24 Kasım 2017 - Cuma

Şu anda buradasınız: / KÜRESEL FİRAVUNLARIN, ALLAH’IN DİNİNİ MAHKÛMİYET KARARI: LAİKLİK

KÜRESEL FİRAVUNLARIN, ALLAH’IN DİNİNİ MAHKÛMİYET KARARI: LAİKLİK

KÜRESEL FİRAVUNLARIN, ALLAH’IN DİNİNİ MAHKÛMİYET KARARI: LAİKLİK

Allah’ın dini bir bütündür; parçalanmayı, bölünmeyi asla kabul etmez. Allah’ın dini bir bütün olarak ya vardır veya yoktur. Dinin bir kısmına evet, bir kısmına hayır demek, dinin tümünü inkâr etmenin altına imza atmak demektir. Rabbimiz uyarıyor:
“Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.”1 
Kulluk kitabımız, bilaşekü şüphe Kur’ân-ı Kerim’dir. Kur’ân-ı Kerim ayetleriyle bir bütündür. Kur’ân-ı Kerim, bir hükmü hükümet kitabıdır. Kur’ân’ın bir kısmına inanıp bir kısmından vazgeçmek hakiki kâfirliktir. İşte laiklik, bu hakiki kâfirliğin adıdır. Laiklik, Kur’ân’ın bütününe inanmamızı ve bütününün gereğini yerine getirmemizi kabul etmez. Laiklik, Müslümana; “Kur’ân’ın bir kısmına inan, bir kısmını da inkâr et” der. İslâm ise, Müslüman’a “Kur’ân’ın tek bir hükmünden vazgeçsen, tek bir harfini inkâr etsen kâfir olursun” der.
İslâm; dünyevi ve uhrevî saadetlerin cümlesinin kefilidir. Emsali bulunmayan üstün hayat nizamıdır. İslâm, Allah’ın kendisinden başkasını kabul etmediği dinidir. İslâm’dan gayrısı âlemin saadetini gerçekleştiremediği gibi, “kâinat insan için halk olunmuş, insan da Allah içindir” hakikatini inkâr eden de âlemin saadetini gerçekleştiremez.2 
Laiklik, Allah’sız bir dünya kurmanın savaşıdır. Hiçbir karesinde ve kademesinde, hiçbir kurum ve kuruluşunda Allah’ın dininin amir olmadığı devletin kavgasıdır. Laiklik sadece devleti İslâm’sız kılmanın değil, toplumu da Müslüman’sız kılmanın kavgasıdır. 
İslâm coğrafyasında gündeme gelen ve ülkemizde hayata geçirilen laiklik, “istilâ kültürü”ndendir. Nesebi gayr-i sahih bir kavramdır. Müslümanlara yabancı ve yalancı olan laikliğin babası da anası da Fransız devrimidir. Fransız devrimi, Amerika, Afrika ve Asya’yı işgal eden Haçlılar adına, servet, silah ve iktidara el koyan kiliseye karşı feodal beylerin ve kilise hiyerarşisi dışında kalan çevrelerin pay istemeleri ile başlayan, meşruiyetini İncil’deki “Tanrı’nın hakkı tanrıya, Sezar’ın hakkı Sezar’a” diyen hükümden alan bir kurumdur. “Ulus devlet”lerin ortaya çıkışı da bu tartışma ile ilgilidir. Bundan 2000 yıl önce Roma’nın Hristiyanlaşması ile birlikte, kutsal Roma İmparatorluğu çok tanrılı bir dinden, teslis temelli, Yahudi asıllı Saul’un Pavlus adı ile Hz. İsa’dan 50 yıl sonra “Hristiyanlık” adı ile yeni bir din icat ederek bunu Roma’nın resmi dini haline getirmesi ile yeni bir dönem başladı. Pax Roma, Roma’nın mutlak egemenliğine dayanıyordu. Laiklik ulus devletlerin ortaya çıkması ile ulus devletlerle Roma’nın ruhunu temsil eden Vatikan arasındaki ilişkiyi düzenler. Dolayısıyla laiklik, Müslümanların dünyasının dışında ortaya çıkmış bir yaşama tarzıdır. Laiklik; bir ve tek olan Allah’a iman etmiş insanların değil,  çok ilahlı insanların yaşama tarzıdır.
Osmanlı-Saltanat rejimi, Tanzimat döneminden itibaren garip bir değişime uğramıştır. Bu değişimin belirleyici unsuru, Büyük Fransız Devrimi’dir. Bu devrimden sonra Avrupa’da; bütün hükümlerin kaynağını akılla sınırlandıran, scientisme (bilimcilik) ideolojisini ön plâna çıkaran ve dinin hükümlerini ferdin vicdanına hapseden siyasi akım gündeme girmiştir. Tanzimat Fermanı’nın ilanı ile başlayan ve Meşrûtiyet Dönemi’nde yaygınlaşan siyaset anlayışı, aydınlanma felsefesine (modernizme) iman eden elitlerin yönetici sınıf haline gelmelerini sağlamıştır. Batılı tarzda eğitim veren okullardan mezun olan ve zaman içinde ulemanın yerini alan aydınların, din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması ve zamanın ruhuna uygun olan yeni bir siyasi rejimin kurulmasını teklif ettikleri malûmdur. Bazı Osmanlı aydınları Meşrutiyet döneminde; din ile devlet işleri arasındaki münasebeti ve lâiklik ideolojisinin mahiyetini tartışmaya başlamışlardır. Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi (rh.a.); “Siyasi açıdan lâiklik, din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. Bunu savunan devlet adamları ve münevverler (aydınlar), laikliğin mahiyetini ya bilmiyorlar, ya bilerek ihanet ediyorlar. Laiklik felsefesi; Kur’an ve Mütevatir Sünnet ile sabit olan ahkâmın Allah (c.c.) tarafından indirildiğine iman ile bağdaşmaz”3 diyerek laikliği reddetmiştir.
Laiklik ile Lâ dinilik ikiz kardeştirler. Biri olmadan ötekisi olmaz. Laikliğin olduğu yerde Lâ dinilik, Lâ diniliğin olduğu yerde de laiklik olur. Dolayısıyla laik devlet, Lâ dini devlettir. Yani laik devletin resmi bir dini yoktur. Varlığını dinsizliğin üzerine bina etmiştir. Laik devlet denildiği zaman, dinsiz devlet akla gelmelidir. Laik devlet, kendisini hiçbir din ile mukayyed görmez.
Laiklik, Allah’ın indirdiği dinin dışında kalmaktır. Türkiye'de laiklik, belki ilk elde, dinden tecrid oluş olarak anlaşılmak istenmiş, bu tutmayınca, dine karşı bir din gibi uygulanmaya başlanmıştır. Türkiye’de din gerçeği ile dine karşı bir din gibi algılanan laiklik arasındaki tartışma gündemi işgal etmeye devam ediyor. Bu, bizzat laiklik kavramı ile çelişen ve fakat din düşmanı bir grubun kendilerini maskelemek için başvurduğu bir taktiğin sonucudur. Laiklik, dinsizliği din diye Müslümanlara kanun gücüyle benimsetmenin adıdır.
Türkiye’de la¬ik¬lik ide¬olo¬ji¬si, mün¬zel ki¬ta¬ba da¬ya¬nan bir din gi¬bi pi¬ya¬sa¬ya sü¬rül¬müş¬tür. Hal¬kı¬nın bü¬yük ço¬ğun¬lu¬ğu Müslüman olan bir ül¬ke¬de; İs¬lâm’a “İr¬ti¬ca¬”, mü¬te¬dey¬yin Müslümanlara “Mür¬te¬ci¬” dam¬ga¬sı¬nı vu¬ran laikliğe tutunmuş laikçiler, si¬ya¬si is¬tik¬rar¬sız¬lı¬ğın kay¬na¬ğı ha¬li¬ne gel-miş¬lerdir. Oysaki laikliğin münzel bir kitabı yoktur. Laikliği âmentü haline getirmiş laikçilere ne Yahudi, ne Hıristiyan ve ne de Müslüman muamelesi yapılamaz. Çünkü laiklik bir din değildir. Laiklikte Allah mefhumu yoktur. Kitabı yoktur, Peygamberi yoktur laikliğin. Mukaddes değeri yoktur. Laiklik, dini sınırlamak için geliştirilmiş bir anlayıştır. Yani müsbet değerleriyle değil, kısıtlamacı, dayatmacı yönüyle bir anlam ifade eder. Öyleyse, laikliği din yerine ikame ve bir kimlik değeri olarak kabullenmek mümkün değildir. Bu sebeple "laikim, çağdaşım vs.yim" demenin hiçbir ilmi değeri yoktur. Bunu söyleyen insan kesinlikle müsbet bir kimlik değeri bildirmiş olmaz. Laiklikle kurulan ortaklıklarla beşerî herhangi bir düşünceyi (kemalizm gibi) din yerine ikame de mümkün değildir. Türkiye'ye Hristiyanlığı getirip resmî ideoloji olarak kabul ettirmenin bir mantığı olabilir. Yahudiliği getirip kabul ettirmenin de... Ama İslâm yerine laikliği ve onunla ortak beşeri değerleri din diye ikame ekmek mümkün değildir. Bu, insan gerçeğine aykırı bir uygulama olur. Dünyanın hiçbir yerinde de, laikliğin din yerine ikame edildiği, ya da laikliği uygulayacağız diye dinin devre dışı bırakılmak istendiği varid değildir. En son olarak iki Almanya'nın birleşme törenlerine kiliseden çanlar çalarak başlanmış, düne kadar komünist Doğu Almanya'yı yöneten liderler, İncil'e el basarak yemin etmişlerdir. Din bir insanlık gerçeğidir. Din dışılık ise bir insanlık sapması. Kendilerini din bağından kurtulmuş kabul edenlerin ilk yapacağı şey de, insanlık testinden geçmektir. İnsanoğlu hayatının değil bir gününde, bir saatinde, bir salisesinde bile dinsiz kalma, dinsiz iş yapma lüksüne sahip değildir. Böyle bir tercihte bulunduğu andan itibaren hayvanların seviyesine inmiş olur. Bu yönüyle bakıldığında görülecektir ki; laiklik, insanı hayvanlaştırma çerçevesidir. Laikliğe tepki gösterip reddetmek, insan olmanın gereğidir.
Laiklik; vahyi inkâr edip aklı esas alan küresel firavunlar tarafından verilen Allah’ın dinini mahkûmiyet kararıdır. Allah’ın dinini hayattan mahkûm etmeye kalkışmak, güneşi kâinattan mahkûm etmeye kalkışmak gibidir. Yani laiklik, abesle iştigaldir, hayali hayata tercih etmektir.
Laiklik; Cami’nin Allah’ı başka, Çarşı’nın Allah’ı başka diyerek Müslümanı çok ilahlı hale getirmek demektir. Camilerin Rabbi ile sokakların Rabbini birbirinden ayırdığımız gün laik olmuşuz demektir. Mezarlıklarda Allah’ı hatırladığımız halde düğün merasimlerinde hatırlamıyorsak laik olmuşumuz demektir.
Laiklik, Müslüman’ı diniyle bağdaşmayanla barıştırmaktır. Başka bir ifadeyle Müslüman’ı dinsizliğe alıştırmaktır. İslâm coğrafyasına egemen kılınmak istenen laiklik, küresel firavunların müşterek iradesidir. Kilise papazına kesilen cezanın cami imamına uygulanmaya kalkışılmasıdır.
Hıristiyanlar dinlerinden uzaklaşmakla hürriyete kavuşurlar, Müslümanlar ise dinlerinden uzaklaşmakla köleleşirler. Hıristiyanlaştırılan her Müslüman aynı zaman köleleştirilmiştir.
Müslüman olarak laikliği ve laikçileri savunmak, Şirk tapınaklarında icra olunan şirk ritüellerine katılan insanları savunmak gibidir. Çünkü laiklik, Batı’nın iradesiyle başlatılan Müslümanları şeytanlaştırma; münkirleştirme ve müşrikleştirme hareketidir.
Laikliğin insana, dine ve imana verdiği zararı açıklamak, dinden dönmenin, mürted olmanın zararlarını açıklamak cümlesindendir. Riddetin, mürtedliğin zararlarını açıklamak, Müslüman hatiblerin, davetçilerin, eli kalem tutanların asli görevidir. İslâm örfünde, İslâm Şeriatının ıstılahında riddet; dini din ile, akideyi akideyle değiştirmektir. Rasûlüllah (s.a.s.)’in getirip haber verdiği mütevatir olarak sabit olmuş İslâm dinindeki zaruret (i diniyye) inkâr etmektir. İslâm âleminde galib hale gelmiş bulunun ilhad merkezli Batı felsefesi riddet (dinden dönmeyi) Müslümanlara dayatmaktadır. Asrımızda İslâm âleminde Müslümanlar karşısında Ebu Bekir bulunmayan büyük bir mürtedlikle karşı karşıyadırlar.4
Laiklik, Allah’a, Allah’ın hükmüne ve hâkimiyetine karşı açılmış bir savaştır. “Allah’ın hükmünden ve hâkimiyetinden ölürüm de vazgeçmem” diyen her Müslüman bu savaşın hedefindedir.  Bakınız bu hususta İslâm ulemasından Muhammed Zâhid el- Kevserî (rh.a.) şunları söylüyor: “Kur’an ve sünnetin naslarının delalet ettiği şudur ki; İslâm dini, dünya ve âhiret saadetini kaplamıştır. Bu konudaki Kur’ân ve Sünnet’in hükümleri açık olup hiçbir şüphe yoktur. Dini devletten ayırmayı istemek ve böyle bir teklifte bulunmak demek, dine karşı yönelmiş bir düşmanlık demektir. Allah’ın koyduğu hükümlere karşı çıkmak, Allah’a karşı harp ilan etmek ve savaş açmak demektir. Dolayısıyla bu adam dinden ayrıldığını, dinden koptuğunu kendi ağzıyla itiraf ve ikrar etmiş demektir. Artık biz onun Cemaatü’l Müslimin’den kopmuş ve İslâm inancından ayrıldığına hükmederiz. Artık onun ne nikâhı sahih olur ve ne de kestiği hayvanın eti yenir. Çünkü bu durumda o, ne Müslümandır ve ne de Ehl-i Kitap’tır.”5
Laikliği âmentü haline getirip dayatan laikçiler ne Müslüman, ne Yahudi ve ne de Hıristiyandırlar. Laikliği benimseyen kişi Kâbe' nin etrafında bir ömür oruçlu olarak sürünse, Hac etse ve o esnada ölse yine kâfirdir. Müslümanların toplumunda laiklik ilkesi, Müslümanları münkirleştirmekten ve müşrikleştirmekten başka bir işe yaramaz. 
Laiklik; Allah’ın yarattığını kabul edip fakat yarattıklarının üzerinde kanun ve hüküm koyma hakkını kabul etmemenin adıdır. Bu işi ilk yapan, hiç şüphesiz şeytandır. Rabbimiz haber veriyor:
“Andolsun, sizi yarattık. Sonra size şekil verdik. Sonra da meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” dedik. İblis’ten başka hepsi saygı ile eğildiler. O, saygı ile eğilenlerden olmadı. 
Allah, “Sana emrettiğim zaman seni saygı ile eğilmekten ne alıkoydu?” dedi. (O da) “Ben ondan hayırlıyım. Çünkü beni ateşten yarattın. Onu ise çamurdan yarattın” dedi.”6 
Dikkat edilirse şeytan, Allah’ın emrini aklına tahkim ettiriyor ve aklının eserini Allah’ın emrine tercih ediyor. İşte laiklik, şeytanın yaptığının aynısıdır. Allah’ın dinini akla tahkim ettirip yürürlükten kaldırmaktır. Dolayısıyla “yeryüzünde ilk laik, şeytandır” denilse, Kur’ân’ın beyanına uygun söz söylenmiş olur. Kur’ân ayetleri açısından bakıldığında görülecektir ki; laiklik ne İslamidir, ne de insanidir. Laiklik tümden şeytanidir.
Müslümanlarla laikçilerin kavgası; ‘Dinüllah’ (Allah’ın dini) ile, onun karşısına konan  ‘Dinü’l-melik’ (sultanın, kralın, padişahın dini)in kavgasıdır. Çünkü laikçilerin dayattıkları laikliğin Kur’ân-ı Kerim’deki tekabülü “ed-Dinü’l Melik”tir.  Din ayrı, devlet ayrı diyen ve bunu kabul eden Allah’ın dininden çıkar. Bakınız bu hususta Şeyhülislâm Mustafa Sabrî Efendi (rh.a.) şunları haykırıyor: 
“Aslında din ile devlet işlerini birbirinden ayırmak, dini ortadan kaldırma planından başka bir şey değildir. Batı’dan gelen ve Batı’ya bağlı olanların ortaya attıkları bid’atlerin hepsi İslâm’ı yıkmak ve Müslümanları İslâm’dan uzaklaştırmak içindir. Fakat bu amaçla ortaya çıkarmış oldukları şeylerin en korkuncu din ile devlet işlerini birbirinden ayırmak anlamına gelen laikliktir. Laiklik, devlet tarafından halkın dinine indirilmiş bir darbedir. Laiklik ilkesini kabul eden bir siyasi rejim, İslâm hükümlerine başkaldırmış demektir. Dolayısıyla öncelikle bu devlet irtidat etmiş (dinden dönmüş) sonra da buna itaat edenler mürted olmuştur. Böylece kestirmeden küfre toplu giriş kadar korkunç bir olay tasavvur edilemez.”7
Laiklik, Allah’ın dinini kaldırmayı hedefleyen Firavunların müştereki aslisidir. Laiklik Allah’ın dinini hayattan mahkûm etmekle birlikte aynı zamanda devletin dinsizlik ilanıdır. Türkiye’de Allah’ın dinini yürürlükten kaldırıp yerine “Devlet Dini”ni hâkim kılanlar, Laiklik ilkesini bir emniyet sibobu olarak getirdiler.
Laiklik, bir insan israfıdır. İnsanın hayatından sahte ilahlara pay ayırmaktır. İnsanoğlu için hayat kanunu bir tek İslâm şeriatıdır. Çünkü İslâm şeriatının kaynağı, kulların Rabbi olan Allah Teâlâ’dır. Allah’ın hükmüne ve hâkimiyetine muhalif olarak beşerden sadır olan her kanun batıldır. İnsanın lehine değil, aleyhinedir. Daimi değil, geçicidir.8 Dolayısıyla laiklik, İslâm şeriatını hayattan mahkûm edip onun yerine insanı insana kul ve köle kılan beşeri kanunlara hayat alanı açmaktır.
Laiklik, Müslümanlara “Dinin Devleti”ni unutturup “Devlet’in Dini”ni dayatma işkencesidir. Laiklik, Müslümanların hâkimi ve hakemi olamaz. Rabbimiz uyarıyor:
“Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar.”9
Dikkat edilirse Müslümanların hâkimi de, hakemi de bellidir. Laiklik Müslümanlara ne hâkim olmalı ve ne de hakem olmalıdır. Laiklik tümden mahkûm olmalıdır. Geldiği yere geri gönderilmelidir. Nesebi gayr-i sahih olan kavramların Müslümanların kültür çöplüğünde dahi yeri yoktur. Laiklik, Batının içimize bıraktığı zehirli bir yılandır. Bu zehirli yılana karşı korunmanın tek çaresi Allah’tan gelmiş olan Kur’ân’dır.
“De ki: ‘Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.’ Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) feryat edip yardım dilediklerinde, maden eriyiği gibi, yüzleri yakıp kavuran bir su ile kendilerine yardım edilir. O ne kötü bir içecektir! Cehennem ne korkunç bir yaslanacak yerdir.”10
Dipnot
1-    Bakara Sûresi/ 85
2-    Riddetün ve lâ Ebu Bekire Le ha (Ebu Hasan Nedvî) Sh: 7, Mekke/ 1992 
3-    Şeyhü’l-İslâm Mustafa Sabri Efendi- Mevkıfû’l Akl ve’lİlm- MinRabbi’l Alemin -Kahire: ty C:4 Sh:294, Beyrut/ 1992
4-    Riddetün ve lâ Ebu Bekire Le ha (Ebu Hasan Nedvî) Sh: 5-9, Mekke/ 1992 
5-    Makâlâtû’l Kevserî (MumahhedZâhid el- Kevserî) Sh: 399-340, Beyrut/ 1993
6-    A’raf Sûresi/ 11-12
7-    Mevkıfu'l-aklve'l-İlmve'l-AlemminRabbi'l-Alemin ve İbadihi'l-Mürselin (Şeyhülİslam Mustafa Sabrî) C:4, Sh: 282, Beyrut/ 1992
8-    eş- Şeriatü’lİlâhiyye Lâ el- Kavaninü’l Cahiliyye / Ömer Süleyman Aşkar) Sh: 24,  Kuveyt/ 1991
9-    Nisa Sûresi/ 65
10-    Kehf Sûresi/ 29

 

Yazar:
Mustafa Çelik
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul