19 Ocak 2018 - Cuma

Şu anda buradasınız: / KİRAYA VERİLEN SANAYİ BİNALARI VE DİĞER GAYR-İ MENKULLERİN ZEKÂTI

KİRAYA VERİLEN SANAYİ BİNALARI VE DİĞER GAYR-İ MENKULLERİN ZEKÂTI



  

 


 

Gelir getiren gayr-i menkuller: kiraya verilmek suretiyle ya­hut işletilmek ve ürünlerini satmak suretiyle kâr getirme gayesi­ne bağlı olan bina, fabrika, sanayi tesisi gibi taşınmaz mallardır. Bu mallar, ticarî maksada dayalı olmasa da, getirdikleri gelirler kar gayesine dayalıdır. Bir yönü ile ticarî olmayan saime koyun­larla sığırların sütleri ve yünlerine benzemektedirler.

Bu konuda Kardavi, “Kitabu’z-Zekât”ında şunları kaydetmektedir:

İslâm fakihlerinin bir kısmı, aksine bu gibi taşınmaz mallardan zekât vermek gerekmediğine hükmetmişler, onları zekâta tâbi olmayan mallar arasında zikr etmişlerdir. Buna göre, istihsal ne kadar çok olursa olsun, sanayi tesisleri ile büyük binalardan, büyük nakliye araçlarından zekât vermek gerekmez. Sağladığı gelir ne kadar çok olursa olsun, mülkiyet değeri isterse milyarlara ulaşsın, bir müslümanın zarurî ihtiyacı olan bir dairesi, bir özel otosu, ticarî bir arabası gibi kabul edilerek bu malların zekâttan muaf olduğunu söylemektedirler. Ancak bu malların sağladığı gelirlerden nisap miktarı para artarsa o paradan zekât vermek gerekir. Bu mal­ların geliri nisap miktarına ulaşıp bir yıl elde kalmadıkça da zekâta tâbi değildir.

Büyük, sanayi tesisleri ve gayr-i menkul mallarla nakliye araçlarının zekâtının kendi değerlerinden değil, gelirlerinden verileceğini mütalâa eden âlimler Selef âlimlerinin bir kısmı ile Zahiriye Mezhebine mensup İbn-i Hazm, Şevkânî ve Hasan Sıddik Han gibi zatlardır.

 Bunlardan Zekât Verileceğini Söyleyenler

Zekâta tâbi mallar konusunda yukarıdaki görüşü savunan âlimlere karşılık daha geniş düşünen ve zamanla ortaya çıkan fab­rikalar, büyük sanayi tesisleri, büyük binalar, gökdelenler, uçak, tren ve gemilerden vs. zekât vermek gerektiğini savunmuş­lardır. Bu görüşü savunanlar Maliki ve Hanbelî Mezhebine men­sup bazı âlimler ve Zeydiyye Mezhebine mensup Hadeviyye taifesi ile asrımızda yaşamış bazı müeteahir âlimlerdir. Bunların başında Muhammed Ebû Zehra, Hallâf, Abdurrahman Hasan, Dr. İbrahim Fuad ve Yusuf el-Kardavî gibi zatları zikr edebiliriz.

Bu Görüşte Olanların Delilleri

Yusuf el-Kardavî, sanayi tesisleri ile büyük bina ve büyük nakliye araçlarından zekât vermek gerektiği görüşünü savunur­ken aşağıdaki delilleri ileri sürüyor:

1- Allah Teâlâ, her malda belli bir ölçüde hak bulunduğunu açıklayarak şöyle buyuruyor:

“Onlar ki, dilenen ve iffetinden ötürü dilenmeyen kimseler için mallarında belli bir hak vardır”.(Mearic, 70/24-25)

“Müminlerin mallarından zekât al ki, onları temizleyip malla­rına bereket vermiş olasın.”(Tevbe,9/103)

Hz. Peygamber (s.a.s.) de:

“Mallarınızın zekâtını ödeyin.”  buyuruyor.1

Gerek âyet-i kerîmelerde, gerekse hadis-i şerifte mal kelimesi mutlak olarak zikr edilmiş olup bunlar arasında herhangi bir ayı­rım yapılmamıştır. Binaenaleyh sanayi tesisleri, büyük bina ve nakliye araçları da mal hükmüne dahil bulunduğuna göre bunla­rın kendilerinden de ürünlerinden de zekât vermek gerekir.

2- Malda zekâtın farz olmasının bir sebebi büyümek ve ge­lir getirmektir. Bu sebeple bir müslümanın, oturmak   için sahip olduğu evden, geçimini sağlamak için bulundurduğu bir dükkan­dan, eski elbiselerinden, sanatkârın zarurî ihtiyaçlarını temin et­mek için bulundurduğu aletlerden, savaş için saklanan atlardan ittifakla zekât vermek gerekmez. Zekâtın farz oluşunda   büyüme ve gelir getirme bir sebep teşkil ettiğine göre, bir mal ne olursa ol­sun, gelir getiriyorsa ondan zekât vermek gerekir.

3- Zekâtın farz olmasının bir hikmeti malları ve mal sahip­lerini temizlemek, ihtiyaç sahibi fakirleri gözetmek, insanları İs­lâm'ın himayesinde bulundurmaktır. Şu halde mal sahipleri için en ihtiyatlı olan hareket önce kendilerini ve mallarını temizle­meleri, fakir ve muhtaçları gözetmeleridir. Tâ ki ihtiyaçlarını gi­derip iktisadî yönden bir hürriyete kavuşsunlar. Koyun, deve, sığır ve ziraî ürünlerin sahipleri için zekât ödeyerek kendilerini ve mal­larını temizlemek gerekiyor da, bunlara nisbetle astronomik ra­kamlara varacak kadar büyük gelirler getiren kocaman tesislerin, büyük gökdelenlerle binaların, tırların, uçak ve gemilerin sahipleri için bu malları temizlemek gerekmiyor mu?

4-Hiçbir âlimin bu gibi mallardan bina ve sanayi tesisle­ri zekât vermek gerektiğini söylemediklerini delil   getirmelerine görüşümüzü şöyle müdâfaa edebiliriz. O devirde müctehidler için, konu hakkında zaruret ve müşkilât derecesinde zorla­yıcı bir durum söz konusu değildi. Bu malların bir kısmı son za­manlarda sanayi inkılâbı sebebiyle ortaya çıkmıştır. O devirde bi­na vardı, fakat bu binalar genellikle geçimi sağlayacak ölçüde kü­çük binalardan ibaret idi. Günümüzde olduğu gibi büyük apart­manlar, gökdelenler yoktu. Dolayısıyla herhangi bir sorun da yoktu. Sanayi tesisleri hiç yoktu. Fakat buna rağmen o gün var olan şekliyle binalardan zekât vermek gerektiğini söyleyen âlim­ler de vardı.

6-Müçtehidlerin ev, ev eşyası, sanatkârın sanatla ilgili aletle­rinden, binek, zırh, silah ve benzeri malların zekâttan muaf olduğu görüşü gerçeğin kendisidir. Fakat bizim bahsimize konu olan binalar zarurî ihtiyaç olan mallardan farklıdır. Oturmak için sa­hip olunan ev ile kocaman bir işhanı, bir gökdeleni eşit kabul etmek, ikisini de zarurî ihtiyaç malı saymak mümkün değildir. Bir berberin, bir ayakkabıcının, bir marangozun tezgâhı ve sanat aletleri ile bu tezgâhlar ve sanat aletlerini imal eden fabrika ve sanayi tesisleri elbette bir değildir. Biri ile müslüman zarurî ihti­yaçlarını ancak giderebiliyor, diğeri ise zaruri ihtiyacın çok öte­sinde bu malların ticaretini yapıyor, büyük gelirler elde ediyor, te­sislerini her geçen gün büyütüyor, imalâtını seri bir şekilde piya­saya çıkarıp dahilî ve harici ticaret yaparak dev gelirler sağlıyor. Birinde zaruret ve büyümeme, diğerinde ise gerek üründe gerek­se fabrika ve tesislerde devamlı bir gelişme, artma ve büyüme var­dır. Buna sanayi inkılâbı adı verilmiştir. Bir dolmuşun sahibi ile bir tır kamyonunun, bir çok otobüsün sahibi elbette eşit değildir. Bu iki türlü mala sahib olanların ikisinden de zekât vermek ge­rekmez, diyemeyiz. Bu hüküm İslâm'ın adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı olur.

O halde zarurî ihtiyaç için bulundurulan ev, ev eşyası, hiz­metçi, binek, otomobil, dolmuş veya taksi, sanat alet ve tezgâhlan zekâta tâbi değildir. Fakat zaruri ihtiyaç dışında gelir temin etmek gayesiyle kurulan sanayi tesisleri, fabrika, büyük bina, bü­yük nakliye araçları ticarî gaye taşıdığından bunların zekâta tâbi olmaları gerekmektedir.2

Dr. İbrahim Fuad ise günümüzdeki büyük binalarla sanayi te­sislerinden zekât vermek gerektiği görüşünü müdâfaa ederek şöy­le diyor: “Asrımızda bilfiil gelir getirip büyüyen ve fıkhı içtihatların yapıldığı asırlarda bilinmeyen nema sahibi mallarıda zekâta da­hil etmemiz gerekir. Zira bunlar gelir temin etme maksadı ile kurulmuş tesisler, edinilmiş mallardır. Bu tesisler, tamamen serma­ye’yi büyütme ve genişletme, kâr etme gayesine dayalı olan mal­lardır. Bu gibi malları bir demircinin tezgâhı ve aletleri ile bir marangozun aletleri ile kıyaslamamız mümkün değildir. Binaena­leyh bu malları da büyüyen mallar cinsinden kabul ederek bunla­rın kendilerinden zekât vermek gerektiğini savunuyoruz. Zira bu tesisler ve binalarla büyük nakliye araçları sadece karın doyur­mak için edinilmiş mallar değildir.

Büyük müçtehidler, yaşadıkları devirlerde bulundurulan sa­nat aletleri ve tezgâhlardan zekâtı farz kılmamışlarsa bunun se­bebi, o devirdeki sanat aletleri ile tezgâhların iptidaî oluşu ve sadece zarurî ihtiyaçları giderici olma esasına dayalı olması idi. Bun­lar büyüyen ve önemli ölçüde gelir getiren bir mal olarak kabul edilmiyorlardı. Gelir getirmiş olsalar da bu gelirler ancak sahip­lerinin ihtiyacını giderebiliyordu.

Fakat bugünkü sanayi tesisleri bizzat gelişip büyümekte, kâr esasına dayalı olarak kurulmakta; fabrikalar fabrikaları doğur­makta, büyük binaları üretmektedir. Dolayısıyla bu gibi tesislerde bir büyüme vardır. Bu tesisler, bir berberin takımlarına yahut bir demircinin örs-çekiç gibi aletlerine benzetmemiz mümkün ve ge­çerli değildir. Sanayi tesislerine göre bunlar elbette zarurî ihtiyaç­tan sayılıyor. O halde zarurî ihtiyaç dışında büyük gelir temin eden ve her zaman büyüyen ve gelişen bina, fabrika ve benzeri tesisler­den zekât vermek gerekir.

Bu düşüncenin, eski fakihlerin içtihatlarına aykırı olduğunu da söyleyemeyiz. Zira müçtehitler yaşadıkları devirlerde böyle te­sis ve binaları görmemişlerdir. Eğer onlar kendi devirlerinde bu­günün dev tesisleri ile nakliye araçlarını ve gökdelenlerini görmüş olsalardı hiç şüphesiz bizim düşüncelerimizi onlar söyleyeceklerdi. Biz ancak onların usullerini kullanarak bu neticeye varmış bulu­nuyoruz.

Büyük gelir sağlamak gayesiyle kurulan bina ve imaretlerin zekâtı konusunda da Dr. İbrahim Fuad şöyle diyor:  “İlk müçtehitler evlerin zekâttan muaf olduğunu kabul ve ikrar etmişlerdir. Çünkü onların yaşadıkları devirlerde inşa edilen evlerden   büyük gelirler sağlama gayesi yoktu. Evler yalnız oturmak için inşa edil­mekte idi. Bu sebeple müçtehitler evleri zarurî ihtiyaçtan saymış­lardır.”

Fakat şimdiki asırda apartmanlar, hanlar, gökdelenler, büyük gelir sağlamak için yapılıyor. Öyle ki bu mallardan elde edilen ge­lirler ziraî ürünlerden elde edilenlerden kat kat fazla olmaktadır. Binaenaleyh zekâtlarını vermek gerekir.

 

Sonuç olarak biz deriz ki: Bu konuda iki görüş ortaya çıkmaktadır.

Bizim tercihimiz cumhurun da dediği birinci görüştür ki; ticari, yani satmak için yapılmayan, üretim, çalıştırmak veya kiraya verilmek için yapılan veya alınan fabrika binaları, işhanları, apartmanlar, tırlar, otobüsler, uçaklar, trenler, arsa, vetarlalar vs. gibi bunların arasındaki değer farkına bakmadan, artmayan mallara kıyas ederek bunların kendilerinden değil ancak gelirlerinden zekâtın farz olduğunu söylemişlerdir.

Ticari mallardan veya ticari kar getirenlerden yıllık olarak kırkta birini (yani %2.5),Eğer fabrika yerden maden (Rikaz) çıkaran bir fabrika ise beşte birini (yani %20’sini), Eğer ki kiraya verilmiş ise de; Bazı âlimler kira gelirini ticari gelire kıyas etmiş ve %2.5 olduğunu söylemişlerdir. Âlimlerimizin bazıları da kira gelirini tarım ürünlerine kıyas ederek gelirin herhangi bir masrafı yoksa veya masrafları çıktıktan sonra net kazançtan onda bir yani %10, yok eğer masraflar çıkarılmadan brüt’ten verilirse yirmide bir yani %5,zekât’ın farz olacağını söylemişlerdir. Bizim amel ettiğimiz görüşte budur.

Kardavi ve diğer bazı çağdaş hocalarımızın gündeme getirdiği kiraya verilen veya üretim yapan birkaç daire ile bir işmerkezinin veya bir marangoz dükkânı ile büyük bir fabrikanın aynı kefeye konmasının adaletsizlik olduğu görüşüne şöyle cevap verilebilinir. Oturduğu evinden başka fazladan bir evi daha olanın malı da ihtiyaç fazlasıdır, Birkaç apartmanı olanın, malı da ihtiyaç fazlasıdır. Zaten bu mükelleflerin mal farkından dolayı aralarındaki gelir farkı da oldukça çoktur. Bu gelir farkından dolayı da buna paralel olarak malı fazla olanların ödeyecekleri zekâtta oldukça çok olacak ve aralarındaki adalette sağlanmış olacaktır. Adaleti düşünerek ihtiyaçtan az fazlası veya çok fazlası olanları ayırt edebilmek için, buna bir nisab sınırı belirlemek gerekmektedir ki buda oldukça zor ve tartışma götürür bir şeydir. Günümüzde devletler, piyasaları kalkındırmak ve istihdamı artırmak için bu gibi işletmecilere fabrika, otel binası, iş merkezleri vs. gibi taşınmaz mallar için astronomik rakamlarda teşvik kredileri sağlarken, Kardavi, Dr. Fuat gibi hocalarımızın bu gibi işletmecilerin sadece karlarından zekât almanın yanında bunların bina, makine ve taşınmaz mallarından da zekât alınması gerektiği fikrini ileri sürüp ve bu görüşlerini maslahata uygun görmeleri bizce anlaşılmaz bir durumdur.

Bunun yerine şu çözüme gitselerdi daha güzel olurdu: Tahâvî’nin rivayet ettiği ; “Hz. Ömer ile ibn Ömer'in, ticaret için olmayan gayrı menkul ve eşyaya da zekât düştüğünü söyledikleri ve ashabtan hiç kimsenin onlara itiraz etmediği sa­bittir” demiştir. Kimisi de “Bu gibi şeyler ashabın icma’ı demektir” demiştir. Veya: Dârekutni ve Beyhakî'nin, Ebü Zer (r.a.) dan rivayet ettiğine göre ise, Rasulullah şöyle buyurdu: “Develerde zekât vardır. Koyun­larda zekât vardır. Sığırlarda zekât vardır. Fazla ev eşyasında zekât vardır.”

Bu gibi delilleri kullanarak: Eğer ki gayr-i menkulden zekât alınması gerekiyorsa aralarında ayırım yapmadan ihtiyaç fazlası bütün mallardan zekât alınmasını savunmak daha doğru ve tartışmasız olur. Fakat yukarıda da söylediğimiz gibi bu zayıf bir görüştür. Bizim tercih ettiğimiz görüş bu değildir. Biz cumhur ulemanın görüşünü tercih ediyor ve “gayr-i menkuller ticari olarak satılmadıkça getirdikleri karın dışında zekât yoktur” diyoruz. En iyisini Allah bilir.

Dipnot

1- Nesei, Zekât, B:17,Ebu Davud, Zekât, B:5

2- Kardavi, Kitabuz-Zekat,Cilt:1,Sf:462-485

 

 

 

 

Yazar:
Nasruddin Yasin
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul