18 Ocak 2018 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / ALLAH’IN HÜKÜMLERİNİ UNUTANLAR

ALLAH’IN HÜKÜMLERİNİ UNUTANLAR

Rabbimiz Allah Azze ve Celle şöyle buyurdu:

           

“Senin Rabbin kesinlikle unutkan değildir.

           

Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbidir. Şu hâlde O’na ibadet et ve O’na ibadette kararlı ol. Hiç O’nun adaşı olan birini biliyor musun?” (Meryem, 19/64-65)

           

Ebu’d-Derdâ (r.a.) rivayet eder.

           

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

           

“Allah’ın Kitabında helâl kıldıkları helâl, haram kıldıkları haramdır. Hakkında hüküm vermedikleri ise bağışlanmıştır. Öyleyse Allah’ın bağışlamasını kabul ediniz. Zirâ Allah, hiçbir şeyi unutmaz.”

           

Sonra:

           

“Rabbin kesinlikle unutkan değildir.” (Meryem, 19/64) ayetini okudu.1 

           

Bütün kâinatı yaratan, yarattığı canlıları besleyip büyüten, rızkını vererek ihtiyacını gideren, kendilerine hidayet ederek doğruyu gösteren, sevk ve idare eden, fıtratlarına uygun kanunlar koyan ve hükümlerine göre hayat sürmeyi emreden Allah Teâlâ, Âlemlerin Halik’i, Rabb’i, Melik’i ve İlâhı’dır… O’ndan başka halik olmadığı gibi, O’ndan başka hak ilâh da yoktur… O, muradı gereği olması gerekeni beyan buyurmuş ve hiçbir şeyi unutmuş değildir… Gizlinin en gizlisini bilen Rabbimiz Allah’ın ilmi her şeyi kuşatmıştır…

           

“De ki: ‘Bunun bilgisi, Rabbimin katında bir Kitabdadır. Benim Rabbim yanılmaz ve unutmaz.”(Taha, 20/52) diye buyuran Rabbimiz Allah, bu konuda asla değişmez “Sünneti”ni beyan etmiştir!..

           

“Hiçbir şey O’nun ilminin dışına çıkmaz, küçük büyük hiçbir şeyi kaçırmaz, hiçbir şeyi unutmaz. Yüce Allah ilmini, her şeyi kuşatmış olmakla, hiçbir şeyi unutmamakla nitelendirmektedir. O, ne mübarek, ne yüce ve ne mukaddestir! Amma yaratılmışın bilgisi iki yönden noksandır. Birincisi, eşyayı kuşatıcı olmayışı, diğeri ise öğrenmişken daha sonra unutması. İşte şanı yüce Allah, kendi Zâtının bundan münezzeh olduğunu bize bildirmektedir.”2

           

İnsanların bilgisi eşyayı kuşatıcı olmadığı gibi, öğrendiklerini ve bildiklerini unutmak özelliğine de sahiblerdir… Bu özelliğe sahib olan insanlar, ferd ve toplum olarak insanların ihtiyaçlarını karşılayamaz, onları, hevâlarına göre yaptıkları ve birçok noksanlığı olan kanunlarla sevk ve idare edemez, insanları maddî ve mânevî huzura ve mutluluğa kavuşturamazlar… İnsanları, mutluluk, huzur ve kurtuluşa ulaştıracak, ancak onları yaratan, bütün ihtiyaçları bilen ve o ihtiyaçları gideren onları huzura, mutluluğa ve kurtuluşa erdirecek, Âlemlerin Rabbi Allah’dır… Allah’ın, insan kullarının huzuru, mutlu ve kurtuluşu için beyan ettiği hükümlerine itaat edenler, ancak bu güzellikleri hak etmiş olurlar…

           

“Aralarında hükmetmesi için, Allah’a ve Rasulüne çağırıldıkları zaman mü’min olanların sözü: ‘İşittik ve itaat ettik’ demeleridir. İşte felâha kavuşanlardır.

           

Kim Allah’a ve Rasulüne itaat ederse ve Allah’dan korkup O’ndan sakınırsa, işte kurtuluşa ve mutluluğa erenler bunlardır.” (Nûr, 24/51-52)

           

İnsanlar, yalnızca kendisine ibadet etmek için yaratıldıkları yegâne Rabb ve İlâhları Allah Teâlâ’yı unutmadan, O’nun hükümlerine göre yaşamaya gayret edip hayatlarını devam ettirirlerse dünyada, maddî ve mânevî huzuru, mutluluğu ve kurtuluşu elde ettikleri gibi, ebedî hayat olan ahiret hayatında da sonsuz huzur ile mutluluğa kavuşmuş olurlar…

           

Dünyada izzet, ahirette cennet!..

           

İlmi her şeyi kuşatmış, asla yanılmayan ve unutmayan Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ’yı unutanlar Allah tarafından kendilerine unutturulurlar… Nefsini bilenler, Rabbleri Allah’ı bilirler, fakat Rabbleri Allah’ı unuturlarsa, nefslerini yani kendilerini de unuturlar…

           

Allah Teâlâ, iman eden ihlâs sahibi kullarına şöyle emir buyurmaktadır:

           

“Ey iman edenler, Allah’dan korkun. Herkes yarın için neyi takdim ettiğine baksın. Allah’dan korkun. Hiç şübhesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

           

Kendileri Allah’ı unutmuş, böylece O da onlara kendi nefislerini unutturmuş olanlar gibi olmayın. İşte onlar, fasık olanların tâ kendileridir…” (Haşr, 59/18-19)

           

“Münafık erkekler ve münafık kadınlar, bazısı bazısındandır. Kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar. Onlar, Allah’ı unuttular, O da onları unuttu. Şübhesiz, münafıklar fıska sapanlardır.” (Tevbe, 9/67)

           

İbn Kayyim el- Cevziyye (rh. a.), “Bedâi’u’t-Tefsîr” adlı eserinde bu konuda şunları kaydeder:

           

“Allah Teâlâ, kendisini unutanları iki şekilde cezalandırmıştır:

           

a- Kendiside onları unutarak

           

b- Onlara kendilerini unutturarak

           

Allah’ın bir kulu unutması, onu kendi hâline bırakması, kaybolmaya terk etmesi ve ondan ilgi ve alakasını kesmesi anlamına gelir. Bu durumda onun helâk olması, ân meselesidir. Ona kedisini unutturması ise, yüce zevklerini mutluluk, kurtuluş ve ıslah vesileleri ile kemâle ereceği davranışların tamamını unutturması anlamına gelir. Böylece bunların hiçbiri, o kulun aklına gelmez. Ne bunlar anar, ne de gayretini bu yöne doğru çevirir. Dolayısıyla bunları arzulamaz bile. Bunlardan hiçbiri aklına gelmez. Bu yüzdende onlara yönelmez. Aynı şekilde Allah Teâlâ, o kula kendi ayıplarını, noksan yönlerini ve kusurlarını da unutturur. Bu nedenle aklına bunları telafi etmek gelmez. Yine Allah Teâlâ o kula, nefsî ve kalbî hastalıklarını ve bunlardan dolayı çektiği acıları unutturur. Dolayısıyla aklına bunları tedavi etmek gelmez. Fesâda ve helâke sürüklediği hastalıkları yenmek için çaba sarfetmez. O, dertlerin perişan ettiği bir hastadır. Hastalığı onu yok oluşa sürükler amma o, hastalığını hissetmez. Dolayısıyla tedavi etmek, aklına bile gelmez. İşte bu, genel ve özel en büyük cezadır. Kişinin kendisini ihmal edip kayboluşa terk etmesinden, maslahatları, hastalığı ve hastalığının çâresi ile ilgilenmemesinden, mutluluğunun, kurtuluşunun, düzelmesinin ve cennetteki ebedî hayatının vesilelerini bırakmasından daha büyük bir ceza olabilir mi?

           

Onlar, Allah’ı zikretmeyi, övmeyi, yüceltmeyi ve O’na hamd etmeyi unutunca, Allah Teâlâ’da, rahmet ederken onlara yokmuş gibi davrandı. Kendi çıkarlarını onlara unutturdu. Bu yüzden bunları öğrenip peşine düşemediler. Neticede kusurları ile beraber onları mühmel (başlanmış)bir şekilde bıraktılar.”3   

“Onlar, Allah’ı unuttular, O da onları unuttu.”

           

“Allah’ı unuttular.” Allah’ın zikrinden gafil oldular ve taatini terk ettiler. “O da, onları unuttu.” onları, lütuf ve rahmetinden mahrum etti.”4  

 

“Zeccac şöyle demiştir:

           

— O’nun emrini terk ettiler, O da onları rahmet ve tevfikinden terk etti.”5

İmam Kurtubî (rh. a), bu konuyu şu şekilde açıklar:

           

(Burada unutmak, terk etmek anlamındadır. Yani onlar, Allah’ın kendilerine verdiği emirleri terk ettiler, O da şübheleri içerisinde kendilerini terk edip bıraktı. 

           

Şöyle de açıklanmıştır:

           

Onlar, yüce Allah’ın emirlerini âdeta unutulmuş hâle gelinceye kadar terk edip durdular. O da, onları sevab ve mükâfatından unutulmuşlar seviyesine düşürdü.

           

Katâde der ki:

           

“-Onları unuttu,” hayırdan onları mahrum bıraktı anlamındadır.”6 

İşgal altındaki İslâm topraklarını işgal edip parça parça yapan ve her parçasına bir tağutu egemen kılıp tağutî düzen oluşturup devlet terörü ile müslümanları esarette tutan güç sahibleri, bütün hükmün, güç ve kuvvetin Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ’ya aid olduğunu unuttular… Egemen oldukları beldelerde Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmedikleri gibi, Allah’ın hükümlerini yasakladılar ve o hükümleri gündeme getiren muvahhid mü’min müslümanları en korkunç ve ağır cezalar ile cezalandırmaktadırlar… Allah’ın insan kulları için beyan buyurduğu hükümleri yasaklamakla unutturdular… Hem kendileri unuttular, hem de insanlara unutturdular… Cahiliyye eğitim sistemleriyle eğitmeye çalıştıkları kitleleri İslâm’dan mahrum bırakan egemen zalim tağutlar, bu isyanlarından ve bu tuğyanlarından dolayı unutuldular… Gerek kendileri gerekse yönettikleri felâketten felâkete sürüklendiler… Huzurdan ve mutluluktan mahrum kaldılar… Büyük bir kaosun ve anarşizmin içine düştüler… Bir felâketten kurtulmak umuduyla diğer bir felâkete sevk edici yola koyuldular… Bir zilletten kurtuluşu, başka bir zillete dalışta aramaya başladılar… Allah’ı, O’nun hükümlerini ve O’nun hayat düzeni olarak beyan buyurduğu İslâm’ı unuttukları için, Allah onlara kendilerini unutturmuştur…

           

Ferdden aileye, aileden topluma, toplumdan devlete herkes huzursuz ve mutsuz bir hâlde!.. Cahiliyye toplumları hâline getirilmiş, şirk ve küfür hükümleriyle yönetilen ülkelerde maddî olarak ihtiyaçların giderilmesi insanlara huzur ve mutluluk sağlayamamıştır… Çünkü mânevî yönleri harab olmuş, yıkılmış ve viran bir hâle gelmiştir… Doktor, hastadan daha hasta… Sunulan reçeteler faydasız, verilen ilaçlar fıtrata aykırı olduğu için bünye kabul etmemektedir… Bir ateşten kurtulduklarını zannederler, başka bir ateş çukuruna yuvarlanmaktadırlar…

           

“Bunların örneği, ateş yakan adamın örneğine benzer. (Ki onun ateşi) çevresini aydınlattığı zaman, Allah, onların aydınlığını giderir ve görmez bir şekilde karanlıklar içinde bırakı verir.

           

Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı dönmezler.

           

Ya da (bunlar) karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek(ler)le yüklü, gökten şiddetli bir yağmur fırtınasına tutulmuş gibidirler ki, yıldırımların saldığı dehşetle ölüm korkusundan parmaklarıyla kulaklarını tıkadılar. Oysa Allah, kâfirleri, çepeçevre kuşatıcıdır.

           

Çakan şimşek neredeyse gözlerini kapıverecek. Önlerini her aydınlattığında (biraz) yürürler, üzerine karanlık bası verince de kalakalırlar. Allah dileseydi, işitmelerini de, görmelerini de gideri verirdi. Şübhesiz Allah, her şeye güç yetirendir.” (Bakara, 2/17-20)

           

Bu inkâr edenler, bu isyankârlar ve bu tuğyan etmiş olanlar, Allah’ı, Allah’ın hükümlerini unuttukları ve unutturdukları gibi, hesab gününü de unutturmuşlardır…  İşledikleri cinayetlerin, yaptıkları zulmün, koştukları şirkin ve hakkı reddetmekle gündemde tuttukları inkârların hesabını verecekleri hak olan günden gafil olarak yaşamaya devam etmektedirler… O öyle bir gün ki, geleceğinden hiçbir şübhe yoktur!

           

“Şübhesiz Allah’ın yolundan sapanlara, hesab gününü unutmalarından dolayı şiddetli bir azab vardır.” (Sad, 38/26)

           

“İnkâr edenlere gelince, ‘Size karşı ayetlerim okunduğunda büyüklük taslayan (müstekbir olan)lar ve suçlu günahkâr bir kavim olanlar sizler değimliydiniz?

           

Gerçekten Allah’ın va’di haktır. Kıyamet saatinde hiçbir şübhe yoktur.’ denildiği zaman, siz: ‘Kıyamet saati de neymiş, biz bilmiyoruz. Biz, yalnızca bir zan (ve tahmin) da bulunup zannediyoruz. Biz, kesin bir bilgiyle inanmakta olanlar değiliz’ demiştiniz.

           

Onların yaptıkları şeylerin kötülüğü kendileri için açığa çıktı ve alay konusu edindikleri de onları sarıp kuşattı.

           

Denildi ki: ‘Bugünümüzle karşılaşmayı unuttuğunuz gibi, bizde sizi bu gün unutuyoruz. Barınma yeriniz ateştir. Ve sizin için hiçbir yardımcı yoktur.

           

Bunun nedeni şudur: Çünkü siz, Allah’ın ayetlerini, alay konusu edindiniz. Dünya hayatı da sizi aldattı.’ Böylece ne oradan (ateşten) çıkarılırlar, ne (Allah’dan) hoşnudluk dilekleri kabul edilir.” (Casiye, 45/31-35)

           

“Öyleyse bu (azab) gününüzle karşılaşmayı unutmanıza karşılık azabı tadın. Biz de sizi gerçekten unuttuk. Yaptıklarınıza karşılık ebedî azabı tadın.” (Secde, 32/14)

           

“Onlar, dinlerini bir eğlence ve oyun (konusu) edinmişlerdi ve dünya hayatı onları aldatmıştı. Onlar, bugünleriyle karşılaşmayı unuttukları ve bizim ayetlerimizi yok sayarak tanımadıkları gibi, Biz de bugün onları unutacağız.” (A’râf, 7/51)

           

“Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve Biz onu, kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.’

           

O da (şöyle) demiş olur: ‘Ben görmekte olan biriyken, beni niye kör olarak haşrettin Rabbim.’

           

(Allah da) der ki: ‘İşte böyle, sana ayetlerimiz gelmişti, fakat sen onları unuttun, bugün de sen işte böyle unutulmaktasın.” (Taha, 20/24-26)

           

Bu ayetler şu şekilde tefsir edilmiştir:

           

“İbn Abbas (r.anhuma) şöyle der:

           

— Onlar, bugündeki buluşmalarını terk ettikleri gibi, Biz de onları terk ederiz.

           

Mücahid (rh.a.) der ki:

           

— Yani, onları cehennemde unuturuz.

           

Süddî (rh.a.) ise şöyle diyor:

           

— Bu buluşma için çalışmayı terk ettikleri gibi, Bizde onları rahmetten yana terk ederiz.”7

           

İmam Kurtubî (rh.a.) şöyle söyler:

           

“Yani onlar, bu gün amel etmeyi terk edip nasıl yalanladılarsa, Bizde onları böyle cehennemde bırakırız.”8       

 

Ebu Hüreyre (r.a.) rivayet eder.

           

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

           

“Allah Teâlâ (kıyamet gününde) kulun karşısına çıkarak:

           

— Ey filan Ben, sana ikram etmedim mi? Seni reis yapmadım mı? Sana zevce vermedim mi? sana at ve develeri musahhar kılmadım mı? Reislik yapmana, ganimet malının dörtte birini almana müsaade etmedim mi? diyecek.

           

O da:

           

— Hay hay (ettin), cevabını verecek.

           

Allah Teâlâ:

           

— Ya bana kavuşacağını aklından geçirdin mi? diye soracak.

           

Kul:

           

— Hayır, cevabını verecek.

           

Bunun üzerine Allah Teâlâ:

           

— İşte Ben de, senin Beni unuttuğun gibi, seni unutuyorum, diyecek.’9    

 

Âlemlerin Rabbi Allah’ın yegâne Rabb ve İlâh olduğunu unutanlar, hesab gününü de unutanlardır… Bu unutmak, onlara kendilerini unutturdu… İnsanlara, iyi, güzel ve hayırlı şeyleri tavsiye ederken kendilerini unuturlar… Nefsi arındırmak ve hevâyı ıslah etmek konusunda önce kendilerinden başlamaları gerekirken, kendilerini, çoluk ve çocuklarını unutur, yakınlarında bulunanlarla ilgilenmez, uzaklardakileri islah etmeye kalkışırlar…  

           

“Siz, insanlara iyiliği emrederken kendinizi unutuyor musunuz? Oysa siz, kitabı okuyorsunuz. yine de akıllanmayacak mısınız?” (Bakara, 2/44) diye buyurur Rabbimiz Allah…

İyiliğin emri ve yapılması, başkalarından daha çok kişinin kendi ihtiyacının olmasıdır… İyiliği emretme ve kötülükten alıkoyma, yani “Emr bi’l-Ma’ruf, nehyi ani’l-Münker,” kişinin kendisine olmalı, iyilikleri yapmak ve kötülüklerden uzak durmak konusunda diğer insanlara örnek olacak bir şahsiyet hâline gelmelidir… “Nefsini bilen, Rabbini bilir.” gerçeği gibi, kendisini unutan, Rabbini de unutur!.. Kendisini kim yarattı, niçin yaratıldı, yaratılış gayesi nedir ve bu gaye için hangi vazifeyi üstlendi? gibi sorulara olumlu ve doğru cevab verebilen kişi, kendisinden haberdar, varlığının şuurunda olan kişidir… Böyle bir insan, elbette Rabbinin ve İlâhının, Âlemlerin Rabbi Allah olduğunu bilip iman eder…

           

İnsan, nasıl ve niçin yaratıldığını, yaratılış gayesini unutursa, kendisini yaratan yegâne Rabbi ve İlâhı Allah’a karşı isyankâr olup tuğyan eder… Böylece felâkete uğrayıp helâk olur!..

           

Şöyle buyurur Rabbimiz Allah:

           

“İnsan, Bizim kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmüyor mu? Şimdi o, apaçık bir düşman kesilmiştir.

           

Kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek verdi. Dedi ki: ‘Çürümüş bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş?’

           

De ki: ‘Onları ilk defa yaratıp inşâ eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir.’

           

Ki O,  size yeşil ağaçtan bir ateş kılandır. Siz de ondan yakıyorsunuz.

           

Gökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini yaratmaya kadir değil mi? Elbette (öyledir.) O, yaratandır, bilendir.

           

Bir şey dilediği zaman, O’nun emri yalnızca: ‘Ol’ demektir. O da hemen oluverir.

           

Her şeyin melekûtu (hükümranlığı ve mülkü) elinde bulunan (Allah) ne yücedir. Siz, O’na döndürüleceksiniz.” (Yasin,  36/77-83)

           

İnsan, kendi yaratılışını ve kendisinin dışında ki varlıkların yaratılışını inceden inceye düşünüp araştırabilirse, ne kadar muazzam bir nizam olduğunu görecektir…  Her bir varlıkta nice hikmetler görecek ve yaratan Allah’ın kuvvet ve kudretini idrak edebilecektir… Ondan başka bir yaratıcı olmadığının farkına varacak, ilk defa yaratan Allah ölümden sonra insanı tekrar yaratmaya, diriltmeye kadir olduğuna inanacaktır… Eğer insan, bu araştırmayı ve düşünmeyi yapmaz, kendi yaratılışını unutursa, yeniden dirilmeyi inkâr edecektir…  Kendisini iki damla sudan yaratan ve ana rahminde şekillendiren, görür, duyar, konuşur, yürür, düşünür ve üretir bir insan kılan Rabb’i Allah’ı bilen, tanıyan ve iman eden bir kişi, elbette yeniden dirilmeye iman eder…

            

Yaratan Allah Teâlâ, yarattığı insan kulları için hükümler koymuştur… Bedenî ve ruhî yönüyle bu hükümlere itaatkâr olanlar, huzurlu ve mutlu, sağlıklı ve afiyetli bir hayat yaşarlar… Allah Teâlâ, insan kulları için gerek ferdin, gerek ailenin gerekse toplumun itaat ettikçe huzurlu, mutlu, sağlıklı ve afiyetli oldukları hükümler de koymuştur… İtaat edenler kurtuldu, karşı çıkanlar helâk oldular!.. 

 

Dipnot

 

1- Nûreddin el- Heytemî, Mecmau’z-Zevâid, çev. Âdem Yerinde, İst. 2007, C. 1, Sh. 467, Hds. 794. Bezzâr ve el-Mu’cemu’l-Kebîr’de Taberânî rivayet etmişlerdir.

2- İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2011, C. 7, Sh. 148

3- İbn Kayyim el- Cevziyye, İbn Kayyim Tefsiri, çev. Dr. Halil Aldemir, Vdğ. İst. 2011, C. 4, Sh. 254

4-Kadı Beydavî, Beydavî Tefsiri, çev. Doç. Dr. Abdulvehhab Öztürk, İst. 2011, C. 2, Sh. 417

5-İbn Cevzî, Zadü’l-Mesir, çev. Doç. Dr. Abdulvehhab Öztürk, İst. 2009, C. 2, Sh. 570

6- İmam Kurtubî, el-Câmiu li Âhkâmi’l-Kur’ân, çev. M. Beşir Eryarsoy İst. 1999, C. 8, Sh. 314

7-İmam Hafız İbn Kesîr, A.g.e. C. 4, Sh. 409.

8-İmam Kurtubî,  A.e.g. C. 7, Sh. 356.

9-Sahih-i Müslim, Kitabü’z-Zühd, Hds. 16

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazar:
İlhami Pınar
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul