18 Kasım 2017 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / TOPLUMLARI HELAK EDEN BÜYÜK GÜNAHLAR

TOPLUMLARI HELAK EDEN BÜYÜK GÜNAHLAR

Günah

Rabbimiz Allah (c.c.) büyük günahlar hakkında Kur’an’da şöyle buyurmaktadır:

“Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere sokarız.” ( Nisan, 4/ 31)

Ayet’te de görüldüğü gibi; insanlar melekler gibi yaratılışları icabı günahtan korunmuş değildirler. İnsanların günah ve suç işleme kabiliyetleri olduğu gibi iyilik ve faziletleri de vardır. Faziletleri, nefsanî arzularına karşı geldikleri mücadeleden gelmektedir.  Kul elinden geleni yapınca Allah, ufak -tefek kusurları örtecek, yüzüne vurmayacaktır.

Günahlar Toplumların Çöküş Sebebidir

Günahlar, toplumları helaka sürükleyen en kötü hastalıklardır. Şeytanı Allah’ın katından kovduran, Âdem ile Havva annemizi cennetten indiren, Nuh’un kavmini, Semud kavmini, Ad kavmini, Firavun ve askerlerini vs. gibi nice kavimleri helaka sürükleyen şey günahları değil midir? Rahmeti lanetle, güzelliği çirkinlikle, cenneti cehennemle, imanı küfürle değiştirten günahlar değil midir? Evet, bunların hepsinin sebebi günahlardır.  

Bize Abdulazîz ibn Abdillah tahdîs edip şöyle dedi: Bana Süleyman ibn Bilâl, Sevr ibn Zeyd el-Medenî'den, O’da Ebu'l-Gays'tan, O’da Ebû Hureyre (r.a.)'den tahdîs etti ki, Peygamber (s.a.s.):

“Helak edici olan yedi şeyden çekininiz” buyurdu.

Sahâbîler:

“Yâ Rasûlallah! Bu yedi şey nedir?” diye sordular.

Rasûlullah:

“1-Allah'a şirk koşmak. 

 

2- Sihir yapmak.  

 

3-Allah'ın ha­ram kıldığı bir canı öldürmek. (Yalnız haklı öldürülen müstesna. )

 

4- Ribâ (yânî faiz kazancı) yemek.

 

5- Yetim malı yemek.

 

6- Düşmana karşı hücum sıra­sında harpten kaçmak.

 

7- Zinadan korunmuş olup hatırından bile geçirmeyen mü'min kadınlara zina iftirası atmak, buyurdu.”1

 

Âlimlerimiz büyük günahların muayyen bir sayıyla sınırlı ola­rak ifâde edilmeyeceğini söylemişlerdir. İbn Abbas (r.a.)’a büyük günahlar yedi midir? diye sorulunca:

 

“Büyük günahlar yetmişe daha yakındır.”demiştir.

 

Bir rivayette de:

 

“Yedi yüze daha ya­kındır.” dediği rivâyet olunur.

 

Rasulullah (s.a.s.) “Büyük günahlar yedidir.” derken bundan maksadının büyük günahları yediyle sınırlamak değil. Büyük günahların içerisinden en büyüklerinden bazılarını bildirmektir. Sonra bir rivayette büyük günahların yedi; diğer rivayette üç, bazısında dört gösterilmesi, bunlar hem büyük günah­ların en çirkinlerinden oldukları hem de cahiliyye toplumlarında çokça yaygın oldukları içindir.

 

Büyük ve Küçük Günahlar

 

Büyük günahlarla küçük günahları âlimlerimiz şöyle tarif etmiştir:

 

Allah (c.c.)’ın yasak ettiği her şey büyük günahtır. Şafiilerden Ebû İshâk el-Esfehâni’nînin kavli de budur. Bunların delili: A1lah (c.c.)’ın azamet ve celâline nisbetle her muhalefetin büyük günah sayılmasıdır.

 

Ancak cumhuru ulemaya göre; günahlar büyük ve küçük olmak üzere ikiye ayrılır demişlerdir. İbn Abbas’ın kavli de budur. Günahların büyük ve küçük kısımlara ayrıldığına kitab ve sünnetten birçok deliller bulunduğu gibi ümmetin selef ve halefi günahları hep bu taksime tâbi tutmuşlardır.

 

İmam Gazali “el-Basit fi'1-Mezheb” adlı eserinde: 

 

Beş vakit namaz, ramazan orucu, hacc, umre, abdest, arefe günü veya âşura günü orucu ile sahih hadislerin beyan ettiği hayırlı amellerin keffaret olabileceği günahlar küçük günahlar kapsamına girer. Bu ibadet ve taatların kefaret olamayacağı, ancak nasuh tevbe ile affedilebilen günahlar ise büyük günahlar kapsamına girmektedirler.

 

İbn Abbâs (r.a.) 'ın  “Allah (c.c.)’ın cehennem, gazab, lânet veya tahkir gibi bir şeyle tehdid ettiği her günah büyüktür.” dediği rivayet olunur.  Ayrıca Hasan-i Basri’nin görüşü de budur.

 

Ebû Amr İbni’s-Salâh büyük günahı şöyle tarif eder; Büyük ismi verilebilecek şekilde büyük olan ve mutlak surette büyüklükle vasıflanan her günah büyüktür. Ona göre büyük günahın bir takım ibareleri vardır. Bunlar: şer-i hadd-i icâbettirmek, cehennem azabıyle tehdid olunmak, failine fasik denilmek, lâ'net olunmak gibi şeylerdir.

 

Cumhur ulema, küçük günahı işlemeye ısrarla devam etmenin onu büyük günaha çevireceğini söylerler. Hz. Ömer'le İbn Abbâs ve diğer bazı sayıları yirmiyi bulan ashab-ı kiram “İstiğfarla bü­yük günah kalmaz, ısrarla da küçük günah kalmaz” demişlerdir.

 

Bu sözün manası: İstiğfarla büyük günah affedilir, fakat aleni, ısrarla veya devamlı işlenirse küçük günah büyük günah olur demektir.

 

İmam Gaza1i’de: “İnsan hangi günahı bir korku ve pişmanlık hissetmeden, onu küçümseyerek veya âdet hâline getirip de işlerse o günah büyüktür. Ağzından kaçırdığın ve takvanın gevşekliğine hamledilen ve pişmanlıktan hâli kalmayan günahlar ise küçük günahlardır. Bu küçük günahlar kişinin adaletine mani değildir.”

 

Ebû Muhammed Izzüddin İbn Abdisselâm ısrar hakkında şunları söylemiştir:

 

“Dinine ehemmiyet vermediğini gösterecek şekilde küçük günahı tekrar etmektir. Muhtelif nevilerden küçük günahlar bir araya gelir de bunların hepsi, büyük günahların en küçüğünün verdiği kanaati ortaya getirirse hüküm yine böyledir.”

 

İbn Sa1âh'a göre ise; küçük günaha ısrar: O günahı işlemeye ısrarla devam etmektir. Bunun için zaman ve sayı sınırı yoktur.

 

Bu tanımlar ışığında İmam Zehebi “Kebair” adlı eserinde 76 adet büyük günahı tesbit etmiştir. İbn Hacer ise “Zevacir İktirafi’l Kebair” adlı eserinde büyük günahları 467’ye çıkarmıştır. Yani bizim halk arasında sayılarını 7, 9 veya 11 adet olarak bildiğimiz büyük günahlar, aslında büyük günahların sadece en meşhurları, en büyükleri ya da toplumları en çok fesada, helaka uğratanlarıdır.

 

Âlimlerimiz büyük günahları iki kısımda değerlendirmişlerdir:

 

1-Allah (c.c.)  ahirette asla affetmeyeceği ve işleyen kişiyi tevbe etmeden ölürse ebedi cehenneme götürecek olan şirk ve küfür gibi büyük günahlar. Nitekim peygamberimiz hadislerinde şirki büyük günahların içinde zikretmiştir.     

 

Rasulullah (s.a.s):

 

"Büyük günahların en büyüğünü size haber vereyim mi?" diye buyurdu.

 

Sahâbîler:

 

“Evet, haber ver yâ Rasûlallah! dediler.”

 

Rasûlullah:

 

"Allah'a şirk koşmak ve ana-babaya eziyet vermektir" bu­yurdu.

 

Dayanmakta iken oturdu da:

 

"İyi dinleyin! Bir de yalan yere şâhidlik etmektir" buyurdu.

Râvî dedi ki: Rasûluîlah bu son sözü tekrar etmekte o kadar de­vam etti ki, nihayet biz (kendisine acıyarak) keşke sussa diyorduk.2

 

Nitekim Kur’an’da şöyle buyrulmaktadır:

 

“Muhakkak ki Allah, O'na şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki şeyleri dilediği kimse için bağışlar. Ve kim Allah'a şirk koşarsa, o takdirde büyük bir günah işleyerek iftira etmiştir.” (Nisa, 4/48) Dikkat edilecek olursa, ayet ve hadislerde şirk büyük günahlardan sayılmışlardır.

 

2- Allah (c.c.)  ahirette kişi tevbe etmeden ölürse, dilerse hiç azab etmeden affedip cennete koyacağı, dilerse de bir müddet cehennem de azab ettikten sonra affedeceği, zina, içki, namaz kılmamak vs. büyük günahlar gibi.

 

Bu yüzdendir ki akide âlimlerimizin bir kısmı Maturidi, Eş’ari gibi kitaplarında “amel imandan bir cüz değildir.” derken, Allah’ın Nisa suresi 48. ayetinde asla bağışlamayacağını beyan ettiği yukarıda 1. Şıktaki gerek Elfazı (lâfzî), gereksede Ahvali (Hali) şirk ve küfür olan büyük günahları istisna ederek murcie’ye muhalefet etmişlerdir. Diğer bir gurup da Ahmed b. Hanbel, Muhaddisun gibi âlimlerimiz kitaplarında  “amel imandan bir cüzdür.” derken 2. şıktaki zina, içki, kumar vs. gibi büyük günahları istisna etmek suretiyle haricilere muhalefet etmişlerdir. Aslında bu meselede Ehl-i Sünnet âlimlerimizin ihtilafları, gerçek bir ihtilaf değil, sadece lâfzî bir ihtilaftır. Çünkü her iki gurupta küfre, şirke düşüren veya düşürmeyen büyük günahları belirleyip kitaplarına yazmışlardır.

 

Şirke ve Küfre Düşüren Bazı Büyük Günahlara Örnekler

 

1- Allah’a, Peygamber’e, Din’e, Kitab’a vs. gibi şeriatın bildirdiği değerlere sövmek veya alay etmek.

 

2- Kur’an öğretilen ve öğrenilen ilim meclisleriyle alay etmek.

 

3- Haram yerken kasten besmele çekmek. Putlara secde etmek.

 

4- Allah’ın şer’i hükümlerini bırakıp kâfirlerin anayasalarıyla hükmetmek.

 

5- Kabirlerden veya putlardan yardım isteyip, dua ve ibadet etmek.

 

Ehl-i Sünnet âlimlerimiz kişiyi kalplerindekine bakmadan dinden çıkaran şirk ve küfür amelleri olarak nitelendirmişler. Ve bu amellerin imandan bir cüz olduğunu, geri kalan farzlar ve haramların ise dinden çıkarmayan günahlar olduğunu ve bu amellerinde imandan bir cüz olmadığını beyan etmişlerdir. Ancak bazı günahlar hakkında da, dinden çıkaran günahlardan mıdır?  Yoksa dinden çıkarmayan günahlardan mıdır? Diye ihtilaf etmişlerdir. Hâlbuki sapık mezheplerden Hariciler (Haruriler) bütün günahların kişiyi dinden çıkardığına hükmetmişlerdir. Çünkü onlara göre “Amel iman’dan bir cüzdür” Bir kısım Ehl-i Sünnet âlimleri bu tarifle beraber bazı zina, içki, kumar vs. gibi günahlarda istisna yapmıştır. Ancak, Haricilere göre hiçbir günah amelinde istisna yoktur. Hangi günah işlenirse işlensin kişiyi dinden çıkarır demişlerdir.

 

Murcie ise, iman sadece kalptedir. Kalpteki tasdik bozulmadığı sürece hiçbir günahın şirk ameli dahi olsa kişiyi dinden çıkarmayacağına hükmetmişlerdir. Çünkü Murcie’ye göre hiçbir amelde istisna yoktur. Eğer ki kişi kalbiyle tasdik etmediği sürece bu amellerin hiçbirinin zararı yoktur. Ancak ifrad ve tefrid olan bu görüş, reddedilmesi gereken sapık bir görüştür.

 

Nitekim bu sapık mezheplerle ilgili olarak İbn Abbâs (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

 

“Ümmetimden iki grup vardır ki onların İslam’dan hiçbir payları yoktur. Bunlar, Mürcie ve Kaderiyye’dir.”3  

 

İbn-i Ebî Evfâ (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu demiştir:

 

“Haricîler Cehennemin köpekleridir.”4

 

Bir kısım Ehl-i Sünnet âlimlerimizin yukarıda açıkladığımız görüşlerin bunların söyledikleriyle hiçbir alakası yoktur. Çünkü onlar “Amel imandan bir cüz değildir” derken, putlara ve kabirlere dua, tevbe ve secde etmek, kâfirlerin anayasal hükümleriyle hükmetmek, Kur’anı yere atmak vs. gibi hükümleri istisna etmişlerdir. 

 

İbni Teymiyye (rh.a.) “İman” isimli eserinde konumuzla ilgili olarak şöyle söylemektedir:

 

“Müctehid imamlarımızdan namaz, zekât, oruç ve hacc ibadetlerinin farz olduğuna inanan bir kimsenin bun­lardan birini yapmadığı takdirde kâfir olup olmayacağı hak­kında çeşitli görüşlerini nakletmiştir. Aşağıdaki başlıcalarını özetleyeceğimiz bu farklı görüş­lerin tümü, çeşitli rivayetler halinde Ahmed b. Hanbel'e de dayandırılmıştır.

 

1- Hacc da dâhil olmak üzere bu dört ibadetten herhangi birini terk eden (yapmayan) kimse kâ­fir olur. Erteleme (vaktinde yapmama) durumunda hükmün ne olacağı âlimler arasında tartışmalıdır. Fakat kişi bu ibadetlerden herhangi birini yapmamaya kesinlikle karar verince kâfir olur. Bu görüş ilk dönem (selef) âlimlerinden bir bölümünün görüşüdür ve aynı zamanda Ebu Bekir'in tercihini kazanmış Ahmed b. Hanbel'in bu konudaki görüş­lerinden biridir.

 

2- Bu ibadetlerin farz olduğuna inan­mış bir kimse onlardan birini yapmıyor (terk ediyor) diye kâ­fir olmaz. Bu görüş Ebu Hanife, Malikî ve Şafiî'ye bağlı fıkıh âlimlerinin büyük çoğunluğunun görüş olduğu gibi İbn-i But­ta ve arkadaşları tarafından tercih edilen Ahmed b. Hanbel'in görüşlerinden biridir.

 

3- İnsan bu ibadetler içinde sadece namazı terk ettiği için kâfir olur (öbür üçünü bırakmak kâfirlik sebebi değildir). Bu görüş, Ahmed b. Hanbel'e dayandırılan üçüncü görüş olduğu gibi ilk dönem (selef) âlimlerinin çoğunluğu ile Maliki ve Şafi'nin bir bölüm taraf­tarlarının görüşüdür.

 

4- İnsan namazla birlikte zekâtı terk ettiğinden dolayı kâfir olur. (Diğer ikisinin terk edilmesi kâfirliğe yol açmaz.)

 

5- İnsan namazla birlikte zekâtı ter­k ettiği için de kâfir olur. Fakat zekâtı terk etmenin kâfirliğe yol açması için Hz. Ebu Bekir zamanında olduğu gibi imam'ın (hükümdarın) zekât vermeyenlere karşı savaş açmış olması gerekir. Bu dört ibadetin diğer ik­isi olan, oruç ve haccı yapmamak kâfir olmaya sebep olmaz.

 

Bu Meselenin İki Yönü Vardır

 

Birinci yönü, zahiri anlam­da kâfirliği belirlemek. İkinci yönü, sözünü ettiğimiz dört ibadetin yapılmayışının batini (kalbi) anlamda kâfirliğe yol açması daha önce söylediğimiz gibi imanın sözlü ifade ile ameli (eylemi) içerdiğini kabul etmeye dayanır. Yani, kal­biyle Allah'ın kendisine namazı, zekâtı, orucu ve haccı farz kıldığına kesinlikle inanan bir kimsenin yıllarca yaşadığı hal­de, ömründe hiç alnını secdeye değdirmemesi, hiç bir ramazanda oruç tutmaması, hiç zekât vermemesi ve hiç Kâbe’ye gitmemesi olabilecek bir şey değildir. Daha açıkçası böyle bir şey ancak kalpte var olabilir, yoksa bu tutum sağ­lıklı bir imanla bir arada bağdaşamaz. Böyle olduğu içindir ki, şu ayette Cenab-ı Allah kâfirleri secde etmekten kaçın­makla nitelemekte ve suçlamaktadır: ‘Zor durumda kaldıkları ve sec­de etmeye çağrıldıkları gün bunu yapamazlar (çünkü sec­de etme zamanı geçmiştir). Gözleri yere bakarak yüz­lerini zillet kaplar. Onlar vaktiyle sağlamken de secdeye çağrılırlar (fakat secde etmezler)di.’ (Kalem 68/42-43)”5  

 

Sonuç

 

Kısaca günahlar meselesine giriş yaptıktan sonra inşallah daha sonraki yazılarımızda sırasıyla bu günahların neler olduğuna, toplumlar üzerindeki kötü etkisine ve bunlarla ilgili yegâne anayasamız olan İslam hukukunda ki cezai müeyyidelere değinmeye çalışacağız.

 

Dipnot

1- Buhari,Vasaya,B:23,Hds:29, Müslim,İman, B:38,Hds:144, Aynı zamanda bu hadisleri farklı lafızlarla Edu Davud ve Nesai kitaplarının Vasaya bölümlerinde nakletmişlerdir.

 

2- Buhari, Şahadet, B:10,Hds:19,Müslim, İman, Hds:87

 

3- Tirmizi, Kader, Hds:2149, İbn Mâce, Mukaddime, Hds:10

4-  İbni Mace, Mukaddime, Hds: 173

5- İbni Teymiyye, İman Kitabı, Sf:240

 

 

 

 

Yazar:
Nasruddin Yasin
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul