23 Kasım 2017 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / KUR’AN’DA DUA

KUR’AN’DA DUA

                                                          

 

       

Dua kelimesini, Ragıb El- İsfahani şöyle açıklamaktadır:

 

“Dua nidâ gibidir. Ancak nida, kendisine isim eklenmeden ve benzeri edatlarla telaffuz edilir. Ancak dua ise, neredeyse kendisiyle birlikte bir isim olma­dan telaffuz edilmez. Örneğin (Ey Fulan) gibi. Kimi zaman bu kelimelerin her biri diğerinin yerine de kullanılmaktadır.”

 

İbn  Teymiyye (rh.a.)  “Dua ve Tevhid”  risalesinde konuyla ilgili şunları söylemektedir:

 

“Duâ ve davet sözü Kur'an'da iki anlam içerir:

1 - İbadet duası (İbadet amacıyla yapılan duâ)

2 - Dilek duası (Allah'tan bir şey dilemek için yapılan duâ).

Şu âyetler bu tanımlara örnektir:

Allah'la beraber başka bir ilâha duâ (ibâdet) etme, sonra azab edilenlerden olursun. (Şuarâ, 26/213)

 

Kim, Allah'la beraber varlığını ispatlayacak hiçbir delil bulunmayan bir ilâha ibâdet (duâ)ederse, onun hesabı Rabbinin yanındadır. Kuşkusuz kâfirler kurtulamaz. (Mü'minûn, 23/117)” 1İmam İbn Teymiyye, Dua Ve Tevhid) 

 

Dua Etmenin Usul ve Âdabı 

 

İmam Nevevi (rh.a.) “El-Ezkar”  adlı kitabında konu hakkında şunları ifade etmektedir:

 

“Fıkıh âlimlerinin, hadis âlimlerinin, önceki âlimlerle sonraki âlimlerin çoğunluğunun görüşüne göre duâ etmek müstâhabdır.

 

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

 

Rabbiniz buyurdu ki, bana duâ edip isteyin, kabul edip size vereyim. (Mü'min sûresi: 60.) Yine Allah Teâlâ yalvararak ve gizlice Rabbinize duâ edin buyurmuştur. ( A'raf: 55)”2 (İmam Nevevi El-Ezkar Dua adabı babı B:339,Sf:534) 

 

İmam Ebu'l-Kasim El-Kuşeyrî (rh.a.) risalesinde şöyle de­miştir:

 

“Duâ mı, yoksa sükût ve rızâ mı daha faziletlidir? Konusu üzerinde in­sanlar farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bir kısmı demiştir: -Duâ ibâdettir- diye geçen hadise dayanarak duâ daha faziletlidir. Çünkü duâ, Allah'a ihtiyacı göstermektir. Bir kısmı da: Kaderin hükmü altında sükût etmek ve sönük olmak da­ha sağlamdır ve kaderin geçmiş hükmüne rızâ göstermek daha iyidir, demişlerdir. Bir kısmı da şöyle demiştir: Duâ ve rızânın her ikisini bir araya getir­mek için, dil ile duaya ve kalb ile rızâya sahib bulunmalıdır.”2 (El-Kuşeyri Risalesi, Dua bahsi, Sf:309,Çeviren; Ali arslan) 

 

İmam Ebu Hamid El-Gazalî (rh.a.) İhya'sında şöyle demiştir:  

 

“Duanın edepleri ondur.

 

Birincisi: Arefe gününü, ramazan ayını ve cuma gününü, gece­nin son üçte birini ve seher vakitlerini, şerefli zamanlar oldukları için gözetleyip seçmektir.

 

İkincisi: Bazı halleri fırsat bilip o hallerde duâ etmektir. Secde halinde, orduların karşılaşması zamanında, yağmur yağarken, namaz ikametinde ve ondan sonra duâ etmek gibi.

 

Üçüncüsü: Kıbleye yönelmek, iki eli kaldırmak ve duâ sonunda elleri yüze sürmek.

 

Dördüncüsü: Gizli ve aşikâr arasında sesi alçak tutmak.

 

Beşincisi: Taşkınlık haline dönüşen zorlama davranışlar yapmamaktır. En iyisi, Peygamber ve ashabından nakledilen duaları yapmaktır. Her­kes güzel duâ yapamayacağı için, taşkınlığa düşmesinden korkulur. Âlimlerden biri şöyle demiştir: Zillet ve ihtiyaç dili ile duâ et, fesahat ve gösteriş dili ile değil. Denilir ki: Âlimler ve zâhidler yedi kelimeden fazla duâ yapmazlar. Yedi kelimeden ziyade duâ etmek de mekruh değil­dir. Doğrusu kayıdsız olarak duayı uzatmak müstahabdır.

 

Altıncısı: Yalvarmak, iç huzuru duymak ve korkmaktır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: Bütün peygamberler hayırlara koşarlar, umarak ve korkarak bize duâ ederlerdi. Bize karşı da teslimiyet içinde itaatkârdırlar." (Enbiyâ Süresi:90.) Yine Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Yalvararak ve gizlice Rabbinize duâ edin". (A'raf Süresi:55.)

 

Yedincisi: Kesinlikle istemek ve duanın kabul edildiğine inanmak, iste­ğinin kabulünü doğrulamak. Bunun delilleri çoktur ve meşhurdur. Süfyan İbni Uyeyne (Allah ona rahmet etsin) şöyle demiştir: Sizden hiç biri­niz, kendi için bildiği günahı, duâ etmekten asla alıkoymasın; çünkü Al­lah Teâlâ mahlûkatın en kötüsü olan İblis'in:"Rabbim, insanların dirilecekleri güne (kıyamete) kadar bana mühlet ver. Allah buyurdu: Sen mühlet verilenlerdensin."duasını kabul etmiştir.

 

Sekizinci: Duada ısrar etmek ve üç defa tekrarlamaktır. Duanın kabu­lünü acele istememektir.

 

Dokuzuncu: Allah Teâlâ’nın ismini anarak duaya başlamaktır. Ben de­rim ki, Allah Teâlâ’ya hamd ve senada bulunduktan sonra Peygambere salât getirmek ve yine böyle başlangıçta ol­duğu gibi aynen duayı tamamlamak. Onuncusu: Bu en önemlisidir ve duanın kabul edilmesinde esas ve asıl olandır. O da tevbe etmek, zulmü terk etmek ve Allah Teâlâ’ya yönel­mektir.”3(İhya-iUlum’id-Din, Cilt:2,Sf:202-210özeti,Tercüme: AliArslan, ArslanYayınları) 

 

Duanın Faydası ve Önemi 

 

Gazali (rh.a.) şöyle demiştir; eğer sorulursa; Allah'ın takdir ettiği hüküm geri çevrilmeyeceğine göre, duanın faydası nedir? Bil ki, Belâyı duâ ile geri çevirmek de kader cümlesindendir. Duâ, belânın geri çevrilmesi için ve rahmetin bulunması için bir sebebdir. Kalkanın, silâhı geri çevirmeye, su­yun, yeryüzünde nebatîn çıkmasına sebeb olması gibi. Duâ ile belâ da böy­ledir. Silâhı taşımamak, kaza ve kaderi itiraf etmenin şartından değildir. Allah Teâlâ, şöyle buyurmuştur:"(Mü'minler) tedbirlerini alsınlar, silahlarını takınsınlar." (Nisa Süresi:102) Böylece Allah Teâlâ işi takdir ettiği gibi sebebini de takdir etmiştir. Duada söylediği­miz faydalar vardır. Anlattığımız fayda da kalb huzuru ve ihtiyaçtır. Bu iki haslet ibâdetin ve marifetin başıdır. Allah en iyisini bilendir.4 (İhya-i Ulumi’d-Din,Cilt:2,Sf:266 Tercüme:Ali Arslan,Arslan Yayınları) 

 

İnsanın Salih Amelleri İle Allah Teâlâ’ya Tevessül Ederek Duâ Etmesi 

İbn-i Ömer (r.a.) rivayet edilen "Mağara arkadaşları" hadisini şöyle anlatmıştır: "Peygamber (sav)’in şöyle buyurduğunu dinle­dim: "Sizden önceki ümmetlerden üç kişi, yola çıkıp yürüdüler. Nihayet bir mağarada barınıp gecelemek zorunda kaldılar ve oraya girdiler. Son­ra dağdan bir kaya parçası yuvarlanıp mağarayı üzerlerine kapadı. Ara­larında dediler ki, bu kayadan kurtulup çıkmanız için tek çare, yaptığınız amellerin en iyisi ile (tevessülde bulunarak) Allah Teâlâ’ya duâ etmenizdir. Aralarından bir adam şöyle dedi: Allah'ım! Benim çok yaşlı ihtiyar ana-babam vardı. Onlardan önce ne aileme ve ne de mallarıma su ver­mezdim." Böylece İbni Ömer, onlar hakkındaki uzunca hadisi anlattı. Onlardan her biri salih ameli hakkında: Ya Rabbi, eğer senin rızanı iste­yerek ben bu işi yapmışsam, içinde bulunduğumuz tehlikeden bizi kur­tar, diye duâ etmişti. Onlardan her birinin duası sonunda o mağaradan bir kısım açıldı. Nihayet üçüncünün duası sonunda mağaranın ağzının tamamı açıldı ve çıkıp gittiler." Hadisin tam metni şu kaynaklardadır.5 (Buharı,Kitab’ul-Enbiya,B:55,Hds:132, Müslim,Kitabu’r-Rikak,hds:2743.) 

 

İmamlarımızdan El-Kadi Hüseyin ve başkası yağmur duası konusunda bu manayı taşıyan şu sözü söylemişlerdir:

 

“Darlık içine düşen bir adamın kendi salih ameli ile duâ etmesi müstahabdır. Bu geçen hadisi de delil gös­termişlerdir.  

 

Duâ konusunda selefden nakledilen sözlerin en güzeli, Evza'i'den ri­vayet edilendir. Allah Teâlâ ona rahmet etsin, o şöyle demiştir: İnsanlar yağmur duasına çıktılar. İçlerinden Bilâl İbni Sa'd kalktı son­ra Allah'a hamd edip senada bulundu. Sonra şöyle dedi: Ey hazır olan topluluk! Siz günahları ikrar etmiyor musunuz? Onlar evet ediyoruz, de­diler. Bunun üzerine Bilâl şu duayı yaptı: Allah'ım, senin şöyle buyurdu­ğunu dinledik:"İyilik edenleri kınamaya bir yol yoktur." (Tevbe Süresi: 91.) Biz günahları ikrar et­tik. Senin mağfiretin ancak bizim gibilere olur, (bizim gibilerden başka­sına olur mu?) Allah'ım bize mağfiret et, bize buyur ve bize yağmur ver. Böylece ellerini kaldırdı, insanlar da merhamet ellerini kaldırdılar. Sonra yağmura kavuştular. Şairler bu mana üzerinde şiir söylemişlerdir: Günahkârım, çok yanılmışım; fakat afv geniştir. Eğer günah olmasaydı, afv vaki olmazdı... 

 

Kur’an’da Tavsiye Edilen Bazı Dualardan Örnekler  

 

“Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar.” (Bakara, 2/186) 

 

“Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin. Şüphesiz O, haddi aşanları sevmez. Düzene konulması (ıslah)ından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın; O'na korkarak ve umut taşıyarak dua edin. Doğrusu Allah'ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır.” (Araf, 7/55-56) 

 

“İsimlerin en güzeli Allah'ındır. Öyleyse O'na bunlarla dua edin. O'nun isimlerinde aykırılığa (ve inkâra) sapanları bırakın. Yapmakta oldukları dolayısıyla yakında cezalandırılacaklardır.” (Araf, 7/180) 

 

“İbrahim, İsmail'le birlikte Evin (Ka'be'nin) sütunlarını yükselttiğinde (ikisi şöyle dua etmişti): Rabbimiz bizden (bunu) kabul et. Şüphesiz, Sen işiten ve bilensin” (Bakara, 2/127) 

 

“Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira tevbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin.” (Bakara, 2/128) 

 

“Onlardan bir kısmı da: Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru! derler.” (Bakara, 2/201) 

 

“Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar. Herkesin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı (şer) de kendinedir. Rabbimiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme! Bizi affet! Bizi bağışla! Bize acı! Sen bizim mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!” (Bakara, 2/286) 

 

“(Onlar şöyle yakarırlar:) Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en bol olan sensin.” (Al-i İmran, 3/8) 

 

“(Onlar) Ey Rabbimiz! İman ettik; bizim günahlarımızı bağışla, bizi ateş azabından koru! Derler” (Al-i İmran, 3/16) 

 

“Orada Zekeriya Rabbine dua etti: Rabbim, bana katından tertemiz bir soy armağan et. Doğrusu Sen, duaları işitensin dedi.” (Al-i İmran, 3/38) 

 

“Onların sözleri, sadece şöyle demekten ibaretti: Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlığımızı bağışla; ayaklarımızı (yolunda) sabit kıl; kâfirler topluluğuna karşı bizi muzaffer kıl!” (Al-i İmran, 3/147) 

 

“Rabbimiz! Bize, peygamberlerin vasıtasıyla vâdettiklerini de ikram et ve kıyamet gününde bizi rezil-rüsvay etme; şüphesiz sen vâdinden caymazsın!” (Al-i İmran, 3/194) 

 

“(Âdem ile eşi) dediler ki: Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.” (Araf, 7/23) 

 

“(Musa da) Ey Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine kabul et. Zira sen merhametlilerin en merhametlisisin! dedi.” (Araf, 7/151) 

 

“(Kâfir olarak ölüp) cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar, (Allah'a) ortak koşanlar için af dilemek ne peygambere yaraşır ne de inananlara.” (Tevbe, 9/113) 

 

“İnsana bir zarar dokunduğunda, yan yatarken, otururken ya da ayaktayken bize dua eder; zararını üstünden kaldırdığımız zaman ise, sanki kendisine dokunan zarara bizi hiç çağırmamış gibi döner-gider. İşte, ölçüyü taşıranlara yapmakta oldukları böyle süslenmiştir.” (Yunus, 10/12) 

 

“Ey Rabbim! Mülkten bana (nasibimi) verdin ve bana (rüyada görülen) olayların yorumunu da öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada da ahirette de benim sahibimsin. Beni müslüman olarak öldür ve beni sâlihler arasına kat!” (Yusuf, 12/101) 

 

“Hatırla ki İbrahim şöyle demişti: "Rabbim! Bu şehri (Mekke'yi) emniyetli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut! Çünkü onlar (putlar), insanlardan birçoğunun sapmasına sebep oldular, Rabbim. Şimdi kim bana uyarsa o bendendir. Kim de bana karşı gelirse, artık sen gerçekten çok bağışlayan, pek esirgeyensin.” (İbrahim, 14/35-36) 

 

“Ey Rabbimiz! (Amellerin) hesap olunacağı gün beni, ana-babamı ve müminleri bağışla!” (İbrahim, 14/41) 

 

“İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua etmektedir. İnsan, pek acelecidir.” (İsra, 17/11) 

 

“Onları esirgeyerek alçak gönüllülükle üzerlerine kanat ger ve: Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et! diyerek dua et.” (İsra, 17/24) 

 

“O (yiğit) gençler mağaraya sığınmışlar ve: Rabbimiz! Bize tarafından rahmet ver ve bize, (şu) durumumuzdan bir kurtuluş yolu hazırla! demişlerdi.” (Kehf, 18/10) 

 

Sen de sabah-akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma. Kalbini bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi ‘istek ve tutkularına (hevasına)' uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme.” (Kehf, 18/28) 

 

“Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir. Sana O'nun vahyi tamamlanmazdan önce Kur'an'ı (okumakta) acele etme ve Rabbim, benim ilmimi artır de.” (Taha, 20/114) 

 

“Eyyub'u da (an). Hani Rabbine: "Başıma bu dert geldi. Sen, merhametlilerin en merhametlisisin" diye niyaz etmişti. Böylece onun duasına icabet ettik. Kendisinden o derdi giderdik; ona katımızdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir zikir olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir katını daha verdik.” (Enbiya 21/83-84) 

 

“Ve şöyle derler: Rabbimiz! Cehennem azabını üzerimizden sav. Doğrusu onun azabı gelip geçici değil, devamlıdır.” (Furkan, 25/65)

 

“(Ve o kullar): Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takvâ sahiplerine önder kıl! derler.” (Furkan, 25/74)

 

“De ki: Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi? Fakat siz gerçekten yalanladınız; artık (bunun azabı da) kaçınılmaz olacaktır.” (Furkan, 25/77)

 

“Beni, Naîm cennetinin vârislerinden kıl. (İnsanların) dirilecekleri gün, beni mahcup etme. O gün, ne mal fayda verir ne de evlât.” (Şuara, 26/86-87-88)

 

“Rabbimiz! Onları da, onların atalarından, zevcelerinden, nesillerinden iyi olanları da kendilerine vâdettiğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz azîz ve hakîm olan sensin! Bir de onları, her türlü kötülüklerden koru. O gün sen kimi kötülüklerden korursan muhakkak ki onu rahmetine mazhar etmiş olursun. Bu en büyük kurtuluştur”. (Mü’min, 40/8-9)

 

“Bunların arkasından gelenler şöyle derler: Rabbimiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatli, çok merhametlisin!” (Haşr, 59/10)

,

“Rabbimiz! Bizi, inkâr edenler için deneme konusu kılma, bizi bağışla! Ey Rabbimiz! Yegâne galip ve hikmet sahibi, ancak sensin.” (Mümtehine, 60/5)

 

“Rabbim! Beni, ana-babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla, zalimlerin de ancak helâkini arttır.” (Nuh, 71/28)

  

Sonuç

Kafirlerin zulmü altında inleyen günümüz müslümanlarının, bugün üzerine düşen en önemli  ibadetlerden birisi de “dua” dır. Rabbimizden bizleri hakkıyla kendisine dua eden kullarından eylemesini diliyoruz...

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul