18 Kasım 2017 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / TARİHE YÖN VEREN HÜKÜMDAR: SELAHADDİN-İ EYYÛBÎ (532-589/1138-1193)

TARİHE YÖN VEREN HÜKÜMDAR: SELAHADDİN-İ EYYÛBÎ (532-589/1138-1193)







İslâm dünyasının yaşadığı kriz, ciddi bir önderlik sorunuyla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Haçlı saldırılarının olduğu binli yılların başlangıcında da benzer bir krizle karşı karşıya kalınmıştı. Bu dönemde ortaya çıkan Selahaddin-i Eyyûbî, İslâm dünyasını toparlayarak, güçlü bir devlet kurdu ve Kudüs’ü Haçlı istilasından kurtardı.

Hatırlanacağı üzere İslâm dünyasında siyasî parçalanmışlığın yoğun olduğu bir dönemde durumdan yararlanmak isteyen Haçlılar, kutsal toprakları kurtarmak iddiasıyla büyük katliamlara imza atarak Kudüs, Urfa ve Antakya gibi yerlere hâkim olmuşlardı.

Haçlı saldırıları ne yazık ki, Müslümanların birlik içinde hareket etmelerine yetmedi. Hatta Haçlıların bölgedeki varlıklarını siyasî gelecekleri için kullanmak isteyen ve onlarla işbirliği yapanlar oldu. Bu karışık dönemde İslâm dünyasını farklı bir lider toparlayabildi. Bu lider Selahaddin-i Eyyûbî’dir.

Selahaddin Yusuf, babası Necmeddin Eyyûb b. Şadi Selçukluların Tikrit valisi iken 532 (1138) yılında orada doğdu. Babası, Selahaddin’in doğduğu yıl aşiretiyle birlikte Tikrit’ten ayrılıp Musul’a giderek, Zengilerin hizmetine girdi. İmâduddin Zengi 534 (1140) yılında ele geçirdiği Ba’albek’i Necmeddin Eyyûb’a ikta olarak verdi.

İmâduddin Zengi’nin ölümünden sonra yerine geçen oğlu Nureddin Zengi döneminde Selahaddin önemli bir komutan haline geldi. Mısır’ın Haçlıların saldırılarına maruz kalmasından sonra Selahaddin, amcası Şîrkuh Mansur ile birlikte Mısır’a giderek buraya hâkim oldu. Fatımî halifesi Âdıd-Lidinillah, Mansur’u vezir tayin etti. İki ay sonra Mansur ölünce yeğeni Selahaddin hem vezir oldu, hem de Nureddin Zengi’ye bağlı olmak üzere başkomutanlık görevini yürüttü.

İktidara Gelişi

Nureddin Zengi ölünce yerine on bir yaşındaki oğlu Meliküssalih Nureddin İsmail geçti. İktidar zafiyeti olduğunu düşünen komutanlar ve bazı siyasetçiler ayaklanmalar çıkardılar. Komutanlar, Haçlılarla mücadele etmek yerine çocuk emirin atabeyliğini elde etmek için birbirleriyle mücadele ettiler. Bazı komutanlar ise bağımsızlıklarını ilan ettiler. Bu karışıklıklar sırasında Selahaddin davet edilince Şam’a gitti (13 Ekim 1174).

Selahaddin’in bozulan birliği tekrar tesis etmesi on yılını aldı. Dımaşk, Ba’albek, Humus ve Hama gibi şehirleri kolay bir şekilde ele geçirdi. Halepliler ona karşı direnerek, Haçlılarla ve Haşhaşîlerle işbirliği yaptılar. Ancak onlara galip gelerek şehri kuşattı (30 Aralık 1174). Abbasi Halifesi Müstazi-Biemrillah’ın da yardımıyla iki taraf arasında ellerinde bulundurdukları yerlere hâkim olmaları koşuluyla antlaşma yapıldı. Meliküssalih Nureddin İsmail’in elinde Halep ile birkaç kale kaldı.

Antlaşmadan sonra 12 Şevval 570 (6 Mayıs 1175) tarihinde Abbasi Halifesi, Selahaddin’in Mısır, Suriye ve Cezire hâkimi olduğunu tanıdı. Bunun üzerine Selahaddin bağımsızlığını ilan etti.

Daha sonra taraflar arasında tekrar çatışmalar olduysa da kesin bir antlaşma yapıldı (15 Zilhicce 571/ 25 Haziran 1176). Selahaddin 577 (1181) yılında yaptığı antlaşmayla hayatta olduğu sürece Halep Meliküssalih’e bırakıldı. Meliküssalih vefat ettikten sonra Musul Atabegi İzzeddin Mesûd Halep idaresine el koyunca durumu kendi iktidarı için tehlikeli gören Selahaddin, 1182’de Kahire’den Suriye’ye hareket etti.

Haçlılara Karşı Verdiği Mücadele

Selahaddin’in Haçlılarla mücadelesi Zengilerin hizmetindeyken başladı. 1169 yılı sonlarında Dimyat’ı kuşatan haçlı kuvvetlerini başarısızlığa uğrattı. Mısır’dayken Kudüs Haçlı Krallığına karşı birkaç sefer düzenleyerek, Eyle’yi aldı (Aralık 1170).

14 Kasım-9 Aralık 1177 tarihleri arasında Mısır’dan Gazze-Askalan istikametinde bir akın düzenledi ancak Frankların baskınına uğrayarak geri çekilmek zorunda kaldı. Bu çekilme sırasında yollarını kaybeden bazı askerler bedevîler tarafından Franklara satıldı. Selahaddin bu başarısız seferin olumsuz etkilerini çabucak ortadan kaldırarak ordusunu toparladı.

2 Muharrem 575 (9 Haziran 1179) tarihinde Merciuyun zaferini kazandı. Ardından 19 Rebiülevvel 575’te (24 Ağustos 1179) stratejik önemi olan Beytülahzan kalesini fethetti.

Selahaddin’in gücünü pekiştiren önemli hadiselerden biri Hittîn savaşıdır (24-25 Rebiülahir 583/ 3-4 Temmuz 1187). Kudüs kralı IV. Baudouin ölünce yerine altı yaşındaki V. Baudouin getirildi. Çocuk olan V. Baudouin adına ülkeyi Trablus Kontu III. Raymond yönetiyordu. Yeni kralın annesi bazı yöneticilerin çabasıyla Guy de Lusignan ile evlendirildikten sonra Guy kral ilan edildi. Bu durumdan memnun kalmayan III. Raymond Selahaddin’den yardım talebinde bulundu. Bu talebe olumlu cevap veren Selahaddin’in askerleri Kudüs krallığına yönelik akınlar yapmaya başladılar.

Müslümanlara ait bir ticaret kervanının saldırıya uğraması üzerine Selahaddin, saldırının taraflar arasındaki ticaret kervanlarına saldırılmayacağına dair antlaşmaya aykırı olduğunu söyleyerek, malların iadesini ve esirlerin serbest bırakılmasını istedi. Talebi dikkate alınmayan Selahaddin, cihat çağrısı yaparak kendisine tabi hükümdarlardan da destek talebinde bulundu.

Toplanan askerlerle kendisine karşı harekete geçen Haçlı ordusuyla karşı karşıya geldi. Meydana gelen çatışmalarda Haçlıların birlikleri dağılınca Kral Guy etrafındaki 150 kadar şövalye ile Hittîn tepesine çekilerek orada tutunmaya çalıştı. Kısa süren çatışmadan sonra şövalyelerin bir kısmı öldürüldü, bir kısmı ise esir alındı. Savaşta esir alınanlar arasında Kral Guy de Lusignan ve Renaud de Chatillon da vardı. Selahaddin, antlaşmaları bozan Renaud’u bizzat kendi elleriyle öldürdü.

Hittîn savaşı, Haçlıların bölgeye geldiklerinden beri karşılaştıkları en ağır yenilgiydi. Selahaddin, Hittîn savaşında elde ettiği zaferden sonra hızlı bir şekilde fetihlere girişti. Filistin’de Akka, Taberiye, Askalan, Nablus, Remle ve Gazze gibi birçok yeri aldı.

20 Eylül 1187’de Kudüs’ü kuşattı ve kısa sürede fethetti (27 Receb 583/2 Ekim 1187). Selahaddin, şehirde bulunan Haçlılara, kadınlara, çocuklara ve Hıristiyan din adamlarına iyi davrandı. Birçoğunu fidye almadan serbest bırakarak gidecekleri yere gitmelerini sağladı. Kudüs’ten ayrılanlar Sur, Trablus ve Antakya’ya sığındı. Ortodokslar ve Yakûbîler ise şehirde kaldılar. Hıristiyanlara ait dinî mekânların idaresi Ortodoks kilisesine verildi. Selahaddin, Yahudilerin de şehre yerleşmelerine izin verdi.

Bir yıldan kısa zamanda Sur dışındaki bütün Kudüs Haçlı Krallığı topraklarını, Antakya Prinkepsliği topraklarının çoğunu ve Trablus Kontluğu topraklarının bir kısmını ele geçirdi (1188).

Kudüs’ün Selahaddin tarafından fethedilmesi ve bölgede elde ettiği başarılar üzerine Katolik dünyası ayaklandı. Bütün Avrupa hükümdarları yeni bir haçlı seferine katılmaya karar verdiler.

Aralarında Avrupa’nın en büyük üç hükümdarı Almanya İmparatoru Friedrich Barbarossa, Fransa Kralı Philippe Auguste ve İngiltere Kralı Aslan Yürekli Richard da vardı. Friedrich, Silifke çayını geçerken boğuldu. Ordusu zayiatlar vererek Sûr’a ulaşabildi. İslâm dünyasının Selâhaddin'i yalnız bırakmasına rağmen Selâhaddin bu muazzam güce karşı direndi. Akka, Haçlıların eline geçti (17 Cemaziyelahir 587/12 Temmuz 1191); ancak Kudüs’ü tekrar ele geçirme teşebbüsleri geri püskürtüldü.

Onun Sûr-Yafa arasındaki sahil şeridini Haçlı lara bırakmasına karşılık Haçlılar Ku düs'ü ve fethedilen diğer toprakları Selâhaddin'e bırakmaya razı oldular. 21 Şaban 588'de (1 Eylül 1192) üç yıl sekiz ay süreli, karada ve denizde geçerli bir antlaşma imzalandı. Ancak Haçlılar da ha sonra Eyyûbîler arasındaki anlaşmaz lıklardan faydalanarak kaybettikleri top rakların bir kısmını geri aldılar.

Barışın ardından ülkesinin savunma tedbirlerini almakla meşgul olan ve devlet yönetimini yeniden dü zenlemek isteyen Selâhaddin, 2 Kasım 1192 tarihinde Dımaşk’a döndü. 21 Nisan 1189 tarihinde şehirden ayrılmış; üç buçuk yılı aşkın bir süreyi Haçlılara karşı mücadeleyle geçirmişti.

Selahaddin 27 Safer 589 (4 Mart 1193) tarihinde Dımaşk'ta vefat etti. Vefat ettiğinde 55 yaşında olan Selahaddin, ömrünü İslâm birliğini sağlamakla ve Haçlılarla mücadeleyle geçirdi.

İslâm Siyasî Birliğini Yeniden Tesis Çabaları

Selahaddin, Zengiler adına Mısır’da görev yaparken Nube (Kuzey Sudan), Yemen ve Libya’ya seferler düzenleyerek bu ülkeleri Nureddin Zengi’ye bağladı (568-569/1173-1174).

Mısır’a hâkim olduktan sonra Fatımi ordusunu ve taraftarlarını yönetimden uzaklaştırdı. Mısır’da Fatımilere rağmen Sünni kalan halkın desteğini aldı. Nureddin Zengi’nin emriyle zaman içinde siyasî gücünü kaybeden Fatımi hilafetine son verdi. Bundan sonra Mısır’da Abbasîler adına hutbe okuttu (10 Muharrem 567/13 Eylül 1171).

Selahaddin’e karşı oluşan ittifakla işbirliği yapan gruplardan biri Haşhaşîlerdi. Birinci Halep muhasarası sırasında sultanın ordugâhına sızarak ona yönelik iki suikast düzenlediler. İkinci suikastta sultan ölümden kıl payı kurtuldu. Selahaddin, Haleplilerle antlaşma yaptıktan sonra Ağustos 1176’da Haşhaşîlerin reisi Reşidüddin Sinan’ın oturduğu Misyaf kalesini kuşattı. Hâkim oldukları yerleri tahrip etti. Haşhaşîler, Selahaddin’in dayısı Hama hâkimi Şihabeddin Mahmud el-Harimî’nin aracılığıyla sultanla bir antlaşma yaptılar. Bundan sonra Haşhaşîler, sultanla iyi geçinmeye çalıştılar.

1176 yılında yapılan antlaşmadan sonra bir müddet sultan ile Halep-Musul ittifakı arasında iyi ilişkiler kuruldu. 29 Haziran 1180 tarihinde Musul hâkimi Seyfeddin Gazi ölünce onun yerine kardeşi İzzeddin Mesûd geçti. Selahaddin’den, Cezire bölgesinin ağabeyi zamanında olduğu gibi hâkimiyeti altında kalmasını talep etti. Ancak Sultan bu bölgenin halife tarafından kendisine verildiği halde ağabeyine hayat kaydıyla bırakıldığını, artık kendisine iade edilmesini istedi.

Halep hâkimi Meliküssalih ölünce (6 Aralık 1181) hâkim olduğu bölgeyi Musul hâkimi İzzeddin Mesûd’a bıraktı. Aslında burasının hâkimiyeti de Halife tarafından gönderilen bir taklitte (temlikname) Selahaddin’e bırakılmıştı. Selahaddin bu sıralarda Mısır’daydı. İzzeddin Mesûd Halep’e giderek oraya hâkim oldu. Bu yeni gelişmeler üzerine Selahaddin durumu Halife’ye bildirdi ve Mısır’dan Şam’a hareket etti. İzzeddin Mesûd Halep’in hâkimiyetini Sincâr karşılığında ağabeyi İmâduddin Zengi ile değiştirmişti.

Halep’e giden Selahaddin şehri kuşattı. Şehrin hâkimi II. İmâduddin Zengi kuşatmaya bir süre direndikten sonra Sincar, Habur, Nusaybin ve Seruc şehirleri karşılığında Halep’i Selahaddin’e teslim etmeye razı oldu (17 Safer 579/ 17 Haziran 1183).

Birinci ve ikinci doğu seferlerinde Cezire bölgesinin birçok şehrini itaati altına aldığı gibi Musul atabeyliğinin onun otoritesini tanımasını sağladı. Böylece İslâm dünyası siyasî bir otorite altında birleştirilmiş oldu.

İslâm dünyasına yönelik mücadelesinde iki husus öne çıkmaktadır: Bunlardan biri, kendisiyle işbirliği yapan yöneticilere karşı olan olumlu tutumudur. Bunları görevlerinde bırakmış, hatta kendisiyle işbirliği yapanları mükâfatlandırmıştır. Hasankeyf Artuklu Emiri Nureddin Muhammed b. Karaarslan Selahaddin’e katılarak, Âmid’i ele geçirip kendi yönetimine bağlamasını istemiş, Selahaddin de bu hususta verdiği sözü yerine getirmiştir.

İkinci önemli tutumu, Abbasî halifesinin desteğini ihmal etmemesidir. Musul kuşatmasını Halife’nin isteği üzerine kaldırarak, ona olan bağlılığını göstermiştir. Bilindiği gibi bu sırada Abbasî halifelerinin siyasî güçleri yoktu; ancak Selahaddin Halife’nin manevî önderliğini tanımış ve buna uygun davranmıştır.

Selahaddin öldüğünde Mısır, Libya, Yemen, Filistin, Suriye, Malatya ve Ahlât’a kadar Doğu ve Güneydoğu’da, Hemedan’a kadar Kuzey Irak’ta onun adına hutbe okunuyordu.

Diğer İslâm Devletleriyle İlişkileri

Selahaddin, Abbasî Halifesine bağlı olarak hâkim olduğu bölgeleri yönetti. Abbasî Halifelerinin bu dönemde siyasî ve askerî güçleri olmasa da saygı duyulan dinî konumları gereği bir sultanı onaylamaları onun için meşruiyet dayanağı oluyordu. Sultan Selahaddin, Abbasî halifeleriyle iyi ilişkiler kurdu. Genellikle aralarında sorun yaşanmadı.

Selahaddin ile Anadolu Selçukluları arasında da genellikle iyi ilişkiler sürdürüldü. Onun Bizans ve Ermenilerle de iyi ilişkiler kurduğu görülmektedir. III. Haçlı seferiyle ilgili hazırlıklar konusunda Bizans’tan istihbarat desteği alan Selahaddin, 1188 yılında Bizans’la yaptığı antlaşmayla İstanbul’da bulunan camide kendisi ve Abbasî halifesi adına hutbe okunmasını sağladı. Kilikya Ermeni Kralı Mleh, Ermenilerle iyi ilişkiler geliştiren Selahaddin’in himayesini girmişti. Ancak onun ölümünden sonra tahta geçen III. Rupen, göçebe Türkmenlere yönelik saldırılarda bulununca Selahaddin, Anadolu’ya yönelik seferi sırasında Rupen’in hâkimiyeti altındaki bir kaleyi ele geçirdi. Bundan sonra Ermeniler Selahaddin’le tekrar antlaşma yaptılar.

Ehl-i Sünnet Anlayışını Hâkim Kılması

Selahaddin’in en önemli faaliyetlerinden biri Sünnî inancın tekrar Mısır’a hâkim olmasını sağlamaktı. Aslında Fâtımî devleti Şiî olmasına rağmen Mısır halkının çoğu Sünnî kalmışlardı. Ancak devlet, Şiî-İsmailî din anlayışını destekliyordu. Selahaddin Mısır’a hâkim olduktan sonra Sünnî din anlayışını destekleyerek bu anlayışa göre eğitim veren medreseler kurdu. Mısır’a hâkim olduktan sonra Şiîlerin devlet üzerindeki nüfuzlarına son verdi, Şiî kadıları görevlerinden azlederek yerlerine Sünnî kadılar görevlendirdi. Mısır’daki ilk uygulamalarından biri ezanın Sünnî anlayışa uygun okunmasıydı.

Selahaddin’in Devletinde Etnik ve Dinî Yapı

Selahaddin-i Eyyûbî’nin kurduğu devletin hâkim dini İslâm olup, Müslümanlardan başka Hıristiyan ve Yahudiler de hatırı sayılır bir sayıya sahiplerdi. O, Haçlılara karşı hayatı boyunca mücadele etmesine rağmen ehl-i zimmet olan Hıristiyanların haklarının korunmasına özen göstermiştir. Hıristiyanlar, farklı etnik kökenlerden geliyorlardı. Aralarında Arap, Kıptî, Süryanî, Frank, Ermenî ve Rum olanlar vardı. Mezhebî olarak doğu kiliselerine mensup olanlar bulunduğu gibi Katolikler de vardı. Öte yandan Yahudiler de bu dönemde rahat bir şekilde yaşamışlardır.

Müslümanların hem farklı mezheplere, hem de etnik kökene sahip oldukları bilinmektedir. Bu dönemde Eşarîlik ve Şafiîlik devletin desteğiyle epey güçlenmiş olmakla birlikte diğer mezhepler de varlıklarını devam ettirmişlerdir. Sünnî mezheplerin yanı sıra Şiî mezhepler de baskıya maruz kalmadan varlıklarını devam ettirmişlerdir.

Selahaddin’in emrinde Kürt, Türk, Arap, İranlı bütün ırklara mensup askerler birlikte mücadele veriyorlardı. Ona duyulan sevgi birçok halk tarafından sahiplenilmesine sebep olmuştur.

Kökeni Erivan’ın güneyinde bulunan Düzcin’den olup Kürt Hezbanî aşiretinin Ravvadiyye koluna dayanmaktadır. Ancak kökeninin Arap ya da Türk olduğunu söyleyenler de vardır. Müslüman milletler arasında bu tür geçişler her zaman mümkündür ancak etnik kimliğin inşasında kan bağı tek başına belirleyici değildir. Ait olunan kültür ve anadil de önemlidir.

Kişiliği

Dindar, merhametli, cömert, güler yüzlü, vakur, sağlam iradeli, mert bir insandı. Ne pahasına olursa olsun verdiği sözde dururdu. Adaletin yerine getirilmesine önem verirdi.

Affetmeyi severdi. “Bağışlama konusunda hata yapmak, haklı olarak cezalandırmaktan daha çok hoşuma gidiyor” derdi. Kusurları görmezden gelerek affetme yolunu tercih ederdi. Eman verdiği kişileri cezalandırmazdı.

Zamanını iyi değerlendirirdi. Kur’ân’ı ezberlemişti. Ya ilim, ya cihad ya da devlet işleriyle ilgilenirdi. Müneccimlere inanmazdı. Amelde Şafiî, itikatta Eşarî mezhebine bağlıydı. İslâm dünyasının her tarafından buraya akın eden âlimler birçok eser telif etmişlerdir. Kültürlü bir hükümdardı. Kürtçe, Arapça, Türkçe ve Farsça biliyordu.

Danışmaya önem verirdi. Danışmanlarından Üsame b. Munkiz, onun Raşid Halifeler devrini yeniden canlandıran bir yönetici olduğunu söylemektedir.

Hayatı at sırtında şehirden şehire fetihlerle geçmiştir. İyi ve muzaffer bir orduya sahipti. İyi çalışan sağlam bir devlet teşkilatı kurdu.

İmar faaliyetlerine önem vermiştir. Filistin, Mısır, Hicaz ve Yemen’de çok sayıda medrese, zaviye, cami, köprü, kale, sur, kanal, hankâh, hamam inşa ettirmiştir. Mekke ve Medine’ye önem vermiş, “Hadimü’l-haremeyn” unvanını kullanan ilk hükümdar olmuştur.

Vefat ettiğinde bir altın ve otuz yedi gümüş dirhemden başka parası olmadığı söylenir.

Abdüllatif el-Bağdadî Kudüs’te onu ziyaret ettiğinde şu gözlemleri yapmıştır: “Huzuruna çıktığım zaman gözleri heybet, kalpleri muhabbetle dolduran bir hükümdar gördüm. Arkadaşları ona benzemeye çalışıyorlar, birbirleriyle iyilikte yarışıyorlardı. Yanına vardığım ilk gece, meclisini âlimlerle dolu buldum. Çeşitli ilmî konular konuşuluyordu. İnsanlar, onda peygamberlerde gördükleri meziyetlere benzer meziyetler gördüler. Ondan başka bir hükümdarın ölümüne insanların çok üzüldüğünü görmedim. O, iyi-kötü, Müslüman-kâfir herkes tarafından sevilirdi.”

Sonuç

Selahaddin, İslâm dünyasının siyasî ve askerî açıdan kriz içinde olduğu bir dönemde tükenmeyen bir enerjiyle giriştiği askerî faaliyetlerle hem askerî birliği sağladı, hem de İslâm dünyası için büyük tehlike arz eden Haçlılara karşı başarılı mücadeleler verdi.

Hittîn savaşında Haçlılara karşı kazandığı zafer, akabinde Kudüs’ü fethetmesi ve III. Haçlı seferine karşı başarılı bir mücadele vermesi onun İslâm ülkesini koruyan bir lider olarak anılması için yeterlidir.

55 yıllık hayatı mücadeleyle geçmiş olmasına rağmen âlimleri koruyan, ülkesinde onlara iyi bir çalışma ortamı sağlayan bir liderdi. Mısır’daki Fatımî devletine son vermesiyle birlikte Ehl-i Sünnet inancını yaymaya çalışmış; bu amaçla çeşitli medreseler kurdurmuştur. Kendisine duyulan sevgi sebebiyle farklı milletler tarafından sahiplenilmiştir.

Kaynaklar

Demirkent, Işın, “Haçlılar”, DİA, XIV, İstanbul 1996.
İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-Târîh, Thk.: Ebü’l-Fidâ Abdullah el-Kâdî, Dârü’l-kütübi’l-ilmiyye, Beyrut 1407/1987.
Özer, Serkan, Selahaddin Eyyûbî ve Haçlılar, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Niğde Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Niğde 2010.
Şeşen, Ramazan, “Eyyûbîler Devleti”, Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, VI, Çağ Yayınları, İstanbul 1989.
Şeşen, Ramazan, “Eyyûbîler”, DİA, XII, İstanbul 1995.
Şeşen, Ramazan, “Hittîn”, DİA, XVIII, İstanbul 1998.
Şeşen, Ramazan, “Selahâhaddîn-i Eyyûbî”, DİA, XXXVI, İstanbul 2009.

Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul