20 Ocak 2018 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / İSLÂMÎ HAYATTA YOZLAŞMA ve TESETTÜR

İSLÂMÎ HAYATTA YOZLAŞMA ve TESETTÜR

            

                                                                                       

 

Tabiinin büyüklerinden Hasan-ı Basri kendi zamanın Basra halkına şöyle seslenmiştir:

“Siz onları (sahabeyi) görseydiniz deli derdiniz, onlar sizi görseydi bunlar müslüman değil derlerdi.”

Bu söz daha sahabeden yüz sene geçtikten sonra İslam devletinde, müçtehitlerin, âlimlerin bol miktarda bulunduğu bir ortamdaki müslümanlara hitaben söylenmiş bir sözdür. Acaba, 21. yüzyıl müslümanları olarak, sahabe bizleri görseydi, içinde yaşadığımız müslümanlığı müşahede etseydi, bizlere ne derdi? Müslümanların İslam’dan uzaklaştığını, iktidardaki tağutların, sureti haktan gözüken, zalimlerin satın almış olduğu din adamları, belamların çeşitli yorumları, dini ilk yıllardaki saflığından çıkararak onu batıl ile yoğurması, yeni bir yaşam tarzı ile imamsız, devletsiz, sahipsiz kalmış müslümanlara servis ettiklerini acı çekerek ve büyük bir üzüntü ile izlerlerdi.

Bu gayret ve çabaların sonucunda da ortaya çıkan manzara; çağdaşlığı, demokrasiyi ve ilericiliği kendisine referans almış, bunun yanında geçmişinden de tam kopamamış bir garip müslüman! Bu kokteyle, İslam demek imkânsız! Bu arada gerçek ve samimi müslümanlarda bu sapkınlıktan paylarını alıyorlar ve en azından az da olsa etkileniyorlar. İşte bu etkilenme özellikle sosyal alanda, giyimde, beşeri ilişkilerde ve daha birçok hususta kendini göstermektedir.

Bu bozulma ile ilgili Allah Rasulu (s.a.s.) bizleri uyarmış ve “Bu din halka halka bozulacak, ilk bozulan halka devlet halkası, son bozulan halka ise namaz halkası olacak” diyerek kıyamete kadar sürecek olan bir tehlikeyi ortaya koymuştur. Gerçekten de söylediği gibi olmuş ve Hz.Ali’den sonra Muaviye b. Ebu Sufyan’ın başa geçmesiyle ısırıcı meliklik dönemi başlamış, bundan sonra da bozulmalar günümüze kadar bütün hızı ile devam etmiştir.

Bu durum birçok hadislerinde Peygamber Efendimiz tarafından müslümanlara bir uyarı olarak bildirilmiştir. İşte bunlardan biri Ebu Umame el-Bahili (r.a.)’nın Rasulullah’tan (s.a.s.) rivayet ettiği şu hadistir:

“Kadınlarınızın baştan çıktığı, gençlerinizin fasıklaştığı ve sizin cihadı terk ettiğiniz zamanda acaba durumunuz ne olacaktır?”1

Hadisin devamında sahabe bu duruma şaşırıyor ve ey Allah’ın Rasulu bütün bunlar olacak mı? diye soruyor. Allah Rasulu (s.a.s.)’de daha da beteri olacak diyerek, müslümanların kötülüklerle mücadele etmeyeceklerini ve hatta daha beteri kötülükleri iyi göreceklerini ve hatta daha da beter olarak kötülükleri tavsiye edip, iyiliklerden men edeceklerini beyan etmektedir. Hatta hâlim, selim kimselerin bile bu fitnelerde sersemleşip şaşkına döneceğini biz müslümanlara bir ikaz olarak sunmaktadır. İşte günümüzde her hususta hak ile batılın karıştığı en şiddetli dönemlerden biridir. Dinimizin bekçisi, peygamberlerin varisleri olan gerçek âlimler günümüzde nerede ise yok denecek kadar azdır. Âlim, gözüken kuzu postuna bürünmüş kurt sıfatlı belamlar ise tam hızları ile paranın ve makamın peşinde fitnelerine devam etmektedirler. İlim sahibi bir insanın bunu nasıl yapacağını merak ediyorsanız aklınıza şeytanı getirebilirsiniz. Bilgi ancak kendisi ile amel edilirse sahibini âlim yapar. Bu durumun bırakın günümüzde olmasının tuhaflığını, daha Peygamber Efendimizden hemen sonra sahabelerin tek tek ahirete intikal etmesinden sonra bile Hasan-ı Basri’yi endişelendirmiş ve daha o zamandan eskiyi, eski âlimleri özlemiştir. Bu endişeyle şöyle der:

“Eskiden dünya ehli, fânî mallarını, ilimleri için âlimlere sarf ediyorlardı. Bugün âlimler, ilimlerini ehl-i dünyanın menfaati, onların fânî malları için kullanıyorlar.”2 

Daha tabiin döneminde bile durum böyle iken ve Hasan-ı Basri gibi ilim deryası bir kişiyi bu durum düşüncelere sevk ederken acaba içinde bulunduğumuz ortamda halimiz daha şiddetli olduğu halde günümüz müslümanı bu durumdan niye hiç rahatsız olmuyor? Endişe duymuyor?

21. yüzyılda müslümanlar, İslam’ın göstergelerinden biri olan kıyafet hususunda neden bu kadar rahatlar? Bu bozulmuşluk giyim ve tesettür hususunda da kendini göstermiş ve biz müslümanlar maalesef bu hususta da zaafımızı ortaya koyarak Allah’ın emirlerine eksiksiz bir teslimiyet ile teslim olmak yerine durumu kurtarma çabaları içine girdik. Selefimizin tesettürü olan çarşaf yerini renkli pardesü, eşarp, süslü kıyafetler ve son moda giyim tarzına dönüştü. Mücadele metodumuzun demokrasi ile sulandırıldığı gibi tesettürümüzde moda ile sulandırıldı. Meşhur modacılardan biri giyim ile ilgili bir röportaj verirken modaya uymayan insanlar için: “Onlar giyinmiyorlar, örtünüyorlar” ifadesini kullanıyor. Biz bu sözü kendi açımızdan, müslümanların penceresinden incelersek; bugün kızlarımızın ve kız kardeşlerimizin kıyafetinin Allah’ın emrettiği “örtünme” fiilini ifade etmekten ziyade “giyinmek” fiilini gerçekleştirdiğini ve bununda ancak müslüman hanımların kapalı mekanlarda, evlerinde eşlerine yapması gereken bir husus olduğu tüm müslümanlarca bilinir.

Müslüman her hali ile kendisini ortaya koymalıdır. Kişi kendisine bakıldığı zaman Allah’ı hatırlatmalıdır. Acaba biz müslüman erkekler sinekkaydı tıraşlarımız, boynumuzda kravatımız ve üzerimize tastamam yapışmış pantolonlarımızla ne kadar İslâm’ı ve müslümanı hatırlatıyoruz? Aynı şekilde siz müslüman kız kardeşlerimiz rengârenk, son moda türban ve pardesülerinizle, dikkati çeken ve erkekleri cezbeden giyim tarzınızla ne kadar iffetli ve saygın bir imaj uyandırıyorsunuz? Uçurumdan aşağı düşmesek de kenarında da dolaşmayalım. Kâfirleri en çok kızdıran şey bizim örtümüzdür, sakalımızdır. Müslüman (teslim olan) sıfatımızı, müstelim (teslim alan) sıfatı haline getirmeyelim. Allah’ın emirlerini hiçbir önyargı ve etkilenme olmadan alalım ve uygulayalım. Önce bir yol tutturup, bir şekle, bir uygulamaya karar verip, sonra ona İslam’dan kılıf aramayalım. Aksi halde İslam’a teslim olmuş değil, İslam’ı teslim almış oluruz. O halde, gelin dışımızı da içimiz gibi yaparak tam bir teslimiyet ile pazarlıksız Allah’a teslim olalım. 

 

Allah’ın emirlerini hakkı ile yerine getirmezken “çevrem, çevrem” diyoruz. Onlar günahlarıyla bize bir çevre yaptılar da, biz sevaplarımızla onlara bir çevre yapamadık. Zor zamanlarda, sünnetin unutulduğu zamanlarda Peygamber Efendimizin bir sünnetini canlandırana Allah (c.c.) tarafından çok büyük mükâfatlar verildiğini unutma. Bu hususta peygamber efendimiz (s.a.s.) bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır:

“Yâ Eba Salebe! İyiliği emret! Kötülükten nehyet! İtaat edilen bir cimriliği, arkasından gidilen bir hevayı, seçilen bir dünyayı ve her fikir sahibinin reyine güvendiğini gördüğün zaman, o zaman sadece nefsini kurtar. Halk tabakasının durumunu oluruna bırak! Muhakkak sizin arkanızdan kapkaranlık gecenin parçaları gibi fitneler vardır. O fitneler içerisinde sizin üzerinde bulunduğunuz inancın benzerine sımsıkı yapışan bir kimse için sizden elli kişinin ecri kadar ecir vardır. Denildi ki; Ey Allah’ın Rasulu (s.a.s.) belki onlardan elli kişinin sevabı kadar sevap vardır değil mi? Rasulullah (s.a.s.); Hayır belki sizden elli kişinin sevabı kadar sevap vardır (diye ısrar ederek devam etti) çünkü onlar hayrı işlemek hususunda bir yardımcı bulamazlar”3

İşte içinde yaşadığımız ortam. Fitneler almış başını gitmiş. En büyük fitne İslam’ı koruyan bir İslam devleti yok, herkes din adına ortaya bir şey koyuyor. Dini koruması gereken âlim sıfatlı kişilerin kendileri fitne olmuş; gerçek âlimler ise bu duruma yeteri kadar müdahale etme gücünden yoksun. Televizyonlar belamlara teslim. İslam’a hizmet eden birçok kurum devlet eli ile yozlaştırıldı. İşte bu hengâmede gerçek İslam’ı ortaya koyanlar, zalimlerden, fasıklardan, münafıklardan etkilenmeden inancını, tesettürünü, nebevi mücadele metodunu ortaya koyanlar için sahabenin kazandığından daha fazla sevap vardır, her ne kadar biz sahabenin faziletine ulaşamasak da. O halde gelin zora talip olalım. Allah’ın emirlerini eğip bükmeden, sulandırmadan, bulandırmadan yaşayalım ve sergileyelim. Bu işe de önce kalbimizden, sonra kalbimizin yansıması dış halimizden, tesettürümüzden başlayalım. Selam, tağutu her hususta reddeden kardeşlerimin üzerine olsun. Selam, tesettürü kapkara, gönlü bembeyaz olan mücahide bacılarımın üzerine olsun. Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun.

 

Dipnot

1-     İbni Ebi Dünya, zayıf bir senetle

2-     Şamil İslam ansiklopedisi, Hasan-ı Basri mad.

3-     Ebu Davud, Tirmizi ve İbn Mace.

Yazar:
İbrahim Dönertaş
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul