz, teravih, teheccüd ve tesbih gibi nafile namazlarla kalplerin ihya edildiği; Kur’an-ı Kerim’in huşu ile okunup, hatmi şeriflerin yapıldığı; Allah’ın zikredilmesiyle ruhların yüceldiği; zekat, infak ve sadakalarla vicdan huzuruna kavuşulduğu; muhtaçların sevindiği, müstesna bir aydır. Bizlere düşen görev Kur’an-ı Kerim’in dünya semasına indirildiği bu mübarek ayı, iyi değerlendirmek ve “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz.” (İbn Kesir, Tefsir, I, 27) emri mucibince, kulluk hayatımızı Kur’an terbiyesi istikametinde bu ayda bir daha gözden geçirmektir. Hayatımız ramazan, ahretimiz bayram olsun. Ramazanı şerifin hayır ve hasenatla dolup insanlığın barış ve huzuruna vesile olması temennisi ile  Allaha emanet olun!

 

 

 

 

Yazar:
Halil Kara
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul