19 Ocak 2018 - Cuma

Şu anda buradasınız: / TOPLUMLARI HELAK EDEN BÜYÜK GÜNAHLAR "ZEKÂTI TERK ETMEK"

TOPLUMLARI HELAK EDEN BÜYÜK GÜNAHLAR "ZEKÂTI TERK ETMEK"

 

                  

                                             


Zekâtın Hükmü ve Tarifi

Zekât, birçok âyette ve hadislerde hemen namazdan sonra zikredildiği için Buhârî, Müslim ve Ebû Dâvûd gibi hadis imamları, kitaplarında aynı tertibe riâyet etmişlerdir.                                                                                                                                            

Sözlük anlamı artma ve temiz­lemedir. Arap dilinde kullanılan “zeke” sözünden “mal arttı” mânâsı kast edilmektedir.

 

Zekâtın ıstılah mânâsı ise, Allah'ın hakkı olarak maldan çıkarılan miktardır. Bu miktara zekât denilmesinin sebebi, o malın çoğalması, temizlenmesi ve manen bereketlenip âfetlerden korunmasıdır.1

 

Bir başka tarif olarak zekât, malın belirli bir miktarını âyet-i kerimede ge­çen sekiz sınıftan bir veya daha fazla sınıfa temlik etmektir. Zekât hicretin ikinci yılında farz kılınmıştır. Bir görüşe göre Mekke'de farz kılınmış, tafsilâtı Medine'de açıklanmıştır. Çünkü zekâta ait bazı âyetler, Mek­ke'de inmiştir. Tercih edilen görüşe göre zekât, oruç ve fıtır sadakasından sonra farz kılınmıştır. Oruç ve fıtır sadakasının Hicretten sonra farz kılındı­ğı hususunda ise, âlimler arasında ittifak vardır. Çünkü orucun farz oldu­ğuna delâlet eden âyet-i kerime ittifakla Medine'de inmiştir. Buna göre Mekkî âyetlerde zikredilen zekât, Medine'de farz kılınan nisabı ve verilme miktarı belli olan, müstahaklarına verilmesi için zekât memurları tarafından toplanan zekât­tan farklıdır. Mekke devrindeki zekât, mü'minlerin kendi kardeşlerine karşı bir vazife olarak vermiş oldukları ve duygularına bırakılmış malî bir yardımdı. Dolayısıyla belirli bir miktarı olmadığından bazı hallerde az bir miktar kâfi geldiği halde, bazen de ihtiyaçlara göre daha fazla vermek gerekiyordu. İslam’ın hâkim olmadığı günümüz ortamında gerek müslümanların kendi elleriyle verdiği, gerekse zekât toplayan vakıflar, dernekler ve cemaatlerin amillerinin de topladığı zekâtlarda bu esasları gözetmeleri gerekmektedir.

 

Zekâtın farz oluşu; Kitap, Sünnet ve İcmâ' ile sabittir. Binaenaleyh onu inkâr etmek, küfürdür.

                                  

Kitap'tan Delilleri:

 

“Zekât veriniz!”(Bakara 2/110) “onların mallarından kendilerini temizleyip tezkiye edeceğin bir zekât al” (Tevbe 9/103) gibi âyetlerdir. Kur'an-ı Kerim'de zekât pek çok yerde namazla beraber zikredilmiştir.

 

Sünnetten Delilleri:

 

Hz. Peygamber (s.a.s.), Muaz b.Cebel’i Yemen’e vali gönderirken şöyle buyurmuştur:

           

“Ey Muaz Yemenlileri önce Allah’tan başka ibadete layık bir ilah olmadığını ve benim de Allah’ın peygamberi olduğumu tanımaya davet et. Eğer bunu kabul ederlerse; onlara her gece ve gündüz üzerlerine beş vakit namazın farz kılındığını öğret. Eğer bunu kabul ederlerse onlara, mallarından zekât vermelerinin farz olduğunu bildir. Zekât, zenginlerden alınıp fakirlere verilir.” 2

 

Zekâtın Farz Kılınmasının Hikmetleri:

 

1- Zekât, fakirin, zenginin malındaki bir hakkıdır. Nitekim “onların mallarında dilenci ile mahrumun hakkı vardır.”(Mearic 70/24-25) âyetlerinde, zekâtın faki­rin hakkı olduğu bildirilmiştir.

 

2- Zekât, mal nimetini veren Allah'a şükür için farz kılınmıştır.

 

3- Zekât, Allah'a inanma hususunda, kulun samimi olup olmadığını denemek için farz kılınmıştır. Zekâtını veren zengin, Allah'ın emrini yeri­ne getirmiş imtihanı kazanmış olur.

 

4- Zekât, insanlık kadar eski olan fakirlik problemine İslâm’ın çare olarak getirdiği müesseselerden biridir. Zekât sayesinde fakirlerin sayısı azalır, dolayısıyla fakirlik sebebiyle meydana gelen birçok olayın önü alın­mış olur.

 

5- Zekât, zenginleri cimrilik hastalığından korur, dolayısıyla onların feraha ermelerine sebep olur.

 

6- Zekât, fakirleri rahatlatır, onlara toplumda normal yaşama imkânı sağlar.

 

7- Zekât, zenginlerle fakirler arasında sevgi ve saygı duygularını artır­maya bir vesiledir.

 

8- Zekâtın İslâmî devlet tarafından toplatılır ve müstahaklarına verilir. Zekâtı vermeyenlere müeyyideler uygulaması onun aynı zamanda siyasî bir nizam olduğunu ortaya koyar.

 

Zekât, Kur'ân ve hadislerde bazen “sadaka” diye geçer. İsim ayrıdır, fakat mânâ birdir. İmam Mâverdi, “el-Ahkâmus-Sultâniyye” adlı eserinde şöyle demiştir:

 

“Kur'ân’da geçen sadaka kelimesi zekât manasındadır. Demek ki o devirde sadaka ile zekât kelimeleri aynı anlamda kullanılıyordu. Son­raları sadaka kelimesi farz değil de tatavvu olarak yapılan hayırlar için kullanılmaya başlandı.”

Zekât Vermenin Önemi ve Kıymeti

Allah (c.c.)  Kur’an’da şöyle buyurmaktadır:

“Bilmiyorlar mı ki, kulların tevbesini kabul eden Allah’tır. Sadakaları da alıp kabul eden O’dur. Ve iyi bilin ki, tevbeleri çok kabul eden ve kullarına acıyan da O’dur.” (Tevbe 9/104)

“Allah faizli kazançları bereketten mahrum eder, ama karşılıksız yardımlar olan, sadakaları kat kat artırarak bereketlendirir. Allah kendisinden gelen gerçekleri örtbas edenleri ve günahkârların hiçbirini sevmez.” ( Bakara, 2/ 276)

Saîd b. Yesâr (r.a.)’in Ebû Hüreyre’den işittiğine göre Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Kim helal kazancından bir sadaka verirse ki, Allah helal maldan verilen sadakadan başkasını asla kabul etmez. Allah o sadakayı sağ eliyle kabul eder, bir hurma değerinde olsa bile o sadakayı, sizden birinizin atının yavrusunu veya sütten kesilmiş deve yavrusunu büyüttüğü gibi büyütür. O hurma değerindeki sadakanın sevâbı dağdan daha büyük olur.” 3 

 

Zekât Vermeyenlerin Durumu

Zekât; deve, davar, sığır, altın, gümüş, hububat, meyve ve ticâret mallarına düşer. Bu mallardan zekâtını vermeyenlerin durumu ise şu iki noktada değerlendirilmiştir:

1- Dünyadaki durumları

 

2- Ahiretteki durumları

 

Şimdi, bu iki başlık altında konuyu açmaya gayret edelim.

 

1- Dünyadaki Durumları:

 

Ebû Hureyre (r.a.)'den nakille denmiştir ki: Rasûlullah (s.a.s.) vefat edip de ondan sonra Ebû Bekir (r.a.) halife seçildiği ve Arap'lardan bazıları dinden döndüğü (zekât vermediği) zaman Ömer b. Hattâb, Ebu Bekr (r.a.)'e:

 

"Rasûlullah (s.a.s.): “İnsanlar, Allah'tan başka ilâh yoktur de­yinceye kadar onlarla savaşmakla emrolundum. Kim ‘Allah'tan başka ilâh yoktur’ derse, malını ve canını benden korumuş olur. Ancak İslâm'ın hakkı müstesna, Onun asıl hesabı ise Allah'a kalmıştır.” buyurduğu halde, nasıl olur da sen insanlarla savaşırsın?" dedi.

 

Ebû Bekir (r.a.):

 

“Allah’a yemin ederim ki namazla zekâtın arasını ayıranlarla mutlaka savaşacağım. Çünkü zekât, malî bir haktır. Allah'a yemin ederim ki, Rasûlullah (s.a.s.)'e vermiş oldukları bir deve yularını bile bana vermezlerse dahi onlarla muhakkak savaşırım." dedi.

 

Bunun üzerine Ömer b. Hattâb (r.a.):

 

“Allah'a yemin ederim, iyice anladım ki Aziz ve celil olan Allah, Ebû Bekir'in gönlünü savaş için genişletmiş ve (yine) anladım ki, onun görüşü haktır." dedi. 4

 

Ebu Davud şerhinde hadis hakkında, şunlar ifade edilmiştir:

1-  Zekât; İslam’ın bir rüknü,  müslümanların bir yükümlülüğüdür.

2- Az olsun, çok olsun; İslâm'ın hakkını yerine getirmeyenlerle savaşmak vaciptir.

3- İslâm'ın hakkı, devlet başkanı tarafından savaşla bile olsa alın­malıdır.

4- Ehil olanların kıyas yapmaları ve onunla amel etmeleri caizdir.

5- Zekâtla namazın hükmü birdir. Kirmânî’ye zekâtını bilerek verme­yenin hükmü sorulunca: “Namazın hükmü ile birdir.” cevabını vermiş ve “Ebu Bekir (r.a.)'in zekât vermeyenlerle savaşması bundan dolayıdır.” de­miştir.

"Zekât vermeyenlerden İslam zorla alır." kanaatiyle ilgili Rasûlullah (s.a.s.)'in çok önemli uyarıları vardır.

 Behz b. Hâkim (r.a.)’den rivayetle, babam dedemden aktararak, Rasûlullah (s.a.s.)’in şöyle söylediğini duyulmuştur:

 

“Kırk saime deveden üç yaşına basmış bir deve zekât olarak alınır. Develer içersinde (küçük büyük) ayrımı yapılmaz. Zekâtını sevap kazanmak için verene, Allah karşılığını verir. Develerin zekâtını vermek istemeyenlerden hem zekâtını hem de (ceza olarak) develerin yarısını Allah’ın hakkı olarak alırız. Muhammed (s.a.s.) ve soyuna zekât almak helâl değildir.” 5 (Nesai, Zekat, Bölümü: 4, Hadis: 2401, Dârimi, Zekat: 2, Ahmed b.Hanbel, Müsned, Hadis: 19183)

 

Bu hadis hakkında fıkıhçılar arasında kayda değer bir görüş ayrılığı bulunmak­tadır. Bu görüş ayrılığı da:

 

Zekâtını vermeyen kimsenin malının tazir ce­zası olarak alınmasının halen caiz olduğu ve bunun mensuh olmadığı görüşüdür. Bu görüşe göre zekâtını vermeyen kimsenin, malının bir bölü­münün tazir cezası olarak alınmasının caiz olmasıdır. Prof. Dr. Yusuf el-Kardavi, “Zekât Fıkhı” adlı kitabında şöyle der:

 

“Bazıları der ki: ‘Bu hüküm, İslam'ın ilk yıllarında idi ve daha sonra neshedilmiştir.’ Ancak bunun nesh edildiğine dair kesin bir delil yoktur. Oysa nesih, delilsiz olmaz. Benim görüşüme göre bu ceza, devlet başkanının yetkisine bırakılmıştır. Devlet başkanının, insanların zekâta karşı gevşekliğini görüp onları başka türlü zekâta zorlayamaz ise, bu hükmü devreye sokar.”

 

Yine Yusuf el-Kardavi konuyla ilgili şöyle demiştir: “Bizim görüşümüze göre, Behz bin Hâkim’in hadisi, ulema tarafından kayda değer bir tepki görmemiştir. Bu hadis, zekâtla ilgili tazir cezasının dev­let reisinin takdir ve yetkisine bırakıldığını içermektedir. Ve bizim Hz. Pey­gamber (s.a.s.)'den devlet idaresi ve devlet başkanlığı ile ilgili olarak defalarca işittiğimiz hadisler arasında yer almaktadır. El-Karafi, ed-Dehlevi ve daha başka alimler de aynı görüştedirler.”

 

2- Ahiretteki Durumları:

 

İmam Buhari Sahih’inde zekât bölümünde, zekâtını vermeyenlerle ilgili şunları nakleder:

Yüce Allah'ın şu kavlinde: “... Altını, gümüşü yığıp biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanlar, işte bunlara pek acıtıcı bir azâb muştula!(müjdele) O gün bunlar, üzerlerinde, cehennem ateşinin içinde kızdırılacak da o kimselerin alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak; işte bu nefisleriniz için toplayıp sakladıklarınız! Artık saklayıp istifçilik ettiğiniz bu nesneleri tadın! Denilecek” (Tevbe, 9/ 34-35)

Buhari: Ebû Hureyre (r.a.) şöyle diyordu: Peygamber (s.a.s) şöyle bu­yurdu:

“Sahibi, kendisindeki zekât hakkını vermediği zaman deve, kıyamet günü en kuvvetli haliyle sahibinin üzerine gelir ve onu tabanlarıyla çiğner. Koyun da kendisindeki zekât hakkını vermediği zaman en kuvvetli ve besili haliyle sahibi üzerine gelir ve tırnaklarıyla onu çiğner, boynuzlarıyla da ona vurur.”

Peygamber devamında buyurdu: “Bu hayvanların haklarından bi­risi de su başlarında sütlerinin sağılması (ve oradakilere sadaka edil­mesi)dır”

Buhari: Yine Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Sakın sizden hiçbiriniz kıya­met günü zekâtını vermediği davarını omuzun da bağırır hâlde taşı­yıp gelmesin ve (yardım isteyerek): "Ya Muhammedi!" demesin. O zaman ben ona: Ben senin için hiç bir şey yapmaya mâlik değilim; ben (ilâhî emirleri) tebliğ etmişimdir, derim. Yine sizden hiçbiriniz zekâtını ver­mediği devesini böğürür hâlde omuzu üzerinde taşıyarak gelmesin ve Yâ Muhammedi demesin. Ben ona: Ben senin lehine hiçbir şeye malik olamıyorum; ben (Allah'ın emir ve nehiylerini) tebliğ etmişimdir, derim.”

Buhari: Ebû Hureyre (r.a.) şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.s.) şöyle bu­yurdu:

“Kim ki, Allah kendisine mal verir de o malın zekâtını ver­mezse, kıyamet gününde zekâtı verilmeyen mal, sahibi için çok zehirli erkek bir yılan suretine konulur. Bu yılanın iki gözü üstünde iki nok­ta vardır. Bu azgın yılan kıyamet gününde mal sahibinin boynu­na gerdanlık yapılır. Sonra yılan ağzı ile sahibinin çenesini iki tarafından yakalar. Sonra: Ben senin (dünyâda çok sevdiğin) malı­nım, ben senin hazînenim, der. Ebû Hureyre dedi ki: Bundan son­ra Rasûlullah şu maâldeki âyeti okudu: Allah 'ın fadlından kendile­rine verdiğini (harcamakta) cimrilik edenler, sakın bunun kendileri için bir hayr olduğunu sanmasınlar. Bilakis bu, onlar için bir şerdir. Onların cimrilik ettikleri şey, kıyamet günü boyunlarına dolana­caktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah ne yaparsanız hakkıyle haberdârdır.”

İmam Müslim ise Sahih’inde zekât bölümünde şu hadisi nakletmektedir:

Bana Süveyd b. Saîd rivayet etti. Dedi ki: Bize Hafs yâni İbni Meysarete's  San'ânî, Zeyd b. Eslem'den rivayet etti, ona da Ebû Sâlih-i Zekvân haber vermiş. Kendisi Ebû Hüreyre'yi şöyle derken işitmiş: Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdular:

“Altınla gümüşün haklarını vermeyen hiçbir altın ve gümüş sahibi yoktur ki, kıyamet gününde bunlar ateşten levhalar haline getirilip de, cehennem ateşinde kızdırılarak onlarla sahibinin yanları, alnı ve sırtı dağ­lanmasın. Bu levhalar soğudukça miktarı 50.000 sene olan bir günde kul­lar arasında verilecek hüküm bitinceye kadar sahibine azâb için tekrar (kız­dırılarak) iade olunacaklardır. Nihayet kendisine ya cennete ya cehenneme doğru (giden) yolu gösterilecektir.”

 "-Yâ Rasûlullah! Yâ (zekâtı verilmeyen) develer ne olacak?" denildi.

 

 Rasûlullah (s.a.s.):

             

“Hiçbir deve sahibi de yoktur ki, bu hayvanların hakkı, su başlarına geldikleri gün sağılıp muhtaçlara vermek iken; onların hakkını vermesin de, kıyamet gününde o develerin altına da alabildiğine düz ve geniş bir sahaya yatırılarak develerden bir tek yavru bile hâriç kalmamak şartı ile onu ayakları ile ezmesin ve dişleri ile ısırmasınlar. Deve sürüsünün baş tarafı üzerinden (çiğneyip) geçtikçe son tarafı onun üzerine iade edilir. Bu ameliye, miktarı 50.000 sene olan bir günde kullar arasında verilecek hüküm bitinceye kadar devam eder. Nihayet ya cennete, yahut cehenne­me (giden) yolu kendisine gösterilir.”

"-Yâ Rasûlüllah! Sığırlarla koyunlar ne olacak?" dediler.

 

Rasû­lüllah (s.a.s.):

 

“Hiçbir sığır ve koyun sahibi yoktur ki, onların hakkını vermesin de, kıyamet günü geldiğinde düz ve geniş bir yerde onların altına seri­lerek, mezkûr hayvanlardan hiçbiri hâriç kalmamak ve içlerinde çarpık boynuzlu, boynuzsuz, kırık boynuzlu bulunmamak şartı ile onu boynuzları ile vurmasınlar, tırnakları ile ezmesinler. Bu hayvanların önde bulunanları, üze­rinden (çiğneyip) geçtikçe sondakiler onun üzerine tekrar iade edilirler. Bu, miktarı 50.000 sene olan bir günde, tâ kullar arasında verilecek hüküm bitinceye kadar devam eder. Nihayet ya cennete veya cehenneme (giden) yolu kendisine gösterilir.” buyurdu.

 

Ashabdan:

 

 "-Yâ Rasûlüllah! Ya atlar ne olacak?" diyenler oldu.

 

Rasûlullah (s.a.s.):

 

“Atlar üç kısımdır: Bir kısmı sahibi için bir yük, bir kısmı sahibi için örtü, bir kısmı da sahibi için ecirdir. Atı kendisine yük olan adama gelince: Bir kimsenin övünmek ve müslümanlara düşmanlık için bağ­layıp beslediği attır. Bu at ona bir yüktür. Gelelim sahibine örtü olan ata: Bu, bir kimsenin Allah yolunda bağ­layıp beslediği, sonra onun sırtında ve boynunda Allah'ın hakkı olduğunu unutmadığı attır. Bu at, onun için bir örtüdür. Sahibine ecir olan at ise: Bir kimsenin Allah yolunda müslümanlar için çayır ve bahçede bağlayıp beslediği attır. At bu çayırdan veya bah­çeden ne yerse, yediği şeyler adedince sahibine hasenat yazılır. Ona atın pislikleri ile bevlleri sayısınca dahî hasenat yazılır. At, ipini koparır da bir veya iki tur atarsa, sahibine onun izleri ve pislikleri miktârınca hasenat yazılır. Yahut sahibi onu bir nehir kenarından geçirirken sulamağa niyeti olmadığı hâlde at, nehirden su içerse Allah, sahibine onun içtiği su yudumları miktârınca hasenat yazar.” buyurdular.

 

"-Yâ Rasûlüllah! Ya eşekler ne olacak?" diyenler oldu.

 

Rasû­lüllah (s.a.s.):

 

 “Eşekler hakkında bana şu bir tek cem'iyyetli âyetten başka bir şey indirilmedi. Her kim zerre miktarı bir hayır işlerse, onun mükâfatını görür. Zerre miktarı kötülük işleyen de, onun cezasını görür.” buyurdu.

 

Rivayetlerde de görüldüğü gibi zekât; hem fert, hem de toplumların faydası için asla terk edilmemesi gereken ve terk edildiği takdirde de kişiyi ve toplumları helaka götüren ibadetlerdendir.

 

 Rabbimizden bizleri, hakkıyla bu ibadeti ifa eden kullarından eylemesini diliyoruz.

 

Dipnot

1- El-Müfredet Cilt-1 sf.535

2- Buhari, Zekât, Tecrid-i Sarih, Hadis:702

3- Buhârî, Zekât: 8 Hadis; 14 Müslim, Zekât: Bab: 19 Hadis: 1014, Tirmizi, Zekat, Hadis: 661

4- Buhârî, zekât, 1, 40; İ'tisam 2; istitâbetû'l-mürteddîn 3; Müslim, iman 32; Tirmizî, iman 1; Nesaî, zekât 3; Ahmed b. Hanbel, 1-19, 48; 11-529. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 6/91-92

 

 

 

 

 

Yazar:
Nasruddin Yasin
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul