24 Kasım 2017 - Cuma

Şu anda buradasınız: / DENİZDEN ÇIKAN ÜRÜNLERİN ZEKÂTI

DENİZDEN ÇIKAN ÜRÜNLERİN ZEKÂTI

 

 


 


 

İbn Abbas (r.a.) "Anber, rikaz (define, hazine) değil, denizin sahile vurup çıkardığı bir şeydir" demiştir.

Anber hakkında günümüz açıklamalarına baktığımızda; Bazılarına göre denizden çıkan, yağlı olduğu için bir deniz hayvanı tarafından yenilen bir hayvandır. Sonrasında da taşlar biçiminde dışarı atılır, oradan da bir sahile vurur. Bazılarına göre ise derisinden kalkan yapılan büyük bir balık. Kimilerine göre de anber balığından çıkarılan kül renginde hoş kokulu bir maddedir.

Hasan Basri; "Amber ve incinin beşte birinin verilmesi gerekir" demiştir.

(Buhârî şöyle der:) Resûlullah (s.a.s.) beşte bir almayı sadece "rikaz" (define, hazine) için teşrî kılmıştır. Yoksa sudan elde edilen (inci, amber) gibi şeyler için değil.

Leys'in Ebû Hureyre'den (r.a.) naklettiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

"İsrailoğullarından birisi bir başkasından, kendisine bin dinar borç vermesini istemişti. Adam da ona bin dinarı verdi. Daha sonra borcu alan, bir deniz yolculuğuna çıktı. Fakat geri dönecek bir deniz ulaşım aracı bulamadı. Hemen bir odun parçası alıp içini oydu, bin dinarı içine koydu ve denize attı. Borç veren kişi, (borç alanı karşılamak için) çıktığı zaman bir odun parçası buldu. Bunu ailesi için (yakmak amacıyla) aldı. (Eve gidip) onu kırdığı zaman vermiş olduğu parayı bulmuş oldu."1 (Buhari, Hds: 1498 ve 2063, 2291,2404, 2734, 6261’de tekrar edilen hadisler)

Bu hadisteki konu başlığı,   denizden çıkarılan şeylerden zekât vermenin farz olup olmadığını ifade etmek için kullanılmıştır.

Amberden zekât verilmesi konusunda görüş ayrılığı bulunmaktadır: İmam Şafiî "el-Umm" adlı eserinin "selem" konusunda şöyle demiştir: "Güvenilir birçok kimse bana bunun,  Allah'ın denizde yaratmış olduğu bir bitki türü olduğunu söyledi. Bir rivayete göre ise, amberi balık yer ve ölür. Daha sonra deniz balığı dışarı atar. İnsanlar da karnını yarıp onu çıkarırlar."

İbnü'l-Kassâr, "Hadisten çıkan anlama göre, rikazın dışındaki şeylerde beşte bir (humus) yoktur. Bu, özellikle de amber ve inci hakkında böyledir. Çünkü bunlar, deniz hayvanlarından çıkarılan şeyler olduğu için zekât konusundaki durumları daha çok balığa benzemektedir" demiştir.

Buhârî burada, denizin dışarıya çıkardığı her şeyi almanın caiz olduğunu ve bunlardan beşte bir (humus) verilmesi gerekmediğine işaret etmiştir.

Ebu Hanife ve İmam Muhammed’inde görüşü budur. Onlar İbni Abbas’ın “Anber ve İncide humus yoktur.” Hadisi ile amel etmişlerdir. Balığı da karadaki av hayvanlarına kıyas etmişler ve “nasıl ki karadaki av hayvanları yakalayan ve bulana ait olup zekatı yoksa denizdeki av hayvanlarının da zekatı yoktur” demişlerdir.

İbnü'l-Müneyyir şöyle demiştir: "Bu hadisin delil olma yönü şudur: Adam, deniz kenarında bulduğu odun parçasını yakmak üzere almıştır. Eğer geçmiş şeriatlar bizim için geçerli ise, bu hadisten çıkarılacak netice; ister denizde neş'et etmiş, denize batmış, sahibinin mülkiyeti ile bağı kopmuş şeylerden, denizin dışa vurduğu ve birisine ait bu gibi şeyleri almak mubah ise. Daha önce başkasına ait olmayan malları almak evveliyetle mubah olur. Çıkarılması için emek harcamak ve yorulmak gerekli olan şeyler de böyledir."

Evzâî, kıyıda bulunan şey ile dalma vb. emek sonucu çıkartılan şeyleri farklı değerlendirir. Birinci şekilde beşte biri gerekli görürken, ikinci şekilde gerekli görmez.

Âlimler çoğunluğuna göre bunlardan herhangi bir şey verilmesi gerekmez. Fakat İbn Ebi Şeybe'nin naklettiğine göre Ömer İbn Abdülaziz, Zühri ve Hasan Basri aksi görüştedir. Ebû Yusuf'un, bir rivayete göre Ahmed'in görüşü de bu doğrul­tudadır.

İbni Ebi Şeybe Musannef’inde; Sahabe ve tabiin’den yaptığı rivayetlerde, Ambere zekat düşer mi? düşmez mi? meselesinde İbni Abbas, Cabir, Sufyan-ı Sevri, ve Veki düşmediğini söylemişlerdir. Yine İbni Abbas’tan Tavus kanalıyla gelen başka bir görüşünde, Ömer b. Abdulaziz, Mamer, Urve, Leys, Eşas, Hasan-ı Basri ve Tavus ise beşte bir zekat düştüğü görüşlerini rivayet etmiştir.

İnci ve zümrütün zekat meselesinde ise; İkrime, Said b. Cübeyr, Ata, Zuhri, Mekhul, Şube, İbrahim En-Nehai, Hammad, Hakem b. Uteybe ve Usame’den bunlar süs ve takı olarak kullanılacak ise zekat düşmez. Ancak ticareti yapılırsa beşte bir zekat düşer demişlerdir.2 ( İbni Ebi Şeybe, Musannef, Zekat, Hds: 10153’den 10172’ye kadar olan hadisler) Bizim tercih ettiğimiz görüşte budur.

Bu son söylediğimiz görüşlere sudan avlanılan hayvanlarda kıyas edilir. Çünkü araçlarla donatılmış şirketler avlanma işini yürüttüğü zaman avlanan su ürünleri çok büyük gelirlere ulaşmaktadır. Bu yüzden anberden, inci, zümrüt vs. gibi değerli şeylerden ve su hayvanlarının hepsinden kendi ihtiyacımız için ise zekat gerekmez. Eğer ki ticaret için ise zekat gerekir. Ancak balığında zekatı verilir diyenler zekat oranında ve nisab gerekir mi? yoksa gerekmez mi? meselesinde ihtilaf etmişlerdir.

Bu mesele ticarete kıyas edilirse kırkta bir alınır demişlerdir. Nitekim Ebu Ubeyd Kitab-ul Emval’ının 348.sayfasında şunu rivayet etmektedir: “Ömer b. Abdulaziz Umman’daki amiline : İki yüz dirheme ulaşmadıkça balıktan bir şey almamasını , Eğer iki yüz dirheme ulaşırsa ondan zekatını almasını yazdı.” Bu hadisin aynısı Ahmed ibni Hanbel’den de rivayet edilmiştir. Tercih edilen görüşte budur.

Denizdeki inci, zümrüt ve diğer ürünlere kıyas edenlerse beşte bir (humus) zekat verilir demişlerdir. İki görüşten birisi ile amel edilebilinir.

Rikazın (Define, Hazine ve Madenlerin) Zekatı

Malik ve Şafi şöyle derler:

Rikaz, cahiliyye döneminde toprak altına gömülmüş bulunan şeylerdir. Az ol­sun, çok olsun, beşte birinin (devlete) verilmesi gerekir. Madenler rikaz değildir.

Hz. Peygamber (s.a.s.) "Madenlerin verdiği zararlar tazmin edil­mez. Rikazın beşte birini (vergi olarak devlete) vermek gerekir" buyurmuştur.

Ömer İbn Abdülaziz madenlerden her iki yüz birimden beşini almıştır.

Hasan-i Basrî ise, "Dârü'1-harp arazisindeki rikazdan beşte bir (humus); Müslüman arazisinden (dârü'l-îslâm) ise zekât verilmesi gerekir. Düşman arazisinde bir yitik mal bulursan araştırılır, eğer bu, düşmana ait bir mal ise bunun için devlete beşte bir vergi ödenmesi gerekir" demiştir.

İbni Hacer şöyle söylemektedir: Bazı insanlar (Ebu Hanife ve Öğrencileri), cahiliyye gömükleri gibi madenler de rikazdir görüşündedir. Çünkü onlara göre, madenden bir şey çıktığı zaman  (maden, rikaz verdi) denilmektedir. Bu görüşe karşı şöyle cevap verilebilir: Bir kimseye hibe yapıldığı, çok kâr ettiği veya bol meyveleri olduğu zaman da  (rikaz elde ettin maden bul­dun) denilir. (Dolayısıyla sırf dilden yola çıkılarak karar verilmesi yanlış olur.) Diğer yandan madenleri rikaz kabul eden kimse, "Kişinin, bulduğu madeni gizle­yip beşte bir ödememesinde bir beis yoktur" görüşü ile yukarıdaki görüşüne uymamış olmaktadır.3 (Fethul-Bari, Zekat, Cilt:4,Sf:12-13,1499 nu’lu hadisin şerhi)

İbni Hacer’in Burada “Bazı insanların sadece dilden yola çıkarak madenler de rikaz’dır demeleri yanlıştır” dediği kişiler Ebu Hanife ve öğrencileridir. Ancak burada İbni Hacer hata yapmıştır. Çünkü Ebu Hanife madenlerde rikazdır görüşünün delili sadece dil kaidesi değil, aynı zamanda İmam Beyhaki’nin ve Zeylei’nin Rasulullah’tan (s.a.s.) merfu olarak rivayet ettikleri şu hadistir: “Rasulullah’a Rikaz nedir? diye soruldu O’da Allah’ın yeryüzünü yarattığı günde, orada yarattığı altın ve gümüşlerdir.”4(Beyhaki,Es-Sunenu’l-Kubra,4/152,Zeylei,Nasbur-Raye,2/274)

Bu hadisteki “Yeryüzünün yaratıldığı günde orada yaratılan altın ve gümüşlerdir.” Lafzından herhalde bulunmuş mal değil, madenler anlaşılır. Dolayısıyla Hanefilere göre madenler rikazdır ve beşte bir zekat alınır.

Hanefiler; Rikazı geniş tutmuş ve yerden çıkan her türlü define ve madenleri bu kapsama sokarak beşte bir zekâtının farz olduğuna hükmetmişlerdir. Madenleri de üç kısma ayırmışlardır:

1- Katı madenler: Bunlar altın, gümüş, demir, kurşun, bakır, bor, aliminyum, uranyum, civa da buna ilave edilebilir vs. gibi ateşte eriyen ve şekillenen maddelerdir.

2-Katı maddeler: Bunlar ateşte erimeyen ve şekil almayan kireç, kireç taşı, sürme, zırnık, mermer, yakut, tuz vs. gibi taşlardır.

3-Sıvı maddeler: Bunlar da katı olmayan petrol zift vs. gibi maddelerdir.

Birde maddenin gaz halinde olanları vardır ki bu da günümüzde çokça kar getiren Doğalgaz madenidir. Hanefilere göre bunların hepsi rikaz hükmündedir ve beşte bir zekata tabidir. Tercih ettiğimiz görüşte budur.

 Hanbelîlerde madenleri böyle geniş tutmuşlardır. Ancak Rikaz olarak değil ticaret malına kıyas yaparak nisaba ulaşırsa kırkta bir zekatın farz olacağına hükmetmişlerdir. Hanefiler ise beşte bir gerekir demiş ve şu hadisi delil getirmişlerdir. 

İmam Buhari, Ebû Hureyre'den rivayet edildiğine göre Resulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:

"Hayvanların, kuyunun ve madenin verdiği zararlar tazmin edilmez, Rikaz’ın beşte birini (vergi olarak) vermek gerekir.”

Malik ve Şafi "Rikaz, cahiliyye döneminde gömülmüş olan şeylerdir" demiştir.

Malik'in görüşünü, Ebû Ubeyd, "Kitâbü'l-Emvâl" adlı eserinde şöyle anlatır:

"Maden, ziraî mahsûl gibidir. Hasat edildiği zaman nasıl ziraî mahsûlden ze­kât alınıyorsa bundan da “uşr” alınır. Madenler, rikaz değildir. Rikaz, cahiliyye döne­minde toprağa gömülmüş olan maden ve paralardır. Bunlar, herhangi bir kim­senin mal elde etme arzusu sonunda ve çok emek harcamaksızın ele geçen mal­lardır."

Rikazdan beşte bir verilmesi gerektiği konusundaki görüş ayrılıklarına daha önce temas edilmişti: Bazı âlimlere göre, rikaz, gömülü olan şeylerdir.

İbn  Dakîk  şöyle demiştir: "Mutlak olarak her halükârda veya çoğu şe­killerde rikazdan beşte bir verilir" görüşünde olan âlimler hadise en uygun ve en yakın hükmü vermişlerdir." Şafiî, hükmün sadece altın ve gümüş için geçerli olduğu görüşündedir. Âlimler çoğunluğuna göre ise böyle değildir. İbnü'l-Münzîr de bu görüşü tercih etmiştir.

Rıkazdan alınan beşte bir payın verileceği yer konusunda ihtilaf edilmiştir:

Malik, Ebû Hanîfe ve fakihler çoğunluğuna göre, fey gelirleri gibi dağıtılır. Müzeni bu görüşü tercih etmiştir.

            Şafiî, zekât verilebilecek kimselere dağıtılması ge­rekir. Ahmed'den, her iki görüş de nakledilmiştir. Bu farklı anlayışa dayanarak bir zımmî rikaz bulduğu zaman, âlimlerin çoğunluğuna göre beşte bir verilmesi gerekir. Şafiî'ye göre ondan hiçbir şey alınmaz. Rikaz için üzerinden bir yıl geçme şartı aranmayacağı konusunda âlimler ittifak etmiştir.

İmam Şafii “Madenlerinde bulunan altın ve gümüşler için hem yıl, hem nisap şarttır” İmam Mâlik ise “Yalnız nisap şarttır, yıl şart değildir” demiş­tir.

Bu ihtilâfın sebebi, madenlerin bir taraftan, yerden çıkan bitki ürünlerine, bir taraftan da, daha önce çıkarılıp külçe haline getirilen altın ve gümüşlere benzemesidir. Bunları bitki ürünlerine kıyas edenler, “Bunlar için yıl şart değildir” demişlerdir. Külçe altın ve gümüşlere kıyas edenler ise, yılı şart görmüşlerdir.

 Hanefilere göre burada Rikaz’ı (Madeni ve gömüleri) yerden çıkartıp satmak, veriliş şekli olarak zırai ürünlere kıyas edilir ve maden ve gömüler çıkarılınca hemen beşte bir verilir. Çıkarandan ticaret maksadı ile alıp satan tüccarda ise ticaret malı zekâtına kıyas edilir ve malı aldıktan bir yıl sonra kırkta bir olarak zekatını verir. Tercih edilen görüşte budur. En iyisini Allah bilir.

 

Yazar:
Nasruddin Yasin
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul