18 Kasım 2017 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / AH O İMZA

AH O İMZA

Yüzündeki hüzün bulutları yoğunlaştı; etrafına baktı yardım istercesine. Burnundan soluyordu. Gözlerinin altı sarkmış, kızarmıştı. Huzursuzluğu davranışlarına da yansıdı.

 

— Sigaraya başladım, dedi sessizce.

 

Ellerini ovuşturdu, ayak ayaküstüne attı. Gözleri anlamsızca gitti geldi defalarca; binaların çatılarına, taraçalara, yol üzerindeki her şeye…

 

Tekrar ayaklarını indirdi, sandalyede yatıyormuşçasına ayaklarını uzattı. Elindeki sigarayı yere attı. Ellerini ensesine bağladı. Umutsuzluk içinde kıvranan birinin davranışları, birbirini takip etti:

 

— Ben bittim, dedi yanında oturan arkadaşına.

 

Arkadaşı gördüklerine bir anlam veremedi. Onu hiç böyle görmemişti. Birlikte oldukları zamanlar çoktu. Gerçi birkaç şey duymuştu olanlarla ilgili. Yanlış olacağını düşündüğü için biraz da korktuğu için soramamıştı. Gönlünü incitmekten çekinmişti. Sandalyesini biraz daha yanaştırdı. Gizli konuşuyormuş gibi bir hali vardı:

— Barbaros! dedi.

 

Barbaros daldığı Ummanlardan geri geldiğini belli edercesine arkadaşına döndü:

— Buyur Seyit, dedi.

 

Seyit, çekingen bir tavırla tedirginlik içinde devam etti:

 

— Seni hiç böyle görmemiştim. Ne oldu sana? Bir derdin mi var?

 

Barbaros, anlatsa da bir şeyin değişmeyeceğinin farkındaymış gibi:

 

— Boş ver! diyerek başını çevirdi. Gözleri yine daldı gitti.

 

Seyit, ısrarla sorusunun cevabını istedi:

 

— Derdini anlatmayan derman bulamazmış, derler. Yapabileceğimiz bir şey varsa; yapalım. Belki elimizden bir şey gelir.

 

Barbaros, tünelden çıkamayacağını bilen biri gibi, anlamsızca arkadaşına baktı:

— Ben bittim dedim ya! Bittim işte, bittim.

 

Bıkkınlığın, bezginliğin üç günde kendisini ne hale getirdiğinin farkındaydı:

 

— Bak! dedi. Bak şu halime! Üç günde ne hâle geldiğimi gör.

 

Seyit yardım etmeyi arzulayan şefkatli gözlerle süzdü Barbaros’u.

 

Çökmüştü: dudakları uçuklamış, yüzü gerginleşmişti.

 

Barbaros biraz kendini düzelterek, anlatmaya başladı.

 

—Benim ortağı bilirsin; Kemal. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. Onun için nelere katlandım. Çok yardımcı oldum; her işine koştum. Çok güvenmiştim. Yıllardır birlikte iş yaparız. O da bana aynı şekilde olmasa da yakın oldu hep. Yıllarca… Geçen aydı zannedersem; yaptırdığı eve aldığı malzemelerin parasını ödeyemeyince bana geldi. Yalvarışına dayanamadım, bastım imzayı. Ah o imza! Ne çekiyorsam ondan çekiyorum. Zaten ne gelirse iyilikten gelir. Kimseye iyilik yapmayacaksın…

 

Seyit, Barbaros’un sözünü kesti:

 

—Dur hele! dedi. Öyle şey mi olur. “Bu dünyada ihtiyaç sahibinin sıkıntısını giderenin, Allah’da Ahirette onun sıkıntılarından birini gidereceğini” Peygamberimiz söylüyor, bunu biliyorsun. Kimse kimseye güvenmezse durumumuz ne olur? Sabırlı ol bakalım…

 

Barbaros, arkadaşının konuşmasını kesti. Yine söylediklerini tekrar etti:

 

—Bu benim kulağıma küpe olsun. Babana bile güvenmeyeceksin kardeşim. Ben kendi sıkıntılarımı zor aşıyorum. Bir de bu çıktı karşıma. Geçen gün icra memurları geldi evime. Her şeyimi haczedeceklerini söylediler. Başımdan aşağı kaynarlar sular döküldü sanki. Çocuklarımın korku dolu bakışları gözümün önünden gitmiyor hiç. Kimin için, ne için? Beni hiç düşünmeyen birisi için. Adamın umurunda değil. Şimdi nerede kim bilir?

 

Kendisini anladığını ifade eden içtenliğiyle söze karışan Seyit:

 

— Olur böyle, insanın başına her şey gelir. Sağlık olsun, sabırlı olman gerekiyor; Allah sabredenlerle beraberdir, dedi.

 

Barbaros, Seyit’in anlattıklarını duymuyordu bile. Yine takılmış plak gibi aynı şeyleri tekrar edip duruyordu:

 

—Hele dünkü telefonu yok mu? Çıldıracağım arkadaş; kafayı yiyeceğim vallahi. Telefonu açtı: “Başını çaresine bak! Ben şu anda yurt dışına kaçıyorum. Borcu sen ödersin artık.” diyerek kapattı. Olduğum yerde sanki dondum kaldım; uzun bir süre yerimden kıpırdayamadım. Hanımın uyarısıyla kendime geldim. O zamandan beri kendimde değilim. Ben imzayı kendime eziyet için atmadım. Bir dostun işi görülsün diye yaptım. Ama bundan sonra asla! Hiç ama hiç kimseye güvenmeyeceğim; kimseye iyilik mi; asla, asla…

 

Seyit, “güvenin iman için esas olduğunu, kendilerine güvenilemeyecek olanların gerçek anlamda Müslüman olamayacağını” anlattı dili döndüğünce.

 

Bir müddet sessiz kaldılar.

 

Sessizliği bozan Seyit:

 

— Şimdi ne yapmayı düşünüyorsun? dedi.

 

Barbaros dalgın gözlerle baktı:

 

—Ne yapacağı mı var? Her şey bitti işte. Ölseydim de bu günümü görmeseydim…

 

Elini Barbaros’un omzuna atan Seyit:

 

— Ne kadar lazım? dedi.

 

Bir beklentisi olmadığı konuşmasından anlaşılan Barbaros:

 

— Sekiz bin, diye cevapladı.

 

Kısa süren sessizlikten sonra Seyit, Barbaros’u yerinden hoplatan şu cevabı verdi:

— Ben, Allah’ın Ahirette sıkıntılarımdan birini gidermesini istiyorum. Sana parayı ben vereyim. Sonra ödersin; ilk önce şu sıkıntını giderelim. Ben sana güveniyorum…

 

Barbaros duyduklarına inanamadı. Birkaç saniye öylece kaldı. Çok feci bir kazada hırpalanmış gibi görünen yüzünde, utangaç bir mutluluk oluştu. Az önceki söylediklerinin pişmanlığı ile kalkıp arkadaşını kucakladı.

Yazar:
Duran Çetin
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul