18 Kasım 2017 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / KURAN-I HAKÎMİN DİRİLİŞİN İMKÂNINI İSPAT METODU

KURAN-I HAKÎMİN DİRİLİŞİN İMKÂNINI İSPAT METODU

                                              

  Ahiret hayatının gerçekleşmesinin en büyük delil ve teminatı, Cenab-ı Hakk’ın kullarına olan va’didir. Kur’an, her nefsin öleceğini, ölümden kaçılamayacağını, öldürenin Allah olduğunu ve sonunda dönüşün yine O’na olacağını pek çok ayetiyle vurgulayarak öldükten sonra dirilişin, Allah’ın va’dinin bir gereği olduğunu bildirir. Bu husus bir ayet-i kerimede şöyle dile getirilir: “Size va’dedilmekte olan, haktır. Hiç şüphe yok, ceza ve hesap da mutlaka gerçekleşecektir.”[1]

 

Bir haberin doğruluğu onu bildirenin doğruluğuna bağlıdır. Şu halde, va’dine muhalefet etmesi caiz olmayan yüce Yaratıcı, bütün semavî kitaplarda ve de Kur’an-ı Hakîm’de bir kitab gibi yarattığı şu kainatı kapatıp başka bir gün yeniden açacağını söylüyor. Madem ki, söyleyen O’dur; ve bu mevzunun söz sahibi peygamberler de buna şehadet ediyorlar; o halde ahiret hayatının vukûuna olmuş nazarıyla bakılmalıdır.

 

Kur’an-ı Hakîm sadece öldükten sonra dirilmenin mutlaka meydana geleceğini haber vermekle yetinmemiştir. İnsan aklını meşgul eden önemli meselelerden biri olan bu konuda o, ba’s ve haşri ispatlayan kesin deliller getirmiştir. Delillerini ortaya koyarken de, inkarcıların itirazlarını da içine alan canlı örnekler vermiştir.

 

Kur’an-ı Kerim ölüm ötesi hayatı hem lüzumu hem de imkânı açısından ele almıştır. Dirilişin lüzumunu işleyen ayetleri bir başka yazıya bırakarak şimdilik Kur’an’ın  ba’s ve haşrin ispatında takip etiği metotlar üzerinde duracağız.

 

Kur’an başka bir delile ihtiyaç bırakmayacak şekilde ve kendine has bir tarzda dirilişin imkânını üç yolla ele almıştır.

 

Temsilî Kıyas Usulüyle İspat 

 

Kur’an’da, ahiret aleminin imkanını izah ve ispat konusunda, muhatapların gerçeği bulmaları için kullanılan metotlardan birisi olarak, kıyas usûlünü görmekteyiz. Bu usûl, Kur’an’da inkarcıların iddialarının batıl olduğunun gösterilmesi bakımından  kendisine has bir istidlal metodu olmuştur.[2]Bu tarz ispat metodunu üç başlık altında toplamak mümkündür:

 

1. Bir şeyi yoktan var eden, onu ikinci defa daha kolay var eder 

 

İnsan, bazen kendi kudret ve düşüncesini aşan bir şeyle karşılaştığı zaman o şeyin gerçekleşmesinin imkânsız olduğu zannına kapılır. Bu itibarladır ki Kur’an, yüce Yaratıcının kudreti merkez alındığında, cesetlerin diriltilmesinin ve haşrin herhangi bir imkânsızlığının söz konusu olmayacağını sürekli bir biçimde vurgulamaya çalışır. Mesela, bir sayfada milyonlarca kitabı birbirine karıştırmadan yazıp nazarımıza arzeden zat, formalarını söküp dağıttığı bir kitabı ikinci defa aynı şekilde bir araya getireceğini va’detse ‘bu, onun kudretinden uzaktır’ denilebilir mi? Şimdi bu açıdan Kur’an’ın şu ayetini yeniden düşünelim:

“O gün göğü, kitapları dürer gibi (toplarız). İlk yaratmaya nasıl başladıksa onu, yine öyle iâde ederiz. Üzerimize söz; biz bunu mutlaka yapacağız.”[3]

 

Yine aynı paralelde başka bir misalle meseleyi ele alalım; yoktan bir makineyi îcad eden san’atkar, daha sonra bu makineyi söküp dağıtsa ve ikinci defa bu makineyi monte edeceğini söylese, ona karşı ‘hayır başaramazsın, yapamazsın’ denilebilir mi? [4]Sınırlı beşer kudreti açısından bu durum mümkün olduğuna göre; bir sınır ve kayıt tanımayan ilahî kudret açısından hangi engel söz konusu olabilir? Eşyayı yokluktan varlık alemine çıkaran ve bunda katiyyen aciz kalmayan Yüce Kudretin, nasıl olur da, dağılan parçalanan varlıkları tekrar birleştirmeye gücü yetmez?

 

Yok iken var olan insanın,  yok olduktan sonra tekrar var olması niçin mümkün olmasın? Kur’an inkarcı kafanın “ben öldüğümde mi, diriltileceğim” itirazına şu veciz ifade ile karşılık verir: “O, kendisi önceden hiçbir şey değil iken, onu yaratmış olduğumuzu hatırlamaz mı?”[5]

 

İnsanın yaratılışı, dünyaya gelişi ve bu gelişme safhaları kendisinin hiç bir müdahele ve ilavesi olmadan hep dışardan olmaktadır. Bu itibarla insanın geçirmiş olduğu yaratılış seyri, onun Allah’ı ve ahireti tasdik etmesi hususunda kendine en yakın ve en müessir bir delildir.

 

Kur’an, dirilişi,  enfüsî delillerle ispat ederken dikkatlerimizi, yaşadığımız normo âleme çevirir. Yeniden dirilişin imkân dairesinde cereyan eden bir vakıa olduğunun delili olarak, insanın kendi hayat safhalarını önüne serer:

 

“Ey insanlar! Eğer siz öldükten sonra dirilmekten şüphe ediyorsanız, (bilin ki): Biz sizi (ilkin) topraktan, sonra bir nutfeden (spermden), sonra alaka (embriyo) dan, sonra esas unsurlarıyla hilkati tamamlanmış, ama bütün azalarıyla henüz tamamlanmamış bir çiğnem et görünümünde bir ceninden yarattık ki, (kudretimiz)i size açıkça gösterelim. Dilediğimizi belli bir süreye kadar ana rahminde durdururuz. Sonra da sizi bir bebek olarak (dünyaya) çıkarırız. Sonra güç kuvvet kazanıncaya kadar sizi büyütürüz. İçinizden kimi (henüz çocukken) öldürülür, kimi de  hayatın en düşkün biçimine götürülür öyle ki, daha önce bildiği şeyleri bilmez hale gelir..” [6] 

 

Basit bir nutfeden mükemmel bir varlığın meydana getirilmesi, Allah’ın varlığına bir delil olduğu gibi, ba’s ve haşrin de kat’i bir delilidir. Nitekim ayet-i kerimenin son kısmında “..Bu böyledir, çünkü Allah tek gerçektir. Ölüleri O diriltir ve O, herşeye kadirdir.”[7] buyurularak bu hususa dikkat çekilir.

 

Kur’an, ahireti inkar eden insanın bu konudaki düşmanca tavır ve itirazlarını onun kendi yaratılış seyrinden habersiz oluşuna bağlar: “İnsan, bizim kendisini bir nutfeden (spermden) yarattığımızı görmedi mi ki, şimdi apaçık bir hasım kesildi?[8] 

 

İnsanın kendisini unutması, daha açık bir ifadeyle yaratılışındaki o harikalık ve mükemmelliği unutması, inkar kapısını aralamaya sebep olmaktadır. Kur’an’ın bu bağlamda  yukarıda zikrettiğimiz ayetin devamındaki şu ifadesi, her türlü inkarcı tipine öz yaratılışını hatırlatan ve onu yerine oturtan bir tokat gibidir: “Ve o yaratılışını (nasıl meydana geldiğini) unuttu.” [9]

 

Kendi yaratılış seyrinin farkında olan bir insanın ikinci dirilişinden şüphe etmesi düşünülemez.  Topraktan, canlı, düşünen, konuşan, duyan, anlayan şuur ve idrak sahibi insanı yaratan Allah, elbette toprak olmuş insanı yine ondan diriltebilir. 

 

2. Zor olanı yapabilen, ona nispetle kolay olanı, evleviyetle yapar   

 

Kur’an-ı Kerim, yine bu mukayese usulü içinde insanların zihinlerini farklı bir zaviyeden uyandırmaya çalışır. Ahireti inkâr edenlerin, sık sık, ‘biz içinde hayat namına bir şey kalmamış kemik yığınlarına döndükten sonra mı, yeniden diriltilip hayata döndürüleceğiz?’ şeklinde dışarı vurdukları şüphe ve itirazlarına karşı Kur’an, yüce Allah’ın kainatta insandan daha büyük ve daha zor olan şeyleri yaratmış olduğunu hatırlatarak, bunun yanında insanların yeniden hayata döndürülmelerinin pek zor bir iş olmadığını bildirir.  

 

Bu noktada Kur’an, inkarcıların daha ciddi düşünmelerini temin maksadıyla ilk olarak şu soruyu yöneltir: “(Sizce, öldükten sonra O’nun) sizi tekrar yaratması mı zor, yoksa semayı  yaratmak mı? (O sema ki,) onu Allah bina etmiştir.” [10]

 

Bu ayetle insanlara adeta sizler tekrar tekrar, ‘bu çürümüş kemikler nasıl canlandırılacak?’ diye sorup duruyorsunuz; şu muazzam semayı yaratan Allah için hiçbir şeyin güç olamayacağını düşünmüyor musunuz?’ denilmektedir.                

 

Kur’an-ı Kerim, ilk adım olarak ‘insanın yaratılışı mı, yoksa bütün unsurlarıyla birlikte semanın yaratılışı mı daha zor’ şeklinde ortaya koyduğu sorularla zihinleri önemli bir noktaya teksif ettikten sonra, ikinci adım olarak da bu soruların cevabını bizzat kendisi verir: “Elbette gökleri ve yeri yaratmak, insanları yaratmaktan daha büyük bir şeydir. Lâkin  insanların çoğu (böyle olduğunu) bilmez.”[11]

 

Bu ayetlerin izahı sadedinde bir örnek veren Muhammed Gazalî şöyle der: Yüksek ve mükemmel bir köşkü inşâ eden birisi için, yıkılmış basit bir kulubeyi yeniden bina etmek nasıl küçük bir olay ise, aynen öyle de varlık cihetiyle semavât ve arz karşısında son derecede küçük kalan insanın yaratılışı meselesi de koca kâinatın yaratılışı yanında bundan farklı bir şey değildir.[12]

 

Kur’an başka bir ayetinde ise o denli büyüklüğü ile arz ve semavatı muazzam bir nizam ve ahenk içinde yaratıp devam ettirmeye kadir olan Allah’ın, ölümlerinden sonra insanları tekrar yaratmasının, zorluk adına zikre değer bir husus olmadığını şöyle ifade eder: “(Şimdi), semavât ve arzı yaratan, onlar (insanlar) gibisini yaratmağa kadir olmaz mı? Elbette kadirdir. O, çok bilen yaratıcıdır.” [13]

 

3. Bir şeyi zıddına çevirebilen, benzer diğer bir şeyi de zıddına çevirir 

 

Dirilişin imkânını isbat sadedinde Kur’an-ı Kerim’in insanlara sunduğu diğer bir mukayese şekli ise özel bir misalle ele alınmıştır:

 

“Size yeşil ağaçtan ateş var eden O’dur. İşte siz ondan yakıp durmaktasınız.”[14] 

 

Kur’an, burada verdiği misalle evvela o gün bu mesajların ilk muhatapları durumunda olan Araplara, kullandıkları yeşil iki ağacı[15]birbirine sürtmekle elde ettikleri ateşi gündeme getirerek, yüce Allah’ın murad ettiği her şeyi yapmaya ve yerine getirmeye kadir olduğuna; kudretinin önünde hiçbir engelin bulunmadığına dikkat çeker. 

 

Ayetin konuyla alakalı olarak ifade etmek istediği husus ise şudur. Su ile ateş birbirine zıt şeylerdir. Suyun bol miktarda bulunduğu yeşil ağaçtan, ateşin çıkması adeta imkansız iken, yüce Kudret ateşi yeşil ağaçtan çıkararak, bir şeyi onun zıddı olan diğer bir şeyden yarattığını göstermiştir.[16]

 

Ölüm ötesi hayatın imkanını istidlâl sadedinde verdiği bu misalle Kur’an, bu âlemde bir şeyin onun zıddı olan diğer bir şeyden meydana gelmesinin müşahede edilen mümkün bir vakıa olduğunu hatırlatıp zihinleri, bu açıdan dirilişin imkanını kabule hazırlamayı hedeflemiştir.

 

Hasılı, Kur’an, yaş bir ağaçtan zıddı olan ateşi çıkarmağa muktedir olan yüce Yaratıcı’nın, hayata zıt gibi görünen çürümüş kemiklerden de hayatı var etmeğe muktedir olacağını üstün bir beyanla dikkatlerimize arzeder.  

 

 

 

Dirilişin Karşılaştırılabilir Örneklerini Göstermek Suretiyle İspat 

 

Kur’an, bazen de bizlere dirilişin bizatihi karşılaştırılabilir, seyredilebilir örneklerini hatırlatır. Bu örnekler uzakta olmayıp, inanan, inanmayan her insanın yanı başında bulunan, diğer bir ifadeyle herkesin müşahede ettiği vakıalardır.

 

Kur’an böylece tecrübe dünyasından aldığı delillere dayanarak hem diriliş olayının aklî temellerini gösterir, hem de bunu inkar edenlerin hiçbir delile sahip bulunmadığını ve itirazlarının ilmî bir değer taşımadığını ortaya koyar. Bu cümleden olarak o, dirilişi imkansız görenlere karşı kupkuru ölü arzın yağmur suyuyla canlanışını ve muhtelif bitkilerle bezenişini ve insanın bizatihi tecrübe ettiği uyku örneğini, yeniden dirilmenin mümkün olduğunu ispatlayan deliller olarak arzeder.

 

Burada aklın, düşünce ve tefekkür yoluyla varabileceği hükümler, öğretici bir üslup içinde verilir. Öyle ki, onun bu konudaki ispat ve ikna üslubunu, bir meselenin uluhiyet makamından kullara haber verilmesi halinden ziyade; bir hocanın talebesine ders vermesi gibi mütalâa etmek mümkündür.[17]

 

 Sunduğu bu deliller itibariyle mesele ister bir filozof isterse bir çoban zaviyesinden ele alınsın, Kur’an’ın takip ettiği bu isbat ve ikna metodundan daha üstünü gösterilemez. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) mevzu ile alakalı hadisleri de dahil, bütün söylenenler sadece Kur’an-ı Kerim’in anlattıklarının açılımı ve yorumundan ibarettir.[18]Şimdi Kur’an’ın bu maksatla insanların dikkat nazarlarına sunduğu bu örnekleri kısaca ele alalım.

 

1. Ölümünden Sonra Arzın Canlandırılması 

 

Kışta ölü gibi olan yeryüzünün ilkbaharda tekrar diriltilmesi, Kur’an’da öldükten sonra dirilişin imkan dahilinde ve seyredilebilen bir vakıa olduğunu göstermek maksadıyla verilen en çarpıcı misaldir. Allah’ın yeryüzünde hakim kıldığı bir kanunla her şey tekrar tekrar yenilenmektedir. Özellikle Kur’an bizlere bu noktada  su ve onunla boy atıp gelişen nebatatı misal vererek, bununla insanların şu noktaya dikkatlerini çeker:  ‘Her şey yok edilip tekrar geri döndürülüyorsa, insanın da öldükten sonra eski haline döndürülmesi niçin mümkün olmasın?’

 

İçinde bulunduğumuz hayatın işleyişi, ölüm sonrası bir hayatın imkanına başlı başına bir delildir. Şöyle ki, kış ve bahar mevsimlerinin birbiri ardınca gelip geçmesi, ölüm ve diriliş hadiselerini aylarca bize seyrettirmektedir.  

 

Benzerlerini daimî bir surette görüp seyrettiğimiz bir alemde dirilişin vukûunu çok görmemizin bir anlamı olabilir mi? Ba’s ve haşr bundan öte bir şey midir? Yoksa insan kendi haşrini O’nun kudretinden uzak bir şey mi zanneder?

 

Böyle her baharda sayısız  ‘ba’sü ba’de’l-mevt’ olayına sahne olan yeryüzüne bir kez ibret gözüyle bakabilen, kendisinin de öldükten sonra aynen bunlar gibi yeni ikinci bir alemin baharında haşrolunacağını anlamada güçlük çekmeyecektir. Bu hususa işaret eden Kur’an’da pek çok ayet vardır. Birkaçını zikredelim:

 

 “Allah’ın rahmetinin eserlerine bir bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl da diriltiyor. Bunları yapan (O Allah), şüphesiz ölüleri de diriltir. O herşeye kadirdir.” [19]

 

“O’nun ayetlerinden biri de şudur: Sen, toprağı boynu bükük (kupkuru) görürsün. Onun üzerine bir su indirdiğimiz zaman, titreşir ve kabarır. Onu dirilten Allah, ölüleri de diriltir. O, herşeye gücü yetendir.”[20] 

 

Yaratılışın birliğini göstermesi açısından Kur’an’ın ölü arzı insanın dirilişine delil olarak getirmesi, önemli bir husustur. Zira o Mutlak Kudret, her zaman diliminde dünyanın şeklini hangi kanunla değiştiriyorsa, kıyamet gününde kainatın şeklini de aynı kanunla değiştirir. Baharda ölmüş bütün ağaç ve bitkileriyle arzı, hangi kanunla diriltiyorsa, öldükten sonra da insanları aynı kanunla diriltir.

 

Konuyla alakalı ayetlerin sonunda,“işte böyle çıkartılacaksınız.” [21]veya “işte çıkış da böyledir.” [22] denilerek, biz insanlara ‘nasıl ölü toprak canlanıyor, ağaçlara taze bir hayat geliyor ve bitkiler yerden çıkıyorsa, siz de kabirlerinizden öyle yeni bir canla çıkarılacaksınız’ mesajı verilir.

 

2. İnsanın Her Sabah Ölümden Diriltilircesine Uyandırılması 

 

Kur’an-ı Kerim, tecrübe dünyasından ele aldığı deliller arasında  şunu da hatırlatır; eğer insan bir çeşit ölüm sayılabilecek olan uykuya dalışından sonra tekrar hayata dönüşü üzerinde fikir yürütür ve bu ahenk ve işleyişi araştırırsa, ba’s ve haşri anlamada güçlük çekmeyecektir.

 

Yeniden dirilmenin imkanı konusunda inkarcılar, ‘öldükten sonra yeni bir bitkisel hayatın mümkün olabileceğini kabul edelim’ ama ‘hislerin ve şuûrun vücudumuzla alakası kesildikten sonra, insanî hayatımız yeniden tekrar nasıl başlayabilecektir’ diyerek bunun imkansız olduğunu belirtirler. Onların bu itirazına karşı, Kur’an günlük bir tecrübe olan uyku olayını  hatırlatmıştır. Zira ard arda gelen uyku ve uyanıklık halleri ölümden sonra da hayatın olacağı hususunda bizlere güzel bir örnek teşkil eder.[23]Yeniden dirilişin ispatı için bundan daha fazla bir iknâ gücü istenemez. Kur’an’da şöyle buyrulur:

 

“O’dur ki, geceleyin sizi öldürür gibi uyutur, gündüzün ne işlediğinizi bilir; sonra da belirlenmiş bir süre geçip tamamlansın diye gündüzün sizi diriltir. Yine dönüşünüz O’nadır; (ve yine) O, dünyada yaptıklarınızı size haber verecektir.”[24] 

 

Elmalılı Hamdi Yazır’ın da söz konusu ayetteki “Sonra (gündüzün yine) sizi diriltir” kısmıyla alakalı gayet önemli bulduğumuz bir değerlendirmesi vardır. O, -kısmen sadeleştirerek ve özetleyerek iktibas ettiğimiz yorumunda- şöyle der:

 

Allah (c.c.), bedeninizde zedelenen, uzuvlarınızdan ölen kısımları uykuda haberiniz olmadan telafi ederek yeniler ve sizden aldığı şuur ve idraklerinizi yine sabahleyin size geri verip önceki gibi maddî ve manevî hayatınızla sizi tekrar diriltir, uyandırır; siz ancak  o zaman geceyi gündüzü farkeder; kendinizi ve geçmiş kazançlarınızı hiç kaybetmemiş, arada hiçbir kesinti fasılası geçmemiş gibi bilir tanırsınız. İnsanın sahip olduğu maddî-manevî her iki hayat, her gün her gece ve hatta her an böyle ruhanî ve cismanî bir ‘diriliş’ içindedir. Bunu birçokları mecazî bir mana ile dirilme kabul ederlerse de, ciddî bir şekilde ilmî bir gözle bakıldığı zaman, bunun tam manasıyla bir ‘ba’s/diriliş’ olduğu ortaya çıkar.”[25]

 

İnsanların -uykudan sonra uyandıkları gibi- öldükten sonra dirileceklerini ifade eden bir başka ayet ise, Zümer Suresi’nde yer almaktadır:

 

“Allah, ölümleri vaktinde canları alır; ölmeyeni de uykusunda (bir tür ölüme sokar.) Böylece kendisi hakkında ölüm kararı verilmiş olanın (ruhunu) tutar, diğerini ise kararlaştırılan vakte kadar salıverir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için önemli ayetler vardır.”[26]  

 

Bu ayetler ölüm ve uyku arasındaki benzerliği, yani uyanma ve ölümden sonraki diriliş arasında bulunan benzerliği açıklamaktadır. Uyku, zayıf ve küçük bir ölüm; ölüm ise, büyük ve şiddetli bir uyku. Her iki durumda da insan ruhu için bir hayattan başka bir hayata geçiş söz konusudur.

 

Uyuyup uyanma ile ölüm ve dirilişin benzerliğine hadis-i şeriflerde de vurgu yapılmıştır. Mesela, bir nebevî beyanda uykuya yatarken “Allahım, senin isminle ölüyor ve diriliyorum” kalkarken “Bizi ölümümüzden sonra dirilten Allah’a hamd olsun” [27] şeklinde tavsiyede bulunulmuştur.

 

Uyuma ve uyanma olayının yaratıcısı olan yüce Allah bu ikisi arasında vuku bulan ‘rüya’ gerçeğiyle de bu husustaki şüpheleri izale sadedinde düşüncelerimize ayrı bir ufuk açmaktadır. Şöyle ki O, hislerimizi bu alemden çekip bizi başka bir alemin  seslerine ve renklerine bağlayıp gezdirmekle, bu üç boyutlu maddi çeperlerin kuşattığı alemden başka farklı alemlerin de var olduğunu insana bizzat yaşatarak göstermektedir. Her gece ölümün bir nevi küçük kardeşi olan uykuya dalan ve her sabah yeniden dirilircesine dünyaya gözünü açan insan, kıyametin ve haşrin alametlerini her gün seyrediyor demektir.

 

Görüldüğü gibi insan, öldükten sonra dirilişin bir benzerini, uyuma ve uyanması ile fiilen yaşamaktadır. Kur’an, ölümle uyku, dirilişle uyanma arasındaki bu benzerliği gündeme getirmek suretiyle şu mesajı verir: Allah insanı nasıl uyutuyorsa, öyle öldürür; nasıl da uyandırıyorsa öyle diriltir.    

 

Geçmişte Yaşanmış Diriliş Örneklerini Gündeme Getirme Yoluyla İspat 

 

Kur’an-ı Kerim’in dirilişin imkânını ispat yollarından birisi de geçmişte vukû bulmuş mucizevî diriliş hadiselerini gündeme getirmesidir.[28]Kıssalar içerisinde anlatılan bu tür olaylarda şahıslarla ilgili unsurlar genelde gizli tutularak verilmek istenen bu ibret ağırlıklı mana, yaşanmış bir örnekle açıklanmıştır. Diğer bir ifadeyle, öldükten sonra dirilme gerçeği, tarihen vukû bulmuş bir olayla muhataba anlatılıp, Allah’ın ölülere tekrar hayat vermeğe gücünün yettiği gösterilmiştir. 

 

Dirilişin imkan ve vukuûnun fiilî birer delili olarak, Kur’an tarafından tescil edilmiş bu vak’alar için ‘bunları zamanında yaşayanlar gömüşlerdir, sonradan gelenler bunları göremeyecektir ki, onlara örnek olsun?’ diyenlere şu noktayı hatırlatmak kafidir: Bu hadiseleri haber veren kaynağın hakkaniyeti ispatlandıktan sonra, bunların her gün gözler önünde cereyan etmekte olan vakıalardan farkı kalmaz. Kur’an’ın diriliş gerçeğini akıllara yaklaştırmak ve onu ispatlamak için hatırlattığı bu vakıalar, cereyan ettikleri çağdakilere ışık tuttuğu gibi her zaman ve mekandaki insanlara da mesaj mahiyetindedir.[29]

 

Diriliş hakkındaki şüphe ve tereddütlerin giderilmesi sadedinde serdedilen bu örnekler, bir yandan dirilişin imkan dairesinde bir hadise olduğunu bildirirken aynı zamanda dirilişin mutlaka cismanî olacağını da haber vermektedir.

 

Kur’an, ölüm sonrası dirilişi hayretle karşılayan ve bu konuda kesin bilgi sahibi olmak isteyenlere cevap teşkil etmek üzere, geçmişte yaşanmış duyular aleminden insan zihnine diriliş gerçeğini yaklaştıran örnekler sunmuştur.

 

Bunların birkaçını şöyle sıralayabiliriz: Üç yüz dokuz sene mağarada uyutulduktan sonra ashab-ı kehf’in diriltilmesi[30], İsrail oğullarından ölmüş birisinin kendisine bir sığırın organıyla vurularak diriltilmesi[31], Sina çölünde İsrail oğullarından bir topluluğun topluca öldürülüp diriltilmesi[32], Hz. İsa’nın bir mu’cize olarak bazı insanları hayata kavuşturması ve bunun yanında Allah’ın izniyle çamurdan yaptığı kuşlara üfleyip onları diriltmesi ve [33]Hz. İbrahim’in talebi üzerine parçalanmış dört kuşun diriltilmesi.[34]

 

 

Dipnot



[1] - Zariyat, 51/5-6. Keza bkz., Nahl, 16/38; Keza bkz., Yunus, 10/4.

[2] - Ebu Zehra, Muhammed, el-Mu’cizetu’l-Kübra el-Kur’an, Kahire ts., s.347-8.

[3] - Enbiya, 21/104.

[4] - Nasih, Ölüm Ötesi Hayat, Nil yay., İzmir 1994, s.97.

[5] - Meryem, 19/66-67.

[6] - Hacc, 22/5.

[7] - Hacc, 22/6.

[8] - Yâsîn, 36/77.

[9] - Yâsîn, 36/78.

[10] - Naziât, 79/27.

[11] - Mü’min, 40/57.

[12] - M. Gazâlî, Akîdetu’l-Muslim,Daru’l-Kütübi’l-İslamiyye, Kahire 1980, s.259.

[13] - Yâsîn, 36/81.

[14] - Yasîn, 36/80. Konuyla alakalı benzer ifadelerin yer aldığı diğer bir ayet ise, şöyledir: “Söyleyin şimdi, tutuşturmakta olduğunuz ateşin ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz? Biz onu ( kudretimizi) hatırlatıcı bir ibret ve oradan gelip geçenler için bir istifade vesilesi kıldık. Öyleyse yüce Rabbi’nin adını tenzih et.” (Vakıa, 56/71-74.)   

[15] - Araplar bu iki yeşil ağacı merh ve afâr olarak isimlendiriyorlardı.

[16] - Aslında insanoğlu bile bunun benzerini Allah’ın tevfîk ve lütfuyla  hayatında tatbik etmektedir. Söz gelimi, insan elektrikten istediği zaman ateş alabildiği gibi, istediği zaman da buz ve soğuk  elde edebiliyor.

[17] - Bûtî,Kübra’l-Yakiniyyâti’l-Kevniyye, Daru’l-Fikr, 1394, s.364.

[18] - Nasih, age., s.40.

[19] - Rum, 30/50.

[20] - Fussilet, 41/39.

[21] - A’raf, 7/25; Rum, 30/19; Casiye, 45/35.

[22] - Kâf, 50/11.

[23] - Draz, el-Medhal,

Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul