24 Kasım 2017 - Cuma

Şu anda buradasınız: / SANAYİ ŞİRKETLERİNİN ZEKÂTI ÖŞÜR OLARAK VERİLİR DİYENLER

SANAYİ ŞİRKETLERİNİN ZEKÂTI ÖŞÜR OLARAK VERİLİR DİYENLER

 


 


Bu görüşü kabul eden ilim adamları, sanayi tesisleri ile bina ve nakliye araçlarını ziraî ürünlere benzeterek bunların kendile­rinden değil de ürünlerinden 1/10 nispetinde zekât vermek gerek­tiği görüşünü savunuyorlar. Bu ilim adamlarının konu ile ilgili görüşleri şöyledir:

“Sanayi tesislerinin zekâtı meyve ve ziraî ürünlere kıyasla % 10, yahut % 5 olmalıdır. Zira ağaç ve toprak birer sabit ser­maye durumundadır. Binaenaleyh toprakla ağaçtan değil bunla­rın gelirlerinden öşür zekâtı vermek gerekir. Sanayi tesisleri de sabit birer sermaye gibidir. Binaenaleyh fabrikalardan çıkan ürün­ler, topraktan ve ağaçtan elde edilen ürünlere benzetilerek ziraî ürünler gibi bunların gelirinden % 10 nispetinde zekât vermek gerekir.”

Bu görüşü savunanlar konu hakkında şu açıklamayı yapmış­lardır:

“Buna göre, deriz ki; binalarla sabit sermayeli sanayi tesisle­rinin gelirinden zekât lâzım gelir, sermayesinden zekât lâzım gel­mez. Sanayi şirketlerinde olduğu gibi, masraflar çıkarıldıktan son­ra eğer safi geliri tespit etmek mümkün olursa bu gelirden saf olarak % 10 zekât alınır. Çünkü Hz, Peygamber (s.a.s.) yağmur suyu ile kendiliğinden sulanan araziden 1/10 nispetinde zekât almıştır. Hz. Peygamber, bu tespite göre zekâtı safi gelirden almış oluyor. Eğer bu sanayi şirketlerinin safi gelirini tesbit etmek müm­kün olmazsa, muhtelif binalarda olduğu gibi, o zaman % 5 nisbe­tinde zekât alınır.”

Bu görüşü savunan âlimler şunlardır: Mısırlı ilim adamı Muhammed Ebû Zehra; Abdul-VahhabHallaf, Abdurrahman-Hasan.

Bu âlimler “El-Câmiat'ül-Arabiyye”de yaptıkları toplantıda görüşlerini tesbit ederken bütün malları üçe ayırarak şöyle demişlerdir:

1- Şahsî ihtiyaçları karşılamak için sahip olunan mallar. Bunlar oturulan evler, senelik yiyecek, giyecek için stok edilen mallarla seyahat, hastane ve çocukların okul masraflarıdır. Bu mallardan zekât vermek gerekmez,

2- Kâr kazanmak için bulundurulan yahut kâr kazanmak şanından olan mallar: Bunlar Hz. peygamber devrinde zekâta tâ­bi olduğu açıklanan mallardır. İttifakla bunlardan zekât vermek gerekir. Diğer mallar da bunlara benzetilerek zekâta tabidirler.

3- Ziynet eşyası, üremek ve çalıştırılmak   için   saklanan ve kâr maksadı ile şahsî ihtiyaçları karşılama maksadı arasında  bir durum arz eden mallar: Bu malların zekâtı konusunda âlimler de­ğişik görüşler ileri sürmüşlerdir.

Ahmed b.Hanbel'den rivayet edildiğine göre, bir kimse evini icara verip kirasını alsa, üzerinden bir yıl geçme şartı olmaksızın kirayı aldığı zaman zekâtını ödemesi gerekir. (İbniKudame,El-Muğni,Zekat bölümü,3/29)

Yusuf el-Kardavî de sanayi tesisleri ile gelir getiren fakat hakkında nas bulunmayan mülklerin % 10 nisbetinde saf olarak öşrünün alınmasını yahut gayr-i safî olarak % 5 nispetinde zekâ­ta tâbi olması gerektiğini kabul ediyor. Ancak kıyasın şekline ve matrah tespit usulüne itiraz ederek bugünkü vergi memurlarının matrah hesaplamalarının daha sağlam olduğunu, binaenaleyh ze­kâtların bu usule göre tespit edilmesi gerektiğini müdafaa ediyor.

 Kırkta Bir Verilir Diyenler

Yukarıdaki görüşe karşılık bazı âlimler de gelir getiren bina, sanayi tesisi ve nakliye araçlarının ticarî eşya gibi % 2.5 nispetin­de zekâta tâbi olduğunu kabul etmişlerdir.

İbn-i Ukayl el-Hanbeli bu görüşte olup “Bedâyiul-Fevâid” ad­lı kitabında Ahmed b. Hanbel'den şu rivayeti nakl ediyor:  “Ahmed b. Hanbel kiraya verilen zinet eşyasından zekât vermek ge­rektiğini söylemiştir. Kiraya verilen zinet eşyası ile dokuma tarağından zekât vermek gerektiği yolundaki Ahmed b. Hanbel'in bu görüşünden, kiraya verilen akaretlerle, gelir getirmek için elde bulundurulan bütün varlıklardan zekât vermek gerektiği ne­ticesi çıkıyor. Çünkü bizim mezhebimize göre, ziynet eşyasından zekât vermek gerekmez. Fakat kiraya veriler, bu eşya kiraya veri­lince o takdirde bu eşyadan zekât vermek gerekir. O halde zekât vermek gerekli olmayan bîr malı kiraya vermek onun aynından zekât vermeyi gerektiriyor. Buna göre aslında zekâta tâbi olmayan bütün mallar kiraya verilince bunlardan zekât verilmesi ge­rekiyor.  İbn-i Kayyım da aynı görüşü kabul etmiştir. İbn-i Ruşd’ün zikrettiğine göre, İmam Mâlik de aynı görüştedir.(Kadı İbniRüşd,Bidayet’ul-Muctehid,Zekat,1/237)

Bu formülü akaretlerle büyük nakliye araçlarına ve sanayi te­sislerine tatbik ettiğimiz zaman şu netice ortaya çıkar: Bu mâllar yalnız bir kimsenin şahsî ihtiyacına yarıyorsa zekâta tâbi değildir. Fakat kiraya verilip sahibine gelir temin edecek duruma inti­kal ederse o takdirde zekâtın farz olmasına müsait hale gelirler. Zekâtları da ticaret mallarında olduğu gibi % 2.5 nispetinde he­sap edilerek verilir.

Buraya kadar zikr edilen görüşleri şöyle hulâsa etmemiz mümkündür:

1- Bina, nakliye araçları, sanayi tesislerinden % 2.5nisbetinde kârından zekât verilmesi gerektiğini ka­bul edenler.

2- Bu gibi malların gayr-i safi gelirinden % 5 nispetinde, safi gelirinden ise % 10 nispetinde zekât verilmesi gerektiğini ka­bul edenler.

Birinci görüşü savunanlar bu malları ticaret mallarına ben­zetiyorlar. İkinci görüşü savunanlar ise bu malları ziraî ürünlere benzetiyorlar

Burada bir noktaya daha değinmek istiyoruz. O da şudur: İs­lâm devleti zekât ve öşürler dışında bir vergi ihdas edeceği zaman mal sahiplerine yükletilen en yüksek vergi nispeti olan humus ve öşürler emsal alınabilir. Meselâ; bir İslâm devleti zekât ve öşürler dışında bir vergi sorumluluğu yüklemek mecburiyetinde kalırsa, ancak % 5 veya % 20 nisbetinde bir vergi koyabilmelidir. Bu nok­tada ölçü olma bakımından aralarında bir benzetme yapılabilir. Fakat mahiyet bakımından benzetmek farklı bir benzetme olur.

Bu Mallarda Havelani Havl (Bir Yıl Geçmesi) 

Binalarla sanayi tesislerinin gelirlerinde ne kadar zaman geçmesi lâzımdır ki bu gelirlerden zekât vermek gereksin?

İmam Malik ile İmam Ahmed b, Hanbel konu hakkında görüşlerini şöyle açıklıyorlar: Bunların kirası ele geçtikten sonra bir yıl zaman geçmesi lâzımdır. Diğer malların zekâtlarındaki bir yıl zaman geçmesi şartı binaların gelirleri için de aynen geçerlidir.

“El-Muği'deAhmed b. Hanbel’in görüşü şöyle açıklanıyor:

“Bir kimse evini kiraya verse, kira parasını aldığı andan itibaren üzerinden bir yıl geçmedikçe onun kirasından zekât vermek ge­rekmez. Ahmed b. Hanbel'den nakledilen diğer bir rivayete göre, parasını alınca zekâtını ödemesi gerekir, dediği de rivayet edilmiştir Fakat doğrusu birinci görüştür.”          

Arsaların Zekâtı

Bir müslümanın bir yıllık zaruri ihtiyaçları ile mesken gibi ömür boyu barınacağı zarurî ihtiyaçlarının zekâttan muaf olduğu Konusunda ilim adamları arasında herhangi bir ihtilâf söz konusu değildir. Bir müminin ömür boyu içinde barınacağı normal bir ev, ev yapmak için satın aldığı bir arsa zarurî ihtiyaçtan sayılacağı için zekâta tâbi değildir. Fakat şayet bir müslüman malî imkânları mü­sait olmasına rağmen ömür boyu kirada kalmayı tercih ederek elindeki para île arsa ve bina ticareti yapıyorsa, zarurî mesken ih­tiyacım vardır, binaenaleyh bir evi satın alacak kadar param ze­kâttan muaf olsun, diyemez. Satmak için elinde bulundurduğu ar­sa ve binalar o günkü değeri üzerinden hesap ederek zekâtını öde­melidir. Ticarî kazanç sağlamak maksadı ile alınan bu mallar zekâta tâbi mallardan olup bunlardan ötürü 1/40 nispetinde zekât ödemek gerekir.

Ancak bir evi, yahut bir arsası bulunduğu halde elindeki pa­rayı büyütmek ve kâr etmek isteyen bir müslüman ihtiyaçtan faz­la olarak birkaç arsa daha satın alırda bekletirse, ileride üzerin­de ev yapmak maksadı ile satın aldığı arsayı hesaptan çıkararak geride kalan arsaların günlük hakikî değeri üzerinden zekâtlarını ödeyip ödememe meselesi ihtilaflıdır. Biz bunu daha önceki gayrimenkuller bahsindeki yazımızda açıkladık.

Hisse Senedi ve Tahville’in Zekâtı 

Fikri yavuz bu meseleler hakkında şunları söylemektedir. Hisse senedi: Büyük sermayelere dayalı olarak kurulan şir­ketlerin (holdinglerin) sermayesinin bir parçasını temsil etmek üzere piyasaya çıkarılan mülkî haklara denilir.

Tahvil: Banka, şirket yahut hükümetlerin belli bir müddet için belli bir faiz karşılığında piyasaya çıkardıkları bir taahhüt mektubudur. Hisse senedi ile tahvil arasındaki farklar şunlardır:

1- Hisse senedi, sermayenin belli bir kısmını temsil eder. Tahvil ise; Bankalar, şirketler yahut devlet müesseselerinden kâr oranı belli ve sabit olan bir alacağı temsil eder.

2- Hisse senedi; kârın belli bir kısmına ortak olma hakkına sahiptir. Bu hak kârın büyüklük veya küçüklüğüne göre yüksek veya düşük olabilir yahut zarar sözkonusu ise bu zarara ortak ol­mak üzere eksilebilir. Tahvil ise, belli bir alacak karşılığında belli bir menfaati sağlar. Tahvili veren kuruluşun kâr yahut zarar et­mesine, kârının yüksek yahut düşük olmasına bakılmaz. Bu şek­liyle hisse senedi bir ticaret ortaklığını temsil eder. Tahvil ise faizi temsil eder. Faiz ise haramdır. Haram olan bir maldan da zekat verilmez. Nitekim Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmaktadır:

Ebu’lMelîh (r.a.) babasından naklederek şöyle diyor: Rasûlullah (s.a.s)’den işittim şöyle diyordu: “Allah abdestsiz namazı kabul etmez, çalıntı (ve haram olan) mallardan zekât olmaz.” (Nesai, Zekât, Hds:2477,Buhârî, Zekât: 8; İbnMâce, Tahara: 17)

 Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle diyor: Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Allah, bir kimsenin helâl olarak kazandığı maldan verdiği zekâtı sağ eliyle alıp mutlaka kabul eder. Bu verilen zekât bir hurma kadar bile olsa… O rahman olan Allah’ın avucunda sizin tayınızı ve deve yavrunuzu besleyip büyüttüğünüz gibi dağdan büyük oluncaya kadar artıp büyür.” (Nesai, Zekât, Hds:2478,Buhârî, Zekât: 8; İbnMâce, Tahara: 17)

3- Hisse senedi, şirket tasfiye olmadıkça kapanmaz. Tahvilin geçerliliğini kayb etmesi için belli bir müddetin geçmesi söz konusudur.

Kardavi ise şunları ifade eder; Hisse senedi, piyasada, hakikî değerlerinden daha çok değerli kabul edilmektedirler. Hatta bu sebeple adı geçen senetlerin ticareti yapılmakta, arz-talep, kâr-zarar durumlarına göre bu se­netlerin fiyatları artıp eksilme istidadı gösterebilmektedir.

Piyasaya hisse senedi çıkarmak, satmak, satınalmak ve bu se­netlerle muamele icra etmekte herhangi bir sakınca yoktur, ima­lâtı ve yaptığı muameleler, haramla karışık olmayan şirket ve dev­let kuruluşlarının çıkardığı hisse senetleri ile ticaret yapmakta bir sakınca yoktur.

Hisse senetlerinin zekâta tabi olduğu konusunda devrimizde yaşayan âlimler arasında herhangi bir ihtilâf yoktur. Ancak ihtilâf verilecek olan zekâtın miktarı konusundadır. Bu konuda âlimlerin görüşleri ikiye ayrılmaktadır: Bazıları şartlı ola­rak öşür veya kırkta bir nispetini kabul ediyorlar. Bazıları ise şart­lar ne olursa olsun, bu gibi evraktan ticarî eşyada olduğu gibi, kırkta bir nispetinde zekât verilmesi gerektiğini söylüyorlar.

1- Muhammed Ebû Zehra, Abdurrahman Hallâf, Abdurrahman Hasan ve Yusuf el-Kardavî gibi ilim adamları birinci görüşü kabul ediyorlar.1965 yılında İslami konularla ilgili olarak Şam'da akd edilen umumî kongrede hisse senetleri ile tahvillerin zekâtı konusunda şu karara varılmıştır. Eğer bu senetlerle tahvillerin kendileri alınıp satılan ticarî bir mal gibi bizzat kendileri ticaret eşyası, durumuna gelirse, ticarî eşya gibi kabul edileceklerinden, bunlardan ticarî eşya gibi zekât vermek gerekir. Yanı % 2.5 nispetinde zekâta tâbi olurlar. Bunların nisapları da aynen ticarî eşya nisabı gibi kabul edilir. Zekâtları ödenirken getirdikleri kâr kendilerine ilâve edi­lerek hesap edilir.

Fakat bu gibi senetler eğer, sadece gelirinden kazanç sağlamak maksadı ile elde bulunduruluyorsa, o takdirde ziraî ürünlere kıyasla, sanayi tesisleri ile binaların zekâtında olduğu gi­bi, % 10 nisbetinde zekâta tâbi olurlar. Yani zekâtları safi olarak kârın % 10'u üzerinden ödenir. Bu sonuncu şık mezkûr âlimlerin fabrika ve binaların zekât miktarının % 10 olacağını kabul etme­lerine bağlı olarak beyan edilmiştir. Hisse senetlerinde gelirin zekâtı şirkete aittir.

2- İkinci görüşü, yani bu gibi evrakın, zekât miktarının % 2.5 nispetinde ödenmesi gerektiği görüşünü kabul eden Dr. İb­rahim Fuad, görüşünü şöyle açıklamaya çalışıyor:

“Bana göre -is­ter ticaret için olsun, ister gelir sağlamak için olsun- eğer nisap miktarına ulaşıp üzerlerinden de bir yıl geçmişse, sahibi bu evrakın piyasadaki değerine göre zekâtlarını ödemesi gerekir. Zira bu evrak kâğıt paraya benzer. Bunları paraya değil de toprağa benzeterek toprak ürünlerinde olduğu gibi, safi gelir üzerinden % 10 zekâta tâbi olduğunu savunmak uzak bir ihtimaldir. Zira böyle bir kıyas, hiç ilgisi bulunmayan bir benzetmedir. Fakat bu evrak kâğıt paraya daha yakındır. Bu sebeple bu paralara ben­zetilerek zekâtlarının (%2.5) nispetinde hesap edilmesi daha doğru bir hareket olsa gerektir. Bu evrak para gibi kabul edilerek ze­kâta tâbi olurlar. Ancak zekâtın farz olması için gerekli olan di­ğer şartların bunlarda da bulunması lâzımdır.

Hisse senetlerinin zekât sorumlusunun kim olacağı konusun­da da farklı düşünen Dr. İbrahim Fuad konu ile ilgili olarak şöyle diyor: “Bana göre, tahvillerle hisse senetlerinin zekâtını hisse sa­hipleri ödemelidir. Zekâtlarını şirketin ödemesi gerekmez. Zira şir­ketin hisse sahiplerinden nisaba malik olmayan bir hisse ortağının hissesine düşen kârdan kesinti yapması caiz değildir.”

Yusuf el-Kardavî de adı geçen kongrenin görüşüne katılarak şöyle diyor:

“Ya şirketin sahibi safi gelir üzerinden bu hisselerin % 10 nispetinde zekâtını ödemesi gerekir yahut mal sahiplerinin, bu senet ve tahvillerin anaparası ile birlikte kârlarından %2.5 nis­petinde zekât ödemeleri gerekir.”

Sonuç olarak biz deriz ki; Faiz kısmına giren ve hata ile alınan tahvillerin faizi atıldıktan sonra anaparasının zekâtının nasıl hesap edileceğini yukarıda zikr ettik. Günümüzde hisse seneti aslında sermayesini büyütmek için halka açılan bir şirkete kar ve zarar ortaklığı yapmaktır. Bu haliyle bunda haram bir taraf görünmemektedir. Ancak bunun bazı şartları vardır.

1- Hisse senedini aldığımız şirketin yaptığı iş helal bir iş olmalı.

2- Bu şirketler faize asla bulaşmamalı.

3- Bugün kumar aracı haline gelen borsada kar ve zararlarında suni dalgalanmalar yapmak suretiyle halkın parasını haram yollardan haksızca almamalı.

4- Kar oranları tahviller gibi sabit veya hesaplanmamış suni kar ve zarar değerleri olmamalı ve bilerek kimsenin hakkı kimseye geçmemelidir.

 Bu ve bunun gibi İslam’ın şiarına uygun hareket edilen şirketlerin hisse senetlerini alıp onların gerçek ortağı olmakta bir beis gözükmemektedir. Malumdur ki bu şartlara tam manasıyla harama bulaşmadan ancak İslam şeriatının uygulandığı beldelerde uyulabilir. Günümüzde İslam şeriatının yürürlükten kaldırıldığı sistemlerin faiz batağı haline geldiği darul harb beldelerinde müslümanların bu gibi şüpheli işlerden kaçınmalarını tavsiye ediyoruz.

Bu şartlara uyulabildiğinde şirketlerin çıkardığı hisse senetlerinin zekâtlarının na­sıl ödeneceğini kısaca açıklamaya çalışacağız. Daha önce de kaydettiğimiz üzere, hisse senetlerinin zekât miktarı konusunda üç tür­lü görüş belirmişti. Biz bunların hangi şirkete tabi ise o oranda zekât ödemenin gerektiğini söylüyoruz.

Şirketlerin kuruluş biçimine göre hisse senetlerinin zekâtı ko­nusunda üç görüş ileri sürülmektedir:

1- Kendileri ile gelir temin edilmek isteniyorsa ve   bunlar eğer gelir getiren şirketlerin hisse senedi ise, böyle hisse senetlerin­den % 10 nisbetinde zekât verilmesi gerektiğini kabul edenler. Yu­suf el-Kardavî de bu görüşü kabul etmektedir.

2- Matbaa, boyahane ve benzeri gelir getirmeyen tesislerin çıkardığı hisse senetlerinden zekât vermek gerekmediğini kabul edenler.

3- Ne olursa olsun, bu gibi senetlerden mutlaka % 2.5 nis­petinde zekât vermek gerektiğini kabul edenler.

Yukarıda da kaydedildiği üzere, hisse senetleri ticari maksa­da bağlı şirketlerin çıkardığı evrak olduğundan; sanayi tesisleri, bina ve nakliye araçlarında olduğu gibi, bu senetlerin para olarak kabul edilmesi ve kârı ile birlikte sermayeleri hesap edilmek sure­tiyle sahipleri tarafından zekâtlarının ödenmesi gerekir.

 Bizim tercih ettiğimiz görüş ise; Hisse senedi eğer sanayi şirketinin ise  netten onda bir %10, brütten yirmide bir %5, eğer ki ticari şirketin ise kırkta bir %2.5, yok eğer maden veya petrol şirketinin ise beşte bir %20 zekat gerekir. Hisse senetleri alındığı şirketlerin zekât sistemine tabiidir. Bunun hisse değerindeki ana sermayeyi şirket kullandığı için şirket tarafından ödenmelidir. Hisse senedinin sahibi de kazandığı gelir üzerinden zekâtını kendisi ödemelidir.

 

Yazar:
Nasruddin Yasin
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul