22 Kasım 2017 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / TOPLUMLARI HELAK EDEN BÜYÜK GÜNAHLAR: İNSAN ÖLDÜRMEK-1

TOPLUMLARI HELAK EDEN BÜYÜK GÜNAHLAR: İNSAN ÖLDÜRMEK-1


                                                                                                                                            

İnsan öldürmek ayet ve hadislerle yasaklanmıştır. İslam dininde insan öldürmek en büyük günahlardandır. Hadis imamlarımız konu ile ilgili şu hadisleri nakletmiştir:

 

Bize Abdulazîz ibnu Abdillah tahdîs edip şöyle dedi: Bana Süleyman ibn Bilâl, Sevr ibn Zeyd el-Medenî'den, O’da Ebu'l-Gays'tan, O’da Ebû Hureyre’den (r.a.) tahdîs etti ki, Peygamber (s.a.s.): “Helak edici olan yedi şeyden çekininiz” buyurdu. Sahâbîler:“Yâ Rasûlallah! Bu yedi şey nedir?” diye sordular. Rasûlullah:

1-Allah'a şirk koşmak.

2- Sihir yapmak.

3-Allah'ın ha­ram kıldığı bir can öldürmek; haklı öldürülen müstesna.

4-Ribâ (yânî faiz kazancı) yemek.

5-Yetîm malı yemek.

6- Düşmana hücum sıra­sında harpten kaçmak.

7- Zinadan korunmuş olup hatırından bile geçirmeyen mü'min kadınlara zina iftirası atmak" buyurdu.1

Abdullah’dan (bin Mes'ûd) rivayet edildi­ğine göre; Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Zulüm ile öldürülen her insanın kazandığı günahından bir pay Âdem Peygamber'in ilk oğlu Kabil’in hesabına olur. Çünkü adam öldürme çığırını ilk açan odur. Çünkü Kabil kardeşi Hâbil'i öldürdü.”2

El-Berâ bin Âzib (r.a.)’den rivayet edildiğine gö­re: Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

 

“Şüphesiz dünyanın yok olması Allah katında, haksız yere bir mü'mini öldürmekten daha ehvendir.”3

 

Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre; Rasûllulah (s.a.s.) şöyle buyurdu, demiştir:

 

“Kim bir mü'min'i öldürmeye yarım kelime ile (olsun) yardım ederse alnında "Allah'ın rahmetinden ümitsizdir." ibaresi yazılı ol­duğu halde o kimse Allah Azze ve Celle'nin huzuruna çıkacaktır.”4

 

Salim bin Ebi'1-Ca'd’den (r.a.); şöyle demiştir:

 

Bir mü'mini kasden ve bile bile öldürüp, sonra tevbe ederek îman eden, iyi amel işleyen, sonra hidâyet yolu üzerinde duran kim­senin hükmü Abdullah bin Abbâs’a (r.a.) sorul­muştur. İbn-i Abbas (buna cevaben):

 

Ona yazıklar olsun, nerede onun için hidâyet? Ben sizin Peygam­berinizden (s.a.s.):

 

“Kıyamet günü katil, maktul onu yakalayıp kafasından tuttu­ğu halde Allah'ın huzuruna gelir ve maktul: (Yâ) Rabbi buna sor, niçin beni öldürdü, diyecektir. hadîsini işittim.

 

Allah'a yemin ederim Allah Azze ve Celle Peygamberimize (s.a.s.), katilin ebedi cehennemlik olduğuna dâir âyeti indirdi ve bu âyeti indirdikten sonra hükmünü neshetmedi, demiştir.”5

 

EI-Münziri'nin beyânına göre Tirmizi ve el-Evsat'ında Taberânî de bunun benzerini rivayet etmişlerdir. Bu hadîsin zahirine göre kasden ve taammüden bir Müslüman’ı öl­düren kimsenin tevbesi kabul olunmaz. İbn-i Abbâs (r.a.) bu ictihadda idi. İbn-i Ömer’in (r.a.), de bu görüşte olduğu rivayet olunmuştur. İbn-i Abbâs'ın hadîste işaret ettiği ve kendi görüşüne mesned saydığı âyet Nisa sûresinin 93. âyetidir, meali şöyledir: “Kim bir mü'mini kasden öldürürse cezası, içinde ebedî kala­cağı cehennemdir. Allah ona gazab etmiş, lanetlemiş ve büyük azab hazırlamıştır.”

 

Âlimlerin cumhuruna göre ise bir mü'mini kasden öldüren kim­senin tevbesi sahihtir. Yâni tevbe kapısı ona kapalı değildir. Âlim­lerin hepsi bu hükümde ittifak halindedir. Bu alimler şu hadisi delil getirmişlerdir.

 

Ebû Saîdi Hudrî’den (r.a.) şöyle demiştir:

 

“(Ey mü'minler) dikkat ediniz Rasûlullah’ın (s.a.s.) mübârek ağzından işittiğim şu size haber vere­ceğim hadîsi kalbim hıfzetti:

 

İsrâil oğullarından bir adam doksan dokuz insan öldürdük­ten sonra tevbe etmek istedi. Yeryüzünün en bilgin adamını soruş­turdu. Bunun üzerine kendisine rahip bir kimse gösterildi. O da kalkıp ona gitti ve:

 

“Ben doksan dokuz insan öldürdüm. Acaba benim için tevbeden yararlanma ihtimâli var mı?” diye sordu. Râhib adam:

 

“Doksan dokuz insanın katlinden sonra tevbeden yarar­lanma ihtimâli yoktur”, diye cevâb verdi. Râvi demiştir ki, katil; bu olumsuz cevab üzerine kılıcını kınından çekip rahibi de öl­dürdü ve böylece öldürdüğü insan sayısını bununla yüze çıkardı. Sonra yine tevbe etme arzusu belirdi. Bunun üzerine yeryüzünün en bilgin adamını soruşturdu. Kendisine bir âlim adam gös­terildi. Bu sefer ona giderek;

 

“Ben yüz insan öldürdüm, acaba benim için tevbe den istifâde et­me ihtimâli var mı?” diye sordu. Adam;

 

“Yazıklar olsun sana! Kim senin ile tevbe arasına girebilir tevbeden yararlanamazsın diyebilir? Oturduğun (Kefre isimli) kötü köyden çıkıp iyi olan falan köye (Nasra köyüne) git ve orada Rabbine ibâdet et” dedi. Bunun üzerine tevbekâr katil, tavsiye edilen iyi köye gitmek üzere yola çıktı ve yolda eceli geldi. Rahmet melek­leri ile azab melekleri onun hakkında münâkaşa etmeye başladılar: Şeytân! Bu adama ben herkesten fazla yakınım, çünkü hiç bir an bana isyan etmedi (dâima bana uydu) dedi. Rahmet melekleri de: Bu adam tevbe ederek yola çıktı, dediler.”

 

(Râvi) Hammâm demiştir ki: Humeyd et-Tavil, Bekr bin Abdillah aracılığıyla Ebû Râfi’den (r.a.) bana rivayet ettiği­ne göre Ebû Râfi şöyle demiştir: Rahmet melekleri ile azab meleklerinin ihtilâfa düşmeleri üzerine Allah Azze ve Celle ihtilâfın hal­li için bir melek gönderdi. Melekler ihtilâfın halli için buna başvu­rup döndüler. Hakem olan melek: Bakınız. îki köy yâni ölünün çık­tığı kötü köy ile gitmek istediği iyi köyden hangisi ölünün bulun­duğu yere daha yakın ise ölüyü o köy halkının hükmüne tabi tutu­nuz, diye hüküm verdi.

 

(Râvi) Katâde demiştir ki: El-Hâsan (el-Basrî) bize şu hadîsi rivayet etti: Bu adama (yolun yarısında) Ölüm erişince, adam ken­dini iyi köye doğru itti ve böylece iyi köye yaklaştı ve kötü köyü kendisinden uzaklaştırdı. Melekler de kendisini iyi köy halkının hük­müne tabi tuttular yâni iyi insanlardan saydılar.6

               

Allah (c.c.) insan öldürmenin büyük günahlardan olduğunu beyan ettikten sonra bu suçun karşılığı olarak haksız yere insan öldüreni, ahirette cehennem azabıyla tehdit ederken, dünyada da ceza olarak ayet ve hadislerde şu hükmü beyan etmiştir.

 

“Ey müminler, size, öldürülenler hakkında kısas farz kılındı. Hür insana karşılık hür insan, köleye karşılık köle ve kadına karşılık kadın. Ama eğer katil, öldürülenin kardeşi tarafından bağışlanmış ise kendisine örfe uyarak bağışlayana güzellikle diyet ödemek düşer. Bu, Rabbinizin bir ceza indirimi, bir merhametidir. Bundan sonra haddi aşan kimseyi acı bir azap beklemektedir. Ey akıl sahipleri, sizin için kısasta hayat vardır. Bu sayede adam öldürmekten sakınırsınız.” (Bakara, 2/178-179)

 

Bize Ya'lâ rivayet edip (dedi ki), bize el-A'meş, Ab­dullah b. Murre'den, (O) Mesrûk'tan, (O da) Abdullah'tan (naklen) rivayet etti ki, O şöyle dedi:

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

 

“Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına ve benim Allah'ın elçisi olduğuma şâhidlik eden hiçbir adamın kanının (akıtılması) helâl olmaz. Yalnız üç kimseden biri, yani (öldürmüş ol­duğu) cana karşılık (öldürülecek) can, zina eden evli kimse ve dinini bırakarak cemaatten ayrılan kimse hariç!”7

 

Bu hadîs, üç suçtan birisini işleyenin öldürülmesinin helâl olduğunu ifâde eder. Bunlar bekâr değil iken zina eden, bile bile bir kimseyi öldüren ve Müslüman iken İslâmiyet'ten çıkan kişilerin işledikleri; zina, katil ve mürtedlik suçlarıdır.

 

Hadîs öldürülene karşılık ola­rak katilin öldürülmesini hükme bağlar. Bundan maksad Bakara süresinin 178. ayetiyle farz kılınan “Öldürülenler hakkında size kısas farz edildi. Hür hüre, köle köleye ve kadın kadına karşılık olarak öldürülür” kısas hük­münün tatbikidir. Zimmi'yi, yâni ehli kitab olup vatandaşlık hakkı verilen bir gayrı müslimi öldüren Müslüman kimse hakkında kısas hükmünün uygulanacağını söyleyen Ebû Hanîfe'nin arkadaşları bu hadîsi delîl göstermişlerdir. Fakat Mâlik, Şa­fiî, Ahmed ve el-Leys dâhil âlimlerin cumhuruna gö­re zimmîyi öldüren Müslüman hakkında kısas tatbik edilmez. Ke­za “köleyi öldüren hür kimse de kısas edilmez” der.

 

Kısas; Öldürme kısası ve yaralama kısası olmak üzere iki bahse ayrıldığından biz önce öldürme kısası bahsinden başlayalım. Kısas’ın öldüren, öldürme ve öldürülenle ilgili bir takım şartları vardır. Şimdi bunların fıkhını Bidayet’ul-Müctehid’ten özetleyerek sırasıyla inceleyelim.

 

1. Öldürenle İlgili Şartlar

 

Ulema, deli olmayan ve ergenlik çağına eren bir kimseye, bir başkasını kendi isteği ile bizzat ve tek başına öldürdüğü zaman kısas lazım geldiğinde müttefik iseler de, herhangi bir kimseyi öldürmeye zorlayan kimse ile zorla­nan kimseye, kısacası: öldürmeyi emreden ile emredilene kısas lazım gelip gelmediğinde ihtilaf etmişlerdir. İmam Mâlik, İmam Şafiî, Süfyan Sevrî, İmam Ahmed, Ebû Sevr ve bir cemaat, “Kısas bizzat öldürene lazım gelir. Emredene lazım gelmez. Ancak emreden, başka şekilde cezalandırılır” de­mişlerdir. Eğer emreden bu fiili ona zorla yaptıracak güçte ise, o zaman ulema üç gruba ayrılıp, bir grup “Emredilen öldürülmez de, emreden öldürülür. Emredilen, başka şekil­de cezalandırılır” demiştir. İmam Dâvûd ile İmam Ebû Hanife bu görüştedir­ler. İmam Şafiî de iki kavlinden birinde bunu söylemiştir. Bir grup, “Emre­den, öldürülmez. Emredilen öldürülür” demiştir. Bu da İmam Şafiî'nin diğer kavlidir. Bir grup da, “İkisi de öldürülür” demiştir. İmam Mâlik de buna katı­lır.

 

2. Öldürmeyle İlgili Şartlar

 

Ulema müttefiktir ki, kısası gerektiren öldürmeler, bilerek işlenen öl­dürmelerdir. Zira öldürmenin bilerek ve yanlışlıkla işlenen öldürmeler ol­mak üzere iki çeşit olduğunda icma etmişlerdir. Bu iki çeşit öldürmeler arasında, bir başka çeşit öldürme de var mıdır, yok mudur diye ihtilaf etmişlerdir, buna da, ŞÎBH-Î AMD, yani bilerek öldürmeye benzeyen öldürme de­nilir. Fukaha’nın cumhuru bu çeşit öldürmeyi benimsemişse de, kendisinden gelen meşhur rivayete göre imam Mâlik, “Baba ile oğul arasındakinden baş­ka, bu çeşit öldürme yoktur” demiştir. Kimisi de, “İmam Mâlik'ten bu çeşit öldürmeyi kabul ettiğine dair bir rivayet daha gelmiştir” demiştir. Ashâbtan Hz. Ömer, Hz. Ali, Hz. Osman, Zeyd b. Sabit, Ebû Mûsâ el-Eş'arî ve Muğire bu öldürmenin varlığını benimsemiş, diğer ashâb da onlara itiraz etmemişlerdir. Bu öldürmenin varlığını benimsemiş olanlara göre, bu öldürme ile bi­lerek öldürme arasında fark, çoğunlukla kendileri ile öldürme vâki olan alet­lerle, öldürenin öleni niçin vurduğuyla ilgilidir. İmam Ebû Hanife “Kamış, ateş ve benzeri demir olmayan her çeşit alet ile vuku bulan öldürmeler, bile­rek öldürmeye benzeyen öldürmedir” demiştir; İmam Ebû Yûsuf ile İmam Muhammed de, “Bilerek öldürmeye benzeyen öldürmeler, öldür­ücü olmayan âletlerle vaki olan öldürmelerdir” demişlerdir. İmam Şâfi de “Bile­rek öldürmeye benzeyen öldürmeler, ölüm kastı ile olmayan ve fakat ölüm ile sonuçlanan vurmalardır. Yanlışlıkla öldürmeler de, ölüm kastı olmadığı gibi, vuruşunda da kasıt bulunmayan öldürmelerdir. Bilerek öldürmeler ise, her ikisinde de kasıt bulunan öldürmelerdir” demiştir ki bu, güzel bir tarif­tir.

 

3. Öldürülen Kişiyle İlgili Şartlar

 

Kısas lazım gelmesi için öldürülen kimsede bulunması gereken şartlar­dan biri, onun kanı ile kendisini öldürenin kanının birbirine denk olmasıdır. Bu denklik ölçüsü de, din, sınıf ve cinsiyet birliği ile sayı eşitliğidir.

 

Ulema, öldüren kimse ile ölen kimsenin bu dört hususta ortak oldukları zaman kısas lazım geldiğinde müttefik iseler de, öldürenin Müslüman, öle­nin gayri müslim, öldürenin hür, ölenin köle, öldürenin erkek, ölenin kadın veyahut öldüren birden çok, ölen bir kişi olduğu zaman, kısas lazım gelip gelmediğinde ihtilaf etmişlerdir.8

 

Hür ve Köleler Arasındaki Öldürmeler

 

İmam Mâlik, İmam Şafiî, Leys b. Sa'd, İmam Ahmed ve Ebû Sevr, “Hür, köleyi öldürdüğü zaman kısas olunamaz”. İmam Ebû Hanife ile tabileri ise “Kişi kendi kölesinden başka, kimi öldürürse kısas olunur” demişlerdir. Ki­misi de “Kişi kölesini de öldürse, kısas olunur” demiştir. İbrahim Nehâî bu görüştedir.

 

Köleyi öldüren hüre kısas lazım geldiğini söyleyenler; “Öldürülenler hakkında size kısas farz edildi. Hür hüre, köle köleye ve kadın kadına karşılık olarak öldürülür” Bakara, 2/l78. âyet-i kelimesindeki Delilü'l-Hitab'ın mefhumu ile ihticac etmişlerdir.

 

Köleyi öldüren hüre kısas lazım geldiği görüşünde olanlar da Peygamber Efendimizin;

“Müslümanların hepsinin kanları birbirine denktir.”9 hadisi ile istidlal etmişlerdir. Şu halde ihtila­fın sebebi, hadisin umumu ile âyet-i kerimedeki Delilü'l-Hitab arasında bulunan çelişmedir.

 

Ulema arasında, hürü öldüren köleye kısas lazım geldiğinde ihtilaf yok­tur. Köleyi öldüren hüre kısas lazım geldiğini söyleyenlerin bir dayanağı da, Hasan'in Semura'dan Peygamber Efendimizin buyurduğunu rivayet ettiği;

 

“Kim kölesini öldürürse, kölenin karşılığın­da öldürürüz”10 hadisidir. Bunlar aklî yönden de, “Kölenin de hür gibi öl­dürülmesi haram olduğuna göre, hürü öldürene nasıl kısas lazım geliyorsa, köleyi de öldürene kısas lazım gelmesi gerekir” diye delil getirmişlerdir. 

 

 Müslümanlar ile Gayri Müslimler Arasındaki Öldürmeler

 

Öldürenin Müslüman, ölenin gayr-i müslim olması haline gelince: Ulema bunda da ihtilaf ederek üç çeşit görüşte bulunmuşlardır. Kimisi “Öldürene kısas lazım gelmez” demiştir. İmam Şâfıî, Süfyan Sevrî, İmam Ahmed, İmam Dâvûd ve bir cemaat bu görüştedirler. Kimisi “Kendisine kı­sas lazım gelir” demiştir. İmam Ebû Hanife ile tabileri ve Ibn Ebî Leylâ da bunlardandırlar, İmam Mâlik ile Leys b. Sa'd da, “Eğer malına tamahen ansı­zın onu öldürmemiş ise ona kısas lazım gelmez” demişlerdir.

 

Birinci grubun dayanağı Hz. Ali'nin şu hadisidir: Rivayet olunduğuna göre Kays b. Ubade ile Ester, Hz. Ali'ye “Peygamber Efendimizin kimseye bildirmeyip de sana bildirdiği bir şey var mıdır?” diye sormuşlar. Hz. Ali de “Hayır, şu yazılı kâğıdın içinde olanlardan başka, Peygamber Efendimizin kimseye bildirmeyip de, bana bildirdiği bir şey yoktur” diyerek kılıcının kı­nından bir kâğıt çıkarmış ve bakıldığında kâğıtta şunun yazılı olduğu görül­müştür; “Mü'minlerin hepsinin, kanları birbirine denktir. En bayağı olanları bile, onların adına teminat verebilir ve kendilerinden başkaları karşısında tek bir el gibidirler. Şunu bilin ki hiçbir Müslüman bir gayr-i müslimi öldür­düğü için öldürülemez ve bir gayri müslim, Müslümanların teminatı altında bulunduğu müddetçe öldürülemez. Kim, dinde yeni bir şey ortaya çıkarır ve­yahut yeni bir şeyi ortaya çıkaranı barındırırsa; Allah'ın, meleklerin ve bü­tün insanların laneti o kimseye olsun”11  

 

Ebû Davud'un kaydettiği bu hadisten başka, Amr b. Şuayb da babasından, babası dedesinden Peygamber Efendimizin:

 

“Hiçbir mü'min, bir kâfirin karşılığında öldü­rülmez”12buyurduğunu rivayet etmiştir. Bunlar ayrıca, ulemanın, Müslüman olduğu halde yurdunu terk etmeyip İslam ülkesine gelmeyen bir kimse­yi öldüren Müslüman’a kısas lazım gelmediğinde icma etmeleri ile de ihticac etmişlerdir. Hanefîler ise bu hususta birtakım rivayetlere dayanmışlardır. Bu rivayetlerin biri, Rabia b. Abdurrahman'ın Abdurrahman es-Selmanî'den ri­vayet ettiği “Peygamber Efendimiz ehl-i kıbleden bir adamı, İslâm himayesi altında olan bîr gayr-i müslimi öldürdüğü için kısas etti ve -herkesten çok benim, sözümü yerine getirmem gerekir- buyurdu”13 hadisindeki umumu tahsis etmiştir. Yani hiçbir mümin, İslâm himayesi al­tında olmayan bir kâfiri öldürdüğü için öldürülemez. Fakat hadis uleması, gerek Abdurrahman es-Selmanî'nin bu hadisini, gerek Hz. Ömer'den rivayet ettikleri olayı zayıf görmüşlerdir. Hanefîler aklî yönden de, “Bir Müslüman’ın, İslâm himayesi altında olan bir gayr-i müslimin malını çaldığı zaman eli­nin kesildiğinde icma bulunduğuna göre, onu öldürdüğü zaman da kendisi­ne kısas lazım gelmesi gerekir. Zira İslam himayesi altında olan gayr-i müsli­min malına, Müslüman’ın malı gibi dokunulamadığına göre, canına da, Müslüman’ın canı gibi dokunulamaması lazım gelir demişlerdir.” Buna göre, ihtilafın sebebi, rivayetlerle kıyasın birbirleriyle çelişmesidir. 

 

Öldürmede Ortaklık

 

Birden çok kişilerin bir kişi karşılığında kısas edilmelerine gelince: Ulemanın cumhuru, “Birden çok kişi bir kişiyi öldürdükleri zaman -is­ter çok, ister az olsunlar- kısas lazım gelir” demişlerdir. İmam Mâlik, İmam Ebû Hanife, İmam Şafiî, Süfyan Sevrî, İmam Ahmed, Ebû Sevr ve başkaları bu görüştedirler. Hz. Ömer de bu görüştedir. Hatta rivayet olun­maktadır ki Yemen'de bir kadın ile dostu, kadının kocasını ortaklaşa öldür­dükleri zaman Hz. Ömer “Allah'a yemin ederim ki bütün Yemen halkı bu adamı öldürmede ortak olsalardı, ben hepsini öldürtecektim” demiştir. İmam Dâvûd ile Zahirîler ise, “Birden çok kişiler bir kişiyi öldürdükleri za­man öldürülemezler” demişlerdir.

 

Baba ile Oğul Arasındaki Öldürmeler

 

Ulemanın, baba ile oğul hakkındaki ihtilafları da bu bâbtandır. İmam Mâlik “Baba, oğluna karşılık olarak öldürülemez. Meğer onu yere yatırıp kesmiş ise, o zaman öldürülür. Fakat eğer onu kılıç veyahut sopa ile öldür­müş ise, öldürülmez” demiştir. İmam Mâlik'e göre dede de baba gibidir. İmam Ebû Hanife, İmam Şafiî ve Süfyan Sevrî ise, “Ne şekilde onu öldürür­se öldürsün, ne baba oğluna karşılık ve ne de dede torununa karşılık olarak öldürülür” demişlerdir. Cumhur bu görüştedir. Dayanakları da, İbn Abbas'ın Peygamber Efendimizden, buyurduğunu rivayet ettiği “Camilerde cezalar uygulanmaz ve çocuğa karşılık olarak baba kısas olunmaz”14 hadisidir. İmam Mâlik ise genel maslahata bakmıştır. Bu ihtilaflarının sebebi, Yahya b. Said tarikiyle Amr b. Şuayb'tan rivayet ettikleri, “Beni Müdlis kabilesinden Katâde adında bir adam, oğluna kılıç atarak bacağını yarala­mış ve oğlu fazla kan kaybederek ölmüştü. Süraka b, Ca'şem de gelip Hz. Ömer'i durumdan haberdar etti. Hz, Ömer ona 'Ben gelinceye kadar, sen yüz yirmi tane deveyi Kadid kuyusu başında hazırla' dedi ve oraya gitti­ğinde otuz tane iki yıllık, otuz tane üç yıllık, kırk tane de dört yıllık deve ayı­rarak 'Ölenin kardeşi nerede?' diye sordu. Ölenin kardeşi 'Ben buradayım dedi. Hz. Ömer ona 'Al, bunlar senindir. Çünkü Peygamber Efendimiz;

'Öldürene bir şey yoktur' buyurmuştur' dedi”14  (Mâlik, muvatta, Ukût, 43/17, no: 10.) mealindeki hadistir.

               

Şu ana kadar geçen meseleleri; ayet, hadis ve imamlarımızın görüşleri doğrultusunda nakletmeye çalıştık. Konumuzun geri kalan kısmını diğer yazımızda tamamlayacağız inşaallah.

 

Dipnot

 

1- Buhari,Vasaya,B:23,Hds:29,Müslim,İman, B:38,Hds:144, Aynı zamanda bu hadisleri farklı lafızlarla Edu Davud ve Nesai kitaplarının Vasaya bölümlerinde nakletmişlerdir.

 

2- Buhari Diyet, B:1,Hds:6, İbni Mace, Diyet, B:1,Hds:2616

 

3- İbni Mace, Diyet, B:1,Hds:2619

 

4- İbni Mace, Diyet, B:1,Hds:2620

 

5- İbni Mace, Diyet, B:2,Hds:2621

 

6- İbni Mace, Diyet, B:2,Hds:2622,Bu hadîsi Buhârî ve Müslim de rivayet etmişlerdir. Hadîs metni bâzı rivayetlerde kısadır ve bâzı kelimeler değişiktir.

 

7- Hadis. Ebu Muhammed Abdullah b. Abdirrahman ed-Darimi es-Semerkandi, Hudud, H:2303, (Abdullah Aydınlı), Sünen-i Darimi Tercüme Ve Şerhi, Madve Yayınları, Madve Ofset, İstanbul, 1996: 5/130-131,Buhari, Diyât, 6,8/38 Müslim, Kasame, 25-26(3/1302-1303); Ebu Davud, Hudud, 1(4/126); Nesai, Tahrim, 5(7/83); Tirmizi, Diyât, 10(4/19); İbn Mace, Hudud, 1(2/847); Müsned, 1/ 382, 428, 444. Bkz. 2451.

 

8- İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/228.

 

9- Ebû Dâvûd, Diyât, 33/11, no: 4531.

 

10- Ebû Dâvûd, Diyât, 33/7, no: 4515.

 

11- Ebû Dâvûd, Diyât, 33/11, no: 4530.

 

12- Ebû Dâvûd, Diyât, 33/11, no: 4531; Tirmizî, Diyât, 14/17, no: 1413.

 

13- Abdürrezzak, Hds: 18514.

 

14- Tirmizî, Diyât, 14/9, no: 1401.

 

 

 

 

 

 

 

Yazar:
Nasruddin Yasin
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul