18 Ocak 2018 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / NİMETİ, KÜLFETE ÇEVİREN ÖZELLİK: SABIR

NİMETİ, KÜLFETE ÇEVİREN ÖZELLİK: SABIR

İstatistik araştırma yapan kurumlardan birinin elde ettiği sonuçlara göre Türkiye’de bulunan insanların %60’ı ruh hastasıdır. Günümüz insanları bunalımlar ve buhranlar içinde koşturmaca bir hayat düzeni ile günlerini heder etmektedir.  Varlık dünyasının yokluğu olan huzur, mutluluk ve güven maalesef günümüz insanı tarafından kaybedilmiş, bulunması da çok zor bir hâle getirilmiştir. Bu durumun ana sebebi de hiç şüphesiz insanların yaratıcılarının emirlerinden, terbiyesinden çıkarak nefislerinin ve şeytanın tahakkümü altına girmeleridir. Şeytan’da onları bunalımlara, psikolojik sorunlara mutsuzluğun ve umutsuzluğun derin çukurlarına sürüklemektedir. Bu hususta Allah (c.c.) şöyle buyurmakta:

 

“ Allah mü’minlerin velisidir(dostudur, idare edenidir) onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır, inkâr edenlerin velisi de tağut’tur(Allah’ın emirlerine mukabil hüküm koyan her şey) O’da onları aydınlıktan karanlıklara götürür “1

 

Bu ayette Allah(c.c.)bizlere egemen tağutların insanları tatminsizliğin, huzursuzluğun, toplum ve aile sorunlarının merkezine, karanlıklarına çektiğini, biz aciz ve muhtaç kullarına bir uyarı mesajı olarak göndermiştir. 

         

Bu sıkıntılar sadece kâfirlere mahsus bir durum değil müslümanlar içinde bir vakıa’dır. Çünkü özellikle günümüz müslümanları gerek yapmış oldukları İslami faaliyetler ve tebliğ çalışmaları sonucu gerekse cahili toplumun olumsuz taraflarından etkilenmelerinden kendilerini soyutlayamamalarından dolayı ruhen olumsuz ve zor şartlar altında kalıyorlar, üzülüyorlar, sıkılıyorlar. Bu, gayet normal bir durum… Ruh taşıyan, duyguları olan her bir canlı toplum şartlarına, tepkilerine kayıtsız kalamaz ve etkilenir. Allah Rasulu (s.a.s.) bile Kevser sûresinin tefsirinde anlatıldığı üzere erkek çocuklarının ölümünden sonra Mekkeli müşriklerin “Ebter”(soyu kesik) şeklindeki sözlü sataşmalarından etkilenmiş ve Allah(c.c.) tarafından Kevser sûresi ile teselli edilmiş ve bir sonraki sure olan Kafirun suresindeki kâfirlerle olan mücadelesi, için motive edilmiştir. Bir yerde salih amel ve İslami aktivite varsa, orada sıkıntı ve eziyet vardır. Çünkü sömürücü kâfirler İslam’ın adaletinin gelmesini çıkarları açısından hoş görmezler ve müslümanlara zulmederler, işte o zaman da gündeme “sabır” girer. Eğer Allah’ın dosdoğru yolunda yarı yolda kalmak istemiyorsak ve bu durumların maddi ve manevi ezici baskısından kurtulmak istiyorsak Allah (c.c.) tarafından bizler için hazırlanmış olan şu reçeteyi çok iyi tahlil edelim ve hayatımıza tatbik edelim:

 

"Sabır ve namazla yardım dileyin. Bu, şüphesiz, huşû duyanların dışındakiler için ağır (bir yük)dır.”1

        

Birçok duygularla donatılmış, başlı başına bir mucize olan insanda “sabır” denilen duygu kişinin herhangi bir zorluk durumunda acele etmeyerek o olaya iç dünyasındaki bütün zorluğuna rağmen mukavemet göstermesi, duygularını ve fiillerini frenlemesidir. Bu yaratılmışların sabrıdır. Yaratanın sıfatlarından biri de “Es-Sabûr” (sabreden)dir. Fakat O’nun sabrı yaratılmışların sabrına benzemez. Her şeyden önce O kullarının yapmış olduğu hatalara sabrederken zorluk çekmez, acı ve üzüntü duymaz. Ayrıca bir diğer farkı da insanlar sabrettikleri olay karşısında bazen mecburiyet hissederler. Çünkü o olaya karşılık verecek güç ve kudretleri yoktur, ama Allah(c.c.) böyle değildir. O her zaman suçluların cezasını o anda vermeye kadirdir, ama buna rağmen sabreder ve cezayı erteler. Bir başka fark İnsanlar sabretmeyerek karşılarındaki kişiye yapmış oldukları fiillerin sonucundan korkar,  sabırsızlıklarının kendilerine pahalıya mal olmasından korkar ve bu durum onları sabretmeye zorlar. Allah ise böyle değildir. O, hiçbir işin sonucundan korkmadığı halde sabreder.2 İşte bu özelliklerde bir sabıra sahip olan Allah(c.c.) kendisine çocuk isnad edecek derecede âdice bir iftirayı yapanlara karşı bile sabırla muamele etmekte, onların ihtiyaçlarını karşılamakta, bırakın onları o anda perçemlerinden yakalayıp ibreti âlem için en zor biçimde cezalandırmayı, bilakis birde onlara kendi mülkü olan dünya üzerinde yaşatmakta, ikram etmekte ve nimetlerinden vermeye  devam etmektedir. Üstelik hiç kimseden korkusu olmadığı halde ve o anda cezanın en şiddetlisini verebilecek gücü olduğu halde sabretmektedir.

 

Sahih bir Hadis-i Şerifte Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurmakta:

 

“İşittiği ezaya Allah’tan daha sabırlı hiçbir kimse yoktur. Çünkü O’na çocuk isnad ederler. Sonra yine O, bu kimselere afiyet veriyor ve rızık veriyor”3

 

Bizler ise aciz ve zavallı, muhtaç kullar olarak yaratmadığımız halde, üzerinde hiçbir hakkımız olmayan insanların çok basit hatalarına bile sabredemiyorsak sağlam bir tefekkürle tekrar tekrar düşünmeliyiz.

          

Ayrıca insanda en değerli varlık olan ve içinde iman nurunu barındıran akıl, insanı donatan diğer hislerle perdelenirse hak ile batılı seçmekten aciz kalır ve sahibini cehenneme götürür. Akıl vücudun imamı olmaktan çıkıp yerini başka duygulara bırakırsa o duygular insanı istediği yere götürür. Mesela öfke hususunda İmamı Gazali: “Öfke bir bineğe benzer dizginler senin elinde olursa sen onu götürürsün, ama senin elinde olmazsa o seni götürür” diyerek, öfkesini kontrol edemeyerek anlık sinirlerle hareket edenlerin öfkelerinin esiri olduğunu beyan etmektedir. “Öfke ile kalkan zarar ile oturur” atasözü sabretmeyerek kontrolsüzce hareket edenlerin sonunda zarara uğrayacağı ana fikri ile söylenmiştir. Ayrıca “Aşkın gözü kördür” diyenler âşık olan insanların kalp gözlerinin kör olduğunu ve aşırı aşk duygusu ile doğruyu, gerçeği göremediklerini bildirmekteler.

 

Hz. Ömer Allah Rasulu (s.a.s.)’in ölümüne şiddetli üzüldüğünden dolayı o duygu ile kılıcını çekerek sokakta  -kim Muhammed öldü derse O’nun kellesini keserim- diyecek derecede ölçüsüzce hareket etmiş ve Hz. Ebubekir tarafından uyarılmıştır. Kıskançlık duygusu şeytanı Âdem (a.s.)’e secde emrinden alıkoymuş, Kabil’in Habil’i öldürmesine sebep olmuş, yahudileri kendi soylarından gelmediği için peygamberi inkâra götürmüştür. Mekkeli kadınların Ebu Talib atalarının dininden döndü sözündeki eleştirilme ve kınanma duygusu Ebu Talib’i imandan alıkoymuştur. Duygular, bu kadar etkilidir. İnsanı ebedi olan cennetten alıp, ebedi olan cehenneme götürecek kadar etkendir. İnsanların bayraklaştırdığı ve sembolleştirdiği bütün duygular ve fikirler de böyledir. Kavmiyetçilik, gurur, kibir, riya, beğenilme arzusu, aşırı titizlik, aşırı merhamet, çağdaşlık, ilericilik vs. bütün bunlar Allah’ın sınırları içinde değerlendirilmez ve ölçü dışına taşarsa işte o zaman “ fî sebilillah”(Allah’ın yolunun içinde) olmaktan çıkar, yolun dışına bozuk alanlara ve uçurumlara götürür de haberimiz olmaz. İşte bütün bu duygulara karşı sabretmeli, ilk anda içimizden gelen o duygulara dur demeliyiz; çünkü sabır ilk anda verilen tepkidir.

 

Sabır bazen kızılması veya dövülmesi gereken birine sabırdır, bazen âşık olunmaması gereken bir kadının aşkını kalbimizde gizleme şeklinde kendini gösteren sabır. Bazen çok üzüldüğümüz bir durumdan oluşan duygu patlamasına sabır, bazen de aşırı sevinçten gelen dengesizce bir harekete sabırdır. Sabır,  bazen gurur ve kibirden gelen kendini beğenmişliğin tepesine binerek, onu bastırarak sabır, bazen de insanlar beni beğensin diyerek riyakârca davranmamaktır. Sabır,  bazen de yetiştirilme tarzı veya başka sebepten dolayı erkek olduğu halde veya kadın olduğu halde hemcinslerine karşı cinsel yönden ilgi duyma eğilimini yok etmek için gayret etmektir. Bu listeye bizi Allah’ın yolundan alıkoyan, Allah’ın çizdiği sınırları zorlayan bütün her şeyi katabiliriz. Namaz kılmak ve oruç tutmak gibi ibadetlerden gelen meşakkate ve zorluğa da sabretmek sabır kapsamı içindedir. Fakat bilinmesi gereken en önemli nokta şudur; İnsana ilk etapta zor gelen ve sıkıntı oluşturan musibetler, sıkıntılar ve zorluklar huşu duyanlara ağır gelmez. Bu durum yani;  “Sabır ve namazla Allah’tan yardım isteyin, bu huşu duyanların dışındakilere ağır gelir”4 ayeti bu durumu ifade eder. Allah’tan korkanlara her türlü zorluk, sıkıntı ve ayrıca namaz, oruç vb. İbadetler asla ağır gelmez, kolay gelir ve hatta belli bir zaman sonra zevk hâline bile dönüşebilir. Ama bu nasıl olur? Önce bunu anlamak için Allah(c.c.) ayette” hûşû”(Korku) duyanlara bu ağır gelmez diyor o halde huşu nedir? Bunu çok iyi anlamamız gerekiyor ki huşu ehlinden olalım.

        

Huşu; kelime manası ile korkmak demektir. Fahruddin’i Râzi,  Enfal suresi ikinci ayeti tefsir ederken  Allah’tan korkuyu ikiye ayırmıştır:

 

1- Allah’ın İkab’ından yani vereceği cezadan, cehenneminden korkmak, bu çeşit korku daha çok günahkârların korkusudur.

 

2- Allah’ın azametinden, celalinden korkmak. Bu korku ise ilim ehlinin, kendisinde ilmi yâkin hasıl olan ve Allah’ı hakkı ile bilen, tanıyan kimsenin duyduğu korkudur. Ayeti kerimede “ Allah’tan hakkı ile ancak âlimler korkar buyrulmuştur” 5  

 

Allah’ın sıfatlarını bilen,  hükümranlığını idrak eden ve O’nun hayranlık uyandıran, saygı duyulan özelliklerini azıcıkta olsa tadan bir insan O’nun bu uçsuz bucaksız hâkimiyeti karşısında korkmaması, ürpermemesi mümkündür.  “Zatının celaline ve hâkimiyetinin azametine layık biçimde seni hamd ederim “ şeklinde bizlere peygamberimiz tarafından tavsiye edilen ve meleklerin sevabını yazmakta aciz kaldıkları bu sözde kendini gösteren “korku” işte bu çeşit korkudur.  Allah’ın sıfatlarında ve yarattıklarında kendini gösteren muhteşem büyüklük, azamet, celal ve mükemmelliğin getirdiği, insanı iliklerine kadar etkileyen ihtişam korkusu.

           

Allah’ın cezasından korkan veya azametini idrak eden kimseye sıkıntılar ve ibadetler ağır gelmez çünkü o kimse başına nasıl bir bela gelirse gelsin Allah’tan geldiğini bilir, Allah’ın onun derecesini arttırmak için o sıkıntıyı verdiğini düşünerek sabreder, hamdeder ve bu sabır karşılığında İbrahim (a.s.) gibi insanlara önder olacak derecede derecesi ve kıymeti artar.

 

Bu durum şu ayette kendini gösterir:

 

“Hani Rabbi, İbrahim'i birtakım kelimelerle sınamıştı. O da (istenenleri) tam olarak yerine getirmişti. (O zaman Allah İbrahim'e): "Seni şüphesiz insanlara imam kılacağım" dedi.”6

 

Bu ayetin tefsirinde İbrahim (a.s.)’ın ateşe atılmak, (çok sevdiği halde) çocuğunu kurban etmek, hicret etmek gibi zorluklarla imtihan edildiği halde o bu imtihanları hakkı ile vererek sabrı karşısında insanlara imam ve önder olduğunu görüyoruz. Diğer peygamberlerde insanlara imam ve önderdir, ama İbrahim (a.s.)’ın imamlığı özeldir.

       

Ya da Allah insana musibeti yapmış olduğu bir günahın karşılığı olarak verir ki o günahta onun o suçunu daha dünyada iken temizler. Dünyada başımıza gelen sıkıntılar günahlarımıza kefaret olur. İşte insan bu durumu bilince suçunun cezasını dünyada ödemek ona çok zor gelmez. Çünkü ahiretteki en küçük azap bile dünyadaki en büyük musibetten daha hafif olduğu için başına gelen musibetin bir günahının bedeli olduğu idraki kişiyi o musibete karşı daha hazırlıklı ve dirençli hâle getirir. “Ölümü gören sıtmaya razı olur”. Cehennemin dehşetini görene de dünyadaki sıkıntılar zor gelmez.

         

Ya da Allah’ın sıfatlarını tanıyan, Allah’ı bilen insan O’nun insana haksız muamelede bulunmayacağını, adaletli olacağını, çok merhametli olduğunu bildiği için çocuğu da ölse, malları da yansa, yok olsa da, sakat da kalsa, bağları, bahçeleri afete maruz kalsa da söyleyeceği kelime şudur, “ İnna lillahi ve inna ileyhi râciun (hepimiz Allah’tan geldik, yine o’na dönücüleriz)”7 Bu kişi “ elhamdulillah” diyecek ve Allah’tan yine sevgi ve övgü ile razı olarak O’na istircada ve övgüde bulunacaktır.

           

Ayrıca başa gelen musibetlerin birçok faydaları vardır. İnsan musibet sayesinde elindeki nimetin kıymetini daha iyi anlar. Dişi ağrıyan kimse, dişinin ağrımadığı zamanların kıymetini, yokluk gören kimse varlığın ve zenginliğin kıymetini, açlık yaşayan kimse elindeki yiyeceklerin ne büyük bir nimet olduğunu çok iyi anlar. Ayrıca musibetler insanı Allah’a döndürür. (Nahl,16/53) Onu dünyanın büyülü ortamından uyandırarak Allah’ı ve ahireti hatırlatır. Depremler görmüş kimseler, en yakınları ölen veya şiddetli hastalıktan kurtulan kimseler hemen Allah’a yönelirler, ibadetlerini arttırırlar. Dünyanın boş olduğunu ve geçici olduğunu idrak ederler.

         

Musibetin bir diğer faydası da insan gerçek dostunu daha iyi tanır. Hakiki dost insanı yoklukta, en zor zamanında destekleyen ve onun yanında olandır. Varlıklı, güçlü, sıhhatli olduğun zamanda yanında bulunan dost diye tanıdığın kimseler çıkarcı ve senden faydalanmak isteyen kimseler olabilir. Zorluk ve yokluk anında yanında olan ve hatta sana yardım edenler senin gerçek dostundur.

         

Bize düşen hangi şart ve ortamda olursak olalım, başımıza ne kadar zor imtihanlar gelirse gelsin tevekkül etmektir. Gerçek amacımızı, yani ahiretimizi kazanma gayretimizi ön plana çıkarmalıyız. 

 

Said-i Nursi’nin şu tesbiti ne kadar güzeldir:

 

 “Gerçek imanı kavrayan kimse zindanda da olsa bahtiyardır. Allah’a itaat etmeyen, asi gelen kimse ise sarayda da olsa bedbahtır”

           

İşte bütün bunların bilincinde olan bir müslüman, İslam’ın hâkim olmadığı, insanların buhranlar, psikolojik sorunlar içinde olduğu, mutsuz ve umutsuz olduğu bir toplum içinde de olsa başına gelen belaların ve sıkıntıların nereden ve niye geldiğinin idraki içindedir. O huşu sahibidir. Sadece Allah’tan korkar, gerçek hedefi ahirettir. Dünya onun gözünde kokmuş bir leş, zalimler ise kokuşmuş birer zavallı mahlûktur. Onlara Bakara suresi 109. ayette emredildiği üzere acır, affeder, tebliğine ve mücadelesine devam ederek İslami yolundan taviz vermeden onları karanlıklarıyla başbaşa bırakır: “Siz doğru yolda olduktan sonra sapıtanların sapıtması size zarar vermez.”8 buyrulmuştur.

         

Mü’minler olaylara bakarken iman gözlüğü ile bakar. İman gözlüğünü takan kimse de kafirlerin  ve fasıkların bakışından farklı bakar. “Ölüm” kelimesi anıldığında  - Aman! Ölümden bahsetme, içimiz kararıyor, diyen zavallılara karşı müslüman ölümü bir nimet olarak görür ve “ Hayat ölüme giden bir yol değil, ölüm hayata giden bir yoldur”9diyerek hayat, ölüm ve musibetler karşısındaki mükemmel bakış açısını ortaya koyar, koymalıdır da.

      

Dipnot

1-      Bakara,2/45

2-       Esmâu’l Hûsna (Kurtubi,İbnKesir,Beyhaki) Polen Yay.Sh.219

3-       Buhari Edeb 71,Tevhid3,MüsliMunafikun49, Ahmed b. Hanbel 4/395,401,405

4-      Bakara,2/45

5-       Fatır,35/28

6-       Bakara,2/124

7-       Bakara,2/156

8-       Maide,5/105

9-       Hasan Karakaya, Nebevi Hayat Dergisi, sayı 2/ shf, 5

Yazar:
İbrahim Dönertaş
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul