24 Kasım 2017 - Cuma

Şu anda buradasınız: / İSMAİL TOKALAK: “İLAÇLAR ARTIK HASTALIKLARA KESİN ÇÖZÜM DEĞİL..."

İSMAİL TOKALAK: “İLAÇLAR ARTIK HASTALIKLARA KESİN ÇÖZÜM DEĞİL..."


                                                                                                                                        

 

 

Günümüz insanların hayatını, silahtan daha çok tehdit eden, ama ne yazık ki birçok insanın farkında olmadığı; faydasız ilaç tüketimi, ilaç bağımlığı,  hatta sağlıklı insanların dahi hasta olmaları için üretilen ilaçlar ve bu ilaçları piyasaya süren ilaç kartelleri var… Bu ilaç mafyaları para uğruna İnsanlığın sağlığını hiçe saymakta… Peki, üretilen ilaçlar acaba insanların sağlıklarına kavuşmaları için mi üretiliyor? Yoksa daha çok ilaç tüketen ilaçlara bağımlı bir toplum mu inşa edilmek isteniyor? Ve ayrıca masa başında üretilen hastalıklar…  İşte bu ve buna benzer konuları,  “Gıda ve İlaç Terörü” isimli kitabın yazarı İsmail Tokalak ile konuştuk…

 

Bu -İlaç Terörü- dediğiniz olay nedir?

 

Silahlı terör, sivil asker ayırmasa da aşağı yukarı hedefleri bellidir; bütün insanlığı hedef almaz, alması da mümkün değildir fakat gıdaların ve ilaçların yarattığı terör hiç ayrım yapmadan bütün insanlığı hedef almaktadır ve arkasında tek bir motivasyon ve ideoloji vardır o da daha çok para kazanmaktır. İlaç firmalarının ürünlerini piyasa ve denetleme kurumlarının etkisizliğinden ve hukuksal boşluklardan faydalanarak piyasaya sürmeleri sonucu yarattıkları bu gizli ve sessiz terör, yüz binlerce hatta milyonlarca kişinin her sene hayatını kaybetmesine sebep olmaktadır. Bunun yanında dünyada ilaç tüketimi her geçen gün daha da artmaktadır. Bunun bir sebebi nüfus artışıyken diğer bir sebebi de insanların gereksiz yere ilaç tüketimine itilmesidir. Türkiye’de her 10 kişiden biri sürekli ilaç kullanmaktadır.[1]

 

 

Yapılan araştırmalarda yalnızca reçeteli ilaçlardan ve yanlış teşhislerden her sene milyonlarca insan yaşamını kaybediyor. Sizce bu doğru mu?

 

Yanlış teşhislerden ve ilaçların yan tesirlerinden dünyada kaç kişinin hayatını kaybettiği konusunda resmi bir istatistik bulunmamaktadır.  Bu konuda en iyi istatistikler ABD’de bulunmaktadır. ABD’de yalnız reçeteli ilaçların yan tesirlerinden senede 100 binin üzerinde hayat kaybı vardır.[2]Bunu dünya geneline yayarsanız yalnız reçeteli ilaçların yan tesirlerinden senede 1 milyon üzerinde kişinin hayatını kaybettiğini tahmin edebilirsiniz. Bu da fazla gündeme getirilmeyen, üzerinde fazla durulmayan ayrı bir terördür.

 

Günümüz ilaçlarının, hastaları ilaç bağımlısı haline getirdiği doğru mudur?

 

İlaçlar artık hastalıklara kesin çözüm değil hastanın ömür boyu alması gerekecek şekilde üretilmekte; araştırmalar, buluşlar bu yönde teşvik edilip yapılmaktadır. Bir nevi bağımlılığa dönüşen sürekli ve gereksiz ilaç alımı vücutta toksin birikmesine sebep olmakta, hastayı bir taraftan iyileştirirken diğer taraftan hasta etmektedir. Birçok doktoru hegemonyaları altına alan ilaç firmaları, doktorları hastaların ihtiyacının üzerinde ilaç reçetesi yazmaya hatta hasta kategorisinde olmayanlara bile ilaç tavsiye etmeye zorladı. Bu bütün dünyada yaygınlaşırken gereksiz şekilde fazla ilaç kullanma neticesinde ilaç firmaları daha çok kazanırken dünyada (özellikle Amerika da) hem devletlerin hem de halkların üzerine büyük mali yükler bindirilerek halkın da sağlığıyla oynanmaktadır.[3]

 

Gizli terör dediğinizde tam olarak neyi anlamamız lazım?

 

Amerika’da ve Avrupa’da sivil halktan senede 100 kişi dahi silahlı terörden hayatını kaybetmemektedir. Bunun yanında yalnız reçeteli ilaçlardan Amerika’da senede hayatını kaybedenlerin 100 binin üzerinde olduğunu, ilaçların yan etkilerinden tekrar hastalananların da 2 milyondan fazla olduğunu belirtiyor.[4]Gıdaların, ilaçların, çevre kirliliğinin sebep olduğu hastalanma ve hayat kayıplarının sayıları kesin verilememektedir fakat bu tahminlerin bile çok üzerindedir. 300 milyon nüfuslu Amerika’da her sene 76 milyon kişi gıda zehirlenmesinden hasta olmakta, binlerce kişi hastanelik olmakta ve bu yüzden yaklaşık 5000 kişi hayatını kaybetmektedir.[5] 

 

Bu resmi rakamdır, gerçek rakam bunun çok üzerindedir. Gelişmekte olan ülkelerde bu tip sağlıklı veriler yoktur. Fakat bu ülkelerdeki gıda zehirlenmeleri kesinlikle nüfusa oranla daha fazladır. Bu toplumdan saklanan, adını bile kimsenin telaffuz etmediği, çoluk çocuk ırk renk ayırmadan herkesi hedef alan ve şirketlerin daha çok para kazanması uğruna görmemezlikten gelinen bu gizli terör; kitle imha silahına dönüşmüştür.

 

2006 Eylül ayında yayınlanan bir araştırma sonucuna göre, yalnız İngiltere’de 1990 yılından itibaren 16 yıl içinde gıdaların sebep olduğu alerji vakaları 400 kat artmıştır.[6]

Bağışıklık ve alerji alanında uzman Dr. Jonathan North (İngiltere/Birmingham) daha önceleri % 15 olarak tahmin edilen alerjik vakaların şimdi kişilerde görünme oranının  % 40 civarlarına çıktığını tahmin etmektedir.[7]Amerika’da toplumun %  55’i alerjik hastalığa sahiptir. Modern yaşam, insanların yaşamlarının neredeyse %  90’lık bölümünün kapalı alanlarda geçmesine neden olmaktadır.[8]Bu durum insanları birçok hastalığa karşı zayıf bırakmaktadır.

 

Taze meyve ve sebzelerle beslenenlerde kanserin % 50 oranında daha az görüldüğü bilimsel bir gerçektir. Pankreas kanserinin artması da yine beslenmeyle ilgilidir. İsveç’te Karolinska Institute (Enstitütsü) 1997-2005 arası, 8 yılda 80 bin kişinin yediği gıdaları takip etti. Bu gözlem sırasında 131 kişi pankreas kanseri oldu. Bu kişiler suni tatlandırcılı gazozlu-kolalı içkilerden en azından günde iki defa (kutu/şişe) içen grubun içindeydiler.[9]Vücuda çok fazla gelen yapay tatlandırıcılarla savaşmak için fazla insülin salgılayan pankreas yorgun düşmektedir.[10]Vücüdumuzun her yanını saran toksinlerle de bağışıklık sistemimiz zayıf düşmektedir. Şişmanlamamak için alınan bu tip tatlandırıcılar, karbonhidrat (şeker) birikimine yol açmakta, böylece şişmanlamaya yol açmakta, yağlar özellikle kalça ve basenlerde toplanmaktadır. Kilo almaktan, şeker hastalıkları ve kansere kadar uzanan birçok hastalığın tetiklenmesine yol açmaktadır.[11]

 

Hastaların gereğinden fazla ilaç almalarından dolayı daha çok hastalanmaları, özellikle böbrek rahatsızlıklarının oluşması Amerika başta olmak üzere bütün dünyada daha da yaygınlaşmaktadır. Türk Nefroloji Derneği’nin kronik böbrek yetersizliği üzerine üç yıllık araştırma sonuçlarına göre (Ağustos, 2009); Türkiye’de 2002’de 20 bin olan kronik böbrek hastalarının sayısı 2009’da 50 bin rakamına yükselmiştir. 2016’da ise bu rakamın 100 bine ulaşacağı tahmin ediliyor.[12]Alın size gizli terörün ufak bir bölümü. Bunun büyük resmi ise gerçekten gizlice ve sessizce sırf para kazanmak uğruna yapılan insanlık katliamıdır. İşte gizli ve sessiz terör budur. 

 

İlaç sektöründeki şirketlerin tekelleşerek toplumu sömürmeleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

Dünyada ilaç şirketleri tekelleşmiş olup bu tekel bir avuç ilaç şirketinin elindedir. 2009 yılı itibariyle dünyada toplam 20 büyük ilaç üreticisi dünya ilaç piyasasının büyük bir kısmına hâkim olmuş durumdadır.[13]  Ülke bazında da Amerika ve Avrupa dünya ilaç liderliğini ellerinde tutmaktadırlar. ABD ve Kanada (Kuzey Amerika) 2007 itibariyle dünya ilaç satışının % 45,9’una sahipken Avrupa % 31,1’ine sahipti.[14]Dünyada ilaç endüstrisinde ABD’den sonra İsviçre, İngiltere,[15]Fransa ve Almanya dünya ilaç sektöründeki büyük oyunculardır. Japonya, İsrail, Çin de ilaç üretiminde hızla ileri gitmektedirler. Maalesef bu büyük paralar kazanılan global olarak tekelleşmiş sektörde insan sağlığını hiçe sayarak çok büyük oyunlar dönmektedir. Bunun en son örneği dünyanın en büyük ilaç firmalarından olan Pfizer’in kanunları ihlal ederek ilaç satışı ve promosyonundan dolayı Amerika’da 2,3 milyar dolar para cezası ödemeye mahkûm olmasıdır. 3 Eylül 2009’da kesinleşen bu ceza daha önce Amerikan tarihinde bir şirkete kesilen görülmemiş yükseklikte para cezasıdır. Bu bir örnek değildir başta Amerika olmak üzere ilaç firmaları yaptıkları bu kanunsuzluklardan dolayı milyonlarca hatta milyarlarca dolar para cezasına çarptırılırlar. Fakat hiç uslanmazlar çünkü paylaşılan pazar payı her geçen gün büyümektedir. Bütün dünyada sağlık sektöründe çok büyük oyunlar dönmektedir.

 

Aralık 2009’da yayınlanan bir araştırmaya göre[16]yalnız ABD’de ilaç firmaları 2008 yılında doktorlara verilen bedava ilaç numuneleri hariç ilaç promosyonları için 20,5 milyar dolar harcamışlardı. Bunun 12 milyar doları ilaç mümessillerine, onların yoluyla doktorlara ve diğer ilgilileri tanıtmada harcandı. 4,7 milyar dolar reklamlara, 3,4 milyar dolar ilaç toplantıları ve konferansların masraflarına gitmiştir. Eğer yalnız ABD’de ilaçları doktorlara ve belli uzmanlara tanıtmada harcanan para 20 milyar doların üzerindeyse bu alanda promosyon adıyla inanılmaz boyutlarda rüşvetlerin döndüğü çok açıktır.

 

 

Sağlık konusunda, Dünya Sağlık Örgütü dünyada tek otorite durumunda görünüyor. Dünya Sağlık Örgütünün güvenirliği nedir?

 

 

Öncelikle şunu söylemek istiyorum; Dünya Sağlık Örgütüne fazla güvenmeyin… Dünya Sağlık Örgütü üzerinde bir çok şüphe ve şaibe dolaşıyordu bunları komplo teorileri diye yalanlıyorlardı fakat Dünya Sağlık Örgütü tarafından şişirilerek dünyayı paniğe sokan son domuz gribi skandalından sonra Dünya Sağlık Örgütünün maskesi düştü ve büyük prestij kaybına uğradı…

 

Bu konuda bir örnek verebilir misiniz?  

 

2009 Nisan ayında Meksika’da ortaya çıkan H1N1 virüsünün küresel bulaşıcı bir virüs olduğu ilan edildikten sonra başta Dünya Sağlık Örgütü olmak üzere belli kaynaklar, dünyada bugüne kadar görülmemiş bir şekilde bu hastalığı olduğundan daha tehlikeli göstermek için ellerinden ne geldiyse onu yaptılar. Diğer taraftan bu hastalığa karşı geliştirilen ve yeterli denetimden geçirmedikleri aşıları Ekim 2009 ortalarından itibaren piyasaya çıkardılar.

 

Dünya Sağlık Örgütü (World Health Organization/WHO)’nün küresel alanda bulaşma tehlikesi olan (pandemik) hastalıklarla ilgili 2005 yılında ortaya koyduğu kurallar tekrar gözden geçirilerek[17]WHO global bulaşıcı hastalıklarla mücadelede diğer ülkelere müdahale etme, karar alma ve uygulama alanında daha güçlü yasal dayanaklara sahip oldu. Bu yasa,             15 Haziran 2007’de WHO’ya üye ülkelerin uyması zorunlu uluslararası yasa haline getirildi. Şubat 2008’e kadar bu yasaya üye ülkelere itiraz etme hakkı tanındı. 188 civarındaki hiçbir üye ülke (şimdi 193 ülke) itiraz etmeyince uluslararası bir yasa olarak kabul edildi. WHO ve bağlı olduğu Birleşmiş Milletler (UN); 11 Haziran 2009’da ellerinde fazla bilimsel veriler ve kanıtlar olmamasına ve bazı uzmanların eleştirisine rağmen domuz gribi diye adlandırdıkları, aslında domuzdan bulaşan bir grip türü bile olmayan grip için en yüksek pandemik seviye kabul edilen evre 6 pandemik (Level 6 Pandemic) ilan ettiler.

 

Fakat dünya bu ilaç firmalarını zengin edecek olan şişirme paniklere artık uyanmaya başladı. Amerika’nın önde gelen gazetelerinden olan The Huffington Post’un 6 Ağustos 2009 tarihli sayısında yayınlanan ‘Domuz Gribi Aşısına Hayır Deyin’ adlı makale özetle şöyle diyor: Bu aşı kampanyası, hükümette bir işe yaramayan zararı faydasından çok (perilous) bürokratlar tarafından yürütülmektedir. Büyük ağabeylerin bu büyük grip sektörüyle bağlantıları vardır. Sizi de aşılamak isteyen bu aşı çığırtkanlarına hayır deyin, çocuklarınızı koruyun. Bu hükümet teşvikli aşıyı yaptırmamaları için arkadaşlarınızı dostlarınızı uyarın.[18]

 

Polonya domuz gribi aşısını ithal etmedi. Polonya Sağlık Bakanı Ewa Kopacz,  televizyona çıkarak domuz gribi aşısının güvenilirliği yeterli testlerden geçirilip kanıtlanmadan bu aşıyı ithal etmeyeceklerini açıkladı.[19]  Avustralyalı araştırmacı bayan gazeteci Jane Burgmeister 10 Haziran 2009 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Birleşmiş Milletler (UN) hakkında biyoterörizm ve kitle kıyımlarına sebep oldukları nedeniyle haklarında suç duyurusunda bulunmuştur. Jane Burgmeister suçlamalarını belgeleriyle beraber ABD’de FBI’ya teslim etmiş, özellikle Amerika’da Dünya Sağlık Örgütü, Birleşmiş Milletler, uluslararası bankerler ve Amerikan Merkez Bankası Federal Reserve’nin başını çektiği güçlerin yönlendirdiği planlar doğrultusunda laboratuvarlarda gen mühendisliği kullanılıp üretilen grip virüslerinin küresel olarak yayılmasını sağlayarak, finansal ve politik çıkarlar sağlamak için halkların yaşamını riske attıklarını öne sürmüştür.[20]Burgmeister’in davayı açmasının asıl nedeni ise kuş gribi ve domuz gribinin laboratuvarlarda insanları öldürmek için üretildiği iddiasıydı.Jane Burgmeister bu davayı açtıktan hemen sonra Temmuz 2009 başında işinden (European Correspondent of the Renewable Energy World Website) kovulur.[21]

 

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Başkanı Margaret Chan, 28 Aralık 2009 günü örgütün merkezi olan İsviçre’deki Cenevre şehrinde düzenlediği basın toplantısında domuz gribi aşısı olup olmadığı hakkında sorulan bir soruya hayır henüz olmadım dedi. Sonra büyük bir gaf yaptığını anlayınca işi kurtarabilmek için daha da çok saçmaladı: “Tabi ki aşı olacağım, WHO’da çalışan birçok kişi domuz gribi aşısı oldu. Ben de bizim aşılar bölümüne nerede aşı olabileceğimi sordum.” Hanımefendi ilk aşı olacak kişinin kendi olması gerekirken, sekiz aydır domuz gribi aşısı olun diye bütün dünyayı ayağa kaldırırken kendisinin bu sürede  bu aşıyı yaptırmamış olması ve bunu kazayla kendisinin itiraf etmesi skandalın da ötesinde bir global rezaletin ve oyunun oynandığının diğer bir ispatıdır.
 
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) uyguladığı politikalarla gelişmekte olan ülkelerle beraber,  gelişmiş ülkelerin halklarını da ilaç firmaları tarafından acımasızca sömürülmesine aracılık yapmaktadır. Bu örgüt bu sözde salgının başında, dünya genelinde domuz gribinden 70 milyon ölümün olabileceğini öngörmüştü. WHO tarafından açıklanan ve gribin artık etkisini kaybetmeye başladığı 2010 Ocak ayı sonu rakamlarına göre (29.01.2010} bütün dünyada domuz gribinden hayatını kaybedenler toplam 14,711 kişiydi.[22]  
 
Bu 14 bin civarındaki rakama da kesinlikle şüpheyle yaklaşmak gerekmektedir. Kesinlikle bu rakamlarda WHO’nun 70 milyonluk tahminleri gibi oldukça abartılıdır. Bu şeytanın avukatlığını yapan, hiçbir acıma ve utanma duygusu taşımayan, kendilerinden başka kimseyi düşünmeyen insanlık düşmanı yalancılar ordusunun, maskeleri düşmüştür. Oldukça acemice ve amatörce kurgulanan ve ellerine yüzlerine bulaştırdıkları domuz gribi senaryosu bu maskenin düşmesinde oldukça yardımcı olmuştur.
 

Peki, Dünya Sağlık Örgütü ne işe yarar?

 

Dünya Sağlık Örgütü insanlığın sağlık sorunlarını çözmek amacıyla kurulmuş bir iyilik hareketi gibi sunulması bir göz boyamadır. Bu örgüt her uluslar arası büyük kurumun olduğu gibi küresel güçlerin ve ilaç kartellerinin kontrolü altındadır. 

 

11 Mayıs 1987 tarihli İngiliz The Times gazetesi ‘Çiçek Aşısı AIDS virüsünün yayılmasına neden oldu (Smallpox vaccine triggered AIDS virus)’ diye bir makale yayınladı. Gazetenin haberine göre, WHO tarafından Afrika’da başlatılan çiçek aşısı kampanyası sonucu AIDS Afrika’da yayılmaya başlamıştı. 

 

Merkezi Afrika’da en az 100 milyon kişi WHO’nun düzenlediği kampanyada aşı olmuş ve bu aşı sonucu Afrika kıtasında AIDS hızla yayılmıştı. AIDS’i ortaya çıkaran uzmanlardan biri olan Dr. Robert Gallo The Times gazetesine verdiği demeçte; WHO’nun aşı kampanyasının Afrika’da AIDS’in yayılmasına sebep olmasının oldukça enteresan ve önemli bir görüş (hipotez) olduğunu öne sürmüş; tam olarak nasıl olduğunu bilemem fakat çiçek aşısı gibi canlı antijen kullanılan aşılar, HIV (AIDS) gibi güçlü enfeksiyonları aktif edebilir demişti. Bu haber ve AIDS Uzmanı Dr. Gallo’nun bu konuşması ABD medyasında hiç yer bulmadı. Dr. Gallo da bu konuda bir daha hiç konuşmadı.

 

Eylül 1987’de ABD’de Ulusal Sağlık Federasyonu (National Health Federation)’nun California-Monrovia’da düzenlediği konferansta Dr. William Campbell Douglass, Dünya Sağlık Örgütü’nü Afrika’daki insanları AIDS virüsü ile öldürmekle suçladı. Dr. Douglass aynı zamanda virüs uzmanlarını (virolog) ve meloküler biyologları öldürücü hayvan virüsleri ile çalıştırıp, bunların hibritlerini elde edip, bağışıklık sistemini çökerten virüsler yapmaya teşvik ettiği için WHO’yu suçlamıştır.[23]Dr. Douglass, AIDS’in doğal yollarla çıkmadığı ve bir biyolojik silah olarak kullanıldığı konusunda kitap da yazmıştır.[24]Dünya Sağlık Örgütü’nü iyi inceleyip daha yakından tanıyınca karşınıza çıkan gerçek kimliğinden dolayı ürkeceksiniz.

 

 

Dünya Sağlık Örgütü’nden sonra dünyayı nerdeyse, ABD’deki iki gıda ve ilaç dairesi yönlendiriyor bunlara güvenebilir miyiz?

 

ABD Gıda ve İlaç Dairesi FDA’ya[25]hiç güvenmeyin… Dünyaya hâkim olan ilaç şirketlerinin çoğunlu ABD kökenlidir. Amerika’da ilaç ve gıdayı denetleyen kuruluş ise FDA’dır. Dış ülkelerde ABD menşei olan bir ilaç piyasaya girecekse öncelikle FDA onayı olup olmadığı araştırılır. Ona göre izin verilir.

 

Peki, FDA güvenlimidir?

 

Maalesef FDA da küresel sermayenin ilaç ve gıda firmalarının kontrolü altında çalışmaktadır. Amerikan hatta dünya halklarının sağlığına olumsuz olarak etki edecek maddelerin kontrolünü elinde tutan iki kuruluş da görevlerini tam olarak yapamadıklarından başta Amerika halkı olmak üzere dünya halklarının çoğunun yaşamları ve sağlıkları ciddi risk altındadır. Bunlardan biri ABD Çevre Koruma Ajansı (US Environmental Protection Agency/EPA), diğeri ABD Gıda ve İlaç İdaresi (Food and Drug Administration/FDA)’dir.

EPA’nın onayladığı pek çok tarım ilacının kanser ve diğer hastalıklara yol açtığı, çevreyi ve insan sağlığını korumak için kurulmuş bu kurumun faydasından çok insanlığa ve doğaya zararlı bir kuruma dönüştüğü oldukça açık ve bariz bir hale gelmiştir.

 

Amerika’da bile FDA tarafından gıdalarda kullanılan katkı maddeleri ve yeni ilaçlar kapsamlı bir testten geçirilmeden piyasada satılmasına onay verdiğinden insan sağlığı için büyük tehlikelere yol açmaktadır.[26]  Dünya ilaç piyasasında Amerika’dan ithal edilen ilaçlarda FDA onayı arandığı için bu organizasyonun verdiği kararlar yalnız Amerikan halkını değil daha geniş bir kitleyi ilgilendirmektedir.

 

 

Amerika’da Sayıştay (Government Accountability Office/GAO) 2008 Raporu’na göre, gıda ve ilaçların kontrolünü yapmakla görevli FDA, Amerika’da hızla yaygınlaşan gıda firmalarının ürünlerinin kontrolünü yeteri şekilde yapamamakta, gıda etiketleri üzerindeki bilgilerin ne kadar sağlıklı olup olmadığı konusunda bile bir garanti verememektedir.

Amerika gibi milyonlarca çeşit gıdanın satıldığı yerde 2007 yılında yeni ürünlerin kontrolü için 130 kişinin görevlendirildiği, bu sayıda elamanların yeterli olunmadığı, 2002 ile 2007 yılları arasında 7,6 milyon adet yeni ürünün ülke dışından ithal edildiği bunun ancak % 1’nin biraz altında miktarın denetlenildiği belirtilir.[27]

 

FDA, ilaç ve gıda endüstrisinin baskısı altında onları denetleyen değil onların bir uzantısı haline gelmiştir. 1998’de FDA uzmanlarından Dr. Richard Lehmann, Amerikan biyoteknoloji devi Monsanto şirketinin ürettiği ineklerdeki süt verimini arttıran fakat sonradan sağlığa oldukça zararlı olduğu ortaya çıkan kısaca rBGH olarak da tanımlanan posilac hormonu ile ilgili araştırmaların yetersiz olduğunu bildirdi. Sonra yardımcısı Dr. Richard Burroughs bu hormon üzerinde testler yaparken FDA ile ilişkisi kesildi. Burroughs: “FDA’nın eskisi gibi dürüst ve iyi incelemeler yaptığını düşünmüyorum. İlaç endüstrisinin bir uzantısı haline geldi.” diyordu.[28] 

 

Dünyada sağlık sektöründe, yüz milyarlarca doları bulan inanılmaz boyutta yolsuzluklar vardır. Dünya sağlık sektöründeki yolsuzlukların boyutu devletlerin ekonomilerini sarsacak, bütün dünyada halkın sağlığını olumsuz şekilde etkileyecek boyutlara ulaşmıştır. Sağlık sektöründeki yolsuzluğun merkezinde de ilaçlar ve ilaç üreticileri bulunmaktadır.

 

Amerikalı gazeteci, araştırmacı Martin Weitz 1974 yılında yazdığı ‘Sağlık Şoku’ isimli kitabında,[29]Amerikan Senatosu’nun araştırma raporunu örnek göstererek Amerika’da doktorların yılda 2,4 milyon adet gereksiz ameliyat yaptıklarını ve bu nedenden 11900 ölüme sebebiyet verdiklerini yazıyordu. 1982 yılında ABD’li Dr. Robert G. Schneider, Amerika’da doktorların yaptığı ameliyatların % 15-% 25 arasının gereksiz olduğunu açıklıyordu. Bazı tip ameliyatlarda da bu oranın % 50-60’lara yükseldiğini belirtiyordu.[30]1995 yılında yapılan diğer bir araştırmada, ABD’de yapılan gereksiz ameliyatlar % 60 oranına kadar yükseliyor.[31]Bu tip istatistik ve araştırmaları maalesef en iyi Amerikan kaynaklarından elde ediyoruz.

 

İlaç piyasasında rüşvet var mı?

 

Tabii ki var… Sağlık sektöründe promosyon adı altında doktorlara rüşvet vererek kendi ilaçlarının mümkün olduğu kadar daha çok reçetelere yazdırmak, ilaç ve medikal alet üreten firmaların politikacılar ve sorumlularla yakın ilişkilere girerek devlet ihalelerinin kazanılmasını sağlamak en çok uygulanan yolsuzluklardandır. Roche’nin İsviçre Bazel şehrindeki merkezinde Üretim Menajeri olan Stanley Adams, 1973 yılında elinde belgelerle o zamanki adı Avrupa Ortak Pazarı olan Avrupa Birliği’ne başvurarak Roche firmasının daha çok kar yapmak için AB’nin anti-tekelcilik yasalarına aykırı hareket ettiği konusunda şikâyette bulunması üzerine Roche ceza yedi fakat bu skandalı ortaya çıkartan Stanley Adams, İsviçre polisi tarafından şirketin ticari sırlarını ifşa etme suçundan tutuklanmış ve 20 yıl hapis cezasıyla yargılanıp altı ay hapis cezası almıştı. Stanley Adams, ilaç firmalarının kendi çıkarları doğrultusunda çalışmaları için ülkelerin ileri gelen politikacılarını parayla satın aldıklarını belirtir.[32]

 

Peki, ilaç firmaları nasıl çalışmakta?

 

İlaç firmalarının ilaçlarını pazarlamak için yaptıkları oyunlar ve kanunsuzluklar saymakla bitmez. Berlin merkezli, uluslararası şeffaflık konusunda araştırma yapan bir kuruluşun (Transparency International-Uluslararası Şeffaflık Derneği) araştırmasını kaynak alan WHO’nun raporuna göre; dünyada sağlık sektörünün tedavi için yaptığı harcamaların % 10-% 25 arası manipülasyon, rüşvet gibi çeşitli yollarla boşa harcanıyor.[33]Avrupa Sağlık Sektörü Sahtekarlık&Yolsuzluk Ağı (European Healthcare Fraud &Corruption Network/EHFCN) adındaki organizasyon, sağlık sektöründeki yolsuzlukları araştıran bir sivil toplum örgütüdür.

Ekim 2006’da Madrid’de bu konuda yapılan konferansı içeren bildiriye göre Avrupa’da sağlık harcamaları yıllık yaklaşık 1 trilyon euro’yu bulmakta, bu sektördeki yolsuzluklar da en az 30 milyar euro olmak üzere 100 milyar euro’ya kadar çıktığı tahmin edilmektedir.[34]  Bu rakamlar, dünyadaki sağlık sektöründeki yolsuzluğun büyüklüğü konusunda ipucu verir.

 

 

İlaç firmalarının ne kadar güvenli, doktorların ne kadar bağımsız olduğu konusunu iyi anlamayı kolaylaştırmak için konuya dünyanın en büyük ilaç firması Pfizer’in Eylül 2009’da aldığı, daha önce bir örneği görülmemiş yükseklikteki para cezasıyla girmek gerekiyor.

 

3-4 Eylül 2009 ‘da dünya medyalarına Pfizer ilaç firmasının kanunları ihlal ederek ilaç satışı ve promosyonundan dolayı Amerika’da 2,3 milyar dolar para cezası ödemeye mahkûm olduğu yansıdı. Bu ceza Amerikan tarihinde bugüne kadar bir şirkete uygulanan en büyük parasal ceza olarak sunuldu fakat Merck ilaç firması iki sene evvel daha büyük ceza ödemişti.

Dünya ve Amerika’nın hukuk tarihinde bir şirketin dava edilmesi sonucunda, ödemek zorunda kaldığı en büyük oranda para cezasına 2007 yılında bir ilaç firması çarptırılmıştı. Merck&Co. İlaç firmasının ürettiği, birçok kişinin kalp hastalıklarıyla bağlantılı ölümlerine sebep olan, 1999’dan itibaren Amerika’da senelik satışı 2,5 milyar dolara ulaşan Vioxx ağrı dindirici ilacından dolayı 60 binden fazla kişi tarafından mahkemeye verilmişti. Firma Eylül 2004’te ilacı piyasadan geri çekmiş ve uzun süren karşılıklı görüşmelerden sonra mahkeme sonuca bağlanmıştır. Kasım 2007’de Merck 4.85 milyar dolar ödemeyi kabul etmişti.[35]

 

Dünyada ilaç sektörüne kimler hâkimdir?

 

Dünya ilaç sektörü sayısı 20 civarında büyük uluslar arası ilaç tekelinin elindedir. Bu ilaç tekellerinde de ABD ilaç şirketleri çoğunluktadır.  Cirolarına göre sıralarsak Pfizer (ABD) Novartis (İsveç) Merck Co. (ABD) Bayer (Alman) GlaxoSmithKline (İngiliz) Johnson Johnson (ABD) Sanofi (Fransız) Hoffmann–La Roche (İsviçre) Astra Zeneca (İngiliz) Sonra sırasıyla dört tane ABD şirketi gelir (Bristol-Myers Squibb, Bristol-Myers Squibb, Eli Lilly and CompanyAmgen) Görüldüğü gibi dünya ilaç piyasası çoğunlukla Amerikalıların elindedir. İngilizler, Almanlar, İsviçreliler, Fransızlar’da az da olsa bir pay alırlar. Japonlar ve İsrail firmaları da bu konuda atılım yapmaktadırlar.

 

Biz bu sektörde son yıllardaki özelleştirmeler nedeniyle adeta silindik. Ülkemizde bu piyasanın %80’ni yabancılara geçti. Dünyada tepedeki 20 en büyük ilaç firmasının toplam reçeteli ilaç satışı 483.8 milyar dolar. Bu rakam toplam ilaç satışlarının yüzde %81.5’ini teşkil ediyor.36 2014 yılında küresel olarak reçeteli ilaç satışları 1.1 trilyon dolara ulaşacak.37  Reçetesiz satılan ilaçları da düşünürseniz dünya ilaç sektöründe dönen paralar çok büyüktür ve ne kadar çok ilaç satılırsa o kadar çok para kazanılacağı için bir şekilde hasta olmayanların da hasta kategorisine sokularak bu ilaçları kullanmaları için dünya sağlık piyasasında çeşitli oyunlar oynanmaktadır. Unutulmamalıdır dünyada ilaç firmalarının müşterileri sağlıklı insanlar değil hastalar veya hasta kategorisine sokulanlardır.

 

İlaç firmalarının ve doktorların birbiriyle ilişkileri nasıl?

 

En büyük tehlike gittikçe hızlanarak iç içe giren ilaç firmaları ile doktorların karşılıklı menfaat ilişkileridir. Burada en büyük yönlendirici ve yanıltıcı rolü ilaç firmaları oynamakta ve bazı doktorlar da bu oyunun bir parçası olmaktadırlar. İlaç mümessilleri vasıtasıyla promosyon adı altın ilaç firmaları reçetelere kendi ilaçlarının yazılmasını istemekte doktorlara yazdığı ilaç ölçüsünde promosyon adı altında çıkar sağlamaktadır. Bu insan sağlığı için en büyük tehlikedir.

 

Amerikalı Bayan Dr. Adriane Fugh-Berman’ın 2006 Kasım ayında yayınlanan İngiliz Medikal Dergisi’ndeki (British Medical Journal) makalesinde ilaç firmalarının nasıl doktorların çoğunun bağımsızlıklarını ellerinden alıp onları kendi maaşlı memurları gibi yönlendirdiklerini hiç saklamadan ve çekinmeden hem de çok ciddi bir medikal yayın organında açıkça dünyaya ilan etmiştir. Dünyada ilaç firmaları, ilaçlar ve insan sağlığı üzerine olan toplantıların bütün masraflarını ödeyerek organize ediyor. Buradaki dinleyicilerin ve konuşmacıların bütün masrafları ilaç firmaları tarafından karşılanıyor. Genelde doktorlar bu tip toplantılara ceplerinden para harcayıp gitmiyorlar. İlaç endüstrileri bu toplantılarda diyet, egsersiz, doğal beslenme gibi ilaçlara alternatif tedavi metotlarının konuşulmasına pek izin vermezler. Dr. Adriane Fugh-Berman British Medical Journal’daki makalesinde bu gerçekleri dile getirerek şöyle diyor: “İlaç firmaları kendi menfaatlerine değilse doktorları bilgilendirmeye yönelik toplantılara ilgi duymazlar. Bu tip eğitim toplantıları için ilaç firmalarına bağımlı olacak olursak bu kurslar ve konferanslar yoluyla onların kontrolü altına girilir. Tıp dünyası (doktorlar) bu teslimiyetçilikten ve takılan kurumsal tasmadan kurtulmalı, ilaç endüstrisinin fino köpekleri olmamalıdır; mutlu bir şekilde efendimizin (ilaç firmalarının) kucağında oturmayalım, sahibimizden kurtulalım.” Evet, insanların sağlığı, doktorların ve tıp dünyasının saygınlığı ve güvenilirliği için bir an önce tıp dünyasının ilaç firmalarının kontrolünden kurtulması gerekmektedir.

 

 

Son olarak ilaç konusunu özetliye bilir misiniz?

 

İngiliz The Observer gazetesinde 7 Aralık 2003’te yayınlanan ‘İlaç Firmaları Medikal Yayınları Nasıl Yanlış Yönlendiriyor?’ adlı makalesi oldukça aydınlatıcı olması yanında insan sağlığı üzerinde çalışan ilaç firmalarının daha çok kazanma için insan sağlığını nasıl hiçe saydıklarının gerçek yüzünü ortaya koymaktadır.  Bu insan sağlığını hiçe sayan büyük sömürü oyununun içinde doktorlar, ilaç firmaları tarafından kullanılmaktadırlar. Bu düzen doktorları vicdanlarıyla cepleri arasında sıkıştırmaktadır, insanlar da sağlıklarını yitirmektedirler. Bunun yanında ilaç firmalarının yanlış yönlendirmelerine karşı mücadele veren, onurlarıyla işlerini yapan bir sürü doktor vardır. Aynı zamanda ilaç firmalarından veya sağlık sektörüyle ilgili kuruluşlardan maddi destek almadan, yardımlar ve bağışları ile ayakta duran The Cochrane Collaboration www.cochrane.org ve UpToDate www.uptodate.com gibi organizasyonlar, mümkün olduğu kadar son medikal gelişmelerden doktorları bağımsız bir şekilde haberdar etmeye çalışmaktadırlar.

 

Olayı şöyle sırlayabiliriz:

 

1- Hastalıklara faydası olmayan bazı ilaçların faydalı diye hastaya verilmesi (plasebo ilaçlar)

 

2- Birçok yan etkisi olan ilaçların yan etkilerinin bir kısmını yazıp uzun vadeli yan etkilerinin bir kısmını saklanması

 

3- Hastalıkları tamamen iyi edecek ilaçlar üzerine değil insanların ömür boyu alacakları ilaçlar üzerine çalışmaların yoğunlaştırılması

 

4- İlaçlar üzerinde araştırma yapan bilim adamlarını, uzmanları maaşa bağlayarak; onlara medikal dergilerde piyasaya sürecekleri yeni ilaçların faydalarını abartarak öven yazıların yazdırılması

 

5- İlaçların mal oluşunun çok üzerinde fiyatlarla pazara sürülmesi

 

6- İlaçların gerçek test ve deneme sonuçlarının kendilerine göre değiştirilmesi

 

7- Doktorlara çeşitli yollarla promosyon adı altında rüşvet vererek kendi ilaçlarını reçetelerinde yazmaya zorlamaları

 

8- Sağlık bakanlıklarında ve hastanelerdeki görevlilerle, politikacılarla çıkar ilişkilerine girerek ilaçlarını devlet teşekküllerinde pazarlamaları ve yeni ilaçlarına onay almaları

 

9- İlaç firmalarının kendi çıkarları doğrultusunda çeşitli oyunlarla ve kartel oluşturarak halkı ve devletleri sömürmeleridir.

 

 

 

 

Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul