18 Kasım 2017 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / BİR FRANSIZ İSTİSNASI OLARAK LAİKLİK

BİR FRANSIZ İSTİSNASI OLARAK LAİKLİK

BİR FRANSIZ İSTİSNASI OLARAK LAİKLİK

Laiklik bir kilise kurumudur, Fransa’da uygulama alanı buldu ama bunun bir "Fransız istisnası" olarak kalması istenmiyorsa, diğer halkların inanç, tarih, kültür ve geleneklerine göre yeniden ele alınması gerekir. Laiklik ilkesini belki “siyasi model”,  siyasi bir enstrüman olarak düşünülmesi gerekir. Asla  “Devletin dine müdahalesinin aracı” olmaması, “Dine karşı bir din gibi, “Dinler üstü bir norm” gibi anlaşılmaması gerekir. Bugün laiklik bu hali ile bir Fransız tecrübesi, Katolizme karşı Cumhuriyetçilerin ulus devlet refleksi sonucu ortaya çıkan bir sonu. Bu yapı bütün Hristiyan dünyasını da kapsamaz.. Mesela Anglosakson geleneğini, Angilikan kilisesinin beklentilerine cevap vermez. Protestanlar için de aynı durum söz konusu. Ortadoksluk açısından laiklik bir anlam ifade etmez. Türkiye gibi ülkelerdeki Sovyetik Laiklik uygulamaları “din özgürlüğü” ve "dini çoğulculuk" gibi bir anlam ve değer içermediği gibi, bu değerlere karşı vahşi, kaba, hukuk ve ahlak dışı bir tehdide dönüşür. Bugün için Esed rejiminin uygulamaları, Mısır ve Bengladeş rejiminin uygulamaları buna örnektir..

 

Aydınlanma felsefesine göre, Hristiyan gelenekteki düalist düşünce çerçevesinde dünyevi ve ruhani egemenler, kilise ve devlet halk için, çatışmama ilkesi temelinde, paylaşım temelinde bir işbirliğinin zemini oluşturmak için bir araya gelecekler. Bu genel kabul, uzun bir sürecin sonunda 3.Cumhuriyette bir yasal güvenceye kavuşmuş 1905 deki düzenleme ancak 1958 de bir anayasa hükmü haline gelmiştir ki, bu düzenleme de Fransa’nın bir bölümünü kapsamamaktadır.

 

Laiklik Fransız aklının aydınlanmacı bir bakış açısı ile, Cumhuriyete rengini veren, meşruiyetini İncil’den alan, Hristiyan akılla İncil’den damıtılmış bir meyvedir. Kesinlikle evrensel değildir.

 

Laik düşünce sömürge mirası üzerine, tercüme bir medeniyetin akıl karışıklığı içinde, kilise otoritesine karşı aydınların sömürge mirasının kullanılması konusunda sivil ve siyasal aklın, seküler senyörlerin insiyatif alması için bulunmuş bir ara çözümdür.. Fransız halkı sömürünün sorumluluğunu kiliseye yıkarken, bu mirası kiliseden devralarak kendi kullanmak istedi.

 

Sömürgeci egemenliğinin bir şey vardır. Fransa tövbe, utanç ve kendini hor konuşmasını vermek olmamalıdır. Fransız diplomatik ağı (tercih ettikleri versiyonu "Coca-Cola Light ve sert haçlı seferi" nüfuz mücadelesinde için görünür) Amerika Birleşik Devletleri'nden sonra dünyada ikinci sırada yer alıyor. Laik Fransız diplomasisi olan cemaatçi modeli çözülmesini tamamlayacak işgalciler tarafından parçalanmış, bugün Irak'ta, Filistin işgal edilmiş topraklarda İsrail Devleti arasındaki etnik-dinsel çatışma, hem duymuş olmalı bir halk ve sivil savaşı uzatmak. Uzak eskimiş ve modası geçmiş olmaktan çok kardeşler olarak başkaları için ve düşman olması için değil anlaşılacaktır çünkü Fransa'da laik cumhuriyetçi modeli, gelecek için bir model mater.

 

15 Temmuz 180’de  hükümet ve Alsace-Moselle kiliseleri arasında yapılan “Concordat”, Fransa’da Napoleon Bonaparte öncülüğünde Birinci Konsülde, 8 Nisan 1802’de Fransız vatandaşlarının büyük çoğunluğunun dini olmakla birlikte, Katoliklik artık “devlet resmi dini” değildir. Katoliklik tek din de olmayacaktır. Yahudiler, Katolikler, Reformcular, Lutheryanlar konkordato rejimi altında tanınır. Kilise ve devletin birbirinden ayrılmasını kabul eden  9 Aralık 1905 düzenlemesi Alsace ve Moselle bölümünde geçerli olmayacaktır..

 

Laik düşünce  “Ateist hümanistler”in din yerine vicdanı ikame etme çabaları açısından da bir fırsat oluşturdu. Sonuçta Hristiyanların din eğitiminin yerini, din dışı topluluklarda din yerine ikame edilen vicdan eğitimi aldı. Alsace-Leoren bölgesi bugün de, Cumhuriyet değerlerine bağlı, laik bir Cumhuriyetin içinde laik olmayan bir coğrafi bölge olarak varlığını sürdürmeye devam ediyor.

 

Radikal laikçiler devletin ateizm dahil olmak üzere tüm ruhsal tercihlere eşit muamelede bulunması ilkesini savunuyorlar. Buna karşı çıkan bazı Hristiyan demokratlar ise konunun devletle inanç sistemleri arasındaki ilişkiden çıkıp, inançsızların özgürlük talepleri ile aynı kategoride ele alınmasının birey, aile ve toplumda ciddi fikri ve psikolojik sorunlara yol açabileceğini öne sürüyorlar. Laikliğin Hristiyan toplumun devletle olan ilişkisini düzenleyen bir kurum olarak ele alınmasının daha doğru bir yaklaşım olacağını savunuyorlar.. Ancak sol ve bazı liberaller ise konuyu daha kapsamlı ve evrensel bir çerçevede tartışmaktan yanalar.. Bu noktada da diğer toplumların tarihi gelişimi, inanç, gelenek, sosyo kültürel yapıları açısından ciddi sorunlara sebeb olacağını savunuyorlar..

 

Batıda giderek ailenin dağılması, dinden uzaklaşma, ruhsal boşluğun sebeb olduğu sosyo psikolojik sorunlar sebebi ile, dinin bir inanç sistemi olmasının yanından, kültürel bir kimlik ve gelenek olarak  toplumların hayatlarında ayrı ve özel bir yeri olduğuna vurgu yapılarak, mesela AB sürecinde Hristiyan kimliğin her alanda öne çıkartılması, dini değerlerin referans olarak alınması, bu alanda sembolik düzenlemeler yapılmasının önemine dikkat çekiyorlar..

 

Laiklik “tek parti” döneminde, “tek adam”ın sofrada aldığı bir kararla, tek adam tarafından atanmış kişilerin aday oldukları, tek parti tarafından, başında jandarma bekleyen, üzerine parti bayrağı örtülü sandıklarda, seçmenin de parti tarafından belirlendiği, itirazı olmayan, “açık oy gizli tasnif”le gerçekleştirilmiş bir seçimde, “gerekçesiz olarak meclise sevk edilip, müzakeresiz olarak oy birliği ile kabul edilen” bir yasa ile hayatımıza girdi..

 

Kuvayı milliye ruhu ile kurulan, Osmanlı Meclis-i Mebusan’ı mahiyetindeki 1. Mecliste devletin istinatgahı olarak din-i Mübin-i İslam esas alınırken, 2. Mecliste, Kuva-yı Milliye’nin devamı olduğu iddiasındaki CHF tarafından İslam devletin istinetgah-ı olmaktan çıkartılıp yasaklandı .

 

Mumcu 1993 öncesi bir konuşmasında: “İtalya’dan ceza yasası aldık, Fransa’dan idare hukukunu aldık, Almanya’dan ceza yargılaması hukukunu aldık, İsviçre’den medeni hukuku aldık. Bir gülmece dergisinde okumuştum. Yapılan tanım durumu net bir şekilde sergiliyor. Türk vatandaşı tanımı yapılmış, Türk ne demektir, Türk vatandaşı kimdir. Şöyle tanımlıyor Türk vatandaşını. Türk, İsviçre medeni kanununa göre evlenen, İtalyan ceza yasalarına göre cezalandırılan, Alman ceza muhakemeleri usulüne göre yargılanan, Fransa idare hukukuna göre idare edilen ve İslam hukukuna göre gömülen kişidir” der.

 

Esasen Yunanca diye bir dil ya da Yunan diye bir halk ya da uygarlık yoktur. Yunan, İon kelimesinden türetilmiştir, İonia/İyonya zaman içinde Yunanca şeklinde teleffuz edilmiştir. İonia Girit ve Mora da yaşayan halkları ifade eder. Bu bölge Kartaca, Roma, Mısır, Mezepotamya, Anadolu, Balkan ve Kafkas, Kara deniz sahilindeki lakların geçiş/aktarma istasyonu olarak görev yapan ilk off-shore istasyonlardan biridir. Bu anlamda bir Yunan Medeniyetinden söz etmek gerçekçi değildir.. Yunan Mitolojisi olan hikayelerin çoğu Kaf dağı / Kafkasya ve Bağdat’ın Hint ve Babil, Afrika ezoterizmi ile beslenen hikayelerinden oluşmaktadır.  Bir Anadolu uygarlığı olan Likyalıların kullandıkları dil olan Likca’nın avamicesi olan Grekçe kelime “din adamları Ruhbanlar dışında kalan, kilise hiyerarşisi içinde yer almayan halk" anlamına gelen 'Laos' kökünden gelen 'Laicus' kelimesinden aktarılmıştır..

 

Genellikle “Laiklik”le “Seküler” kelimeleri eş anlamlı kelimeler zannedilmektedir.. Bu galatı meşhur yorum, maalesef akademik tezlerde de yer almaktadır. Bu konu bir entelektüel yanılsamasından başka bir şey değildir. Laiklik din-devlet ayrılığını ifade etmediği gibi, sekülerizmle de eş anlamlı bir kelime değildir..

 

Sekülerizm İngilizce Secularity’den imal edilmiştir. İngilizce’ye de Latince’de “çağ/ asır” anlamına gelen “Saeculum” kelimesinden geçmiştir. “Bütün zaman ve mekanlarda geçerli olmayan, zamana ve mekana göre değişkenlik gösteren, dogmatik olmayan, sorgulanabilir, ilahi, aşkın, kutsal olmayan, yatay ve yercil ilişkiler”i ifade eden bir kelimedir..

 

Bu anlamda “Asrilik”, Çağdaşlık”, “Muasırlık” Seküler bir bakış açısını ifade eder. Seküler bakış açısı “Hakikatin bilgisi” yerine “Gerçeğin bilgisi”ni, ampirik, bilimsel, akli olanı, “ mutlak” olan yerine “rölatif” olanı esas alır. “Şüphesiz” olan yerine “Şüpheli” olanı tercih eder.

 

Ziya Gökalp Laiklik kelimesini La-Dinî şeklinde kullanır. Laikliğe “Din dışı / dinsiz” şeklinde bir anlam verir. “Dini olmayan” tanımı da gerçekçi değildir.. Batıda anlaşılan şekli ile “kilise hiyerarşisi içinde yer almayan” kişiye verilen bir sıfattır. Laiklik tamamen Katolik dünyada karşılığı olan bir terimdir. Katoliklerde ruhbanlar evlenemez. Ve düalist dünya görüşü ile aslında biri ruhani, ötekisi yercil/seküler, iki egemen otoriteye bağlı olmak zorundadır. Papa Tanrısal egemenliği, Kıral /Sezar da yercil otoriteyi temsil eder. “Tanrının hakkı Tanrıya, Sezar’ın hakkı Sezar’a ait olacaktır. Servet, silah ve iktidar Sezar’a ait olacaktır. Yani Seküler yöneticiye, ruhani alandaki tek ve mutlak otorite ise Papa olacaktır. Kıral kılıcı ile bu dünyada Papayı koruyacak, Papa da ruhani tasarrufu ile bu dünyada ve Tanrı nezdinde Kıralı takdis edecek ve manen koruyacaktır. Bu anlamda Kilise ve devlet arasında çatışmama, egemenliğin paylaşımı / İş bölümü ve mütareke /ebedi barış söz konusudur.

 

Laiklik bu anlamda varlık ve meşruiyetini İncil’den alan bir kilise kurumudur.. Bu gerçeklerden yola çıkarak, Türkiye gibi bir ülkede laiklik uygulaması, “Erkekler için Doğum yasası” çıkartmaktan daha farklı ya da anlamlı olmayacaktır..

 

İncil’de bu olay Matta 22 de şu şekilde anlatılır:

 

“Ferisiler (…) Hz. İsa’yı, (…) kendi sözleri ile tuzağa düşürmek amacıyla düzen kurdular. http://incil.info/YC2009/arama/Matta+22:16Hirodes yanlılarıyla birlikte gönderdikleri kendi öğrencileri İsa’ya gelip, ‘Öğretmenimiz’ dediler, ‘Senin dürüst biri olduğunu, Tanrı yolunu dürüstçe öğrettiğini, kimseyi kayırmadığını biliyoruz. Çünkü insanlar arasında ayrım yapmazsın. Peki, söyle bize, sence Sezar’a vergi vermek Kutsal Yasa’ya uygun mu, değil mi?’ Hz. İsa onların kötü niyetlerini bildiğinden, ‘Ey ikiyüzlüler!’ dedi. ‘Beni neden deniyorsunuz?  Vergi öderken kullandığınız parayı gösterin bana!’ O’na bir dinar getirdiler. Hz. İsa, ‘Bu resim, bu yazı kimin?’ diye sordu. ‘Sezar’ın’ dediler. O zaman Hz. İsa, ‘Öyleyse Sezar’ın hakkını Sezar’a, Tanrı’nın hakkını Tanrı’ya verin’ dedi.Bu sözleri duyunca şaştılar, İsa’yı bırakıp gittiler.”

 

Bu çerçevede Ahmet İzzet Paşa'nın La-Ruhbanîtanımı etimolojik açıdan daha gerçekçi olduğunu söyleyebiliriz...

 

Laikliğe “Kemalist  Laikçi” çevrelerce, CHP  tarafından Sovyetik bir anlayışla ve darbeci yönetimlerin müdaheleci bir uygulamaları ile, “din dışı” olmanın ötesinde, “din karşıtlığı” temelinde din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı tutulması ve devlet işlerinin, toplum idari yapısının, ekonomik, sosyal, kültürel hayatın, hukuk düzeninin tümüyle dinden bağımsız biçimde akıl ve bilime dayandırılması şeklinde bir anlam yüklendi.

 

Karşıtları din adına devlete etki etme ve bu şekilde devleti ve toplumu idare etme amacını taşırlarken, Laik Yaşam Biçimi'ni topluma dayatanlar, Laikliği ve Laikliğin teminatı olan resmi ideoloji olarak Kemalizm’i “Dine karşı din” gibi dayatmışlardır. Bu anlayış sahiplerince Laiklik, Anayasanındeğiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddeleri” arasında sayılmıştır. Laiklik ilkesi Milli İradenin tasarruf alanı üstünde tutulmaya çalışılmıştır.. Toplumun uymak zorunda olduğu bu kural, topluma emanet edilemeyecek kadar üst bir değer olarak kabul edilmiştir. Bu uygulama ile “Laiklik” mutlak otorite, “kutsal norm” haline dönüştürülmüştür ki, bu tutum laikliğin ruhuna aykırıdır.. Kemalist kadrolar bu uygulama çerçevesinde laiklik dinin ruhbanlarına dönüştürülmüştür. Türbeleri kapatan anlayış, kendi liderinin kabrini “anıt kabir” yapmıştır. Kendi partisinin ideolojisini “Türkün dini” olarak görmüştür.. Monarşiyi kaldıran kişiyi “Tek adam” ilan ederek, ona “Monark” sıfatı vermiştir.. Kaçtığını sandığı şeye doğru koşmuş, yok etmeye çalıştığı şeyi ihya etmiştir.

 

Şunu açıkça belirtelim ki, laiklik din devlet ilişkisi düzenlemez. Objesi kilise ve devlettir. Kilise Vatikanı ifade eder ve Vatikan egemen bir devlettir. Düalist düşünce ürünü olan bu yaklaşım TEVHİD inancı ile bağdaşmaz.

 

Ayrıca batıda DİN kavramı yoktur. RELİGİO vardır.. “Allah indinde tek din İslam’dır”. Hz. Adem’e, Hz İbrahim’e, Hz. Musa’ya, Hz. Davud’a, Hz. İsa’ya gelen din de İslam’dır.. Religionlar, insanların kendi tanımladıkları tanrılarına kendileri tarafından saygı sunma anlamında üretilen seromoniler, ritüeller, ikonlar ve zikirden ibarettir.

 

Türkiye’de İslam Cumhuriyeti ve İslam Demokrasisi Tecrübesi

 

Müslümanlar Cumhuriyeti bir rejim olarak kendilerine daha yakın bulurlar. Demokrasiye daha kuşkucu şekilde yaklaşırlar. Oysa Farabi Medinetül Fazılası’nda Cumhuriyeti Şirke, Demokrasiyi fısk’a yakın bir rejim olarak görür.. Cumhuriyet de çoğunluğun belirleyici rolü vardır. Modern Cumhuriyetlerde Vatan ve Rejim belirleyicidir. Cumhuriyet daha çok “Çoğunlukculuk” şeklinde tanımlanır. Demokrasi ise, daha katılımcı ve çoğulcu bir rejimdir.. Farklılıklara daha toleranslıdır..

 

Anadolu topraklarındaki ilk Cumhuriyet denemesi Kars İslam Cumhuriyeti’dir ve 1919 Nisan ayında İngilizler tarafından yıkılmıştır.. Konfederatif bir “İslam Cumhuriyeti”dir ve başkanlık sistemi ile yönetilir.. Yapısı itibarı ile esasen “Demokratik bir Cumhuriyet”tir.

 

27 Ağustos 1951’de bu kez Ankara’da kurucular adına Cevat Rıfat Atilhan'ın savcılığa verdiği dilekçe ile, “İslam Demokrat Partisi” kuruldu. Parti tüzüğünün 1. maddesinde, "Partinin kutsi prensip ve akideleri ve milletin mukaddesatına olan bağlılığın her türlü müdahaleden korunacağı", 3. maddesinde ise "Milletin arzu ve temayüllerine uymayan umde ve prensiplerin kaldırılacağı" yer alıyordu. Vatan Gazetesi Başyazarı Ahmet Emin Yalman tarafından İngilizce olarak yazılan "Turkey in my time" adlı kitabın 250-251. sayfalarında, İslam Demokrat Partisi ve kurucusu Cevat Rıfat Atılhan hakkında şu bilgilere yer veriliyordu: "Bu gurup, Kudüs Müftüsü El Haj Amin el Huseyni ile yakın işbirliği yapan sabık Nazi ajanı olan Cevat Rıfat Atilhan adında mütekait bir yüzbaşı tarafından sevk ve idare edilmekteydi."

 

Cevat Rıfat Atılhan antisemitik ve anti siyonist, asker kökenli bir düşünürdü.. Daha sonra Nuri Demirağ’ın Milli Kalkınma Partisine girdi. Bu parti de hemen hemen İslam Demokrat Partisi ile aynı çizgide idi.. Millet Partisi de halkın manevi değerlerine gönderme yapıyordu. Nuri Demirağ MKP de NU.DE. Prensipleri şeklinde “önce ahlak ve maneviyat, şahsiyetli dış politika, iktisadi bağımsızlık ve Kalkınma” gibi değerlere vurgu yapıyordu..

 

DP’nin kuruluşu ve manevi değerlere vurgu yapılması, aslında bu oluşumların önüne geçmek için CHP’nin kontrollü bir muhalefet politikasının sonucu idi..

 

DP’nin seçim başarısının ardından Cumhuriyet gazetesi patronu Nadir Nadi DP ye geçti ve Cumhuriyet gazetesi 1954 yılında bir yıl şeriatçı yayın yaptı. Fetih kutlamalarına yönelik eklerinde Şeriat propagandasını en radikal sloganlarla manşetlerine taşıdı.

 

Batıda Hristiyan Demokrat Partisi laiklik açısından sorun teşkil etmez. İlk başvuruda da bir sorun teşkil etmedi. Daha sonra laikçiler tarafından reddedilmeye başlandı.

 

 

Selam ve dua ile.

 

NOT: Dilipak’ın daha önce Beyan yayınlarında LAİSİZM  adı ile yayınlanan kitabı, Ramazan ayı içinde Kayıt Yayınları tarafından genişletilmiş şekilde yeniden yayınlanacaktır.

 

 

 

 

 

 

Yazar:
Abdurrahman DİLİPAK
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul