18 Kasım 2017 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / RAMAZAN FİTRESİ

RAMAZAN FİTRESİ

                                              

 

                                                                                                           

 

Allah Teâlâ, İslami ibadetleri bedeni ve mali ola­rak sınıflandırmıştır. İbadetlerin hepsi nefsi uslandırır ve onu hayır işlemeye, şerden kaçınmaya razı eder. İbadetler, eda edilmeden insanlığın Allah (c.c.)'a kulluğu ön plana alabilecek bir kalıba girmesi mümkün değildir. Buna göre ib­adetler; imanı ve Allah'ın meşru kıldığı bir yoldan O'na şükredilmesidir. Fıtır sadakası, İslam nazarında özel bir öneme sahip ol­ması nedeniyle vacip ibadetler arasında yer almıştır. Fıtır sadakası senelik tekrarlanan bir ibadettir ve nisap miktarı mala sahip olan kimsenin Hanefi mezhebine göre üzerinden bir yıl geçmemiş olsa bile bayram sabahı kendi adına, küçük çocukları, köleleri ve cariyeleri adına bu ibadeti eda etmesi vacip­tir.

Üstad Said Havva fıtır sadakası hakkında şunları söylemektedir:

 “Fıtır sadakası rastgele organizesiz bir şekilde verilmiş olsa bile meşru kılınış amacını karşılar ve yerine ulaşmış sayılır. Fakat organizeli olarak ve­rilirse bu daha iyidir. Bu durumda fakirlerin ve ihtiyaç sahiplerinin açıklarını ka­patma yolunda önemli bir fırsat yakalanmış olur. Örneğin her mahallede ve her köyde bir hayır müessesesi kurulursa, bu müesseseler zekâtı, fıtır sada­kasını ve kurbanları toplama işini üstlenip düzene soksa ve mükelleflerin bu konudaki işlemlerini takip etse, önemli bir hayrı yerine getirmiş olur. Tabi bu müesseselerin, zekât, fıtır sadakası ve kurban sahiplerinin kendi hakkı olan, ihtiyaç sahiplerini gördüklerinde bu malları kendi elleriyle onlara teslim edebilme özgürlüğünü ellerinden almaması gerektiği de göz önünde bulundu­rulmalıdır. Çünkü nasıl çoğu zaman fertlerin başaramadıkları işleri müesse­seler başarabiliyorsa, aynı şekilde müesseselerin kestiremedikleri yerleri de fertler kestirebilir.”1

Fıtır; oruç açmaktır. Şevval ayının ilk günü olan Ramazan bayramının birinci gününde oruç tutulmayıp, iftar edildiği için ona fıtır günü, o gün verilmesi gereken sadakaya da fıtır sadakası denilmiştir. Buna “fıtır zekâtı, fitre, oruç sadakası, Ramazan sada­kası ve baş zekâtı” da denilmektedir.

 

Fıtır kelimesi, orucun zıddı olarak İslâm’dan önce kullanılmışsa da terkip olarak İslâm’dan sonra kullanılmış, dinî bir ıstılahtır.

 

Fıtır; ıstılahta ise belirli bir surette zekât müstahaklarına verilen bir miktardır. Fıtır sadakası Ramazan orucunun farz kılındığı yıl olan hicrî II. yılda meşru kılınmıştır. Oruç Şaban ayının sonunda, fıtır sadakası da Ramazan bayra­mından iki gün önce vacip olmuştur.

 

Hasan el-Basrî, fıtır sadakasının sadece oruç tutması farz olanlara farz olduğunu söylemiştir. Dolayısıyla ona göre çocuklarla deliler için fıtır sadakası gerekmez. Fakat âlimlerin çoğu çocuklarla deliler için de fıtır sadakasının verilmesinin gerekli oldu­ğunu söylemişlerdir. Çünkü bu sadakanın meşru oluşunun hikmetlerinden biri kusur ve günahlardan arındırmak, diğer fakirlerin yemek ihtiyacını karşılamaktır.

 

 Bize Yahya b. Yahya rivayet etti:

 

(Dedi ki): Bize Yezîd b. Zürey, Eyyûb’dan, o da Nâfi’den, o da İbni Ömer’den naklen haber verdi; İbni Ömer şöyle demiş:

 

Peygamber (s.a.s.) Ramazan sadakasını hür, köle, erkek, kadın herkese kuru hurmadan bir sa yahut arpadan bir sa olarak farz kıldı da, insanlar bunu buğdayın yarım sa’sına denk tuttular.2 

İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.s.) fitre olarak hurmadan ve arpadan bir sa miktarı verilmesini; hür, köle, erkek, dişi, küçük, büyük müslümanlardan herkes için vermesini emretmiş ve bayram namazından çıkmadan önce verilmesi gerektiğini de belirtmiştir.3

 Nafî anlatıyor; Abdullah b. Ömer, Vadiyülkura ve Hayber’deki kölelerinin fitrelerini de verirdi.4

İmam Malik’ten: Fitrenin farz olması konusuyla ilgili duydu­ğum en güzel şey geçimini üzerimize aldığımız kimselerin de fitre­lerini ödeme mecburiyetidir. Bu durumda kişi müslüman olan mükatebinin (akitte serbest bırakılmış köle), ölümünden sonra hür olacak kölesinin ve diğer kölelerinin, yanında veya başka yerde olduklarına, ticaret, için olup olmadıklarına bakmaksızın hepsinin fitresini verir. Müslüman olmayanların fitresini vermesi gerekmez.

Fitre kentliler gibi köylülere de farzdır. Çünkü Rasûlullah (s.a.s.) fitrenin Ramazan’da; hür, köle, kadın ve erkek her müslümana farz olduğunu bildirmiştir. Fitre verecek olan velilerin müslüman olması gerektiğinde ihtilaf yoktur. Ancak ulema müslüman velilerin ellerinin altında bulunan, nafakasını temin ettiği kâfir (yahudi ve hıristiyan) olanların fitresini verip vermemesi meselesinde ihtilaf etmiştir.  

Dârakutni’nin Osman b. Abdurrahman tarîki ile îbni Ömer’den rivayet ettiği şu hadis îbni Abbâs hadîsini teyîd eder. “İbni Ömer: hür, köle, küçük, büyük, erkek veya kadın, kâfir veya müslim bütün na­fakasını verdiği kimselerin sadaka-i fıtrini de edâ ederdi...” Yalnız Dârakutnî râvî Osman için “metruktur” demiştir.

 

Ancak Abdurrazzâk’in Musannef’inde İbni Abbâs’dan tahrîc ettiği bir hadiste: “Bir kimse velev ki (yahudi veya hıristiyana) olsun her velayeti altında olan için sadaka-i fıtır verir” denilmiştir.5

 

İbni Ebî Şeybe de Musannef’inde Ömer bin Abdulazîz’den buna benzer bir hadîs rivayet etmiştir. Evzâi’nin rivayetine göre îbni Ömer (r.a.) hıristiyan olan kölesinin sadaka-i fıtrini verirmiş. İbrahim’den de böyle bir rivayet naklolunmuştur.6

 

İbn Ömer hadisi hasen sahihtir. Mâlik bu hadisi Nafi, İbn Ömer ve Peygamber (s.a.s.)’den Eyyûb’un rivâyet ettiği gibi rivâyet ederek, “müslümanlardan” ilavesiyle rivayet etmiş, pek çok kimsede Nafi’den bu hadisi rivâyet etmiş olup, “müslümanlardan” sözcüğünü ilave etmemişlerdir. İlim adamları bu konuda değişik görüşler ortaya koymuş olup, bir kısmı: “Bir kimsenin müslüman olmayan köleleri olsa onlar için fıtır sadakası yani fitre vermesi gerekmez” demektedirler. Mâlik, Şâfii ve Ahmed bu görüştedirler.

 

Bir kısmı da: “Müslüman olmasalar da onlar için Fitre vermesi gerekir” derler. Sevrî, İbn’ül Mübarek ve İshâk bunlardandır.

Fitrenin Miktarı ve Ölçüsü Nedir? 

Hasan-ı Basri (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir:

İbn Abbas Basra’da vali iken Ramazan’ın sonunda orucunuzun zekatı olan fitrenizi veriniz dedi. İnsanlar birbirine bakışmaya başladılar. İbn Abbas: Burada Medineli kim varsa kalksın ve kardeşlerine bu fitreyi öğretsin çünkü onlar bilmiyorlar. Bu vergi Rasûlullah (s.a.s.)’in her erkek, kadın, hür, köle, için arpadan ve hurmadan bir sa buğdaydan da yarım sa verilmesi gereken bir vergidir. Bunun üzerine oradakiler kalkıp gittiler.7

İbni Abbas (r.a.)’ın diğer bir rivayetinde de fıtır sadakası (fitre) konusunda şöyle demiştir: 

“Buğday, hurma, arpa ve yulaftan birer sa miktarı verilir.”8

İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.s):

“Hür, köle, kadın, erkek her bir kimse için bir sa hurma veya bir sa arpa miktarını fitre olarak vermelerini emretmiştir. Müslümanlar bunu yarım sa buğdaya denk tutmuşlardır.”9

Bu rivayetlerin farklılığından dolayı müctehidlerimizden; Mâlik, Şafiî, Ahmed b. Hanbel, İshak ve Hasan el-Basrî, “Fıtır sada­kası arpa, kuru hurma veya kuru üzümden bir sâ verildiği gibi buğdaydan da bir sâ verilmelidir. Yarım sâ yeterli değildir” demişlerdir. Sahâbîlerden Ebû Said el-Hudrî, Ebû'l-ÂIiye ve Câbir b. Zeyd de bu görüştedirler.

Hanefîler ise; “Fıtır sadakası arpa, kuru hurma veya kuru üzümden verildiği zaman bir sâ verilmesi gerektiğini ama buğdaydan verildiği za­man yarım sa’nın kâfi geldiğini söylemişlerdir. Delilleri hadis ve ashâb-ı kiramın Muâviye (r.a.)’nin görüşüne uyma­larıdır. Şayet ashâb-ı kiram, Resûlullah (s.a.s.)’den buğdayın bir sa olması gerektiğine dair bir hadis bilselerdi, susup da Hz.Muâviye’nin sözüne uy­mazlardı. Çünkü hakkında âyet veya hadis bulunan konuda ictihad yapmak caiz değildir. Binae­naleyh buğdaydan bir sâ verilebileceğine dair rivâyet edilen hadisler sahih değildir” demişlerdir. Hanefîlerin bu görüşü aynı zamanda sahâbîlerden Ebû Bekr, Ömer, Osman, Ali, Ebû Hureyre, Câbir b. Abdullah, İbn Abbâs ve İbnü’z-Zübeyr (r.a.)'in görüşüdür. Hatta Tahâvî, Ebû Bekr, Ömer, Osman ve Ali (r.a.) dönemlerinde bu konuda icmâ meydana geldiğini söylemiştir.

 

Es-Sübkî “el-Menhel” adlı şerhinde şöyle demektedir:

 

“Yarım sa buğ­dayın verilebileceğini söyleyenlerin görüşü kuvvetli ve tercih edilen görüş­tür. Çünkü ashâb-ı kiram ile tabiûn, Muâviye döneminde bu hususda itti­fak etmişlerdir. Ayrıca buğdaydan bir sa verileceğini açıkça belirten sahih bir hadis yoktur.”

Süfyan b.Uyeyne’nin rivayetinden anlaşıldığına göre un’unda fıtır sada­kası olarak verilmesi caizdir. Hanefîler ile Hanbelîler bu görüştedirler. Ancak Hanbelîler bir sa verilmesi gerektiğini söylerken; Hanefîler, arpa unun­dan bir sa, buğday unundan ise yarım sa verileceğini ifade etmişlerdir. Delilleri ise: Ebu Said el Hudrî (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.s.) zamanında biz fitreyi hurmadan bir sa, arpadan bir sa, kuru üzümden bir sa, un’dan bir sa, keşten bir sa, yulaftan da bir sa olarak verirdik.10

Mâlik, Şafiî ve âlimlerin çoğuna göre ise fıtır sadakasının undan ve­rilmesi caiz değildir. Çünkü unun zikredildiği hadisler delil olmaya elve­rişli değildir. Süfyân b. Uyeyne’in rivâyetindeki “veya undan bir sa” sö­züne muhaddislerin itiraz ettiklerini söyleyen Hamid b.Yahya'nın bu sözü bunun bir delilidir.

Fıtır sadakasının verildiği maddelerle ilgili hadislerin zahirinden anla­şıldığına göre mükellef, zikredilen maddelerden herhangi birisini vermekte muhayyerdir. Hanbelîler bu görüştedirler. Hanefîlere göre ise mükellef, buğday, arpa, kuru hurma ve kuru üzüm­den istediğini verir. Diğer maddeleri ise ancak bu dördünden birinin de­ğerine muâdil olması halinde verebilir. Mâlikîlerle, Şâfiîlere göre mükellefin oturduğu yer halkının en çok yedikleri maddeden vermesi gerekir.

 

Şafiî, Ahmed b. Hanbel ve âlimlerin çoğuna göre, sayılan maddelerin değerini para olarak vermek caiz değildir. Fıtır sadakasını mutlaka sayılan maddelerin kendisinden vermek gerekir.

 

Hanefilere göre değerini vermek caizdir. Mâlikîlere göre de caiz ol­makla beraber mekruhtur.11

Peynir Kurusundan da Fitre Verilir Mi? 

Ebu Said el Hudrî (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.s.) fitreyi arpadan bir sa, hurmadan bir sa, keşten (kurutulmuş peynir) de bir sa olarak verilmesini emretti.12 

Kuru Üzümden de Fitre Verilir Mi? 

Ebu Said (r.a.)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.s.) aramızda iken biz fitreyi yiyeceklerden, arpadan, hurmadan, kuru üzümden ve keşten (kurutulmuş peynir) birer sa olarak verirdik.”13

Bir “Sa” Ne Kadarlık Bir Ölçüdür? 

Hanefilere göre “1 sa” örfi ölçüye göre = 3.244 kgr. şer’i ölçüye göre = 2.912 kilogramdır. Buğday “için yarım sa” örfi = 1.622 kgr. şer’i = 1.456 kilogramdır.

Şafi ve Hanbelîlere göre “1 sa” = 2.140 kgr. “yarım sa” = 1.070 kilogramdır.

Hanbelîlerin bir görüşüne göre “1 sa” = 3.094 kgr. “yarım sa” = 1.547 kilogramdır.

Malikilere göre “1 sa” = 2.130 kgr. “yarım sa” = 1.065 kilogramdır.

Fitre Ne Zaman Verilmeli? 

İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.s.): “Fitrenin cemaat bayram namazından çıkmadan önce verilmesi gerektiğini emretti.”14  

Ebû Hanife ve bir rivayete göre Malik: “Fıtır sadakası, bayram sabahı fecrin doğması ile vâcib olur” demişlerdir.

 

Sevrî, Şafiî, Ahmed b. Hanbel ve İshâk’a göre, fıtır sadakası Ra­mazan ayının son gününde güneşin batması ile vâcib olur. Mâlik de diğer rivayete göre bu görüştedir. Buna göre güneşin batmasından sonra ve fecrin doğmasından önce doğan bir çocuk için birinci şıktaki âlimlere göre fıtır sadakasını vermek vâcib, diğerlerine göre vâcib değildir.

 

Resûlullah (s.a.s.)’ın fıtır sadakasının bayram namazına çıkmadan ev­vel verilmesini emir buyurmaları onun müstehap olan verilme zamanını bildirmedir, dolayısıyla emir, vücûb için değil, müstehab içindir. İbn Ömer, İbn Abbâs, İbn Ebî Rebâh, İbrahim en-Nehaî, İkrime, Dahhâk, İbn Uyeyne, Mâlik, Şafiî, İshâk, Ebû Hanife ve arkadaşları bu görüştedirler. Sahih-i Buhârî şarihi Aynî bu konuda bir ihtilâfın olmadığını söylüyor. Hattâbî de icmâ bulunduğunu bildiriyor.

 

Fıtır sadakasının bayramdan bir-iki gün önce verilmesinin caiz oluşu hususunda da ashâb-ı kiramın icmâsının bulunduğu bildirilmiştir. Ancak bundan da daha önce verilmesi hakkında ihtilâf edilmiştir:

 

Mâlik, Kerhî ve meşhur kavle göre Hanbelîler: “Bayramdan en çok iki gün önce verilebilir. Ondan daha önce vermek caiz değildir” demiş­lerdir.

 

Bazı Hanbelî âlimlere göre Ramazan ayının yarısından sonra ver­mek caizdir.

 

Şafiî’ye göre Ramazan’ın birinci gününden itibaren verilebilir.

 

Hanefîlere göre bunun belirli bir müddeti yoktur. Daha önce iste­nildiği vakitte verilebilir.

 

Fıtır sadakasının bayramın birinci gününde bayram namazından son­ra verilmesinin hükmüne gelince:

 

Şafiîler, Hanbelîler, bir kavle göre Mâlikîler, Atâ ve İshâk’a göre kerahetle caizdir.

 

Mâlikîlerin meşhur kavline göre caizdir. Ama efdal olan onu na­mazdan sonraya bırakmamaktır.

 

Hanefîlere göre kerâhetsiz caizdir.

 

Zahirîlere göre haramdır.

 

Bu sadakayı bayramın birinci gününden sonraya bırakmak ise dört mezhebe ve âlimlerin çoğuna göre haramdır. Kaza edilmesi gerekir. Hanefîlerden Hasan b. Ziyâd ile Davud-i Zâhirî'ye göre, kaza edilmesi de müm­kün değildir.15

 

Rabbimizden bizleri ibadetleri hakkıyla eda eden kullarından eylemesini temenni ediyoruz.

 

Dipnot

1- Said Havva, El Esas Fi’s Sünne (Hadislerle İbadet Ansiklopedisi), Hikmet Neşriyat Yayınları: 9/227-228

2- Muslim, Zekât, B:4, Hds: 14

3- Ebû Davud, Zekât: 18; Tirmizî, Zekât: 35, Nesai, Zekât, B: 33, Hds: 2457

4- Malik, Muvatta, Zekât, B:27, Hds: 51

5- Abdurrezzak, Musannef, C: 3, Sf: 404, Hds: 5767

6- İbni Ebi Şeybe, Musannef, C: 4, Sf: 553, Hds: 10482

7- Nesai, Zekât, B: 36, Hds: 2461, Ebû Davud, Zekât: 20; Müsned: 1914

8- Ebû Davud, Zekât: 20; Ahmed b. Hanbel Müsned: 1914,Nesai, Zekât, B: 36, Hds: 2462

9- Ebû Davud, Zekât: 18; Tirmizî, Zekât: 35, Nesai, Zekât, B: 30, Hds: 2453

10- Müslim, Zekât: 4; Muvatta, Zekât: 28, Nesai, Zekât, B: 39, Hds: 2467

11- Sünen-i Ebu Davud Tercüme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 6/232-234

12- Müslim, Zekât: 4; Muvatta, Zekât: 28, Nesai, Zekât, B:37, Hds: 2464

13- Müslim, Zekât: 4; Muvatta, Zekât: 28, Nesai, Zekât, B: 38, Hds: 2465

14- Ebu Davud, Zekât, B: 19, Hds: 1610, Tirmizî, Zekât: 36; Müslim, Zekât: 5, Nesai, Zekât, B: 45, Hds: 2474

15- Sünen-i Ebu Davud Tercüme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 6/223-224.

 

               

Yazar:
Nasruddin Yasin
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul