20 Ocak 2018 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / DARBENİN KODLARI: İSRAİL, ABD, SUUD

DARBENİN KODLARI: İSRAİL, ABD, SUUD


 

Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, zorba bir şekilde Firavunu sisi tarafından iktidardan uzaklaştırıldı. Ordu, yönetime el koydu. İhvân mensupları sürece boyun eğmedi. İhvân mensupları tutuklanırken, 30 yıl ülkeyi diktatör bir şekilde yöneten eski Firavun Mübarek ise serbest bırakıldı. Firavunlar birbirini kolluyor.  Bu olaylarla birlikte, Mısır Ordusu müslümanlara yönelik vahşi bir şekilde katliam yaptı. Sisi’nin eli kanlı, keskin nişancıları, birçok müslümanı şehid etti. Mısır Askeri Darbesi ile ilgili Türkiyeli düşünürler, Vuslat Dergisine darbeyle ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundular. İşte o çarpıcı tespitler…

 

 

Rıdvan Kaya / Özgür Der Genel Başkanı

 

3 Temmuz’da yaşanan darbe ile birlikte Mısır yeniden büyük bir zorbalığın pençesine düştü. Mısır halkı ile birlikte tüm dünya, darbecilerin akıl almaz uygulamalarına, kirli icraatlarına ve giderek irtifa kazanan katliamlarına şahitlik etmekte.

 

Darbenin Doğal Meyvesi Zorbalık

 

Darbeye karşı çıkmayan ya da çıkamayanlar katliamlar karşısında biraz mahcup, biraz çaresiz bir şekilde üzüntü ya da kınama bildiriyorlar. Oysa bunların bir inandırıcılığı yok. Nasıl Amerikan işgaline karşı çıkmayanların Ebu Gureyb’te yaşanan caniliklere karşı çıkması anlamsızsa; Siyonist çetenin varlığına itiraz etmeyenlerin Siyonistlerin, Filistinli kardeşlerimize zulmetmesinden rahatsız olması saçmaysa; aynı şekilde darbeye karşı çıkmayan, darbeyi lanetlemeyen, darbecilere tavır almayanların da darbecilerin işledikleri cinayetleri, katliamları eleştirmesi anlamsızdır. Çünkü halkın iradesine karşı işlenmiş bir suç olan darbe zaten ancak zorbaca yöntemlerle devam eder, yani zorbalık, işkence ve katliam darbenin doğal meyvesidir!

 

Körfez Ülkeleri Cuntayı Destekliyor

 

Mısır’da cuntanın uluslararası arenada ciddi bir tepki görmediği gibi, önemli oranda destek gördüğü de ortada. Batılı ülkeler ve uluslararası kurum ve kuruluşlar ki, bunlara İslam İşbirliği Teşkilatı gibi içi boş organizasyonlar da dahildir, sessizlikleri, diplomatik tutumlarıyla darbecilere bir anlamda örtülü onay veriyorlar. Suud’un başını çektiği Körfez ülkeleri ise açıktan cuntayı finans etmekte. 

 

İslami Harekete Düşmanlık

 

Bu gelişmeler Mısır’da gerçekleşen darbenin sadece Mısır’la sınırlı olmayıp, bölgesel-küresel çapta İslami hareketi sindirmeye, bitirmeye yönelik bir yaklaşımın sonucu olduğunu düşündürtüyor. Gerçekten de gelişmeler İslami harekete düşmanlık noktasında çok geniş bir koalisyonun mevcudiyetine ve yoğun çabalarına işaret etmekte. İslami hareketleri dünya çapında imhaya yönelik koordineli adımlar atılıyor. Mısır darbesinin Hamas’a yönelik baskı ve kuşatmayı artırması bu durumun bir örneği olarak okunabilir.

 

İhvân Direnmek Zorunda

 

Mısır’da darbeye ve darbecilerin vahşi icraatlarına karşı İhvan’ın temsil ettiği İslami hareketin büyük bedeller ödeyerek ve büyük fedakarlıkla mücadele ettiğini görüyoruz. Bu İslami hareket olmanın, İslami hareket sıfatını hak etmenin doğal ve gerekli bir sonucu elbette. Ama aynı zamanda pratik bir zorunluluk. Şöyle ki, direnmek İhvan için alternatiflerden bir alternatif değil, tek seçenek. Başka türlü var olması mümkün değil. Eğer İhvan direnme tercihini seçmemiş olsaydı, darbeciler tarafından aşamalı bir şekilde küçültülüp, sıkıştırılıp bitirilme durumuyla karşı karşıya kalacağı belliydi. Malum güçlerin belli bir plan dahilinde İhvan’ı etkisizleştirip, kolunu kanadını kırarak oyun alanının dışına atma hesabı içinde oldukları görülebiliyordu. Buna karşı İhvan direnerek var olmayı, kimliğini korumayı ve bu yolla hem mücadelesini sürdürmeyi, hem de gelecek nesiller için anlamlı bir hareket hattı ortaya koymayı tercih etti.

 

Kardeşlerimizle Dayanışmamızı Artırmalıyız!

 

Bu noktada bize düşen kardeşlerimizle dayanışma içinde olmaktır. Onları haklı mücadelelerinde elimizden geldiğince desteklemek, cuntacıları ise her zeminde teşhir ve mahkum etmek, lanetlemektir. Bulunduğumuz ülkede gerçekleştirdiğimiz etkinliklerle iki kanala mesaj göndermiş oluyoruz. Hem darbecilere işledikleri suçların insanlık vicdanında kabul edilemezliğini ve bir gün yaptıklarından dolayı hesap vereceklerini haykırmış oluyoruz ki böylece darbecilere yönelik olarak uluslararası camiada birikecek bu tür tepkilerle geri adım attırmayı amaçlıyoruz. Aynı zamanda da direnen kardeşlerimize yalnız olmadıklarını, mücadelelerini ellerimizle olmasa da dillerimiz ve dualarımızla desteklediğimizi duyurarak motivasyonlarını artırmayı ve direniş bilincini yaygınlaştırmayı hedefliyoruz.

 

Abdurrahman Dilipak / Yeni Akit Gazetesi Yazarı

 

Darbenin Kodları: İsrail, ABD, Suud

 

Mısır’daki darbe İsrail, ABD ve Suudi krallığının ortak ürünüdür. İsrail, İslam, Arap ve Afrika Birliği’nin önemli bir üyesinin, İsrail’in varlık ve güvenliği açısından stratejik öneme sahip bir ülkenin İhvan’ın yönetimine geçmesini istemiyor. İsrail; Türkiye, Mısır ve Suriye’deki sürecin kendi varlık ve güvenliği için tehdit oluşturduğu düşüncesinde, onun için Batı’yı bu konuda harekete geçmeye zorluyor. Mursi gelirse darbe yapılması planı seçimlerden öncesine uzanıyor.

 

Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirliği gibi ülkeler ise, sıranın kendilerine gelmesinden korkuyorlar. Onun için hem Sisi’ye yardım ediyorlar ve hem de ABD ve Batılı ülkeleri bölgedeki dengelerin altüst olmaması için müdahaleye davet ediyorlardı.

 

Onlar bir hamlede bu işi bitireceklerini düşündüler. Direniş devam edince paniklediler ve katliama yöneldiler.

 

Demokrasi Bir Aldatmaca

 

Bu süreçte Batı’nın demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti taleplerinin bir aldatmaca olduğu görüldü. Çıkarları söz konusu olduğunda ilkelerini yedikleri görüldü. Yine bu süreçte, bunların yerli işbirlikçilerinin kimler olduğu gerçeği de ortaya çıktı. Bu süreçte ortaya çıkan bir diğer gerçek de, Gezi olaylarının, ya da Suriye’de yaşananların aynı merkezler tarafından planlandığı ve uygulamaya konulduğu gerçeği. Türkiye’deki masonik güçler, Ergenekoncular ve darbeciler arasındaki derin bağ ve zihniyet benzerliği oldu.

 

En sarsıcı gerçek ise, İran’ın ve Hizbullah’ın bu dengede Suriye rejiminin yanında yer alması oldu.

 

Mısırdaki Gelişmeler Karşısında Ne Yapabiliriz?

 

Bana kalırsa Mısır’da yaşananlar, İslam ümmeti için vahdete vesile oldu. İçimizdeki hainleri tanıdık. Batı’nın çirkin güzünü gördük.

 

Yine İslam birliği umudu canlandı. Ümmetin vahdeti gündeme geldi. Cihad ve şehadet yüreklerde hayat buldu. Tekrar Kur'an’la yüzleştik. Tarihi hatırladık, halimizi sorguladık. Gelecek için düşünmeye başladık.

 

Hali pür melalimizi gördük!

 

Herkes elindeki imkanlarla ne yapabiliyorsa, başta dua… Sonra bu gerçeği ailemize, komşularımıza, akrabalarımıza, iş arkadaşlarımıza anlatmak. Mesela vitrinlerimize Rabia selamı logosunu aşabiliriz. Dernekleri, mediayı harekete geçmeye zorlayabilir. Yardım kampanyaları düzenleyebiliriz, toplantılar yapabiliriz.

 

Bildiklerimizi yaparsak, Allah bize bilmediklerimizi öğretir. İstikametinizi doğru tutmalıyız. Çok çalışmalıyız. Direnişte sabırlı olmalıyız. Daha çok okumalıyız.

 

Yapacak çok işimiz var.

 

Ümmetin Haykıran Sesi Olacağız

 

Biz biliyoruz ki, zulm ile abad olunmaz. Biz ahir zaman peygamberinin ümmetiyiz. Biz alemlere rahmet olarak gönderilen bir peygamberin ümmetiyiz. Bu dünyada yaptıklarımızdan ve yapmamız gerekirken yapmadıklarımızdan hesaba çekileceğiz ve biz bu süreçte imtihan oluyoruz. Ve bizim bu sorumluluğumuz aslında yeryüzü ölçekli bir sorumluluktur. Biz tüm mazlum halkların gören gözü, işiten kulağı, tutan eli ve haykıran sesi olacağız.

 

 

Hamza Türkmen / Haksöz Dergisi

 

Müslümanlara Darbe Yapılmıştır

3 Temmuz 2013 Mısır Askeri Darbesi, 2013 Mayıs sonunda ve Haziran başında Türkiye’de gerçekleşen Taksim Gezi Parkı kalkışmasından farklı bir içerik taşımamaktadır. Müslüman coğrafya 20. yüzyılın başından beri Batılı güç odaklarının teşvikiyle oluşan-oluşturulan ulus devletler yapısından kurtulamamıştır. Bu yapı bizatihi kolonyalisttir. Gerek sömürgeciler, gerek sömürgecilerle işbirliği yapan küresel ve yerel vesayet sistemi Müslüman halkların fıtri özgürlük ve vahyi bilinçlenme istikametine karşıdırlar.

 

Türkiye’deki Erdoğan İktidarı niçin darbe tehditleriyle teslim alınmak isteniyorsa, Mısır tarihinde ilk defa seçimle gelmiş olan Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye ve Müslümanların inisiyatifine de o nedenle darbe yapılmıştır. Batı ve işbirlikçisi vesayet sistemleri Türkiye’nin de Mısır’ın da siyasi ve ekonomik bağımsızlaşma eğiliminden rahatsız olmuşlardır. Batı, bilinçlenen ve sömürge ahlakından ayrışma dirayeti gösteren coğrafyamızdaki tüm Müslümanları Kızılderilere, Siyahderililere baktığı gibi bakmaya başlamıştır. Batı-dışı toplumlarda Batılı değerlerle bütünleşmeyen çevre ve halkların seçimlerle elde ettikleri meşruiyetleri tanınmamaktadır. BM’nin müstekbiri olan bu bu çağda Batı’yı temsil eden ABD, AB, Rusya ve Çin tüm insan hakları, adalet ve özgürlük söylemlerine rağmen işbirlikçi Şeyhlerle, Krallarla, Diktatörlerle iş tutup, sistemden ayrışma eğilimi gösteren halkları ve yapıları ezmeye çalışmaktadırlar.

 

Katliama Kör ve Sağır Kalan Ülkeler

 

Nasıl ki bir NATO ülkesi olan Türkiye’de tüm Kemalistler, ulusalcılar, liberaller, sosyalistler, Aleviler ve eli silahlılar ilerlemeci bir mantıkla bağımsızlaşma eğilimine karşı küresel kapitalizm tarafından mobilize ediliyorsa; Mısır’da da 25 Ocak 2011 Mısır Devrim Süreci’nde inisiyatif alan İslami hareketlere ve İhvan’a karşı Batı emperyalizmi tarafından tüm Nasırcılar, ulusalcılar, liberaller, sosyalistler, Hıristiyan Kıptiler ve eli silahlılar harekete geçirilerek darbe şartları oluşturulmuştur. Nasıl ki Gezi olaylarında pireyi deve yapan iç ve dış kapitalist medya yalan haberler yaptıysa; aynı fesad araçları 3 Temmuz Darbesi’nden sonra da Mısır’daki katliama kör ve sağır kesilmişlerdir.

 

İçimizden devşirilen Garpzedelerin ve hainlerin kapitalist medya aracılığıyla Müslüman halkın bir tarafını oluşturuyorlar gibi gösterilmeleri tam bir Firavun büyücülüğüdür. Mısır’da, Suriye’de, Türkiye’de halk ikiye bölünmemiştir ve bir takım münafıkların veya gafillerin belirttiği gibi Müslüman Müslümanı katletmemektedir. Müslümanların yerel ve küresel vesayet sistemine barışçıl veya silahlı direnişi vardır. Vesayetci, darbeci, Garpzede işbirlikçilerin ise Tevhid, adalet, özgürlük istikametine yönelen Müslümanlara yönelik katliamları söz konusudur. Ve maalesef ki Hainulharemeyn’in müktedirleri de, adı İslam Cumhuriyeti olan İran’ın bugünkü yönetiminde bulunan müstekbirleri de SuudiAmerika ve İraniRusya olarak bu katliamlara karışmaktadırlar.

 

Mısır’da darbenin başı olan ABD eğitimli General F. Sisi namaz kılmaktadır ve karısı çarşaflıdır. Suriye’de ırkçı ve sosyalist zalim Esed Rejimi’ne destek veren “Hizbullah” lideri Nasrallah da namazlı ve karısı çarşaflıdır. Rabbamizin “Vay o namaz kılanların haline” hitabının çağımızdaki en önemli örnek temsilcileri de bu ikisidir. Çünkü ikisi de batıl davaları ve asabiyeleri uğrana Müslümanları katletmektedirler. SuudiAmerika Bloğu ile İraniRusya Bloğu’nun Şiilik-Sünnilik çekişmesi de Siyonist lobinin ve küresel kapitalizmin İslam’ı ve Müslümanlığı azaltma planının bir parçasıdır.

 

Mısır İslami Direnişinin Sonucu Ne Olur Diye Soruluyor?

 

Onlar öncelikle bir sömürge halkı olmaktan nasıl vazgeçileceği hususunda hepimize şahitlik yaptılar, örnek oldular ve bizim kalplerimizi kazandılar. Bizi dirilttiler.

İhvan lideri Muhammed Bedii, özgürlüklerimizi kanlarımızla, şehidlerimizle kazanacağımızı bildirdi ve “Barışçıl Direniş” stratejisini bizlere öğretti. İhvan liderliği çocuklarıyla, kendi varlıklarıyla mücadelenin, ölümün ön saflarında nasıl liderlik yapılacağını Müslümanlara ve Müslüman öncülere öğretti.

 

İhvan-ı Müslimin önderliği bu kokuşmuş çağda, eline silah almadan da mücadele etmek konusunda Rasulullah (s.a.s.) ve arkadaşlarının Mekke Dönemi Direnişi’nin nasıl örneklendirileceğini bize gösterdiler. Sümeyyeler olmadan, Yasirler olmadan, Bilal-i Habeşiler ve Habbablar olmadan Bedir’in ve Mekke’nin kazanılamayacağını bize öğrettiler.

 

Mısırlı Kardeşlerimizle Dayanışma Vakti

 

Şimdi Türkiye meydanlarında Mısırlı kardeşlerimizle dayanışma eylemleriyle bizler dirilirken, mücadeleyi ve vahyin tebliğini mücadele içinde nasıl yürüteceğimizi de öğrenmiş oluyoruz. Zafer illaki iktidar değildir. 17 yaşındaki kızı Esma’yı mücadele meydanlarında şehit veren İhvan-ı Müslimin’in Şura Üyesi Biltacı’nın dediği gibi; zafer, “İslami bir medeniyete ulaşmak için önce İslam ümmetini uyandırıp ıslah etmek ve yeniden inşa etmek”le sağlanabilir. Yoldaki İşaretler kitabında Şehit Seyyid Kutub’u idama getiren tespit de buydu. İnşaallah Mısır direnişi bize Sünnetullah doğrultusunda doğru bir tertil fıkha ve istikamet bilincini kazandırır.

Muhammed Sûresi’nde Rabbimiz “Allah’a yardım edenlere yardım” edeceğini va’d etmektedir.

 

 

 

Hüsnü Aktaş / Vahdet Vakfı Genel Başkanı

 

 

Sisi Çetesi

 

Mısır’da General Abdulfettah El Sisi ve çetesinin; son bir yıldır halkın oylarıyla seçilen Cumhurbaşkanını köşeye sıkıştırmak ve darbe şartlarını hazırlamak için, bütün imkânlarını seferber ettikleri malûmdur. Bu askeri darbe, Mısır’ı karanlık bir tünele sürüklemekle kalmamış, tarihte görülmemiş bir ihanete de vesile olmuştur. Mutaassıp bir Hıristiyan olduğu bilinen Adli Mansur’u geçici Cumhurbaşkanı ilân etmelerinin sebebi, ABD ve müttefiklerinin desteğini sağlamaktır.

 

Darbenin Hesabı Sorulacaktır

 

Başta Suudi Arabistan olmak üzere, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün gibi krallıkla yönetilen ülkelerin, Hıristiyan Cumhurbaşkanı Adli Mansur’u tebrik etmeleri, yapılan ihanetin boyutunu ortaya koymaktadır. Halkına silah çeken zorbaları destekleyen ve Selefilik iddiasında bulunan Nur Partisi’nin yöneticileri, hangi efendilere bağlı olduklarını bütün dünyaya ilân etmişlerdir. Müslüman Mısır halkının ‘kendilerine ihanet eden silahlı zorbalara ve o zorbaların efendilerine boyun eğecek kadar’ şerefsiz olmadığını söylemek mümkündür. Mutlaka bu ihanetin hesabını soracaklardır.

 

 

Yazar:
Ziya Gündüz
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul