24 Kasım 2017 - Cuma

Şu anda buradasınız: / FİLİSTİN DİRENİŞİ ŞEHİDLERİNİN ŞEYHİ

FİLİSTİN DİRENİŞİ ŞEHİDLERİNİN ŞEYHİ



Cinayet Devleti İsrail ve Ahmed Yasin'e Suikast

 

Siyonist işgal devletinin temeli cinayetlerle, saldırılarla, katliamlarla atılmış ve sürekli cinayetler ve katliamlarla ayakta kalmaya çalışmıştır. Şeyh Ahmed Yasin, herkesin bildiği gibi tekerlekli sandalyeye mahkûm felçli bir insandı. Ama işgal devleti onun bu haline rağmen iman gücü ve kararlılığı ile direnişçileri sürekli cesaretlendirdiğini görüyor, bu yüzden varlığına tahammül edemiyordu. Dolayısıyla onu tasfiye etmek için birçok kez plan yaptı. Bazılarında başarılı olamadı, bazılarında da doğacak sonuçtan korktuğu için çekingen davrandı. Ama en sonunda yine canilik, eşkıyalık tarafı ağır bastı ve 22 Mart 2004'te gerçekleştirdiği saldırıda şehid  etti.

 

Şehid ler: Ölümle Ölümsüzlüğe Kavuşanlar

 

Bazı şahsiyetler tarihe geçen kilometre taşlarıdır. Onlar bedenen dünyadan ayrılsalar da tarih sahnesinden silinmezler. Bu kişilerin vahşi bir cinayetle veya haksız bir zulüm kararıyla dünya yüzünden irtihal etmeleri ise daha bir ölümsüzlüğe kavuşmalarına sebep olur. Dolayısıyla böyle kitlelere öncülük eden müstesna kişilere kast edenler, aslında bir kişiyi yok ederken kendilerine karşı bir neslin dirilişine, uyanışına vesile olduklarını belki fark etmiyorlardır. Ama tarih bunun birçok örneğine şahittir.

 

Şeyh Ahmed Yasin de hain ve vahşi bir suikastla 22 Mart 2004 Pazartesi sabahı, mahallesinin camisinde sabah namazını kıldıktan sonra şehid  edildi. İşgalci siyonistler ABD teknolojisini kullanarak, namazdan çıktığı sırada üzerine füzeler fırlattı ve onunla birlikte yedi kişinin daha şehid  olmasına sebep oldular. Fakat bu hadise onlar için bir ölüm değil ölümsüzlüğe açılan kapıydı.

 

Şeyh Yasin'in Hayatı

 

Ahmed Yasin 1937 yılında Filistin'in Askalan şehrinin el-Cevra köyünde dünyaya geldi. Üç yaşında iken babası vefat etti. Bundan sonra annesinin ve kardeşlerinin himayesinde büyüdü. 1948 yılında yahudilerin Filistin'in büyük bir bölümünü işgal etmelerinin yol açtığı felaket üzerine ailesi Gazze şehrine göç etti.

 

1952'de Gazze şehrindeki İmam Şafii Okulu'nda ilköğrenimini tamamladı. Sonra er-Rihal Ortaokulu'nda orta öğrenimini tamamladı. Lise öğrenimini de 1958'de Filistin Lisesi'nde tamamladı. Ahmed Yasin, hayatının gerek bu döneminde gerekse sonraki dönemlerinde pek çok önemli olaya şahit oldu. Bütün bu olayların onun üzerinde önemli etkileri oldu.

 

1952 yazında bir yüzme faaliyeti esnasında kafasının üstüne düştü ve boyun kemiği kırıldı. Bu yüzden bütün vücudu felç oldu.

 

Liseyi bitirdikten sonra bazı ilim adamlarından özel dersler aldı. Bunun yanı sıra kendi özel çalışmalarıyla da kendini çok iyi yetiştirdi. Çevresinde zeki ve kültürlü biri olarak tanınırdı. Özel öğrenimini tamamladıktan sonra öğretmen olarak görev aldı.

 

1967'de Filistin'in tamamının Siyonist işgalcilerin eline geçmesi üzerine insanlar vatanlarını işgalden kurtarma mücadelelerinde kendilerine önderlik edecek birilerini aramaya başladılar. İşgalci yahudilerden gelen tehlike konusunda insanların şuurlandırılmasında Şeyh Ahmed Yasin'in büyük rolü oldu.

 

Gazze'de İslâm Merkezi'ni kurmasından sonra iyice tanındı ve Filistin'in her tarafında adı duyulmaya başladı. Bu durum işgal yönetimini son derece rahatsız etti. Bu yüzden onu defalarca polis merkezine çağırdı.

 

1984'te birçok yardımcısıyla birlikte tutuklandı. Yürütülen soruşturma sonunda, İsrail devletini yıkarak yerine İslâmi bir devlet kurmak için çalıştığı gerekçesiyle 13 yıl hapse mahkûm edildi. Ancak on bir ay sonra  bir esir değişiminde özgürleştirildi. 1985'te gerçekleştirilen bu esir değişiminden sonra yine Filistinli kitlelerin işgale karşı cihadlarında başlarına geçti.

 

8 Aralık 1987'de başlayan intifadanın öncüsü durumundaki Filistin İslâmi Direniş Hareketi (Hamas)'nin kurucusudur. Hamas ilk olarak ismini 8 Aralık 1987'de patlak veren intifadayla duyurdu. Sonra da bu intifadayı yönlendirmesiyle kısa sürede bütün dünyada tanındı.

 

Ahmed Yasin bütün hayatı boyunca bu teşkilatın manevi lideri olarak bilindi ve intifadanın devamında bir motor görevi gördü.

Siyonistler, 18 Mayıs 1989'da onu yeniden tutukladılar. Beraberinde Hamas mensubu pek çok kimseyi de tutukladılar. Siyonistler intifadayı durdurma amaçlı sonuç getirmeyecek bir uygulamadan umduklarını bulamadılar.

 

Uzun oyalamalardan sonra Şeyh Yasin 3 Ocak 1990'da mahkeme önüne çıkarıldı ve 15 suçlamadan yargılandı. Onun mahkeme mensuplarına söylediği söz şu oldu: "Bu mahkeme kanuni olarak beni yargılama hak ve yetkisine sahip değildir. Çünkü bu mahkeme işgalciler tarafından kurulmuştur. Dolayısıyla tamamen gayri meşru ve kanun dışıdır."

 

16 Ekim 1991'de açıklanan kararla Şeyh Yasin, öldürme emirleri verdiği, İsrail'i yıkarak yerine İslâmi bir devlet kurmayı amaçlayan yasa dışı (!) örgüt kurduğu iddiasıyla  ömür boyu artı on beş yıl hapse mahkûm edildi.

 

İşgal devleti onunla daha sonra zaman zaman pazarlıklar yapmak ve serbest kalması için bazı şartları kabul ettirmek istedi. Ama o hiçbir pazarlığa yanaşmada ve; "Benim için hapiste 100 yıl kalmak karşılığında birtakım tavizler vererek çıkmaktan iyidir" dedi. Onun bu sözü Hz. Yusuf'un; "Rabb'im! Zindan benim için onların çağırdıkları şeyden daha sevimlidir. Eğer onların düzenlerini benden savmazsan onlara meyleder ve cahillerden olurum."(Yusuf, 12/32-33) benziyordu.

 

Ne kadar ilginçtir ki Şeyh Yasin siyonistlerin taleplerini kabul etmek yerine zindanı tercih ederken aynen Yusuf (a.s.) örneğinde olduğu gibi kendisini zindana atanlar serbest bırakmaya zorlanmışlardır. Amman'da Hamas'ın Siyasi Birimi başkanı Hâlid Meş'al'e suikast girişiminde bulunan MOSSAD ajanlarının Meş'al'in koruma görevlileri tarafından yakalanıp polise teslim edilmeleri üzerine İsrail başbakanı Netanyahu, Ürdün kralı Hüseyin'le pazarlık etmeye ve Ahmed Yasin'i serbest bırakmaya zorlanmıştır.

 

Bunun neticesinde 30 Eylül 1997'de serbest bırakılarak tedavi için Ürdün'e götürüldü. Çıkışta yurduna dönmesine izin verilmesini şart koştuğu için tedaviden sonra Gazze'ye döndü ve burada direnişin öncülüğünü yapmaya devam etti. Şehid  edilinceye kadar da bu hizmeti sürdürdü.

 

Bir Direniş Önderi Olarak Ahmed Yasin

 

Şeyh Ahmed Yasin, bütün dünyada Hamas'ın kurucusu ve manevi lideri olarak bilinir. Fakat o sadece belli bir oluşumun, örgütün değil Filistin'de bir neslin yeniden dirilişine, uyanışına ve kimliğine sahip çıkmasına vesile olan kutsal bir direnişin önderidir. Dolayısıyla o Filistin'in, Filistin davasının, siyonist işgale karşı verilen kutsal bir mücadelenin önderidir. İşgale karşı 1987'de başlatılan birinci intifadaya öncülük etmiştir. 2000 yılında başlatılan Aksa İntifadası'nın da en önemli manevi önderi ve motoru olmuştur. Bundan dolayı Filistin'de o "iki intifadanın şeyhi (yani lideri, önderi)" olarak bilinmektedir. Hamas'ı, Filistin'de belli bir kesimi diğer kesimlerden ayrıştırmak amacıyla değil, sahip olduğu İslâmi bilincin işgale karşı verilen mücadeleye öncülük etmesi, yani toplu bir direnişin başlatılması için kurmuştur. Onun çok kısa süre içinde oldukça geniş bir kitlesel destek elde etmesinin en önemli sebebi de işte bu anlayıştır. Bu anlayışıyla Hamas'ı, Filistinlileri birbirine kırdırma amacına yönelik fitne çabalarından uzak tutmayı, böylece işgale karşı verilen mücadelede safların birliğini korumayı başarabilmiştir. Bu özelliğinden dolayı o sadece bir örgütün, oluşumun değil siyonist işgale karşı verilen kutsal mücadelenin manevi lideriydi. Sol gruplar ve hıristiyanlar da dâhil olmak üzere, siyonist işgalcilerin gasp ettiği hakların geri alınması, Filistin'in yeniden özgürlüğüne kavuşması gerektiğine inanan tüm Filistinliler tarafından karizmatik bir lider, bir dava önderi olarak biliniyordu. Şehadetinden sonra hıristiyanların bile onun için dua etmeleri, canileri protesto amacıyla gösteri düzenlemeleri zaten bunu apaçık bir şekilde ortaya koymuştur.

 

Ölümleri Dirilişe Vesile Olan Önderler

 

Bazı insanlar vardır ki hayatlarında bir nesle öncülük ettikleri gibi ölümleriyle de bir neslin dirilişine vesile olurlar.

 

Düşman onları öldürmekle bir ayak bağını çözdüğünü zanneder ama kendini bir çıkmaz sokağa attığını görür. Düşünceleriyle ve kararlılığıyla yetişen nesle fikir önderliği yapan Seyyid Kutub bu gibilere bir örnektir. Kendini feda etti ama yetişen nesillere iman ve davada kararlılığı öğretti. Küfür ve fısk çamurunun her tarafı kuşattığı ortamda ondan etkilenen, onu örnek alan gençler imanî dirilişe kavuştular. Böylece bir ölüm milyonlarca dirilişe vesile oldu.

 

Şeyh Ahmed Yasin de şehadetiyle nicelerinin dirilişine vesile olan, kararlılığıyla müstesna bir örnek ortaya koyan direniş önderlerindendir. İşgalci siyonist devlet onu öldürmekle Filistin direnişini başsız bırakacağını ve işgal altındaki vatanı kurtarmak için mücadele edenlerin gözlerini korkutacağını sanıyordu. Ama korkmak zorunda kalan o oldu. Korkusuzca ve kararlı bir şekilde yürütülen mücadele onu Gazze'den çekilmeye zorladı. Bu zafer, işgale karşı direniş seçeneğini seçenlerin sayılarının artmasına vesile oldu ve Şeyh Ahmed Yasin'in attığı tohumların büyüyüp ağaç olmasıyla teşekkül eden Filistin İslâmî Direniş Hareketi (Hamas) siyaset alanında da büyük bir başarı gerçekleştirdi.

 

Ahmed Yasin sağlığında düşünceleriyle, örnek tavrıyla ve kararlı mücadelesiyle, ölümünde de şehadetiyle cihad yolunu aydınlatanlardan oldu.

Hayatıyla da Ölümüyle de Örnek Olabilmek

 

Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur:

 

"Bizim uğrumuzda cihad edenleri biz elbette yollarımıza iletiriz. Muhakkak ki Allah iyilik edenlerle beraberdir." (Ankebut, 29/69)

 

"Allah: "Elbette ben ve peygamberlerim galip geleceğiz" diye yazmıştır. Şüphesiz Allah güçlüdür, yücedir." (Mücadele, 58/21)

 

Ahmed Yasin, sağlık durumunun kötüleşmesine, maruz kaldığı kötü uygulamalara ve bedensel özürlü olması dolayısıyla zindanda çektiği sıkıntılara rağmen işgalciler karşısında hiçbir taviz vermedi.

 

Ahmed Yasin bedensel özürlü olmasına rağmen bütün hayatı boyunca iman, direniş, hak bildiği yoldan asla sapmama ve kararlılık konusunda hep örnek bir şahsiyet oldu. Fakat sadece hayatıyla değil ölümüyle de örnek oldu. Bir sabah namazının ardından, cemaatle namazı kıldıktan sonra, en yüce arzusu olduğunu her zaman dile getirdiği şehadeti kucaklayarak. Onun böyle bir vakitte, böyle bir halde şehadeti kucaklaması inşallah, Yüce Allah'ın onun davasındaki ve temennilerindeki samimiyetine olan mükâfatıdır. Allah Teâlâ mekânını cennet eylesin. Onun yolunu sürdürenlere de zafer nasip etsin.

 

Şeyh Yasin'den Mesajlar

1999'daki Ramazan mesajından:

Buradan, Filistin toprağından, İsra ve Mirac toprağından, etrafını Yüce Allah'ın mübarek kıldığı Aksa toprağından bu satırları size yazıyorum. Yurdunu kurtarmak ve siyonist düşmanı dize getirmek için mücadele eden mücahit halkımızın yanında yer aldığınız sürece siz de mücahitsiniz. Kalpleriniz bizim Filistin'deki cihadımızla beraber olduğu, kalemleriniz bizim Filistin'deki davamızı savunduğu sürece siz de mücahitsiniz. Kim bir gaziyi teçhiz ederse o gaza etmiş gibidir. Kim bir gazinin geride kalan ailesine bakarsa o gaza etmiş gibidir.

 

Gazze İslâm Üniversitesi Öğrenci Meclisi seçimlerinde yaptığı konuşmadan:

 

Bütün insanlığa haykırıyoruz ki biz yahudilerle onların yahudi olmalarından dolayı savaşmıyoruz. Bilakis onlarla bize saldırmaları, topraklarımızı, yurdumuzu ve evlerimizi elimizden almaları, evlatlarımızı, annelerimizi, babalarımızı öldürmeleri, bizi öz yurdumuzdan kovmaları yüzünden savaşıyoruz. Biz "barış"ı sevmiyor değiliz. Bilakis "barış"ı seviyoruz. "Selam (barış)" Allah'ın adıdır. Ancak işgal yönetimi "barış"ı istemiyor. İnsanların haklarını gasp ederek onları yurtlarından kovan, haksızlığa uğratan, evlerini yıkan odur. O "barış"a inanmıyor. Biz Yüce Allah'ın yeryüzünde gerçekleştirilmesini istediği gerçek barışı istiyoruz. Filistin halkının hedefi tektir. Düşmanı da birdir. Haklarımızı ve topraklarımızı geri alıncaya kadar da savaşacağız. Bizim sahibimiz (velimiz) Allah'tır. O'ndan başka da sahip (veli) yoktur. Allah bizimledir. Onların beraberinde ise şeytandan başkası yok. Cihadsız bir toplum varlığını sürdüremez. Çünkü cihad İslam'ın istediği barışın yoludur. Cihad etmeyen bir toplum ölüler gibi olur. Şimdi biz niçin çarpışmayacağız? Evlerimizden ve yurtlarımızdan çıkarılmışız. Kendimizi savunma hakkımız olmayacak mı? Bütün semavi şeriatlar da beşeri hukuk sistemleri de bize topraklarımızı savunma hakkı vermektedir

 

Şehadet eylemleriyle ilgili bir soruya cevabı:

 

Burada söz konusu olan İsraillilerin "intihar saldırıları" adını verdikleri istişhadi eylemlerdir. Bu eylemlerde İsrailli sivillerin de hedef alınması söz konusudur. Ben daha önce İsraillilere, sivillere yönelik saldırıları karşılıklı olarak durdurmayı teklif ettim. Eğer İsrail sivillere yönelik saldırılarını durdurursa biz de aynı şekilde bunu durdurabiliriz. Biz aslında sivillere yönelik saldırılar düzenlemeyi sevmiyoruz; dinimiz de normal şartlarda bunu hoş karşılamıyor. Ama İsrailliler sürekli sivillere yönelik saldırılar düzenliyorlar. Evleri yıkıyorlar. Çocukları ve kadınları öldürüyorlar. Kadın olsun erkek olsun, tutukluların ailelerini sürekli takip ediyorlar.

 

Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul