18 Kasım 2017 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / KALDIRIMLAR



Şehirde yaşamak özen ister desem; şehirlilik ayakları, ne iş diyenler, çıkabilir. Ama bir gerçek var ki şehirde yaşamak daha bir özen ister, daha bir anlayış ve kavrayış gerektirir.

Çocuklarımla evden çıktım. Bin bir zahmet arabamı park edecek bir yer buldum diye gerçekten sevindim. Araba park edeceğiniz yeri de seçerken kimseye zarar vermemek gerektiği gerçeğini unutmamak önemlidir. Ahalinin gelip geçtiği yere park edip insanların haklarına tecavüz etmenizi kimse normal göremez, görmemelidir.

Nice kaldırımların park olarak kullanıldığını defalarca gözlerinizle görmüşsünüzdür. Kişi hakkı/kul hakkı derdi olmayanların park yeri derdi olmayabilir elbette.

Kötü örnekler örnek olmamalıdır. Ama akşama kadar defalarca tekrarıyla yaşananları gören duyarlı insanlarında duyarlılıklarında zafiyet olması kaçınılmazdır.

Örneklemeler:

Bir:

Dedim ya arabamı park ettim caddeye adımımı attım, yollar tıklım tıklım araç. Adım atmak kazaya davetiye çıkarmaktır alimallah. Onun için yayalara ayrılmış kaldırımlardan yürüyoruz. O da ne? Kaldırım işgal edilmiş. Hem de öyle böyle değil, tuzak gibi bir işgal. Manav, dışarı çıkardığı sebze kasalarının güneşten korumak için çul çuval ne bulduysa çatıdan tutturduğu ipi kaldırıma bir çiviyle çakmış. Bir yaşlı, gözü az gören biri ipe takılıp betonun üzerine yuvarlanması hiç uzak ihtimal değil. Kaldı ki ben bile az kalsın ipe takılıyordum çocuklarım uyarmasaydı. Neyse ki uyardılar da kendimi son anda düşmekten kurtardım. Manava dönüp baktım, adam umursamaz bir tavırla, ne var ne oldu der, gibi baktı. Dayanamadım.

— Kaldırım yayalar için, bu ipi buraya nasıl bağlarsın, dedim.

Adam bana vızır vızır araba kaynayan yolu gösterdi.

— Yoldan git, dedi.

Şaşırdım. Bu kadar pişkinliğe ancak pes doğrusu denir.

— Yaşlılar geçiyor, çoluk çocuk geçiyor bu yaptığın eziyet değil mi, dedim.

Adam bana celallendi:

— Git be adam, dedi. Senin İşin gücün yok mu, diye de kendince aşağıladı.

Israrcı olsaydım belki de darp edilecektim. Çocuklarım ve eşimin yanımda rezil olmaktansa yürümek iyidir, diyerek yürüdüm geçtim. (Bu olay Mevlana müzesinin hemen yakınlarında kalabalık bir yerde yaşandı.)

Tam İl Halk Kütüphanesinin karşısındayız. Karşıya geçeceğiz. Trafiğin azalmasını, seyrelmesini bekliyorum. Bir fırsatını bulsak hızlıca karşıya geçeceğiz, teyakkuzdayız anlayacağınız. Bir adam yanımıza sokuldu. Kolumdan tuttu. Fötr şapkalı, sanırsınız İspanyol. Hani benziyor da. Bir çırpıda birkaç cümle sıraladı. Eliyle işaret etti. Kebap, dedi en iyisi, dedi. Haydi dedi. Dedi dedi…

— Beni neden rahatsız ediyorsunuz, dedim. Ben senin demenle mi gideceğim. Kaldırımda da rahat vermiyorsunuz adama, diye söylendim.

Adam beni hiçe saydı ya da ben orada yokmuşum gibi davrandı. Bir başka adamın kolundan yakaladı. Aynı şeyleri söylemeye devam etti gitti…

Ben “La havle” çekmeye devam ettim… 

Yazar:
Duran Çetin
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul