18 Ocak 2018 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / PAZAR ALIŞ VERİŞİ

PAZAR ALIŞ VERİŞİ

Havalar soğuduğu için insanların ağızlarından dumanlar çıkıyordu. Güzün sonuydu. Kışın habercisi soğuklar hafif esintiyle insanların yüzüne çarpıyordu. Hüzün vardı her yerde sanki.        

Üşümemek için oyalanmadan pazar alış verişini tamamlamak istedi. Pazara daldı. Pazarcıların boğazları yırtılırcasına çığlıkları arasında tezgâhları dolaştı. Yanaştığı tezgâhlardaki satıcıların hepsi kendi malının çok iyi olduğunu anlatıyordu.   

 

Pazarda, esmerleşmiş yüzleriyle dikkat çeken insanlar vardı. Çocuklar o tezgâh senin bu tezgâh benim döküntüleri topluyordu. “Geçim dünyası” diye aklından geçti.

 

Bu insanlar ilkbaharın sonuyla çoluk çocuk kendi memleketlerinden ayrılıyor, kışlık ihtiyaçlarını karşılamak, yiyecek temini için güzün sonuna kadar bu ilçeye gelip kalıyorlardı. Çadırlarını kuruyorlar ve orada yaşıyorlardı. Beş altı ay hayatları bu çadırlardı. Yağmurda, çamurda, karda, kışta…

 

Güneşin kavurduğu esmerleşmiş teniyle bir çocuk dikkat çekiyordu. Ayağında çorapları bile yoktu. Yırtık bir terlikle dolaşıyordu. Küçük yüzünün ortasındaki parlayan gözler, yerde bir şeyler arıyordu. Öyle de masum bakışı vardı ki, insanın yüreğine indiriyordu.

 

Kendi çocukları aklına geldi. Hemen hemen aynı yaştaydılar belki. Çocuklarına aldığı meyveden bir kilo daha tarttırdı. Çocuğa seslendi. Konuşmak istedi ama başarılı olamadı. Çocuk çekindi ve konuşmadı. Sadece masum bakışlarıyla bakakaldı. Eline tutuşturdu aldığı meyve poşetini. Çocuk sevinç çığlığı atmadı belki ama çok sevindiğini anlamamak mümkün değildi.

 

Aldıklarını bir kenara bıraktı. Tekrar pazara daldı. Birkaç parça daha alıp evin yolunu tutacaktı. Tekrar döndüğünde bıraktığı poşetlerin yerinde yeller esiyordu. Hiç beklemediği bu durum karşısında şaşırdı. Hiçbir şey düşünemedi. Kızmalı mıydı yoksa? Kızmaya hakkı var mıydı? Aldıklarını oraya korumasızca bırakmasaydı; belki de çalınmayacaktı.

 

Kısa bir duraksamanın ardından ilk şaşkınlığını üzerinden attı. “Belki ihtiyaç sahibidir.” diyerek sakinleşti.

 

 

İlçede dışardan gelenlerle birlikte hırsızlık olaylarının arttığı kulaktan kulağa söyleniyordu. Hiç kimseyi suçlamak istemedi. Gözleri etrafında şüpheli aradı bir müddet. Az önce meyve verdiği yalın ayak sümükleri dudakların üzerine yayılmış çocuk geldi aklına.

 

“Bu hafta da böyle olsun, her şeyde bir hayır vardır.” diyerek alacaklarını tamamladı. Farklı duygularla pazardan ayrılırken arkadaşıyla karşılaştı. Olanları anlattığında arkadaşının uzun süre gülmesine bir anlam veremedi.

 

Niye güldüğünü sordu.

 

“Aldıklarını rasgele korumasız bir şekilde koyarsan olacağı bu. Eşeğini sağlam kazığa bağlayıp sonra Allah’a tevekkül etmek gerektiğini de bilirsin sen. Bu senin için bir uyarı olsun.” diyerek cevapladı.

 

“Çok rahatım, hiç canım sıkılmadı. Aksine daha da rahatladığımı bile hissettim.”

 

“Olabilir ama hırsızlık her zaman kötüdür. Hırsızlığı hoş karşılamak doğru mu?”

 

“Elbette hırsızlığı hoş görmek mümkün değil.”

 

Arkadaşı konuşmasını ayaküstü şöyle sürdürdü:

 

“Peygamberimizin bu konudaki hadisleri var. Onlardan birisi şöyle:

 

“…Hırsız da çaldığı sırada mü'min olarak hırsızlık yapmaz, içkici, içki içtiği sırada mü'min olduğu halde içki içmez; insanların, onun yüzünden, gözlerini kendine kaldıracakları kadar nazarlarında kıymetli olan bir şeyi mü'min olarak yağmalamaz.”

 

“Bir söz söyledik nerelere geldik?”

 

“Ama doğrusu bu değil mi?”

 

“Elbette”, diyerek teşekkür etti ve pazardan ayrıldı. 

Yazar:
Duran Çetin
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul