22 Ocak 2018 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / İSLAM DEVLETİNİN GELİR KAYNAKLARI

İSLAM DEVLETİNİN GELİR KAYNAKLARI

            

İmam Ebu Yusuf ve Ebu Ubeyd kitaplarında İslâm Devleti’nin veya cemaatinin belli başlı gelir kaynaklarını şöyle sıralamışlardır:

Zekâtlar

1- Para, zînet eşyası, altın ve gümüş, mücevherat ve ti­caret mallarında 1/40.

2- Kendiliğinden veya yağmur suları ile sulanan toprak­ların mahsullerinde 1/10.

3- Dışardan bir enerji sarf edilmek suretiyle sulanan top­rak mahsullerinde 1/20.

4- Yeraltı kaynaklan (petrol, madenler gibi...) ile define­lerde 1/5.

5- Koyunlarda 1/40. Sığırlarda 1/30.  Develerde koyun cinsinden 1/40. Atlarda beher at için bir dînar Hz. Peygamber devrinin parası ile iki koyun karşılığı; günümüzde ise, dînarın bugünkü  değeri ile hesap  edilirse  4.25gr altındır.

Ganimet Mallarının Beşte Biri

Ganimet malları konusunda yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Biliniz ki, ganimet mallarının beşte biri Allah ve Resûlünün’dür” ( Enfal 8/41, Haşr,59/7)

Burada, Allah ve Resulünden maksat Devlet  hazinesine ait olduğudur.

Cizye ve Haraçlar

 Bunlar azınlıktan alınan umumî vergilerdir.

Muaz b. Cebel (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.s.), beni Yemen’e gönderdiği zaman sayısı kırka ulaşan sığırlardan üç yaşına basmış bir sığırı zekât olarak almamı, sayısı otuza ulaşınca; iki yaşına basmış erkek ve dişi bir buzağı almamı, Müslüman olmayan ve akil baliğ olmuş her bir kimse için de cizye vergisi olarak, bir dinar veya karşılığı yemen elbisesi almamı emretmişti.1  

İbn Abbâs (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Bir bölgede iki kıble olamaz yine Müslüman olan kimseye de cizye vergisi yoktur.”2

Sahipsiz Mallar.

Oruç Keffaretleri.

Yemin Keffaretlerî.

Bunlar gerektiğinde devlet tarafından toplanarak icap eden yerlere verilebilir. Dolayısıyla faydası daha umumî olur.

Varisi Bulunmayan Tereke malları.

Velisi Bulunmayan Maktulün Diyet Cezası.

 Yitik Mallar.

 Gümrük Vergisi.

Hz. Peygamber devrinde devlet tam kadro halinde teşekkül etmediğinden, gümrük vergisi sonradan Hz. Ömer tarafından ih­das edilmiştir.

Zekât’ı Hilafet Veya İmamet Mercii’nin  Toplaması ve Konu İle İlgili Rivayetler

 Zekâtın devletçe alınması konusunda yüce Allah şöyle buyu­ruyor:

“Mü'minlerin mallarından zekât al ki, onunla kendilerini (malın manevî kirinden) temizlemiş, (mallarını) bereketlendirmiş olursun. (Zekât verdikleri zaman da) onlara dua et. Zira se­nin duan onlar için bir huzur vesilesidir.” (Tevbe 9/103-104)

Bu Âyet-i Kerîme, İslâm Devleti’nin reisine, müslümanlar­dan, bir nevi gelir vergisi olan zekâtı bizzat almasını emretmek­tedir. Bu emir bize zekâtın mutlaka devletçe alınarak tevzi edil­mesi gerektiğini haber veriyor. Hz. Peygamber yaşadığı müddet içerisinde zekât O'na verilmiştir. O devirde ve daha sonra gelen halifeler devrinde zekâtın, bütünüyle fert tarafından tevzi edildiğine dair bir belgeye rastlanılmamaktadır. Aksine bütün delil ve rivayet­ler bize zekâtın muayyen bir devre kadar devletçe alındığını gös­teriyor.

Zekât, farz olduğu andan itibaren Hz, Peygamber'in görev­lendirdiği memurlar tarafından alınmış, zahiri mallardan zi­raî mahsuller tahmin edilerek hasat zamanı mahsuller bu me­murlar tarafından toplanmış, hayvanların zekâtında da aynı usul tatbik edilegelmiştir. Zekât, günümüzde olduğu gibi, sorum­suz bir şekilde hiç bir suretle ferdin isteğine bırakılmamıştır. Esasen zekâttan beklenen ferdî ve içtimaî faydaların elde edil­mesi için bu yolun takip edilmesinde zaruret vardır. Başıboş bı­rakılan bir müesseseden arzu edilen netice beklenemez. Şimdi biz başlangıçta zekâtın devlet­çe nasıl uygulandığını gösteren bazı rivayetleri nakledelim.

İbn-i Sîrin (v. 110/728)'den rivayet edildiğine göre, baş­langıçta zekâtlar Hz. Peygamber'e ya da O'nun görevlendirdiği memurlara verilirdi. Ondan sonra ise halife olan Hz. Ebû Be­kir'e veya onun tâyin ettiği memurlara, Hz. Ömer devrinde de yine kendisine veya zekât memurlarına veriliyordu. Hz. Osman devrinde de durum aynı şekilde devam etmişse de O'nun şehit edilmesi üzerine Müslümanlar ihtilâfa düşerek bir kısmı zekâtı devlete vermekte devam ediyor, diğer bir kısmı da zekâtlarını kendileri tevzi ediyorlardı. Hz. Ömer ile Hz. Âişe de zekâtlarını devlete verenlerdendi.2 (Ebu Yusuf Kitab’ul-Harac, Kasım B.Sellam,Kitab’ul-Emval,Sf:751)

Hz. Peygamber (s.a.s.) çeşitli bölgelere zekât toplamakla gö­revli memurlar göndermiştir.

“Vâil b. Hıcr’dan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber bir bölgeye zekât memurlarından birini göndermişti. Bu memur, bir müslümanın zekâtını almak için onun yanına gitti. Adam getirip zekât memuruna zekât olarak zayıf bir deveyi verdi. Bunun, üzerine Hz. Peygamber: ‘Allah ve Resulünün zekât memurunu gönderdik ve falan adam ona zayıf bir deve yavrusunu verdi. Allahım! Ne kendisi­ne, ne de devesine bereket verme’, buyurdu. ‘Hz. Peygamberin bu sözü o adamın kulağına gitti. Bunun üzerine adam O'na güzel bir deve getirerek: Allah'a ve Resulüne karşı tevbe ediyorum,’ dedi. Hz. Pey­gamber de bu sefer: ‘Allah’ım! O'na ve develerine bereket ver,’ diye dua etti.”3

Süveyd b. Gafle'den de şöyle dediği rivayet ediliyor: “Hz. Peygamber'in görevlendirdiği bir zekât memuru bize geldi. O'nun yanına gidip oturduktan sonra şöyle dediğini duydum: Ben süt emen küçük yavruları almamaya, ayrı ayrı ki­şilerin hayvanlarını bir araya toplamamaya, toplu halde bulu­nanları da ayırmamaya söz verdim. O memura bu esnada bir adam büyük hörgüçlü bir deve getirip bunu al dedi, fakat almadı”4

“Enes b. Mâlik'ten rivayet edildiğine göre, Benî Temim ka­bilesinden bir adam Resûlullah (s.a.s.)'e gelerek:

“Yâ Resûlullah! Zekâtı senin gönderdiğin memura öde­diğim zaman, Allah'a ve Resulüne karşı sorumluluktan kurtulur muyum? diye sordu. Hz. Peygamber de: Evet, zekâtı benim gönderdiğim elçiye ödediğin zaman kurtulur, borçtan beraat edersin. Ödediğin zekâtın mükâfatı sa­na, günahı da onu değiştirene aittir.”5

İmam Müslim Hz. Ebû Bekir’in halife olunca zekâtını devlete vermek istemeyen bazı kabile reislerine karşı devlet kuvvetlerini göndere­rek onları itaat altına aldığını nakletmektedir.

Mevlâna Şiblî, öşür arazisi bahsinde şu açıklamayı ya­pıyor:  

Öşür toprakları, müslümanların ellerinde  bulunan ara­zidir ki, şu kısımlara ayrılır:

a- Arabistan arazisi: Bunların sahipleri evvel emirde müslümanlığı kabul etmiş bulunuyorlardı. Medine arazisi gibi.

b- Zimmilere ait arazi olup, onların zürriyetsiz kalmaları­na veya firar etmelerine, yahut devlete karşı isyan etmelerine, yahut da kendi arzuları ile haklarından feragat etmelerinden dolayı müslümanların eline geçen topraklardır.

c- Hiç kimsenin tasarrufunda bulunmayan ve bir kimse ta­rafından kendisinde hak iddia edilmeyen, fakat bir Müslüman tarafından imar edilerek ekilen arazi.

İşte bu topraklardan alınan gelirlere haraç değil, zekât namı veriliyordu. Ve zekât devlet tarafından toplanıyordu.

Ümm-i Alkame'den rivayet edildiğine göre Hz. Âişe de zekâtını devlete verirdi.6

Mezkûr rivayetler bize, zekâtın devlet tarafından alındığını ve müslümanların başlangıçta bütün mallarının zekâtını devlete verdiklerini gösteriyor.

Zekâtını Kendiliğinden Getirenlere Nasıl Dua Edilmişti?

Abdullah b. Evfa (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.s.)’e bir toplum zekâtlarını kendi elleriyle getirip teslim etmişti. Rasûlullah (s.a.s.) onlara şöyle dua etmişti: “Allah’ım falan aileye rahmet et” daha sonra babam da zekâtını getirmişti. Ona da şöyle dua etmişti: “Allah’ım Ebu Efva ailesine rahmet et.”7

Haram Maldan Zekât Verilmez

Ebu’l Melîh (r.a.) babasından naklederek şöyle diyor: Rasûlullah (s.a.s.)’den işittim şöyle diyordu: “Allah abdestsiz namazı kabul etmez, çalıntı (ve haram olan) mallardan zekât olmaz.”8

Kâfir Devletlere Haraç Vermek Zekât Yerine Geçmez

Müslümanlar ticaret için Darul Harbe (yabancı memleketlere) mal götür­dükleri vakit, o memleketlerin idarecileri bunlardan %10 güm­rük vergisi alıyorlardı. Bunun üzerine Ebû Musa el-Eş'arî duru­mu Hz. Ömer'e izah etti. Hz. Ömer de buna mukabil dış mem­leketlerden İslâm ülkelerine getirilen ticaret mallarından güm­rük vergisi almayı kararlaştırdı.9

Şeriatla yönetilmeyen Daru’l Harb’ta yaşayan müslümanlardan alınan bütün vergiler haraç hükmündedir. Zekât yerine geçmez. Böyle yerlerde yaşayan müslümanlar nisaba ulaşan mallarından ayrıca zekât vermeleri farzdır.

Nitekim Hz. Ömer böyle yerlerde yaşayan Müslümanların kâfir ve müşrik devletlere vermek zorunda kaldıkları haraçtan dolayı onları kınamamıştır.

Ancak bu müslümanlarında böyle şeriatla yönetilmeyen kafir ve müşrik devletlere “vergilendirilmiş kazanç kutsaldır” mantığıyla, onları güçlendirecek şekilde gönülden vergi vermeleri korkunç bir ihanettir.

Dipnot

1- Nesai, Zekât, B:8, Hds:2408,Tirmizî, Zekât: 5; İbn Mâce, Zekât: 12

2- Tirmizi, Zekât, Hds:633,Ebû Dâvûd, Haraç ve İmara: 34

3- Nesei, Zekât, Hds:2415

4- Nesei, Zekât, Hds:2414,İbnMâce, Zekât: 11; Dârimi, Zekât: 8

5- İmam Malik, el-Mudevvene C:2, Sf: 88

6- Kasım B.Sellam, Emval, Sf:757

7- Nesai, Zekât, B:13,Hds:2416,Müslim, Zekât: 54; Ebû Davud, Zekât: 6

8- Nesai, Zekât, B:48,Hds:2477,Buhârî, Zekât: 8; İbn Mâce, Tahara: 17

9- İmam Malik, Muvatta, Zekat, B:25,Hds:46-47-48,Tahavi, Zekat bahsi, Ebu Yusuf, Kitab’ul-Harac, Öşürlerin toplanması bahsi Sf:306-307,Ebu Ubeyd, Kitab’ul-Emval Sf:532-533,İmam Serahsi,El-Mebsut,Zekat Bölümü,İmam  Kasani, Bedayu’s-Senayi ve İbniabidin,Durrul-Muhtar

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ir+ �y @/� �و Rasulü (s.a.s.)'in önüne geçmemelidir... Allah ve Rasulünün hükmünün yanında başka hiç bir hüküm olmamalıdır... Gayr-ı İslâm'ı bütün düzenler ve hükümler reddedilmelidir... Muvahhid mü'minlerin onlara asla ihtiyacı yoktur... Çünkü İslâm, hayatî bütün sorunların çözümü, bütün sorunların cevabıdır... Bir noksanlığı yoktur ki, başka birileri bunu tamamlasın... İslâm, her şeyi tam, mükemmel bir hayat nizamıdır... Kendisinden başkasına ihtiyacı yoktur!..

 

"Bugün inkâra sapanlar, sizin dininizden (dininizi yıkmaktan) umut kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, Benden korkun. Bu gün size dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm'ı seçip beğendim."20 buyuran Rabbimiz Allah Teâlâ, bu değişmez, eskimez, pörsümez ve her ân capcanlı hakikatı beyan etmektedir....

Bin asırdan beridir İslâm topraklarını istilâ edip, tağutî hükümlerle hükmeden zalim egemen tağutların yıkılışlarını pek yakında olduğunu müjdeliyor Rabbimiz Allah:

"Zulmetmekle olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrilecekleri pek yakında bileceklerdir."21

Her çağda değişmeyen hakikat:

Ya İslâm ya da başkası değil!

Dipnot

1- Nisa, 4/60.

2- Nahl, 16/36.

3- Zümer, 39/17-18.

4- Bakara, 2/256.

5) İmam Muhammed İbn Cerîr et-Taberî, el-Câmiu'l-Beyân Fî Tefsiri'l-Kur'ân, Kahire, 1388/1968, C. 3, Sh. 13.

Türkçe tercemesi: Ebu Cafer Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Taberî Tefsiri, çev. Hasan Karakaya - Kerim Aytekin, İst. 1996, C. 2, Sh. 115.

6- İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri - Tefsiru'l-Kur'ânî'l-Azim, çev. Dr. Savaş Kocabaş, İst. 2010, C. 2, Sh. 282.

7- Yusuf, 12/40.

8- Ahzab, 33/36.

9- Nûr, 24/51-52.

10- Nisa, 4/60.

11- Abdulfettah el- Kâdî, Esbâb-ı Nüzûl, çev. Doç. Dr. Salih Akdemir, Ank. 1986, Sh. 118-119.

İmam Ebu'l-Hasen Ali b. Ahmed el-Vahidî, Esbâb-ı Nüzûl, çev. Dr. Necati Tetik - Necdet Çağıl, Erzurum, T.Y. Sh. 169.

İmam Suyutî,  Esbâb-ı Nüzûl, çev. İbrahim Seyfi Oymalı, İst. T.Y.  C. 1, Sh. 205.

İmam Kurubî, el-Câmiu Li Ahkâmi'l-Kur'ân, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 1998, C. 5, Sh. 302-303.

Ebu Cafer Muhammed b. Cerîr et-Taberî, A.g.e. C. 3, Sh. 33.

İmam Hafız İbn Kesîr, A.g.e. C. 3, Sh. 209-210, Hds. 2116-2117.

Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü'l-Mensûr, çev. Hasan Yıldız, İst. 2012, C. 4, Sh. 498.

Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dİni Kur'ân Dili, İst. T.Y. C. 3, Sh. 32-33. (Yenda Yayınları)

Ahmed Davudoğlu, Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, İst. 1983, C. 10, Sh. 146. İbn Ebi Hatim'den.

İmam Muhyiddin en-Nevevî, Sahih-i Müslim Şerhi el-Minhâc, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2014, C. 10, Sh. 159.

12- Nisa, 4/65.

13- İmam Hafız İbn Kesîr, A.g.e. C. 3, Sh. 210, İbn Ebi Hatim ve İbn Merdûyeh'den.

14- İmam Kurtubî, A.g.e. C. 5, Sh. 307.

15- Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Menâkıb, B. 33, Hds. 3904.

16- Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Menâkıb, B. 49, Hds. 3931.

Hâkim en- Nîsâburî, el-Müstedrek ale's-Sahîhayn, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013, C. 6, Sh. 554, Hds. 4551. 

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, çev. Hüseyin Kaya - Zekeriya Yıldız, İst. 2011, C. 14, Sh. 520, Hds. 14433. Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr'den.

17- Sahih-i Buhârî, Kitabu Fedâili Ashabu'n-Nebî, B. 6, Hds. 37.

Sahih-i Müslim, Kitabu Fedâilu's-Sahabe, B. 2, Hds. 23.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Menâkıb, B. 54, Hds. 3938. 

Hâkim en- Nîsâburî, A.g.e. C. 6, Sh. 556-557, Hds. 4555.

18- Müddessir, 74/49-51.

19- A'râf, 7/169.

20- Mâide, 5/3.

21- Şuara, 26/227.

 

Yazar:
Nasruddin Yasin
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul