17 Ocak 2018 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / CENNETTE KURULAN VE CENNETTE DEVAM EDECEK OLAN KURUM: AİLE

CENNETTE KURULAN VE CENNETTE DEVAM EDECEK OLAN KURUM: AİLE


                                                                                   

Yüce Yaratıcı ilk insan Hz. Âdem’i yarattı ve fakat Âdem tek başına olmadı. Bunun üzerine ona, eşini lütfetti. İlk aile cennette kuruldu. İlk aile cenneti yaşadı, cennet kültürüyle donatıldı ve sonra sınav için dünyaya gönderildi. Hayat aile ile başladı ve devam etti, ilk ailenin önderliğinde pek çok aileler kuruldu.

Ey İnsanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden ve ikisinden pek çok erkek ve kadın meydana getiren Rab'ınıza hürmetsizlikten sakının.[1]

Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın kurduğu ilk çekirdek aile, insanlığa örnek oldu. Onun için nişan-nikâh merasimlerinde hep şu dua okunur ve bu aile örnek olarak yeni çiftlere sunulur: Allahım bu çiftlere, Âdem ile Havva çifti arasında gerçekleşen sevgi ve yakınlığı lütfet!

Dünyada sınav aile boyu devam etti ve edecek. Nihayet dünya hayatı son bulacak, cennette müminler yine aileleriyle birlikte kalacaklar. Yani cennette temeli atılan aile kurumu, yine cennette devam edecektir.

Doğrusu bugün, cennetlikler eğlenceyle meşguldürler. Onlar ve eşleri gölgeliklerde, tahtlar üzerine yaslanmışlardır.[2] Onlara orada tertemiz eşler vardır ve orada temelli kalırlar.[3] Söyle denir: Siz ve eşleriniz, ağırlanmış olarak cennete giriniz.[4]

Peygamberimizin Aile Konusundaki Örnekliği

Yüce Yaratıcının son elçisi Hz. Muhammed (s.a.s.) sevgi yumağı bir önder olarak insanlığa gelmiş, peygamber olmadan önceki ve sonraki hayatıyla, herkes için, her alanda en güzel örnek olmuştur. Yüce Allah, onu bize 'Üsve-i Hasene/ en güzel örnek/ en güzel model' olarak tanıtmıştır. Andolsun ki, Allah'ın Peygamberi, sizin için, Allah’ı ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için güzel bir örnektir.[5]

Üsve,uyulacak, arkasından gidilecek, örnek, model kişi demektir. Üsve, bilinçsizce körükörüne taklit etmek değil; bilinçli bir şekilde izlemektir. Buna göre Hz. Peygamber, yalnız sözleriyle değil, fiil ve halleriyle de izinden gidilecek örnek kişidir. O, hayat düsturu olan Kur’ân’ı, öncelikle kendi hayatındaki uygulamalarıyla pratiğe geçirmiştir. O, her alanda nasıl yaşanacağını, nasıl hareket edileceğini bütün incelikleriyle somut olarak göstermiştir. Bu yüzden onun sireti/yaşayışı her bakımdan, tüm insanlık için modeldir, örnektir.

O, tüm aile bireyleri için de en güzel örnektir. Mutlu ve huzurlu bir aile için, onun aile hayatı iyice öğrenilip örnek alınmalıdır. Bugün yeni kuşakların yetişmesinde, özenilen ve örnek alınan insanlar büyük önem arz etmektedir. Her alandaki güzellik ve özellikleriyle Hz. Peygamber, örnek alınması, izlenilmesi gereken en büyük insandır. Nitekim nişan-nikâh merasimlerinde okunan duanın devamında, yeni çiftlere O’nun aile hayatı model olarak sunularak şöyle denir: Allahım bu çiftlere, Muhammed aleyhisselam ile Hatice çifti arasında gerçekleşen sevgi ve yakınlığı lütfet!

Kültürümüzde‘Allah'ın emriyle ve Peygamberin kavliyle' ilkesiyle temeli atılan aile yuvalarının sağlam temeller üzerinde huzurlu bir şekilde devam edebilmesi, ancak Allah ve Peygamberinin bu konudaki emir ve isteklerini yerine getirmekle mümkün olacaktır. Bu konuda Yüce Allah'ın evrensel ölçüleri, Hz. Peygamberin hayatında pratiğe dönüşmüş ve bizler için canlı modeller oluşturmuştur. Bu yüzden onu anlamak ve tanımak borcundayız.

En Güzel Örnek: Peygamber Ailesi

Hz. Peygamber, yakınlarına ve ailesine düşkün bir kişi idi. Onun insanlık sevdalısı bir kişi olarak öncelikle akrabalarını uyarmakla işe başlaması ve aile bireylerini asla ihmal etmemesi bunun açık kanıtıdır.

Çünkü O, Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz, seni biz rızıklandırıyoruz. Güzel sonuç, takvâ iledir[6] emrinin muhatabıydı. O, davetine önce akrabalarından başlamıştı. Çünkü Allah öyle istemişti: Önce en yakın akrabanı uyar. Sana uyan müminlere merhamet kanadını indir.[7]

Peygamberimiz davetine önce kendi ailesinden başlamış, eşi Hz. Hatice ve kızları başta olmak üzere aile fertleri ona ilk iman edenler arasında yer almıştır.

O, akrabalarına son derece düşkündü, onların diğer problemleriyle ilgilendiği gibi, onların dini yaşantılarıyla da çok yakından ilgileniyordu. Hiçbir zaman onlarla ilişkisini kesmedi. Sılay-ı rahim üzerinde her zaman ısrarla durdu. Amcası Ebu Talib başta olmak üzere yakınlarının Müslüman olması için ümidini yitirmeyerek sonuna kadar uğraştı.

Hz. Peygamber, anne baba sevgisi üzerinde ısrarla durmuş, sütannesini, sütkardeşini, baba dostunu sevmeyi ısrarla istemiş, kendisi de onlara gereken ilgiyi göstererek en güzel örnekliği sunmuştur. Bu yüzden Onun aile çerçevesi oldukça geniştir.

Hz. Peygamber, kendisi bir aile reisi olunca da eşlerine, çocuklarına, torunlarına ve onların yakınlarına karşı sergilediği tutumuyla en güzel aile reisi profili çizmiştir. O bu konudaki sorumluluklarını hakkıyla yerine getirmiş ve ümmetine de bu konuda çok önemli tavsiyelerde bulunmuştur.

 

Yıllar sonra küçük yaşta kaybettiği annesini hatırlamış ve kabrini ziyaret etmiştir. Onun bu ziyaretinde anne hasreti ile dopdolu, vefâlı bir evlat ve duygulu bir insan olduğunu görmekteyiz. O, anne baba hakkı konusunda uyarıcı pek çok söz söylemiştir.

Savaşa katılmak için kendisinden izin isteyen Muaviye b. Cahime'ye, annen sağ mı, diye sormuş ve şöyle buyurmuştur: "Sözlerime dikkat et! Annenin ayağı dibinde otur. Çünkü cennet oradadır. Annenin yanından ayrılma, çünkü cennet onun ayakları altındadır."[8]

Doğumunda kendisini ilk olarak emziren Ebû Leheb'in cariyesi Süveybe'yi hiç unutmadı, Mekke’de iken onu ziyaret eder ve ona ikramlarda bulunurdu. Hicret edince Medine’den ona giyecek gönderirdi. Mekke fethinde onun oğlunun durumunu sorup araştırdı, onun da annesinden önce vefat ettiğini öğrendi.[9]

 

Sütannesi Halime Hatunu gördükçe "Benim annem, benim annem" der, kendisine içten sevgi ve saygı gösterir, omuz atkısını serip üzerine oturtur, bir dileği varsa hemen yerine getirirdi. Hz. Hatice ile evlendiğinde, Halime Mekke'ye gelmiş, Peygamberimiz onu ağırlayıp kırk koyun ve bir deve hediye etmişti.[10]

H. 8. yılda yapılan Huneyn savaşından esir düşen sütkardeşi Hz. Şeyma'yı elbisesinin üzerine oturtmuş ve 'hoş geldin' buyurmuş, gözleri dolu dolu olmuş, ona sütanne ve sütbabasını sormuş, onların ölmüş olduklarını öğrenmiş, sonra Şeyma'ya şunları önermiştir: "İstersen sevgi ve saygıyla yanımda otur, istersen yararlanacağın mallar verip seni kavmine döndüreyim."Şeyma ikinci teklifi kabul etmiş ve Müslüman olarak kavmine dönmüştür.[11]Onun bu davranışında 60 yıl kadar sonra bile devam eden vefakârlığını görüyoruz.

Peygamberimiz, yirmi beş yaşında ilk evliliğini yapmıştır. Bu evliliğini 40 yaşlarında dul ve çocuk sahibi bir kadın olan Hz. Hatice ile gerçekleştirmiştir. Hatice vefat edinceye kadar sadece onunla evli kalmıştır. Hz. Hatice'nin vefatından sonra 53 yaşından sonra bazı hanımlarla evlenmiştir. Onun bu evlilikleri pek çok hikmetlere yönelik olarak gerçekleşmiştir.[12]Her şeyden önce o, bu evliliklerini Yüce Allah'ın izin ve emriyle yapmıştır. Hanımlar kanalıyla İslam'ın iyice anlaşılıp diğer hanımlara ulaştırılması, bazı dini hükümlerin pratik olarak uygulanışı, yeni akrabalık bağlarının oluşturulması, evlilik yoluyla çeşitli kabilelerin desteğinin sağlanması, kimsesiz dul kadınların koruma altına alınması, farklı konumlardaki kadınlarla iyi geçinme konusunda örnek olma bu hikmetlerin başında yer alır. Onun farklı yaşlarda, farklı seviyelerde bulunan hanımlarla gerçekleştirdiği ve yaşanan tüm problemlere rağmen başarıyla sonuna kadar götürdüğü bu evlilikler herkes için çok büyük ve anlamlı derslerle doludur.

"Sizin en hayırlınız, ailesine karşı iyi davrananınızdır. Ben aileme karşı en iyi davrananınızım. Sizin en hayırlınız, kadınlarına karşı iyi davrananlardır." "Müminlerin iman bakımından en mükemmeli ahlakî bakımdan en güzel olan ve ailesine şefkat ve mülayemetle davranandır."[13] buyuran Hz. Peygamber, bu konuda en güzel örnekliği kendisi sunmuştur. O, eşleriyle en güzel bir şekilde geçinmiş, onlara her konuda yardımcı olmuş, ev işlerinde onlara ortak olmuş, onlara asla bir fiske vurmamıştır. Onları hayatlarında ve vefatlarında her zaman hayırla anmıştır. O, "Ey Aişe, bu gece bana, Rabbime ibadet için izin verir misin?"[14] diyerek nafile ibadet için eşlerinden izin isteyecek kadar ince bir ruha sahiptir. Kadınların çokça dayak yediği günümüz dünyasında, kadını dövmeyi İslam’ın gereği gibi görenler, Hz. Peygamberin bu örnekliğini göz önüne getirmek zorundadırlar.

Sevgili eşi Hz. Âişe’nin dayak konusunda kocası Hz. Peygamberin durumunu şöyle özetlemiştir: “Peygamberimizi ne bir hizmetçiye ve ne de bir kadına vururken asla görmedim. O, mübarek eliyle hiç kimseye asla vurmamıştır.”[15] Kadının dövülmeye devam ettiği günümüz dünyasının bu konuda da O’nun örnekliğine şiddetle ihtiyacı vardır.

Hudeybiyye anlaşmasından sonra ashabının sergiledikleri tavır karşısında çaresiz kalan Hz. Peygamber eşi Ümmü Seleme ile istişare etmiş ve onun teklifi doğrultusunda hareket etmiş ve problem böylece çözülmüştü.[16]Bir hadislerinde o, şöyle diyordu: “Kendilerini ilgilendiren konularda kadınlarla istişare ediniz…”[17]

Hanımları ile arasında ufak tefek tartışmalar olmuş, ama onların hepsini en güzel bir şekilde tatlıya bağlamasını bilmiştir. Eşleri, onun yanında rahatlıkla fikirlerini söyleyebilir ve hatta onunla tartışabilirlerdi.

Hz. Peygamber, genel olarak çocukları sever, onlara selam verir, onlarla ilgilenir, onlara değer verir, onlara dua eder, onları öper-koklar, onlarla şakalaşır ve onlarla oynaşırdı. Şu birkaç örnek onun tüm çocuklara olan ilgi ve sevgisini anlatmaya yeter mahiyettedir:

Oğlu İbrahim'in ölümüne ağlamış ve bunun sebebini şöyle açıklamıştır: "Bu bir merhamet göstergesidir. Gözümüz yaşarır, gönlümüz mahzun olur. Ama asla Rabbimizi razı etmeyecek söz söylemeyiz. Ey İbrahim, senin ayrılığın gerçekten bizleri mahzun etti."[18]

Torunları Hasan ve Hüseyin hakkında şöyle buyurmuştur: "Allahım ben o ikisini) seviyorum, Sen de sev, onları seveni de sev."[19]

Çocuklarına ve Torunlarına atalarının isimlerini (Abdullah, İbrahim, Fatıma,..) koymuş, onları en güzel şekilde yetiştirmiş, onlarla her zaman özel ilgilenmiş, onlara bol bol dua etmiştir. Hz. Fatıma gelin olduktan sonra altı ay kadar evine uğrayarak onları namaza kaldırmıştır.[20]

Yıllarca onun hizmetinde bulunan Enes b. Malik, "Ben ev halkına Hz. Peygamberden daha şefkatli olan birini görmedim" der.[21]

Namaz kılarken torunlarından biri sırtına çıkmış, bu yüzden namazı biraz uzatmıştı.[22]Bir defasında namazını kısa tutmuş ve sebebinin soranlara “Bir çocuk ağlaması duydum ve annesi üzülmesin diye namazı kısa tuttum”[23] buyurmuştur.

O, her zaman çocukları kucağına almış öpüp okşamıştır.[24]

Hz. Peygamber (s.a.s.) kendi hanımları ve kızları dışındaki akrabaları ve diğer hanımlarla da özel olarak ilgilenmiş, onların onur ve haysiyetlerini kazanıp koruyarak iyi bir şekilde yetişmeleri için gereken her şeyi yapmıştır. Onun mescidinde hanımlar için ayrılmış bir bölüm vardı. Yine onun hanımlara ayırdığı özel ders günleri vardı. O, dini tebliğ konusunda kadınları da erkekler gibi muhatap olarak kabul etti ve onların yetişmesi için elinden gelen her şeyi yaptı.

Sonuç

Çok yönlü bir insan olan Hz. Peygamber, yaşadığı hayatıyla her konuda olduğu gibi, akrabalık ilişkilerinde de en güzel örnekleri sunmuştur. O, örnek yaşayışıyla Yüce Allah'ın Kur'ân'da belirlediği ölçülerin pratiğini göstererek onların nasıl uygulama sahasına konulacağını net bir biçimde ortaya koymuştur. Onun peygamber olmadan önceki hayatı da, sonraki hayatı da dün olduğu gibi bugün de insanlığı aydınlatacak güzelliklerle doludur.

Akraba ilişkilerinde de en güzel, içten ve canlı örnekleri biz, Hz. Peygamberin hayatında bulmaktayız. O diğer bütün insanlara olduğu gibi, kan bağı ve evlilik bağlarıyla oluşan akrabalarına da gereken ilgi, sevgi ve saygıyı her zaman göstermiştir. Onların maddî ve manevî yönleriyle ilgilenmiş, onlara yardım etmiş, onların doğru yola gelmeleri, iyi bir Müslüman olarak dünya ve Ahiret saadetine erebilmeleri için elinden gelen her şeyi yapmıştır. Hayatlarında olduğu gibi, ölümlerinden sonra da yakınlarını dua ve güzelliklerle anarak en güzel vefa örneğini sunmuştur.

O, vefâlı bir eş, aile fertlerinin seviyelerine inen mütevazı ve sevecen bir baba, doğrularından asla taviz vermeyen kararlı bir şahsiyetti. O, yönlendirici söz ve davranışlarıyla örnek bir çocuk, örnek bir aile reisi, vefalı ve duyarlı bir eş, hassas bir baba, narin bir dede ve örnek bir akraba olarak bizlere ışık tutmaya devam etmektedir.

Kadının adam yerine konulmadığı bir toplumda o, kadını layık olduğu yere getirmiş, bu konuda en güzel örnekliği kendi çevresindeki kadınlar üzerinde göstermiş ve ashabını bu doğrultuda yetiştirmiş, ümmetine de bu konuda örneklik sunmuştur. O, karşımızda üzerinde hakkı olan her kadını ‘anne’ olarak gören, yeri gelince kadınlarla istişare edip onların isabetli görüşleri doğrultusunda hareket eden, dini tebliğde kadını da erkek gibi muhatap kabul eden, kadınlara karşı çok daha ince ve duyarlı olan, kadının haklarının ve onurunun korunması konusunda son derece hassas olan bir peygamber olarak durmaktadır.

Elbette insan olmaları hasebiyle Hz. Peygamberin aile fertleriyle arasında bazı problemler olmuştur. Ancak o problemlere rağmen onlarla yaşamasını bilmiş, problemlerin üstesinden gelebilmiş, bu konuda da en güzel örnekliği sunmuştur. Onun hayatında boşama söz konusu olmamıştır. Ancak o, yuvanın sonlanmasından başka çare kalmadığı durumlarda da tarafları mağdur etmeden usulüne uygun boşama yollarını göstererek bu konudaki istismarların önüne geçmiştir.

Buhran ve stresler içerisinde yüzen günümüz insanlığı, o güzel insanın her alandaki örnekliğine dünden çok daha fazla muhtaçtır. Onun Kur’ân olan ahlakına, onun engin sevgi ve hoşgörüsüne… Özellikle akrabalık bağlarının zayıfladığı ailelerin parçalandığı günümüzde insanlık Ona ve O’nun güzelliklerine muhtaçtır! Onun her konudaki örnekliği doğru biçimde anlaşılır, layığı ile uygulanırsa yaşanan problemlere en aza inecek, insanlar dünya ve ahirette aile boyu cennetî hayatı yaşayacaklardır.

 

Dipnot



* Gaziantep Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı.

[1]- 4 Nisâ 1.

[2]- 36 Yasîn 55-56.

[3]- 2 Bakara 25.

[4]- 43 Zuhruf 70.

[5]- 33 Ahzâb 21.

[6]- 20 Taha 132.

[7]- 26 Şuara 214-215.

[8]- İbn Mace, Cihad 6; Ahmed, III, 429.

[9]- Dimyâtî, es-Sîretü’n-Nebeviyye, s, 33.

[10]- Dimyâtî, es-Sîretü’n-Nebeviyye, s, 36; Köksal, İslam Tarihi. II, 46-47, 167.

[11]- Köksal, age. XV, 431-432.

[12]- Bkz. Abdullah Ulvan, İslam'da Dört Evlilik ve Rasulullah'ın Çok Evlenmesindeki Hikmetler, s, 57-106.

[13]- Tirmizî, İman 6 (no:2612); Ahmed, VI, 47,99.

[14]- Elmalılı, Hak Dini Kur’ân Dili, II, 1256.

[15]- Nesâî, 'Işretü'n-Nisâ, s, 164.

[16]- Asım Köksal, age, XIII, 215.

[17]- Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, Beyrut, ty, I, 56.

[18]- Buharî, Cenâiz 44; Müslim, Fedâil 62; Ebû Davûd, Cenâiz 28.

[19]- Buharî, Libas 60; Müslim, Fedâilü's-Sahabe 57-59.

[20]- Bkz. Taberî, Câmiu’l-Beyân, XXII, 6.

[21]- Müslim, Kitabü’l-Mesâcid 267; Köksal, age, XV, 565-568.

[22]- Nesâî, İftitah 83.

[23]- Nesâî, Kıble 35.

[24]- Buharî, Edeb 22.

 


Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul