18 Kasım 2017 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / PROF. Dr. Hasan et-TURÂBÎ ve ET-TEFSÎRU’T-TEVHÎDÎ ADLI ESERİ

PROF. Dr. Hasan et-TURÂBÎ ve ET-TEFSÎRU’T-TEVHÎDÎ ADLI ESERİ




 


 

Hasan et-Turâbî, İslam dünyasında, Sudan’da renkli kişiliği, sempatik hareketleri ve atak tutumlarıyla tanınan bir İslam düşünürü, davetçisi ve siyasetçisidir. O, hem İslam ümmetini hem batı kültür ve yapısını çok iyi bilmekte ve tahlil etmektedir. Ülkesinde siyasi suçlu olarak hapis yattığı yıllarda Kur’ân tefsiri üzerinde düşünmüş ve dışarı çıktığında ilk fırsatta bunu gerçekleştirmiştir. Onun aldığı eğitim ve elde ettiği birikim bu işi yapmaya çok müsaitti.

 

Turâbî, 1994 Milâdî (Hicrî 1415) yılının ikinci yarısından itibaren haftalık Tefsir Derslerine başlamıştır. Onun verdiği derslerin konu ve metodunu “Kur’an-ı Kerim’in Tevhîdî Tefsîri” şeklinde özetlemek mümkündür. Onun İslam ve Kur’ân Tefsiri bu yazıda ana hatlarıyla gözler önüne serilecektir.

 

 Hasan Turâbî ve Tevhîd Metodu

 

Hasan Turâbî, hem özgünlük hem konu bağlamında tevhîdi, bütün çalışmalarının temeli yapmıştır. Onun için en etkili metot tevhîd’tir. Yani Turâbî; tevhîdî anlayışı, hem orijinalite hem konu olarak tüm düşünsel çabalarında bir araç olarak kullanmıştır. O, teorik olsun pratik olsun, bütün düşüncesini, bu tevhîdî temel üzerine kurmuştur. Onun düşünce dünyasını ve İslami Diriliş Hareketi alanındaki çalışmalarını adlandırmak gerekirse denebilir ki, Onun teorisi, tevhide dayalı yenilikçi bir teoridir.

 

 Hasan Turâbî’nin, tevhidi, Kur’ân tefsirinde bir metot olarak kullanmaya başlaması, onun, Kur’ân’ı geniş açıdan yorumlarken bu metodu kullanmaya başladığı andan itibaren ön planda tutulmuştur. O, Kur’ân’ın her harfinin nasıl okunduğuna ve buna ilişkin okuyuş rivayetlerine (kıraat farklarına) dikkat etmiştir. Büyük müfessirlerin içtihatlarını ince eleyip sık dokurken de bu metodu kullanmıştır. Çünkü o, Kur’ân’a sürekli tevhîdî bir metotla yaklaşmıştır.

 

Turâbî, bu tevhîdî metodunu, Kur’ân’ın ele aldığı diğer konulara da uygulamıştır. O Kur’ân’daki siyaset, yönetim ve genel hitapla ilgili konuları incelerken de, yasamaya dair bir hüküm çıkarıp küllî kanunlara uyarlarken de aynı metodu kullanmıştır. Ayrıca o, toplum, kültür, sanat ve Arap dili hakkındaki düşüncelerini açıklarken de, daima tevhîdî yöntemi kullanmıştır.

 

Turâbî’nin biyografisini inceleyenler, onun tevhîdî metodu ne denli bir ustalık ve incelikte kullandığına şahit olacaklardır. Çalışmasında, genel olarak orijinal bir üslup ve dille konuya giren Turâbî, işin sonuna vardığında tevhide dayalı bir yazı ya da makale ortaya koymuştur. Yazılarının bir kısmı yayınlanmış, diğer bir kısmı ise, ya masasında ya da çalışma dosyalarında muhafaza edilmiştir. 

 

Tefsirin Yazılış Amacı

 

 Hasan Turâbî, bu çalışmasıyla Kur’ân hakkında yeni bir bakış ve “okuyuş” tarzı getirmiştir. Herkesin bu yeni okuyuşa ihtiyacı vardır. Bu okuyuşla insanlar, Kur’ân sûre ve âyetlerini onca farklılıklarına ve değişik mevzularına rağmen, bir bütün olarak görebilecek ve anlayabileceklerdir. Bu sayede onların çağdaş toplumun yoğun ilişkileri ve sağlam bağlarını Kur’ân ile uyumlu hale getirmeleri kolaylaşacaktır. Gelişmekte olan yeni bilimlerin de bu yaklaşımla ele alınması bu sayede sağlanmış olacaktır.

 

 Mümin insan, evrende farklı ve değişik varlıkları birbirleriyle uyumlu hale getirecek ve bunu, kâinatın âyetlerini bir bütün olarak görmeyi, ona göre davranmayı Allah'a bir ibadet formunda yapacaktır. Aynı şekilde mümin insan, vahiy kitabında (Kur’ân) mevcut değişik âyetleri de bir bütün olarak ele alacak ve onu Allah'a ibadet düşüncesiyle uyumlu hale getirecektir. Çünkü her ikisi de, Vâhid ve Ahad olan Allah tarafından insanlığı sunulmuştur. Yani kâinat kitabı (evren) da vahiy kitabı da, farklı âyetler içermektedir ama bunların birleştirici bir yaklaşımla ele alınması gerekmektedir.

 

Müfessirimizin tefsir kitaplarına ve ciltler dolusu külliyatına bir yenisini ekleme konusundaki en önemli etkenler ve başlıca sebepler şunlardır:

 

İslam'ın içinde bulunan değişik mezhepler ve diğer İslam dini dışında kalan din ve mezheplere bağlı mensuplarından öğrencilerinin sorduğu soruları bu yolla cevaplamak ve onlarla girdiği diyalogların daha geniş çapta faydalı olmasını, insanların istifadesine sunulmasını sağlamak bu tefsirin en önemli işlevlerinden biridir.

 

İnceleme ve Tetkik Metodu

 

Milâdî 20’nci asrın ikinci yarısında yaşamış bir yazarın, müfessir veya araştırmacının eserlerinde Kur’ân sayfalarını görmek, sayfaların el yazısıyla yazıldığını; Hafs'ın Âsım’dan; Verş’in Nâfi’den aldığı rivayetten Ebû Amr ed-Dûrî’nin rivayetlerine kadar ince konuların Turâbî gibi birisi tarafından kaydedildiğini görmek, pek alışılmış bir şey değildir.

 

Turâbî bunları yaparken, bu tür işler, Kur’ân'ın harflerini matbaada yazmak çok zor iken, son yıllara kadar modern matbaalarda dizgi ve redaksiyonu kolay işlemler değilken, böyle bir inceleme ve tetkik yolunu izlemiştir.

 

Öte yandan, çağdaş siyasetle ilgili bir konuşmayı tamamen Kur’ân'dan hazırlayan birine rastlamak, siyasetle ilgili saatlerce konuşan bir hatibin, tüm konuşmasını Kur’ân'dan aldığını görmek, pek nadirdir. Ama Turâbî, bunu çok rahat bir şekilde ve kolayca başarabilen ender bilginlerden biridir.

 

İşte Turâbî'nin hayat hikâyesi budur. Bu gerçek, henüz toy bir çocukken, şeyh ve âlim olan babası Abdullah Turâbî'nin okulunda tefsîr derslerini aldığı sırada başlamıştır. İlk zamanlarda Sudan'ın şer'i yargı sicilleri alanında çalışan genç Turâbî, 20. asrın son çeyreğinde haftalık dersler halinde “et-Tefsîru’-Tevhîdî” adlı eserini gün yüzüne çıkarmaya ve ders olarak vermeye çalışmıştır. Turâbî, tefsîr metodu olarak Kur’ân'ın siyakını, âyetlerin, konuların, sûrelerin ve maksatların tümünü birleştirse de bununla yetinmemiştir. Ayrıca şûrâyı bir meslek ve yöntem olarak kullanmıştır. Zaten bu yöntem, onun tüm fikri çalışmalarının da bir ilkesi ve metodu haline gelmiştir. Şartlar müsait oldukça o, şûrâ ilkesine bağlı hareket etmiştir. Kendisi, bu metodu derinleştirmiş ve insanları daima ona çağırmıştır.

 

Müfessir Turâbî, yıllarca hapiste kalmasına rağmen, bütün görüş ve düşüncelerini kaydetmiştir. Burada her zaman itidal ve makul çerçevede kalmayı başarabilmiştir. Eğer oradaki kayıtlar çıkarılabilirse, “Tevhîdî Tefsîr Metodu”nun temel özellikleri ortaya çıkacaktır. Bu kayıtların her biriyle ya bir sûrenin ana fikri ya da bir âyet demetinin tefsîri netleşecektir.

 

 Onun düşünce ve yaklaşımı, Yüce Allah'ın inayetiyle toplumun önemli bir kesiminde karşılık bulmuş ve hareketi özgürce bir diyaloga dönüşmüştür. Bazı insanlar, onun metodunu hayatın her alanında bir yöntem olarak benimsemiştir.

 

Tefsirin Anlatım Metodu

 

Turâbî’nin tefsir çalışması, Fâtiha Sûresinden başlamış; elimizdeki Kur’ân'ın tertibine bağlı kalarak sûre sûre, âyet âyet devam etmiştir.

 

Turâbî'nin haftalık “Tefsîr Dersleri”ne katılanların sayısı genelde değişmiştir. Onlar, sayıları, yaklaşık on kişilik orta kültür birikimine sahip insanlardı; çok nadir zamanlarda sayının yirmiye ulaştığı da görülmüştür. Müfessirin haftalık derslerine katılan kimi uzman âlimler de mevcuttu. Bunlar, Şeriat ya da Tabiat ilimlerinde uzmanlaşmış kimselerdir. Onların arasında ilim konusunda çok az bilgili kişiler de vardı. Fakat onlar, hayatın değişik sahalarında deneyimli kişilerdi. Her birinin mesleği, kazanç alanı da farklıydı. Yine de onların hepsi, kendi güç ve bilgileri oranınca tevhîdî tefsîr metodundan istifade etmiş, onun kimi detaylarına katkıda bulunmuşlardır. Böylece onlar Kur’ân'ın Mesajını tüm Müslümanlara sunulmuş açık bir mektup gibi, farklı yaklaşım ve görüşleriyle müfessire katkıda bulunmuşlardır. Her biri hayatın farklı alanlarında çalışan bu dersin müdavimleri, müfessire yöneliyor, onunla buluşuyor ve ondan istifade ediyorlardı. Müfessir ise, gücü oranınca herkese faydalı olmaya çalışıyordu.

 

Ders esnasında dinleyenlerin (veya daha sonra okuyacakların), herhangi bir noktaya takılacağını düşündüğü yerleri izah etmektedir. Âyetleri bu bağlamda açıklamakta ve birbirleriyle uyumlu şekilde düzenleyerek manalarını bütünleştirmektedir. Şu kadar var ki, bağlamın gerektirdikleriyle yazılı malzemenin düzenlenişi farklı bir işlemi gerektirmektedir. Özetle söylemek gerekirse yazmak, manayı kısaca ana hatlarıyla vermeyi gerektirir. Yani açıklama, en güzeli kabilinden olmalıdır.

 

Bu tefsir, müfessirin bütün gücünü, cehdini ve gayretini disiplinli şekilde kullandığı bir çalışmadır. Bu itibarla Allah'ın, kendisine açtığı herhangi bir âyetle ilgili manayı kaçırmak istememektedir. Bununla beraber, âyetlerin tefsirinde manaların açıklamasında okura uzun gelebilecek geniş açıklamalardan da şiddetle kaçınmıştır. Böylece Müfessirimiz, Kur’ân'ın ana hedefinde gözettiği ana hattaki bilgilerle uyumlu hale gelen bir açıklama metodunu kullanmıştır.

 

Bu tefsirin metodu ve adı "tevhîd" olduğundan, tefsirde her sûreden bir âyetler grubu ele alınmış ve onlar arasında bir birlik oluşturulmuştur. Bu, birbiriyle bağlantısı olan âyetlerdir ya da birbiriyle bağlantılı değişik sûrelerde geçen âyetlerdir. Bunlar, sûrenin tefsirinde birbiriyle iletişim halinde ve bağlı biçimde ele alınmıştır. Bu tefsîrde bu tür konulardan bahsedilmek üzere “umumi mana” başlığı altında bir açıklama yapılmaktadır.

 

 Bunlar, aynı şekilde “giriş”te olduğu gibi ana hatlarda özlü manadan bahseden bölümlerdir. Yalnız “giriş”ten biraz daha detaylıdır; daha önce çok özlü olarak verilen konular burada biraz daha açılmaktadır.

 

Her sûrenin “umumi manalar” başlığını taşıyan açıklamaları o sûrenin “ana hedefi” başlığındaki özet bilgiden daha fazla bilgi içermektedir. Orada özetlenenler, burada daha tafsilatlı verilmektedir. Bu ise şöyle bir kolaylık için düşünülmüştür: Tefsîr metninin tamamını okuma imkânı olmayan insanlar, bu özetleri ve ana hatlarla ilgili açıklamaları okuyarak bir nevi tefsiri okuma imkânına kavuşacaklardır.

 

Yüce Allah, bu “giriş”in yazarına Müfessirin haftalık tefsîr derslerinde anlattıklarını kaydedip yazma ve daha sonra güzel bir üslupla düzenleme fırsatını vermiştir. Bu, bir öğrencinin uzun yıllarını alan ve Müfessirin metoduna uygun verimli bir çalışmasıdır. Bu çalışma, Müfessirin kullandığı dil ve kavramlara da uygundur. Bu dil, günümüzde İslami Hareket ve Düşünce Okulunun süregelen, yaşayan dilidir.

 

 Müfessirimiz, bu hülasanın taşıdığı bilgileri dakik bir şekilde ele alıp üzerinde çalışmıştır. Bunları, birçok yerde yeri geldiğinde tekrar olarak veya tekrara yakın bir formda söylemektedir. Daha önce aklına gelmeyip sonradan gündeme getirmediği şeyleri bunlara ilave etmekte, böylece Kitabın Maksatları’nın tamamını vermeye çalışmaktadır.

 

Müfessir Turâbî, sûrelerin manalarını ve konularını özet olarak verdiği bu girişten sonra manaların okunuşuna geçmektedir. Yani sûredeki âyetleri, birbirinin peşi sıra gelecek şekilde tefsire girişmektedir. Bu okuyuş, Kur’ân âyetlerinin manalarını birbirine iliştiren ve onları bütünleştiren bir okuyuştur. Kendisi bu konuları, öncelikle asıl kaynaklardan incelemekte, gözden geçirmekte, uzun uzadıya tartışmakta sonra da kaydetmektedir. Kelimeyi de harfi de bu noktada ciddi biçimde ele almakta ve derin bir bakışla incelemektedir. Bir problem varmış gibi geldiğinde, manada veya meselenin anlaşılmasında bir müşkül olduğunda onları daha önceki tefsir kitaplarını ve âlimlerin çabalarını göz önünde bulundurarak ele almakta ve en uygun çözüme kavuşturmaktadır.

 

Hasan Turâbî, bununla beraber, kitabının kütüphaneleri süsleyen ciltler dolusu uzun bir kitap olmasını istememiştir. Çünkü bu tür kitaplar, çağdaş okuyucunun, üstesinden gelemeyeceği kadar uzun zamanını almaktadır. Ayrıca onun hayat tarzı ve düşüncesiyle örtüşmemektedir. O, bu metoduyla, kendi tevhîdi metoduna aykırı düşmekten de sakınmıştır. Çünkü onun amacı, âyetleri arka arkaya geldikleri şekilde açıklamaktır. Hem toplu açıklamalarda hem de özetlemelerde buna özellikle dikkat etmiştir. Bunu yapmak için bazen bir, bazen iki, bazen de birkaç gün kendini bu işe vermiştir. Şartlarını ve programlarını buna göre belirlemiştir.

 

Tefsirde Öne Çıkan Konular

 

Turâbî, Tefsirinde özellikle şûrâ, istişare, özgürlük ve insanın ferdi seçiminde her açıdan serbest olması gerektiğini vurgulamaktadır. O, İslam Ümmetinin mutlaka siyasi açıdan bağımsız, özgür ve duyarlı bir İslami Yönetim tarafından idare edilmesi gerektiğini öne çıkarmakta ve bunu delilleriyle ortaya koymaktadır. Öte yandan İslam Ümmetinin ahlaki, kültürel, sosyal, askeri ve eğitim açısından da modern dünyanın kurulu düzeninden bağımsız olması gerektiğini her fırsatta dile getirmektedir.

 

Tevhîdî Tefsirin müellifi, teorisine göre şûrâ, ailede başlar. İnsan, küçükken ailede yetişir, orada istişarede bulunur, aile fertlerinin fikirlerini alarak işlerini düzenler ve rızalarını alarak karara bağlar. Çocuk, küçük yaştan itibaren topluma ve devlete faydalı olacak şekilde hazırlanır, yetiştirilir. Çünkü toplum ve devlet, ümmetin otoritesine, birliğine ve şûrâsına dayanır. İslam tarihinde özgürce ve adilane yapılan her seçim, tercih ve anlaşmada, daima şûrâ esas alınmıştır. İlimde şûrâ ise, ancak âlimler arasındaki diyalog ve iyi ilişkiler sayesinde oluşur. İlimde derinleşmiş âlimlerle halk arasında da şûrâ gerekir. Böylece uzman olmayanlar; uzmanlara soracak, onlar da cevap vereceklerdir. Başka bir ifadeyle, bilenler sunacak, bilmeyenler alacaktır. Bu da, onların istişaresi (şûrâsı) sayılacaktır. 

 

Turâbî'ye göre, ortaya çıkan fıkıh mezhepleri, aslında birer fikir okuludur. Onların ana fikirleri, kendi mezhep imamlarının yorumlarına dayanır. Bu ise onların, kendi çevresiyle yaptıkları diyalog, istişare ve fikir alışverişinin bir sonucudur. Tüm mezhepler, ilme dayalı istişare halkalarının birer ürünü olup, fakih öğrenciler aracılığıyla yayılmıştır. İşte Turâbî de, bu fikir okullarının izinde yürüdüğünü düşünmüştür. 

 

Tevhîdî Tefsîr, çağdaş bir okura hitap ettiğinden, onun değişik bilgi birikimini ve deneyimini, farklı din ve mezheplere bağlı olabileceğini de hesaba katmaktadır. Bu nedenle her sûrenin girişinde, sûrenin ana fikrini özetleyen özlü bir açıklama (giriş) yer almaktadır. Burada sûrenin âyetlerinin bütünlüğünden ve konuların birbirine sıkı bağlarından bahsedilmektedir. Sûre, ne kadar uzun olursa olsun, ne kadar değişik konulardan bahsederse etsin, bir bütünü oluşturduğu ve konularının birbirine sımsıkı bağlı olduğu burada vurgulamaktadır.

 

Turâbî, elinizdeki bu eseri yayınlarken, onu tüm insanların önüne serilmiş bir “ilim sofrası” gibi düşünmüş ve onu ilmi bir şûrâ halkasına azık yapmak istemiştir. Turâbî'nin dersleri, haftalık olarak bu formda sunulmuştur. Şartların olumsuzluğuna, müfessiri kuşatan namüsait atmosfere ve gün boyu devam eden çalışma temposuna rağmen; her ders, saatlerce sürmüştür. Bu dersler, geleneksel ilimlerde payı zayıf olan bir ülkenin getirdiği ek sıkıntılara rağmen, istikrarla devam etmiş ve müellif, halk ve insanlarla yakın ilişki ve iletişimini sürdürmüştür. Yönetimin baskısı ve azgınlığı kendisini alıkoymadığı sürece, o insanlarla sosyal ilişkisini devam ettirmiştir.

 

Tefsirin Basımı ve Muhtevası

 

Et-Tefsîru’t-Tevhîdî (Tevhîdî Tefsîr), üç cilt halinde planlanmış ve her cildinde Kur’ân-ı Kerim’in üçte biri açıklanmıştır. Birinci cilt, Fâtiha sûresinden Tevbe sûresine kadarki bölümü ele almaktadır. Bunlar, biri kısa, sekizi ise uzun sûredir.

 

Birinci ciltte, “Giriş”ten ayrı olarak, "Tevhîdî Tefsîr Metodu"nu ana hatlarıyla ortaya koyan geniş çaplı bir “Mukaddime” de yer almaktadır. Bu mukaddime, okuyucu için zorunlu olan bir açıklamadır. Okur, daima kendisini yenileyen tefsir disiplini düzleminde ortaya çıkan Tevhidi Tefsiri okumaya yöneldiğinde bu açıklamaya ihtiyaç duyacaktır. Adı geçen Mukaddime, kendi başına bağımsız biçimde de ele alınabilir. Zira bu Mukaddime aynı zamanda bir bilgi teorisinin de ana hatlarını oluşturmaktadır. Kur’ân'dan ilham alan ve çağdaş felsefede ortaya konmuş yeni metotların hepsini göz önünde bulunduran var oluşçusundan yapısalcısına kadar uzanmaya çalışan, Kitap ve Hikmetten aldığı ışıkla onların ötesine geçebilen ve daha derine ulaşabilen bir bilgi metodudur.

 

Tevhidi Tefsirin hususiyetlerini incelemek ise başka bir yazının konusu yapılabilir.

 

Yazar:
Muhammed Tarik
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul