22 Kasım 2017 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / ZEKÂTLA İLGİLİ ÇAĞDAŞ MESELELER VE ÇÖZÜM YOLLARI-2

ZEKÂTLA İLGİLİ ÇAĞDAŞ MESELELER VE ÇÖZÜM YOLLARI-2

 

           

 


Gelir Getiren Bina, Sanayi Tesisleri ve Diğer Malların Zekâtı

Yirminci asrın teknik imkânları ile insanlığın ulaştığı sanayi inkılâbı döneminde müslümanlar için yeni bazı meseleler ortaya çıkmıştır. Bu meselelerin başında bilhassa zekâtı ilgilendiren bü­yük bina, sanayi tesisi ve gelir getiren malların zekâtı konusu gel­mektedir.

Şirketlerin Zekâtı

Şirketler üç ana grupta toplanmaktadır:

1-Topraktan ve denizden maden veya ham madde çıkaran şirketler: Bunlar maden, petrol, doğalgaz şirketleri vs. Hanefiler bunları beşte bir (%20) Rikaz (maden ve hazine) zekâtına, Şafiler ise kırkta bir (%2,5) ticaret malına kıyas etmişlerdir. Zekât oranını da ona göre hesaplamışlardır.

2-Bu ham maddelerden üretim yapan şirketler: Sanayi (üretim) şirketleri, fabrika ve atölyeler vs. Genelde bunlar zirai ürünlere onda bir (%10) veya yirmide bir (%5)’e kıyas edilmiştir. Bizim tercih ettiğimiz görüş de budur.

3-Ticari şirketler: İthalat ve ihracat yapan şirketler, pazarlama şirketleri, marketler, toptancılar ve ticaret yapan diğer şirketler. Bunlarda kırkta bir (%2,5)ticari zekâta tabidir. 

Bizim tercih ettiğimiz görüş ise şöyledir: Şirketler eğer sanayi şirketi ise net kardan onda bir, brüt kardan yirmide bir zekât verirler. Eğer ki ticari şirketi ise kırkta bir %2,5 zekât verirler. Maden veya petrol şirketi ise Hanefilere göre beşte bir (%20) Şafilere göre kırkta bir (%2,5) zekât gerekir. Bizim tercih ettiğimiz görüşler bunlardır.

 

Şirketlerin Zekâtı

Fikri Yavuz, bu konuda şunları söylemektedir:

İslami ölçülere göre meydana gelen ortaklıklarda her ortak ken­di payından zekâtının verilmesinden yükümlüdür. Ortaklar yalnız ve yalnız ticaretin gerektirdiği alışverişlerde birbirlerinin vekili olabilir.

Zekât bir ibadet olduğu için niyetin getirilmesi lazımdır. Bu sebeple, şirket adına zekât verilebilmesi için ortakların birbirine hususi olarak yetki vermeleri lazımdır. Örneğin İki veya daha çok kimsenin sermayelerini birleştirmek şartıyla meydana getirdikleri ortaklık çe­şididir. Sermayeler ister eşit ister farklı olsun caizdir.(Bu örnek bir önceki cümleye çok uygun gibi gelmedi bana)

Kârın paylaşma şekli serbest sözleşme ile tarif edilirken, şer’i ölçüde ise sermaye miktarına göre hesaplanır. Bu tür ortaklıklar ister ti­caret şirketinde, isterse üretim yapan sanayi şirketi çeşidinde ol­sun. Ticaret şirketinde depo, dükkân servis aracı gibi demirbaş eşyaları zekâttan muaf tutulur. Gıda maddeleri ticareti yapan bir şirketin yılın sonunda karı ve elindeki malı hesaplanarak borçlar düşüldükten sonra zekâtın verilmesi gerekir. Örneğin Yılsonunda 180 milyar lira nakit parası, kırk ton toz şekeri, kırk ton pirinci, kırk ton da kuru fasulyesi bulunsa eşit hisseli dört ortak varsa her birinin zekâtın verilmesi dörtte bir üzerinden olur. Her bir ortağın başka özel bir borcu veya zekâttan başka bir malı olmazsa, o zaman şirketten zekât borcu: Bir milyar yüz yirmi beş lira ile 25 kg. toz şeker, 25 kg. Pirinç, 25 kg. kuru fasulye olur. Ortak bu gıdanın aynısından vermek caiz olduğu gibi, bu gıdanın kıymetini de ödeyebilir.

Yani 180 / 4 = 45 (dört ortak),

45 / 40 = 1,125 (bir ortağın kırkta bir olan hissesi)

40 ton / 4 = 10 ton (bir ortağın hissesi),

10 ton / 40 = 250 kg

Sanayi şirketlerinde ise artıcı olmayan, fabrikanın binası gibi, depoları, makineleri, servis araçları, lojmanları ve ticaret malı olmayan diğer gayr-ı menkulleri ze­kâta tâbi değildir. Borçlar düşüldükten sonra geride kalan nakit pa­ra, döviz, hammadde, mamul veya gayr-ı mamul bütün ekonomik değerler yılsonu kıymeti üzerinden kırkta bir zekâta tâbi olur.

Kâr ortaklığı: bir tarafın sermaye diğer tarafın çalışmayı ortaya koyarak, emek-sermaye ortaklığı kurulabilir. Fakihler buna mudarebe demişlerdir. Kârın paylaşılması sermaye sahibi ile işletmeci ara­sında, kayıtsız ve serbest olarak aralarında olan sözleşmeye bağlıdır. Zara işletmecinin kusur, kasıt veya ihmali bulunmadıkça yalnız sermaye sahibine aittir. İşletmecinin zarardan payı çalışmanın boşa gitmesi olur. Bu mudarebe sistemi günümüzde uygulanan faiz’siz İslam bankacılığının da şeklini meydana getirir.

Şu halde emek-sermaye ortaklığında, yılsonunda sermaye sahibi için sermaye ve kârdan payına düşenin, işletmeci için ise yalnız kârdan payına düşenin zekâtını ödeme mü­kellefiyeti vardır.

Şâfıîlere göre ortak malın zekâtı; şirket veya bunun gibi bir yol­la birbirine karışan ve iki kişiye ait olan mallar iki kısma ayrılır:

1. Bizzat birbirine karışmış mallar. Bundan maksadımız; nisap miktarına ulaşan veya daha fazla olan ve aynı zamanda iki kişiye ait olan mallardır. Bu malın üzerinden bir yıl geçmiştir. Satın almak, miras veya başka yollarla elde edilen mallar tek cinstir. Ör­neğin: Bu iki mal ayrılamayacak kadar birbirine karışmıştır; baba­larından iki kardeşe miras olarak 40 koyun kalır veya iki kişi ortak olarak 40 koyun satın almışlardır. Her iki kişinin de koyunların yarı­sında payları vardır. Öyle ortaklıklar vardır ki, bu koyun şunundur veya şu buna aittir denemez.

Böylece her biri, gerek miras nedeniyle, gerekse satın alma nedeniyle olsun eşya, mal veya arazinin yarısına aittir.

2.  Komşuluk veya sıfatların karışması: Zekâtta müşterek iki kimsenin malda müşterek olmayan nisabları vardır. Aralarında sadece komşuluk vardır. Böyle olan iki malın birbirine karışmadığı, birbirinden ayrı olduğu ve aynı zamanda belli olduğu kabul edilmek­tedir.

Birbirine karışmış iki malı hangi cinsten olursa olsun bir kişinin malı olarak kabul etmek ve zekât vermek gerekir. Yani her ikisi­nin malları nisab miktarını aşıp üzerinden bir yıl geçmesi halinde zekât verilmesi gerekir.

Her iki mal sahibinin malları ayrı ayrı olduğunda nisab mikta­rına ulaşmasa da karışık malda zekât, malın hepsi hesaplanarak verilir. Şayet malın hepsi nisab miktarına ulaşırsa zekât vermek ge­rekir. Zira Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:”Ayrı olan mallar zekât korkusuyla cem edilemez. Cem olmuş mallarda ayrılamaz."İmam Şafi’nin görüşü de böyledir.

Karışan İki Malın Tek Mal Gibi Kabul Edilmesinin Şartları:

 1. İki malın cinsi aynı olmalıdır. Eğer malın yarısı koyun yarısı sığır olsa ne şekilde ve nasıl karışmış olursa olsun ayrı ayrı kabul et­mek gerekir.

2. Malın tamamının nisab miktarına ulaşması gerekir.  Eğer malın toplamı 35 koyun olursa o koyunlara zekât gerekmez. Ortak­lardan birinin veya ikisinin de bunlardan başka koyunları olsa ve onlar da getirilip nisabı tamamlamak için 35'e katılsa yine zekât ge­rekmez.

3. Karışık olan mallar bu şekilde üzerinden bir yıl geçmesi ge­reken sınıftan ise kalmalıdır. Eğer ortaklardan her biri Muharrem ayının başında 40 koyuna sahip olur ve koyunların sefer ayının ba­şında birbirine karıştırırlarsa, sene geçip tekrar Muharrem ayı geldi­ğinde her birinin ayrı ayrı birer koyunu zekât olarak vermeleri gere­kir.

Bu şekilde olan karıştırmaların semeresi meydana gelmez. Zi­rai mahsuller ve meyveler gibi üzerinden sene geçmesi gereken mal­lardan değilse, karıştırmanın meyve veya mahsulün olgunlaşma za­manına kadar kalınması şarttır. Karışık iki ayrı malı bir kişinin ma­lıymış gibi kabul ederek zekât alınması için iki şart vardır.

Birinci şartı yukarıda geçti, ikinci şartı ise; komşuluk karış­masına mahsus olan şartlardır ki aşağıda zikredilmiştir.

1. Deve, koyun ve sığırlar birbirinden ayrı olmamalı. İstirahat, toplanma, otlak ve sağım yerleri bir olmalıdır. Eğer bu şartlar oluşturulmazsa o zaman karıştırmanın hükmüne aykırı olur.

2. Karıştırılan sürünün çobanı ve koçu bir olmalıdır. Şayet böy­le olmazsa karıştırılmış mal hükmüne dâhil olmaz.

3. Mal, mahsuller gibi zekât düşen mallardan olduğunda bek­çisi, kurutulduğu yer ayrı olmamalıdır. Eğer ticari mal ise dükkânları, depoları, alış veriş aletleri ayrı olmamalıdır.

Bu şartlar meydana geldikten sonra artık komşuluk şekli de yeterlidir. Bu şartların birisi olmazsa artık mal sahibi kendi malının hesabını yaparak zekâtını öder. Mal sahiplerinin malları miktarı so­rumlulukları lazım gelir.

 

İş Merkezleri Ve Büyük Binaların Zekâtı 

Hanefî mezhebince kabul edilen en sağlam görüşe göre, za­rurî mesken dışında ticarî gaye ile elde bulundurulan evlerden alı­nan kira ve ücret, ticarî eşya gibi kabul edilerek bu evlerin kirasından ze­kât ödemek gerekir. Ancak, bu gibi ev ve binaların zekâtı konu­sunda iki türlü görüş vardır.

Ebû Hanîfe'ye göre, henüz gelirinin tamamını almadan tica­rî gaye ile bulundurulan evlerden dolayı zekât farz olur. Ancak ödeme sorumluluğu kirayı alınca başlar. Ebû Hanife’ye göre, ze­kâtın farziyetî için tahsil edilen kira bedeli, nisabın 1/4'ü kadar olmalıdır. Bir ev sahibi kiraya verdiği evin kirasından 40 dirhem tahsil ederse, üzerinden sene geçme mecburiyeti olmaksızın bir dirhemini zekât olarak ödemesi gerekir. Böyle bir paranın üzerinden bir yıl zamanın geçme mecburiyeti yoktur.

Hanefî Mezhebinin kabul ettiği Zâhir'ur-Rivaye'ye göre, böyle bir malda zekât ilk anda farz olur. Binaenaleyh, zekât nisabın­da olduğu gibi, alınan paranın 200 dirhem olması gerekir. Alınan kira bedeli nisap miktarına ulaşırsa, alınmadan önce ondan zekât vermek farz olur. (El-Mebsut, Zekât bölümü)

Yine bir kimsenin miras yahut vasiyet yolu ile birinden ala­cağı bulunsa, Hanefî Mezhebinde kabul edilen görüşe göre, 200 dirhemlik nisap miktarı mal alınca bu maldan geçmiş yılların da zekâtını vermesi gerekir.

Yine Hanefî Mezhebine göre, gelir getirmeyen mallardan ze­kât vermek gerekmez. Bu sebeple ticaretle meşgul bir müslüman meskeni, hizmetçisi, bineği, (özel oto dâhildir), çoluk-çocuğunun giyim-kuşamı, aile efradının geçimi için gerekli yiyecek maddeleri, (bir yıllık) ticarî maksat taşımayan evine ait süs eşyasından, inci ve benzeri ziynetlerden dolayı zekât vermek gerekmez. Bu mallarda büyüme ve gelir sağlama durumu yoktur. (El-Mebsut, Zekât bölümü)

Bu esasa göre, gelir getiren ticarî evler, büyük binalarla gelir sağlayan diğer gayr-i menkullerde ve koyunlarla sığırlarda olduğu gibi, bir tacirin ticarî gaye ile elinde bulundurduğu kiralık binala­rın da maliyeti üzerinden zekâtını ödemesi gerekir.

İmam Ebû Yusuf'tan rivayet edilen görüşe göre, boyahane sa­hipleri bez boyamak için boya ile ilgili malzeme satın alırlarsa bu boyadan zekât ödemeleri gerekir.

Yine Ebû Yusuf'a göre, bir mal ticarî maksada yakınsa ticarî mal kabul edilir. Aksine ticarî maksat taşıyan bir malı eğer sahibi kendi ihtiyacı için kullanmayı niyet ederse, o takdirde bu mal ti­carî olmaktan çıkar. Dolayısıyla zekâttan muaf olur.

Hanbelî Mezhebi de kira bedelinin zekâtı konusunda Hanefi Mezhebinin görüşünü benimsiyor. Hanbelî kaynaklarında konu ile ilgili olarak şöyle deniliyor:

“Bir müslüman, evini iki seneliğine 40 dinara kiraya verse, akit yapıldığı andan itibaren bu gelirin sahibi kabul edildiği için, bu akdin üzerinden bir yıl geçince bedelinin zekâtını ödemesi gerekir. Çünkü kira bedeline sahip olma konusundaki hakkı tamdır. Mal sahibinin bu kira bedeli üze­rinde istediği gibi tasarruf etme yetkisi vardır. Faraza bu kira be­deli bir cariye olmuş olsaydı onunla cinsî münasebette bulunup kendisinden faydalanma imkânına sahip olabilirdi. Ödeme duru­muna gelince; mal sahibi ancak ücretin tamamını aldığı zaman ze­kâtını ödemekle yükümlüdür.”

İmamı Âzam ile İmam Mâlik'e göre, bir Müslüman sahip olduğu mülkün kirasını alıp bu kira üzerinden bir yıl geçmedikçe zekâtını ödemekle sorumlu tutulmaz. Bir senenin ta­mamlanması şarttır. Çünkü bu âlimlere göre, yalnız bir akit ile ücrete hak kazanılmış olmaz. Kira akdinin müddeti sona ermekle ancak mal sahibi ücreti hak etmiş olur. Yani Ebû Hanîfe ile Mâ­lik'e göre kira ücreti peşin değildir. Ancak akdin sonunda hak ola­rak kazanılmış olur.

Ahmed b. Hanbel'den başka bir rivayette, herhangi bir mül­künden gelir temin eden bir müslüman, nisap miktarı para tahsil ederse, üzerinden bir yıl geçmeden zekâtını ödeyeceği konusunda bir görüş de nakil edilmiştir.(El-Muğni, Zekât bölümü, 3/47)

 

Yazar:
Nasruddin Yasin
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul