19 Ocak 2018 - Cuma

Şu anda buradasınız: / ÇAĞIN VARİS-İ RASÛLÜ

ÇAĞIN VARİS-İ RASÛLÜ

                                             

                                                                                             

                                                                                                                    

Molla Sadreddin Yüksel (rh.a.),  Türkiye’de yabancı bir şarkı gibiydi. Sevenleri çoktu, ama anlayanları yoktu.

Türkiye’de Molla Sadreddin Yüksel (rh.a.)’e muhalefet edenler bile O’nun ilmi ehliyetini ve liyakatini teslim ediyorlardı. O’nun bu çağda ilmiyle amel etmesine itiraz ediyorlardı. Çünkü  Molla Sadreddin Yüksel (rh.a.), itikad meselesinde net ve sertti. Adeta ateşten bir gömlek giymiş gibiydi. “Türkiye Daru’l Harb’tır” diyordu. “Türkiye’de Cuma namazı sahih olmuyor” diyordu. “Müşrik rejimin ücretli memurlarına tavsiyem, tecdid-i iman’dır” diyordu.  Bu fetvaları, Bel’am kılıklı heriflerin uykusunu kaçırmıştı.  Kendisini de Müslüman kalabalıkların ortasında garipliğe mahkûm etmişti.

Gariblik, Varis-i Rasûl olanların bütün zaman ve zeminlerde asli vasıflarıdır. Molla Sadreddin Yüksel (rh.a.), ömrü boyunca hep garipti. Etrafını sarmıştı biri sürü Çarşamba ve Perşembe hocaları!

Molla Sadreddin Yüksel (rh.a.)’i  anlamak, ve O’nun izini takip etmek için “Varis-i Rasûl” denilen Rabbanî şahsiyeti fıkh etmek şarttır. Sahâbe’den dertlerin babası Ebu’d-Derdâ (r.a.)’ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Muhakkak âlimler, peygamberlerin varisleridir. Şübhesiz pey­gamberler, ne altın, ne de gümüşü miras bırakırlar. Peygam­berler miras olarak, ancak ilim bırakırlar. Bu itibarla kim pey­gamberlerin mirası olan ilmi elde ederse, tam bir hisse almış olur.” (Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B.17, Hds.223; Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-İlm, B.19, Hds.2822; Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l- İlm, B.1, Hds.3641)

Varis-i Rasûl, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in genelde insanlığa özelde ise Müslümanlara gösterdiği adrestir. Ona düşman olanlar her dönemde hidayetten mahrum kalmış birkaç terstir.

Varis-i Rasûl; düşünceleri berrak, hedefi net, ufku açıktır.  Gönül heybesi hakiki ve tahkiki ilim ve irfanla doludur. Özel ve güzel hedefleri vardır. Zulmün karanlığına gark olan çağın yüreğinde iman ve irfan meşalesini tutuşturmayı şiar edinmiştir. Bitmeyen, tükenmeyen bir azimle çalışır, gelecekle ilgili karamsar değildir; umut doludur. Mekârim-i ahlâkla ahlâklanmıştır. İlmiyle amil bir âlim ve mualimdir. Uygun ve uygulanabilen sistem ve yöntemle söylemlerini eylemleriyle tefsir eder. Lisan-ı hâli, lisan-ı kalini doğrular. Kal, hâl ve efâl’leri arasında tezat yoktur; doğru bildiklerini yapıp yaptıklarını söyler. Yapmadığını söylemez ve emrolunmadığı şeyleri asla yapmaz. Hür ve gür söylemleri, eylemlerini gölgede bırakmaz. Sinesini simasına nakşeder. Dileği, bileği ve yüreği birdir. Diri, diriltici Siret ve sureti ile Allah Teâlâ’yı hatırlatır. Uyarıcı ve uyandırıcı misyonunu aksiyona taşıyan ve yaşayandır. Herkese ve kesime karşı derin bir oluş ve varoluş bilincini kuşanmıştır. Duruşunu imanından almıştır. İstikamet üzere istikrarlıdır. İmanın, izanın süzgecinden süzülüp gelen ince anlayış, yüce arayış ve kavrayışıyla ilim ve irfan kasasında ihsan zemzemini içmiş, ince ve yüce bir ilimle süslenmiş, takva ile yükselmiş, “Yar” için terki diyar edebilecek kadar kalbi sıkan kişisel sıkıntılarından kurtulmuştur.

Varis-i Rasûl; hangi mekân ve makamda olursa olsun halkın içinde Hakk ile beraberdir. Hakka güvenen ve halka güven verendir. Asalet ve cesaretiyle mazlum ve mağdurları koruyan ve kollayan bir sığınak, sevimli eda ve endamıyla gecenin içinde yaşayan bir gündüzdür. Başı diktir ama dik başlı biri değildir. İlmi birikimini gösterişsiz kılan derin bir tevazua sahiptir. Geniş bir vizyonu vardır. Fikir ufkunda şükür güneşiyle, asırlardan beri birikip gelen cehaletin karanlık perdesini yırtmaya azmeden iman askeridir.

Varis-i Rasûl; kendi rahatına düşkün biri değildir; fedakâr ve cefakârdır. İlminin ona yüklediği görev ve ödevlerinin bilincindedir. Nemelazımcı biri değildir; dert sahibidir; ümmetin parmağına batan her dikenin acısını yüreğinde hisseden, bağrı yanıktır.

Varis-i Rasûl; Peygambere varis olmanın ona yüklediği cihad ve ictihad misyonunu hakkıyla ifa etmek için yanıp tutuşan kimsedir. Evrensel düzlemde cereyan eden, menfur olay ve olgular karşısında sahih ve salih bir duruşa sahiptir. Durağanlığa pirim vermez, devingen ve direngendir. Düşünsel misyonuna aksiyonuyla anlam ve önem verir. Ümmetin istikbali için kendini adamaktan çekinmeyen vakıf adamdır.

Varis-i Rasûl; ümmetin önünde duran tıkaçları açmak için özgün açılımlar peşinde koşar. Tefekkür dünyamızda yeni ufuklar açmak için didinir. İnancı ve amacı; asırlardır ümmeti esir alan kahredici ataleti düzgün üretime, kısır döngüyü özgün verimliliğe dönüştürme azminde olmaktır. Aczlerine yenilen, kendi kendilerini hapis ettikleri izbelerinde çürüme ve çözülmeye yüz tutan, otoritenin söylemlerini bir papağanın sadakatiyle tekrar eden birçok ilim erbabının aksine o paslanacağına yıpranmayı tercih etmiştir. O bilir ve inanır ki; ilmin ma’mulu olmayan âlimi olamaz!

Varis-i Rasûl; sahile yayılan durgun bir dalga değildir; aksiyon ve misyonuyla sahili olmayan bir derya gibi ümmetin birliği için dalgalanır, içi içine sığmaz. Kuşatıcı anlayışıyla yüce hedefler peşindedir. Engin güllerle bezeli bir hayatı yeniden devşirmek için özenle bilinç tohumları serper ümmetin kurumuş çölüne. O; düşüncede ferasetin, amelde cesaretin timsalidir. Sosyal, siyasal, hukuki ve ibadi boyutlarıyla takvanın kendisinde cisimleştiği örnek bir şahsiyettir. Hiçbir kınayıcının kınamasından korkmaz. O ilmi niteliği ve ahlâki inceliğiyle bilir ve inanır ki esaret, cesaretin bittiği yerden başlar!

 

Varis-i Rasûl; dünyadayken dünya ona perdedir. Dünyanın sosyal, siyasal ve hukuki sorunlarını dinamik birikimiyle tetkik ederek sahih bir usul ve üslupla ümmetin muzdarip olduğu sorunlara çözümler sunar. Sorunlar karşısında, biçare değil, çare adamdır. Bizleri aydınlık yarınlara taşımak, sorumluluğuyla özgün açılımlar yapar. İnsanlığın derdine deva olmayı dert edinir; ama dünya ondan habersizdir. Zira o bilinmekten ziyade bilmek ister. O, ihlas kılıcıyla riya ejderhanın başını kesmiştir. Varis-i Rasûl’ün kıymeti kametiyle anlaşılır. İnsanlığın gören gözleri, tefekkür gecesinin kutup yıldızları, düşmeden düşünen, uyumadan uyuyanları uyandıran birçok âlim ve mütefekkirin ortak paydasıdır, karanlıkları aydınlık, hezeyanları hakikat bilen, çağ(lar)ın gözlerini açmak için gece gündüz gözlerini yummaz, derin tefekkürlere dalar; gözleri açık gider, gözler kendisine kapalı olsa da.  Onun nabzı dursa da kalbi çağların kalbinde atar.  Varis-i Rasûl olanlar, her yönüyle çökmeye yüz tutmuş, sarsık, fersiz, durgun ve çaresizlikten sürekli geçmiş günleri sayıklayan, ağzını her açışında bir sürü şikâyetle boşalan somurtkan ve ölgün yüzlerin yerinde, gökçek çehreler, ümitle parıldayan gözler, inşirahla çarpan sineler, bir gözleri dünyada, öteki ukbada ve ruhlarında kurdukları muvazeneyi dünyalara üflemeye azmetmiş şen-şakrak azim ve irade insanlarıdır. İşte Molla Sadreddin Yüksel (rh.a.), bunlardandı. Molla Sadreddin Yüksel (rh.a.), mevsiminde uygun toprağa bir tohum ekti ve gitti. Gönüllerde iz bıraktı. Çünkü o, gönlünün bulunduğu yerdeydi. Dönemlerin, devirlerin döneklerinden olmadı. Hep imanının adamı olarak yaşadı. İmanını güne ve gündeme taşıdı. Okuyabilenler için, Molla Sadreddin Yüksel (rh.a.) hayat serüveniyle birlikte kendisi bir kitaptı. Molla Sadreddin Yüksel (rh.a.), vefat etiği gün anısına yazdığım şiir kıtasıyla noktalayalım.

Veda etti sessizce akan nehir

Geride kimsesiz kaldı şehir

Bir seyda göç etti sevda iline

Mısır hasret artık yeşil Niline!

 


Yazar:
Mustafa Çelik
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul