24 Kasım 2017 - Cuma

Şu anda buradasınız: / TOPLUMLARI HELAK EDEN BÜYÜK GÜNAH: NAMAZI TERK ETMEK

TOPLUMLARI HELAK EDEN BÜYÜK GÜNAH: NAMAZI TERK ETMEK


            


 

Namazın Farz Olması ve Faziletleriyle İlgili Rivayetler

Namaz; Kitab, Sünnet ve İcma-i ümmet ile sabittir. İnkâr eden kâfir olur.

 

Cenab-ı Allah, Kur’an-ı Kerim’de:

 

"namazı kılınız" (Bakara, 2/43)

 

"Namaz mü'minlerin üzerine vakitleri belli olarak farz olmuştur” (Nisâ, 4/103)

 

"Hâlbuki onlar Allah'a, O'nun dininde ihlâs erbabı muvahhidler olarak ibâdet etmelerinden, namazı dosdoğru kılmalarından, zekâtı vermelerinden başkasıyle emrolunmamışlardı. En doğru dîn de bu idi" (Beyyine, 98/5)

 

Namazın kime farz olduğu hususunda ihtilâf yoktur. Bütün ulema, na­mazın bulûğ (ergenlik) çağına eren her müslümana farz olduğunda müttefik­tirler.

 

Namazın farz oluşuna delâlet eden birçok hadisten biri “Kütüb-ü Sitte”nin tamamında yer alan ve İbn Abbâs'tan rivayet edilen şu hadistir:

 

"Rasûlullâh (s.a.s.) Mûaz'ı Yemen'e gönderirken şöyle buyurdu:

 

Sen Ehl-i Kitap olan bir kavme varacaksın. Onları Allah'tan başka ilah olmadığına ve benim Allah'ın Rasulü olduğumu tasdike davet et. Eğer bunda sana itaat ederlerse, Allah'ın onlara her gün beş vakit namazı farz kıldığını bildir..."1

 

İmam Maturidi “Te’viletü’l-Ehli’s-Sünne” adlı tefsirinde Hud süresi 114. ayetini tefsir ederken farz namazların Kur’an’da beş vakit olduğunu beyan ederek şu açıklamaları yapmıştır:

“Gündüzün iki tarafında ve geceye yaklaşan saatlerde namazı kıl (Hud 114) ayetin zahirinde üç namaz vardır.

1- Gündüzün birinci tarafında sabah namazı

2- İkinci tarafında ikindi namazı

3- Geceye yakın (Zulafu’l-leyl); Akşam veya yatsı namazına hamledilir.

Taberi, Mücahid, Muhammed İbni Kaab, Dehhak ve müfessirlerin çoğuna göre ise; Bu ayet beş vakit namazı içermektedir.

1-Gündüzün tarafında (taraf’in-nehari); sabah, öğlen ve ikindi namazı

2- Geceye yakın (Zulafu’l-leyl); Akşam ve yatsı namazına hamledilir.

Ayrıca akşam, yatsı ve sabah namazı İsra süresinin 78. Ayetinde zikredilmektedir:

‘Güneşin kaymasından gecenin kararmasına kadarki namazı ve sabah namazını da kıraatıyla kıl.’ ( İsra 78)

Rum suresi 17-18. Ayetlerinde de akşam namazı hariç dört vakte işaret vardır. “Haydi siz, akşama yaklaştığınızda (ikindi vakti), sabaha kavuştuğunuzda, gecede ve öğle vakti rabbiniz tesbih edin ( Kurtubi;Tesbih, subha kökünden gelip namaz demektir). Göklerde ve yerde hamd O’na mahsustur.” (Rum 17-18). Bu ayetlerde geçen (Hiyne tumsune); ikindi namazı, (hiyne tusbihune) ; sabah namazı, (aşiyyen); yatsı namazı ve (hiyne tuzhirune); öğlen namazı manasınadır. Akşam namazı da Hud 114. ayetinde geçmek suretiyle namaz vakitleri beş vakte tamamlanmış olmaktadır.2

İmam Kettani;  “Beş vakit namaz ile dinin diğer esaslarının sabit olması” ile ilgili hadisler tevatür derecesindedir. Yalnız bu hadislerin tevatürlüğü, lâfzî değil manevî’dir, doğru olan da budur. (Kettani, Mütevatir Hadisler, Namaz bahsi, Hds:47 Bu hadisleri; Buhârî, ,Müslim, Nesâî, Ebu Dâvud, Tirmizî, Dârimî, Dârekutnî,; Beyhakî, Hâkim, Müstedrek, Bezzâr,Müsned, Taberânî, el-Kebir, , el-Evsat,İbn Rahaveyh, Sâid b. Mansûr,...gibi hemen hemen bütün büyük muhaddisler rivayet etmiştir.) . Darekutni ise Sünen’inde Cebrail’in bizzat beş vakit namazı giriş ve çıkış vakitleriyle birlikte peygamberimize öğrettiği otuz civarında hadisi zikretmiştir. Ve aynı hadisleri hadis imamlarımızın hepsine yakını rivayet etmiştir.3

 

Görüldüğü gibi bu hadisler mutevatir olup inkarıda küfür’dür. Bir takım insanların “Kur’an’da namaz üç vakit olarak farz kılınmıştır”  iddiası tamamen batıldır.

 

Namaz Kılmanın Faydaları

 

İbn Ömer (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

 

“İkindi namazını geçiren kimse sanki ailesini ve malını kaybetmiş gibidir.”4

 

Amr eş Şeybanî (r.a.)’den rivâyete göre, bir adam İbn Mes’ûd’a “Hangi amel daha değerlidir” diye sordu.

 

İbn Mes’ûd’da:

 

Ben bunu Rasûlullah (s.a.s.)’e sordum

 

O şöyle buyurdu:

 

“Namazları vakitlerinde kılmak.”

 

Ey Allah’ın Rasûlü başka dedim:

 

 “Ana babaya iyilik etmen”

 

 Daha başka dedim:

 

“Allah yolunda cihad etmektir.” buyurdular.5

 

Osman b. Affân (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

 

“Yatsı namazını cemaatle kılan kimse gece yarısını ibadetle geçirmiş gibi sevap kazanır. Yatsı ve sabah namazını cemaatle kılan kimse ise tüm geceyi ibadetle geçirmiş gibi sevap kazanır.”6

 

Cündüb b. Sûfyân (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdular:

 

“Her kim sabah namazını cemaatle kılarsa Allah’ın koruması altına girmiş demektir. Öyle ise Allah’ın korumasını bozmayın.”7

 

Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdular:

 

“İnsanlar ezan okumakta ve ilk safta namaz kılmanın ne kadar değerli olduğunu bilseler, kura çekmekten başka yol bulamazlardı ve kura çekerlerdi.”8

 

İbn Muhayriz (r.a.)’den rivâyete göre, Benî Kinane’den Muhdeci diye bilinen bir adam, Şam’da Ebû Muhammed diye künyelenen bir kimsenin “Vitir namazı vaciptir” dediğini işitince; Muhdeci diyor ki: Hemen Ubade b. Samit’in yanına vardım ve durumu ona aktardım. Kendisi mescide gidiyordu. Bunun üzerine Ubâde dedi ki: Ebû Muhammed yalan söylüyor.

 

Rasûlullah (s.a.s.)’den işittim şöyle diyordu:

 

“Allah kullarına beş vakit namazı farz kıldı. Kim bunları hafife almadan ve hiç terk etmeden gereği biçimde kılarsa; Allah o kimseyi Cennete koyacağına söz vermiştir. Kim de beş vakit namazı kılmazsa Allah’ın o kimselere verilmiş bir sözü yoktur, dilerse azablandırır. Dilerse affederek cennetine koyabilir.”9

 

Ebû Hureyre’den (naklen) rivayet etti ki, O, Rasûlullah'ı (s.a.s.) şöyle buyururken işitti:

“Bana söyler misiniz, şayet birinizin kapısının önünde, (içinde) her gün beş defa yıkandığı bir nehir bulunsa, ne zannedersiniz, bu (nehir) onun kirinden bir şey bırakır mı?”

 

Sahâbe-i Kiram:

 

"Onun kirinden bir şey bırakmaz" de­diler.

 

O zaman (Hz. Peygamber) şöyle buyurdu:

 

"İşte beş (vakit) na­mazın durumu da bunun gibidir, Allah onlarla günahları siler, yok eder10 

 

Ebu Muhammed Abdullah b. Abdirrahman ed-Darimies-Semerkandi, hadis hakkında şu açıklamayı yapmaktadır:

 

“Namaz, Allah'ın, imandan sonra en büyük armağanıdır. Mu’minin mi'racı, kalbinin nuru, gönlünün sevinç kaynağı olan namaz, canlı-cansız bütün yaratıkların ibadetleri ile ibadet şekillerini kendinde toplayan en büyük ibadettir. Şüphe yoktur ki, bütün ibadetler Allah'ın (Celle Celaluhu) emrini yerine getirmek ve O'nun rızasını kazanmak için yapılmalıdır. Bununla beraber, nice hikmet ve fay­daları olan ibadetlerin bu yönlerini araştırmak, üzerlerinde dü­şünmek de gerekir. Namazın da pek çok hikmeti, müslümanın ve İslâm cemiyetinin, (dolayısıyla tüm insanlığın) maddi ve mânevi varlığı için birçok faydası vardır. Her şeyden önce namaz, kul ile Rabbi arasında kuvvetli bir bağ teşkil eder. Hayatın bin türlü sıkıntı ve belâları ile karşı karşıya olan insan, namazla Rabb'inin manevî huzuruna çıkınca kendisine en büyük sığınağı ve desteği bulur; mânâ âlemine yükselir, ilâhî yardımı alır, huzura ve doygunluğa kavuşur. Bu hali anlatmak için kelimeler yetersiz kalır. Günde en az beş defa tekerrür eden bu ‘Huzûr-i İlâhî’ye çıkış, insan için bir nefis muhasebesi ve murakabesi de sağlar. Böylece namaz insanı fenalıklara, kötülüklere, her türlü olumsuzluklara; kısaca günâhlara karşı uyarır, korur ve O’nu temizleyip canlı tutar. Yukarıdaki hadisle şu âyet-i kerime bu hususa işaret etmiş olmalıdırlar:

 

‘Sana vahyedilen kitabı oku. Namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz edebsizlikten , akıl ve şeriat'a uymayan her şey­den alıkoyar.’(Ankebût, 29/45)

 

Namazın icra ettiği ameliyye fertte kalmaz. O, top­lumun bir ferdi olan müslüman insanı eğitme, iyiye doğru değiştirme ve geliştirmenin yanında, cemaatle kılınan namazlarda madden, di­ğerlerinde manen yanyana duran müslümanlar arasındaki rabıtanın, cemaat ruhunun ve birliğin en büyük sağlayıcısı olur. Söy­lemeye gerek yoktur ki, namaz bu ve benzeri ulvî neticeleri ancak; Allah (Celle Celaluhu) ve Rasûl'ünün (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) istediği şekil ve mânâda, yani "dosdoğru" kılınınca verir. Namazın, zikredilebilecek daha pek çok hikmeti yanında bedenin maddî sağlığı için sağladığı bazı faydalar da sözkonusu edilebilinir.Mü'minin ilâhi huzura çıkış vesilesi olan namazın, önceki din­lerde; Yahudilik, Hıristiyanlık ve Mecûsîlik'te de bulunduğu nak­ledilmektedir.11

 

Namazda Huşu

 

Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:

 

“Şu namaz kılanların vay haline ki onlar namazlarından gafildirler” (Maun, 107/ 4-5)

 

İbn Kayyım bu ayet-i kerime hakkında şunları söylemektedir:

 

“Bu ayet münafık ve riyakârlar için inmiştir. Biz İslam'ın ameli kısmı hakkında hüküm veriyoruz. Dolayısıyla ahirette cezadan kurtarıp mükâfata sebep olmasa bile, münafık ve riyakârın namazının sahih olduğuna hükmederiz. O halde vesvese ve kalbin huşudan gaflet etmesine müptela olan gafil müslümanın namazı haydi haydi sahih olmalıdır.

Evet, huşusuz olarak namaz kılan kimse Allah'ın dünyada ve ahirette namaza bağlamış olduğu bir takım lütuflardan mahrum kalır. Çünkü namazın bu dünyada, kalpteki imanı kuvvetlendirmesi, kalbi nurlandırması, kalbin genişleyip açılması,'ibadetin tadını alması, neşe ve sevinç duyması; tıpkı padişahın huzuruna varıp' onunla hususi olarak konuşan bir kimse gibi, hatta ondan daha ziyade olarak niyet ve kalbiyle namazda Allah'a yönelen, kalbi O'nun huzurunda bulunan bir müminin elde edeceği lezzeti duyması gibi, elde edebileceği mükâfatları vardır.

Ayrıca namazını kılan kimse ahirette yüksek derecelere çıkar. Mukarrabin ile beraber olur. İşte namazda huşu ve huzur içinde bulunmayan kimse, bütün bunları elinden kaçırır, îki insan namazda yan yana durdukları halde, namazları arasında göklerle yer kadar fark olur. Ancak bizim bunlar için bir diyeceğimiz yoktur.”12

 

Namaz Kılmayanların Hükmü

 

Namazı, farziyetini inkârla terk eden kimsenin küfre gireceğine dair hiçbir ilim adamı muhalif bir görüş ortaya koymamıştır. Velev ki, İslâm'a daha yeni girmiş bulunsun. O takdirde mazur sayılabilir veya müslümanlardan uzak bulunup namazın farziyeti hakkında kendisine bir bilgi ulaşmamış olabilir. İnkâr etmediği halde namazı terk eden kimsenin küfre girip girmeyeceği hakkında farklı görüşler ortaya çıkmıştır.

 

Seleften bir cemaate göre, kâfir olur. Bu, Hz. Ali (r.a.)'den ve İmam Ahmed'den rivayet edilmiştir. İmam Ahmed'den bir di­ğer rivayet ise, kâfir olmadığını ifade etmektedir. Abdullah b. Mü­barek ve İshak b. Rahaveyh de öylesinin kâfir olacağını söylemiştir. Şafii'nin arkadaşlarından bir kısmı da aynı görüştedir. Bu imamlarımız şu hadislerin zahiriyle hüküm vermişlerdir.

 

Cabir (r.a.)'den yapılan rivayete göre, Rasûlüllah (s.a.s.) Efendimiz şöyle buyurmuştur: 

 

“Mü’min kişi ile küfür arasında, namazı terk etmesi vardır.”13

 

Büreyde (r.a.)'den yapılan rivayette, Rasûlüllah (s.a.s.) Efendimiz'in şöyle buyurduğunu işitmiştir:

 

“Bizimle sizin arasındaki (ahid, eman, söz güven ve zimmet) namazdır. Artık kim onu terk ederse küfre girmiş olur.”14

 

Abdullah b. Şakiyk el-Ukayli diyor ki:

 

"Resûlüllah'ın (s.a.s.) as­habı, amellerden hiçbirini değil, yalnız namazın terkini küfür gö­rürler (sayarlar) di."15

 

Bir grup ilim adamımız da şu hükme varmışlardır; Namazın farziyetini kabul etmekle beraber gevşeklik veya bık­kınlık gösterip veya işlerinin çokluğundan fırsat bulamadığını bahane ederek kılmayan kimse kâfir olmaz. Bu görüşte olan imamlarımız görüşleri ve delilleri şöyledir:

 

İmam Mâlik, İmam Şafii’ye, İmam Ebû Hanîfe ve Şafiî'nin yakın ar­kadaşı el-Müzenî'ye göre kâfir olmaz, sadece fasık sayılır.

 

Ebu Hanife, İmam Mâlik ve İmam Şafiî namaz kılmayanın mürted olmadığına şu âyet ve hadislerle istidlal etmiş­lerdir:

 

"Şüphesiz ki Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışla­maz? bundan başka (günahları) dilediği kimseler için bağışlar..." (Nisa, 4/48)

 

Ebu Hüreyre (r.a.)'den yapılan rivayette, Rasûlüllah (s.a.s.) Efendimiz'den şöyle işittiğini söylemiştir:

 

"Kıyamet gününde kulun ilk hesaba çekileceği şey, farz namazdır. Eğer onu tamam kılmışsa (mesele yok), değilse, nafile namazı var mıdır bir bakınız? denilir. Nafile namazı varsa, (noksan kalan) farzı onunla tamamlanır. Sonra da diğer farz olan amelleriyle bunun gibi işlem yapılır."16

 

Hadiste de görüldüğü gibi farz namazı terk eden kâfir sayılmıyor ve nafilelerle tamamlanıyor.

 

Enes b. Mâlik (r.a.)'den yapılan rivayette, Peygamber (s.a.s.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

 

“Ya Muaz! Diye seslendi.”

 

O da:

 

"Buyur Ya Resulallah! Emrine hazır bekliyorum" deyince

 

Rasûlüllah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

 

"Herhangi bir kul, Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in de O'nun kulu ve resulü bulunduğuna şehadet ederse, mutlaka Allah ona Cehennem ateşini haram kılar."

 

Bunun üzerine Muâz (r.a.):

 

"Ya Resûlüllah! Bunu insanlara haber verip onların müjdelenmesini sağlayayım mı?" diye sordu.

 

Peygamber (s.a.s.) Efendimiz:

 

 "O zaman hep buna güvenip dayanırlar da amel etmez olurlar!"buyurdu.

 

Muâz da bu haberi ancak -günahtan korktuğu için- öleceğine yakın bir zamanda anlattı.17

 

Ebu Hüreyre (r.a.)'den yapılan rivayette, Rasûlüllah (s.a.s.) Efendimiz'in şöyle buyurduğunu haber vermiştir:

 

“Her peygam­berin makbul bir duası vardır ki hemen hepsi bu hususta acele edip (Dünya'da dile getirmiştir). Ben ise duamı ümmetim için şefaatte bulunmam arzusuyla Kıyamet gününe bıraktım. Ümmetimden Allah'a bir şeyi ortak koşmadığı halde ölen kimse inşaallah buna nail olacaktır.”18

Ebû Hüreyre (r.a.)'den yapılan rivayette, Peygamber (s.a.s.) Efendimiz'in şöyle buyurduğunu söylemiştir:

 

"Benim şefaâtımla en çok mes'ud olacak kimse, kalbinden hâlisen la ilahe illallah di­yendir."19

 

İbn Mes'ûd (r.a.)'den yapılan rivayette, Rasûlüllah (s.a.s.) Efen­dimiz'in şöyle buyurduğunu söylemiştir:

 

"Müslümana sövüp say­mak fısktır, onunla savaşmak küfürdür."

 

İbn Mes'ud (r.a.)'den yapılan diğer bir rivayette de, Rasûlüllah (s.a.s.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

 

"Herhangi bir adam, bildiği halde babasından başkasına kendini nîsbet edip iddiada bulunursa, mutlaka küfre girer ve kim de kendisine ait olmayan bir şeyi iddia edip (kendine mal etmek isterse), o, bizden değildir. Cehennemdeki ye­rine hazırlansın!."20

 

İbn Ömer (r.a.)'dan yapılan rivayete göre, şöyle demiştir:

 

"Ömer (r.a.) "Babam hakkı için" diye yemin ederdi.

 

Peygamber (s.a.s.) onu bundan men'etti ve şöyle buyurdu:

 

"Kim Allah'tan baş­ka bir şeyle yemin ederse, gerçekten ortak koşmuş olur."21

 

İbn Abbas (r.a.)'dan yapılan rivayette, Rasûlüllah (s.a.s.) Efen­dimiz şöyle buyurmuştur:

 

"İçkiye devam eden kimse (o hal üzere) ölürse, Allah'a, puta tapan gibi kavuşur."22

 

Bu hadislerde geçen küfür büyük küfür değil, kişiyi dinden çıkarmayan ve büyük günahlar kabilinden olan küçük küfürdür.

 

Namaz Kılmayan Kişilere Verilecek Ceza Hakkında İmamlarımız Görüşleri

 

İmam Mâlik ve İmam Şafii'ye göre, kâfir olmaz, sadece fasık sayılır. Tövbe ederse mesele yok. Etmediği takdirde ölüm ce­zasına çarptırılır ve infaz için kılıç kullanılır. İmam Ebû Hanîfe ve Şafiî'nin yakın ar­kadaşı el-Müzenî'ye göre, kâfir olmaz ve öldürülmez,  sadece na­maz kılıncaya kadar hapsedilir.

 

İmam Mâlik ve İmam Şafiî namaz kılmayanların hadden öldürüleceği hakkındaki görüşlerini şu âyet ve hadisle istidlal etmiş­lerdir:

 

"İnsanlar, La ilahe illallah deyinceye, na­maz kılıncaya ve zekât verinceye kadar onlarla savaşmakla emrolundum. Bunları yaptıkları takdirde, -haklı bir sebep dışında- kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar..."23

 

Ayrıca bu konuda şu âyetle içtihadda bulunmuşlardır:

"Haram ayları çıkınca artık müşrikleri bulunduğunuz yerde öldürün; yakala­yıp tutuklayın; gelip geçecek bütün gözetleme yollarını tutun. Tevbe eder, namaz kılar ve zekât verirlerse onları serbest bırakın git­sinler” (Tevbe, 9/5)

Bunlar, "Kul ile küfür arasında namazın terki vardır" mealindeki hadîsi ve diğer ilgili hadîsleri şöyle yorumlamışlardır:

Nama­zı terk etmesi sebebiyle kâfire uygulanacak cezaya müstehak olur, o da öldürmedir. Çünkü onun bu fiili, kâfirin fiiline benzemekte­dir. Yoksa mutlak manadaki küfür değildir.

Ebu Hanife ve ashabı namaz kılmayanlarla ilgili Rasulullah’tan ve ashabtan hiçbir uygulamanın gelmediğini, sadece kıyasla öldürme cezasının verilemeyeceğini bu suça ancak tazir cezası kabilinden olan hapis cezasının verileceğini söyleyip görüşlerini şu hadise istinad edip delil göstermişlerdir:

 

"Müslüman kişinin kanı ancak şu üç şeyden biriyle helâl olur: Evlilikten sonra zina eder, İslâm'dan sonra dinden döner veya haksız yere bir cana kıyarsa..."24

 

Namaz Kılmayanların Ahiretteki Cezası

Nihayet onların peşinden öyle bir nesil geldi ki, bunlar namazı bıraktılar; nefislerinin arzularına uydular. Bu yüzden onlar ğayy ile karşılaşacaklardır.” (Meryem, 19/59)

İmam Kurtubi: Ayette geçen “ğayy” kelimesi için İbni Abbas (r.a.):

“ O’ cehennemin dibindeki çukurlardan bir çukurdur” demiştir.25

Rabbimizden bizleri hakkıyla namazlarını eda eden kullarından eylemesini diliyoruz. 

 

Dipnot

1- Buhârî, zekât 1, 63; Müslim, iman 29; Ebû Dâvûd, zekât 5; Nesâî, zekât 46; Tirmizî, zekât 6; İbn Mâce, zekât 1; Ahmed b. Hanbel, 1,232.

 

2- İmam Maturidi, Te’viletu’l-Ehli’s-Sunne, cilt 2,Sf; 192-193,Yayın evi; Dar’ul Kitabu’l-Ulumiyye, Lübnan-Beyrut

3- Derakutni, Namaz, B:9, Sf:176-182,yayın evi: El-Mektebetu’l-Asriyye, Lübnan

4- Buhârî, Mevâkît: 16; Nesâî, Mesâcid: 18,Tirmizi, Namaz,      B:129-Hds:175

5- Buhârî, Mevakît: 5; Nesâî, Mevakît: 51,Tirmizi, Namaz, B:128-Hds:173

6- Müslim, Mesacid: 46,Tirmizi, Namaz B:165-Hds:221

7- Tirmizi, Namaz, B:165-Hds:222, Müslim, Mesacid: 46

8- Buhârî, Ezan: 7, İbn Mâce, İkame: 51, Tirmîzî, Namaz, B:166,Hds:225,Not: İshâk b. Musa el Ensarî bu hadisi bize Maa’n, Mâlik, Sümey, Ebû Salih ve Ebû Hüreyre’den böylece aktarılmıştır.

9- İbn Mâce, İkametü’s Salât: 194; Dârimi, Salât: 208,Nesai, Namaz, B:6,Hds:457

10- Ahmed b. Hambel, Müsned, Cilt,1,Sf:76-77,H.no:5I8 Yayın evi:Beytu’l-Efkaru’d-Devliyye, Ürdün; Buhâri, Namaz (Mevâkit), B:6,Hds:7; Müslim, Namaz, (Mesâcid), B:51,Hds:283/284; Nesâ'i, Salât, B:7,Hds:458 ;Tirmizî, Emsal, B:5,Hds:2868 ; İbnMâce, İkâme, H.no:1397; Sünen-i Dârimi, Namaz, Hds:1187

11- Ebu Muhammed Abdullah b. Abdirrahman ed-Dârimi es-Semerkandi (Abdullah Aydınlı), Sünen-i Dârimi Tercüme ve Şerhi, Namaz, Hds:1187, Madve Yayınları, Madve Ofset, İstanbul, 1996: 3/7

12- Medaricu’s-Salikin, Cilt:1,Sf:408,Yayın evi: İnsan yayınları

13- Müslim, İmân, Hds: 134, Ebû Dâvud, Sünne, B:14,Hds:4678, Tirmizî, İmân,B: 9, Hds:2618-2619-2620, Dârimî, Salat, B: 29, Hds:1236

14-  Nesâî, Salât, B: 8,Hds:459, Tirmizi, İmân, B: 9,Hds: 2621, İbn Mâce, İkamet: 77, 78, fiten: 23,

Yazar:
Nasruddin Yasin
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul