18 Kasım 2017 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / İSLAM ÜMMETİNİ OLUŞTURUP YETİŞTİREN MESAJLAR

İSLAM ÜMMETİNİ OLUŞTURUP YETİŞTİREN MESAJLAR

İslam Ümmetinin mayası Vahyin öncülüğü ve Resûlullah’ın rehberliğidir. Tarihte ortaya çıkan bütün Müslüman ümmetlerin de özü ve cevheri yine İlahi Mesaj ve onu uygulama alanına taşıyan Peygamber olmuştur. Bunlar olmaksızın herhangi bir ümmetin oluşması ve varlığını sürdürmesi mümkün olmaz. 


Alak Sûresi

 

Bu sûrede, okuma ve öğrenmenin üstünlüğü, insanın yaratılışı, kalemin önemi ve özelliği, bunların insana Allah'ın ihsanı olduğu, insanın bunları düşünmesi, Rabbine itaat etmesi gerektiği, aksi halde azaba müstahak olacağı anlatılır.

 

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.

Kur’ân-ı Kerim’in ilk mesajı ve ilk sözü okumaktır: “Yaratan Rabbinin adıyla oku.” Bu kelimenin öncelikle çağrıştırdığı manaların başında tilavet; üzerinde düşünerek yavaş biçimde okumak, mütalaaetmek; karıştırmak, incelemek; kıraat; yüksek sesle, yüzüne, ezbere okumak; tertil; sesli ya da ezgi ile söylemek, mırıldanmak, tahsil etmek, öğrenim görmek, tedebbür; gözden geçirmek, üzerinde düşünmek, öğrenmek gelmektedir. Aynı kelime yazılı metnin anlattığını öğrenilmesi; bir şeyin anlamının, şifresinin, mesajının vs. çözülmesi; kimi belirtilere bakılarak bir anlamın, gizli bir duygunun idrak edip kavranması, bir metnin çözümlenmesi, yorumlanması ve ne anlama geldiğinin belirtilmesi gibi manalara da işaret etmektedir.

 

1. İlk gelen ayetlerde Yüce Allah okumayı emretmiştir. Kalemin ve öğrenmenin mana ve önemini ortaya koymuştur. Yine de bunun mutlak anlamda bir okuma olduğu, mutlak anlamda kalem ve öğrenme olduğu söylenemez. Zira rabbinin adıyla oku, o sınırsız iyilik edendir. Kalemle öğretmeyi ve bilinmeyen şeyleri bizzat kendisinin öğretmesinden söz etmesi bu edimin, amacı ve hedefi belirlenmiştir. Bu okumanın şekli ve malzemesinden çok, aydınlanmaya, eşyanın, hakikatin, olayların, kendisinin farkına varmaya, bilinçlenmeye, sıradan sürü içinde biri gibi yaşamaktan kurtulmaya yarayan, fayda ve maslahatları olan bir okuma olduğunu açıkça ifade etmektedir: (96/Alak 1-5).

 

2. İnsan, kimseye ihtiyacı olmadığını, kendi kendine yeterli olduğunu, hiç kimse olmasa da ayakta kalabileceğini, malı, mülkü, makamı, şanı, şöhreti vb. kendini kuşattığında azar, azgınlık yoluna girer, kimseye hesap vermek istemez, kimseye hesap vermeyeceğini düşünmeye başlar: (96/Alak 6-7).

 

3. Ne var ki, iş onun düşündüğü veya onun gibi kendini dünyalıkların cazibesine kaptıranların sandığı gibi değildir. İmkân ve yeteneğin, nimet ve ihsanın, sağlık ve hayatın her bir nefesi, her bir adımı, her bir soluğu mutlaka sorulacaktır: Varlığın en aziz nimeti olan hayatını nerede geçirdin, sağlığını hangi emeller ve eylemlerde kullandın, sana verilmiş güç ve yeteneği hangi yolda harcadın? gibi soruları soracak ve onlara verilen gerçek cevaplara göre, bir ceza takdir edecek mutlak adalet sahibi, kül yutmaz, yalan yanlış bilgilerle yanlış yönlendirilemez olanın huzuruna çıkmak mukadderdir. Kimse, istesin istemesin, onun huzuruna çıkarılmaktan, kaçınılmaz olarak ona varacak olan bir yolda ilerlemekten kurtulamaz: (96/Alak 8).

 

4. Risaletin, vahyin, İslam’ın değişmez ilkeleri, ana mihveri, başlıca sütunları Hidâyet, Takva ve Namazdır. İslam, öz olarak onlara dayanır. İnanç, düşünce, dünya görüşü ve tutum ve davranışlarda saçma, boş, tutarsızlık yerine iyi, doğru, güzel ve adil olanı bulma yolunu seçmek; hayatın her adımında, her an Yüce Allah karşısında sorumluluk bilinciyle dolu olmalıdır. Bu bilincini daima dinamik, canlı ve aktif tutmak ve ibadetlerin en güzeli, gönülden bağlılığın, içtenlik ve yönelişin en güzelini sembolize eden namazın hakkını vermek, onu tam anlamıyla eda etmek ve onu her yönüyle uygulamak herkesin kaçınılmaz görevidir: (96/Alak 9-12).   

 

5. İkinci tespitte belirtilen karaktere sahip olan insan, Din ve İnanç Sistemini, Ahlak ve Hukuk İlkelerini insan teklerine havale eder. Kimsenin kontrol edici bir Yüceler Âlemi Bilgisi veya Beyanatına karşı sorumluluk sahibi olduğunu kabul etmez. Dinin bir vicdan işi olduğu ve hayata ya da sosyal ilişkilere karışmayacağı dogmasına bağlıdır. Bu konuda farklı veya aykırı bir düşünce, yorum veya söyleme tahammül edemez. Onun için peygamber de olsa, böyle bir şeyi ne düşünebilir ne de söyleyebilir. Söylerse mutlaka yalancı diye damgalanmalıdır. Söylediği aklıselim ve fıtratın değişmez gerçeği de olsa, kabul edilmeyip reddedilmelidir. Bu kadar kesin çizgilerle tepki göstermesine rağmen, ona Resûl olan, makul bir söylemle yaklaşmalı, ona anlayabileceği dilden, tartışmadan, sürtüşmeden, kavga ortamına fırsat vermeden söylemelidir. Daima sevgi ve merhametle, engin bir erdem ve içtenlikle Yüce Allah’ın her şeyi gördüğü, bildiği; insanın her yaptığının, söylediğinin kendisine kalmayacağı onurlu, içten bir eda ile bir anne gibi izah etmelidir: (96/Alak 13-14).

 

6. Eğer merhamet ve samimiyet fayda vermezse, erdemli davranış aklını başına getirip düşünmesine yol açmazsa, o zaman işi Yüce Allah’a havale edilmelidir. Yine de bu içinde bir öfke olarak değil, eğer böyle giderse hayatının tehlikeye gireceğini, başını belaya sokacağını, kaçınılmaz olarak cezaya çarptırılacağını bildirmek şeklinde olmalıdır: (96/Alak 15-18).

 

7. Aşırı tepki görmesi haline Resûl olan, ruhen ve aklen Mesajı Gönderene yönelmelidir; ondan destek ve yardım dilemelidir. Kesin olarak kötülük, sapıklık, delalet ve zulme boyun eğmeden, nankör kâfirlere itaat etmeksizin, onlara yumuşak davranmaksızın hareket etmelidir. Hiçbir şekilde onlara bağlılık göstermeden, kendilerine karşı sivil bir itaatsizlik içinde Yüce Allah’a secde edip boyun eğmeli, kulluk ve ibadetini en derin anlamıyla gerçekleştirmeye çalışmak suretiyle Yüceler Âlemine doğru ağmalı, Yüce Allah’a yaklaşmaya gayret etmelidir. Onların tavır ve tutumlarına karşı canını sıkmamalı, moralini bozmamalıdır. Ayrıca istikbalden asla umudunu kesmemelidir: (96/Alak 19).

 

İstikbal İslam’ındır

 

İslam Ümmeti, gelişmek, olgunlaşmak ve bütünleşmek için hayatta sosyal ve psikolojik olarak işleyen yasalara uymak zorundadır. Evrende işleyen yasalara riayet etmeyen, hayata, insan ve topluma ilişkin ufkunu genişletme ve derinleştirmede acze düşen bir topluluk eninde sonunda izmihlale, eriyip yok olmaya mahkûmdur. Yaşamak ve gelişmek isteyen ümmetin duyarlı, bilinçli mensupları şu hususlara özellikle dikkat etmelidirler. Bu konularda bilinçsiz hareket etmekten sakınmalıdırlar: 

 

1. Ümitsizlikle mücadele etmek gerekir: İstikbal İslam’ındır. Akıbet muttakilerindir. Her peygamberin dünya yıkılsa, sarsılmayan bir umudu vardı:[1] “Önceki ümmetler, demir testerelerle doğranır, onlar yine direnirlerdi. Zafer bizimdir, ama siz acele ediyorsunuz” derdi. Cennet bedelsiz değildir:[2]

 

2. Rahmani bağları canlı tutmak, geliştirmek, günlük hayatta yaşatmak. İhtilafı değil, ittifakı merkeze almak gerekir. Ortak bağları, ortak paydayı, inanç ve ahlakın bileşkesini her zaman göz önünde bulundurmak, hiçbir görüş ve düşünceyi onun önüne geçirmemeye özen göstermek kaçınılmaz bir görevdir.[3]

 

3. Himmeti ümmete çevirmek, şahsi maslahatta tüketmekten sakınmak lazımdır. Müslüman hayatının önemli bir kısmını Ümmeti, Diyar-ı İslam ve Müslüman için yaşar. Emek ve gayretlerinin büyük kısmına buna teksif eder.

 

4. Adavet-ideğil, muhabbeti esas almak ve adavete muhabbetten sakınmak zorunludur. Bu, iyilik ve takva üzerinde yardımlaşmayı ilke edinen, kötülük ve düşmanlık üzerinde kimseye destek vermeyeceğine söz vermiş ümmetin şiardır.[4]

 

5. İlim,düşünce, yorum, tevil konularında müsamaha, hürriyet-i şer’iyye’ye riayet etmek lazımdır. Fikri serbest bırakmak, onu tazyik etmekten evladır. Fikir olsun, serbest olsun; baskı olmasın. Her fikir zenginliktir, dinamikliktir ve devingenlik ürünüdür. 

 

6. Cehalet,vahşet ve taassuptan sakınarak meşveret-i meşrûa’ya işlerlik kazandırmak kaçınılmaz, ihmal edilemez, geciktirilemez bir farizadır. Bilgiyi ve bilge adamaları öne çıkarmak, onlara saygıda kusur etmemeye özen göstermek hepimizin yararına olacaktır. Geçmişe ve günümüzün yaşayan âlimlerine saygısızlıkla kimse bir şey kazanacağını sanmasın.

 

7. Selamlaşma, selam verme, selam gönderme, selamet dileme muhabbete yol açan en sağlıklı iletişim araçlarıdır. (Bu eylem mezhebi, mizacı, eğilimi, meşrebi, derneği, çevresi, cemaati farklı olsa daha sevaptır.) Bunu Müslümanların özgün biçimiyle yapmak müthiş faydaları içermektedir.

 

8. Sosyal hayatta, ticarette ve siyasette sıdk ile sadakati şiar edinmek lazımdır; sû-i ahlaktan sakınmak çok gereklidir. Günlük hayatta İslam’ın sergilenmesi ve sunulması ahlak boyasına bürünmektedir. En güzel boya Allah’ın boyasıdır. Onu hayata taşımak en büyük davet, en sağlam tebliğ işlevini görecektir.

 

9. Dua, peygamberlerde bir hayat tarzı haline gelmiştir. Yüce Allah duayı emreder, tüm peygamberler de dua ederlerdi, hem de en güzel manada, en derin duygularla.[5] Kur’ân-ı Mecid bize bu şahika dualarla dolu zengin bir repertuarı boşuna nakletmemiştir. İslam büyüklerinin pek çoğunda duanın şiar edinildiği müşahede edilmektedir. Müslümanlar her namazda okudukları duaların bilincinde olarak kardeşlerine karşı olumlu ve sıcak bir bakış ve görüş açısı geliştirme üzerinde çalışmalıdırlar. Birbirlerine gıyaplarında dua etmelidirler. Dualarını fiili eylemlerle desteklemelidirler. Birbirine sırtını dönen, kin ve düşmanlık dolu görüş ve söylemlerle birbirine saldıran bir ümmetin geleceği olmaz.

Dipnot

 



[1] 12/Yusuf 110.

[2] 2/Bakara 214.

[3] Bkz. 49/Hucurât 6-13.

[4] Bkz. 5/Mâide 2.

[5] 40/Mü’min 60; 7/A’râf 180.

Yazar:
Muhammed Tarik
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul