18 Kasım 2017 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / İSLAM AİLESİNDE ADALET

İSLAM AİLESİNDE ADALET



İslam ve Diğer Kavramlar ve Düzenler

İslâm Dinini kendi bütünlüğü içinde ele almak gerekir. Yoksa onun belirli bir konu için nasıl bir nizam öngördüğü doğru bir şekilde değerlendirmeye tabi tutulamaz.

İnsan hayatının maddî ve manevî bütün yönlerini en ince teferruatına kadar bütün benliğiyle kuşatan bir nizam ve aynı zamanda varlık meselesinin bütününü açıklayan bir iman manzumesi olarak Din (İslam), bu konuda gerek temsil ettiği anlayış ve gerekse öngördüğü tedbirler itibariyle başka sistemlerle kıyas kabul etmez bir genişlik ve derinlik sahibidir.

İslam’ın Hususiyetleri

İnsan, topraktan yaratılmıştır. Ontolojik açıdan her insan diğerine denktir. Onun için renkler, ırklar, kavimler, diller ve sosyal katmanlar asla üstünlük aracı sayılamaz. Bu açıdan hiçbir dil diğerinden üstün değildir. Kimse doğuştan bir rüçhaniyet ve fevkıyet özüne sahip sayılamaz. Bu konuda Peygamber torunu ile Ebu Cehlin torunu hukuken ve ahlaken eşit konumda oldukları gibi erdem ve fazilet açısından da aynı imkânlara sahiptirler.

Dünyada her insan, bir imtihan için bulunmaktadır ve sonunda bu imtihanı kazanıp kazanmadığı anlaşılacaktır. İslam söz konusu oluğunda bir yaratıcı olarak Allah da gündeme gelecektir. Onun insanın ferdi ve içtimai hayatına müdahalesi de bir ilke olarak öne çıkacaktır. İslam için bir "ahlak" bir de "hukuk" da söz konusudur.

Düşüncesi ve dünya görüşü olmayan bir Müslüman’dan söz edilemez. Burada insan, kendisine yeryüzünde bir vazife takdir edecektir. O da Allah’a kulluktur. Müslüman için her şeye bu fezlekeden bakmak lüzumü vardır. İşte insan bunun için yeryüzünde halifedir. Bu halifelik ya Allah adına olacaktır, ya da kendi başına buyruk biçimde tezahür edecektir.

Müspet manada "halifelik", aslında ontolojik bir meseledir. Hayatın mihverinde ibadet ve itaat yer alacaktır. Kişi "ihlas", "takva" ve "ihsan" sayesinde kendi çıkar ve nefsani arzularını kontrol altına alma güç ve imkanı elde edecektir. "Ehliyet" ve "hakkaniyet" ölçülerine bağlı bir adalet sistemi geliştirecektir.

Hukuk doğal manada "Şeriat"e bağlı olacak ve ona uygun bir mecrada seyredecektir. Yine de ferdi ve içtimai tüm meseleler ve sorunlar kanunla çözülme yoluna gidilmeyecektir. Arada esnek bir katman bırakılacaktır. Burada “ihsan” devreye girecektir. Ahlak ve erdem işleyecektir. Zira kanun ve hukukun amacı insanları cezalandırmak değildir. Onları ıslah etmek ve başkasına zarar vermelerini önlemektir. Burada Allah’ın rızasını elde etme ve affetme öne çıkacaktır. Rasulullah (s.a.s.) bunun nasıl olması gerektiğini 23 yıllık Risalet misyonunu pratize ederken her alanda pek çok uygulamayla göstermiştir.

İnsanların tamamen iman ettiklerinden "kardeş" olurlar ve asıl kardeşlik de bu din kardeşliğidir. İyilik ve takva konusunda yardımlaşmak ve aynı zamanda kötülük ve günah üzerinde de yardımlaşmamak İslam’ın en esaslı prensiplerinden biridir. Allah’ın ermine gelmeye sevk etmek, bu konuda teşviklerde bulunmak Müslüman cemiyetin şiarıdır. İnsanları iyiliğe çağırmak, kötülükten sakındırma özen göstermek Dinin her gücü yetenden istediği bir vazifedir. Haksızlık, zulüm ve kötülük gibi şer odaklarına karşı mücadele, hiçbir Müslümanın kayıtsız kalamayacağı bir esaslı bir görevdir. Fertler, toplumda meydana gelen kötülüklerden sorumludur. Kimse kötülüğe karşı sessiz kalamaz. Zayıfları himaye etmek Dini bir vazifedir. Bu konuda mü'minler sıkı bir dayanışma içinde bulunmalıdır.

İktisadi hayatta, faiz, ihtikâr, kumar ve benzerleri istismar kapıları kapatılmıştır. Öte yandan karzı hasen (borç verme) teşvik edilmiştir. Devlet, muhtaç olan kişilere borç vermelidir. Sigorta, eğer varsa, bir kamu hizmeti olarak devlet tarafından işletilmelidir. Cemiyette servetin sadece belli çevrelerin ellerinde birikmesinin önlenmesi gerekir. Devlet bunun tedbirler almalı ve bu alanda kurumlar geliştirmelidir.

Sosyal gayesi öne çıkan "zekat" kurumu ile, yoksulluk durumunun ortadan kaldırılması yönünde köklü bir adım atılmıştır. "İnfak" ve "sadaka" geniş bir şekilde teşvik edilmiştir. Böylece bir tarafta sosyal dayanışma sağlanırken; diğer tarafta özellikle varlıklı kesimlerdeki mala aşırı bağımlılık duygusu kırılmıştır. Bu nedenle İslâm toplumlarında "vakıf" müesseseleri genişlik, çeşitlilik ve etkinlik kazanarak cemiyette yaygınlaşan bir kurum olmuştur.

İktisadi değerlerin makûl dengeler gözetilerek intikalini sağlayan “miras hükümleri” ve bırakılan miras üzerinde keyfiliğe varacak şekilde tasarrufu engelleyen “vasiyet nisabı”, İslam’ın toplumsal adalete hizmet eden bir başka özelliğidir.

Bundan başka çalışma hayatında emeğe büyük değer verilişi ve işçinin "alın teri kurumadan ücretinin ödenmesi" esasının kabul edilmesi İslam'ın temsil ettiği önemli prensiplerdir.

"İsraf"ın yasaklanması; fantezilere ve lükse yer vermeyen sade bir hayatın tavsiye ve telkin edilmiş olması, içki yasağı ile birlikte sefahat ve o çizgiye varan eğlencelerin kınanması sonucu ortaya çıkan içtimai-iktisadi ve kültürel tablonun, İslâm cemiyetini toplumsal adalet için diğerlerine göre hayli elverişli bir zemine kavuşturduğu özellikle kaydedilmelidir.

Bu Çerçevede Aile İçinde Adalet Nasıl Gerçekleşebilir?

Adalet, öncelikle hak ve hukukla ilgili olduğundan ailede herkesin hakkının teslim edilmesi gerekir. Bu haklarının dağılımında kız-erkek, büyük-küçük, sevilen-sevilmeyen, itaatkâr ile serkeş olan arasında keyfi bir ayırıma gidilemez. Miras ve gelir paylaşımında Şeriatın belirlediği miktar veya nispette her aile mensubu hakkını herhangi ek bir girişime gerek duyulmadan alabilmelidir.

Aile büyükleri veya reisleri "ita" konusunda da adil olmaya özen göstermelidirler. Birine pahalı, diğeri ucuz bir hediye almak adilane değildir. Gelirinden onları istifade ettirirken denge ve ihtiyaçları gözetmek gerekir. çalışan-çalışamayan, tembel ile çalışkan arasında durumlarına uygun bir taksimata gidilmelidir.

Ailede sorun olabilecek ve haksızlık diye değerlendirilebilecek olan konulardan biri de ilgidir. Hem büyük hem de küçük ailede herkes ilgisini adil biçimde düzenlemek ve ona uygun biçimde bölüştürmek durumundadır. Hiçbir aile büyüğü ilgisizlikten yakınmamalı, hiçbir küçük de birilerinin kendisine tercih edildiğini veya kendisinden daha fazla ilgi gördüğünü düşünmeye sevk edilmemelidir.

Yardım konusu da böyledir. Ailede yardımın adil biçimde paylaştırılması lazımdır. Kimse aile içinde kendisine hiç yardım edilmediğini veya başkasına kendisinden daha fazla yardım edildiğini düşünerek başkalarını itham etmeye yönlendirilmemelidir. Yoksa ailede esas harcı oluşturan sevgi ve saygı buharlaşır. İnsanlar arasındaki bağlar gevşer veya çözülür. Bu ise ailenin yıkımı demektir. Mensuplarını arasında sevgi ve saygı bağları yok olmuş bir aileyi kimse ayakta tutamaz. 

 


Yazar:
Muhammed Tarik
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul