20 Ocak 2018 - Cumartesi

Şu anda buradasınız: / ÜMMETİN VAHDETİ SAĞLANMALIDIR

ÜMMETİN VAHDETİ SAĞLANMALIDIR

 

                                   

 

                                                                            

 

 

İnsanların Rabbi, Melikî ve İlâhı Allah Teâlâ’dır. “Göklerde İlâh ve yerde İlâh O’dur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir.

Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü kendisinin olan (Allah) ne yücedir. Kıyamet saatinin ilmi O’nun katındadır ve O’na döndürüleceksiniz .” 1

Mülkün, yani hâkimiyetin tamamı, Allah’a aiddir… O, hem göklerin İlâhıdır, hem de yeryüzünün… Göklerin ve göklerde bulunanların tanzimi, sevk ve idaresi ona ait olduğu gibi, yeryüzünde yarattığı varlıkların sevk ve idaresi de O’na aiddir… O, varlıkların yaratanı olduğu gibi, onlar için hükümler koyan, sınırlar çizen ve itaat edecekleri emirler buyuran, mülkünde ve hükmünde asla ortağı bulunmayan yagâne Rabb, yegâne Melik, yegâne İlâh’dır… Her kim O’na, hükmünde ve mülkünde ortak olmaya kalkışırsa şirk koşan bir müşrik olacağı gibi, o haddini bilmezin bu haddini aşan hareketini inanarak kabul eden de elbette şirk koşmuş bir  müşrik olur!..

Allah Teâlâ, insanların atası olan ilk insanı ve eşini, yani Âdem (a.s.)’ı ve Havva (r.anha) yı cennetten yeryüzüne indirdiği zaman onlara şöyle buyurdu:

“Artık size, benden bir yol gösterici gelecektir. Kim Benim hidayetime uyarsa artık o,şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz.

Kimde Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve Biz onu, Kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.” 2

Allah Teâlâ, yeryüzüne imtihan için gönderdiği insan kullarına hidayetini, yani onlara yol gösteren, dosdoğru yola gitmelerini öğütleyen hüküm, hikmet ve nasihat dolu Kitabını ve o Kitabı Allah’ın muradı gereği uygulayan Nebîsini, Rasulünü göndermiştir… İnsan kullarını bilgilendirmiş, o bilgiyi nasıl kullanacaklarını gösteren Rasulünü onlara örnek etmiştir… O örnek şahsiyet, Allah’ın rızasına uygun hareket edip diğer insanlara hem sözleri hem hareketleriyle örnekliğini ömür boyu devam ettirmiştir.

Asla şirk koşmadan yalnız ve yalnız kendisine ibadet etsinler, yani ancak O’na itaat etsinler diye yarattığı insan kullarına, nasıl inanacak ve nasıl âmel edeceklerini beyan eden, örnek olup gösteren bir Nebî, bir Rasul göndermeden onları mes’ul tutmamış, mükellef kılmamıştır…

Şöyle buyurmuştur âlemlerin yegâne Rabbi, İlâhı ve Melîki Allah Teâlâ:

“Ey insanlar, sizi tek bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden birçok erkek ve kadın türetip yayan Rabbinizden korkup sakının. Ve (yine) kendisiyle, birbirinizle dilekleştiğiniz Allah’dan ve akrabalık (bağlarını koparmak)tan sakının. Şübhesiz Allah, sizin üzerinizde gözetleyicidir.” 3

“Kim Hidayete ererse, kendi nefsi için hidayete erer, kimde saparsa kendi aleyhine sapar. Hiçbir günahkâr, bir başkasının günah yükünü yüklenmez. Biz bir Rasul gönderinceye kadar (hiç bir topluma) azab edecek değiliz.”4

İnsanların yegâne Rabbi ve İlâhı Allah Teâlâ, insan kullarına, onları uyarıcı, öğretici ve eğitici Rasullerini göndermiş, her kavme, her topluma mutlaka bir Rasul gelmiştir…

Şöyle buyurur Allah:

“Andolsun Biz, her ümmete: ‘Allah’a kulluk edin ve tağuttan kaçının.’ (diye tebliğ etmesi için) bir Rasul gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu. Artık yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün.” 5

Gönderilen Nebîlerin ve Rasullerin sonuncusu, Rasulullah Muhammed (s.a.s.), en son Nebîve en son Rasul olup bütün insanlık âlemine gönderilmiş, Risâleti, kıyamete kadar geçerlidir…

“De ki: ‘Ey insanlar, ben Allah’ın hepinize gönderdiği bir Rasuluyum. Ki, göklerin ve yerin mülkü yalnız O’nundur. Ondan başka ilâh yoktur. O, diriltir ve öldürür. Öyleyse Allah’a ve Ümmî Peygamber olan Rasulüne iman edin. O da, Allah’a ve O’nun sözlerine inanmaktadır. O’na iman edin ki, hidayete ermiş olasınız.”6 buyuran Rabbimiz Allah, “Âlemlere rahmet olarak gönderdiği Rasulü Muhammed (s.a.s.)’e şu emri vermektedir:

“Ey Rasul, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, O’nun Risâletini tebliğ etmemiş olursun. Allah, seni insanlardan koruyacaktır. Şübhesiz Allah, kâfir olan bir topluluğu hidayete erdirmez.”7

Yegâne önderimiz ve örneğimiz Rasulullah Muhammed (s.a.s.), Allah tarafından seçilip, insan kullarına son Nebî ve son Rasul olarak gönderildi ve kendisine vahyedileni tebliğ edip nasıl uygulanacağını gösterip öğretmek ile vazifeli kıldı…

“Bu (Rasul) önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır.”8

“Sana düşen yalnızca apaçık bir tebliğdir.”9

“Artık sen, öğüt verip hatırlat. Sen, yalnızca bir öğüt verici, bir hatırlatıcısın.

Onlara zor ve baskı kullanacak değilsin.”10

“Gerçek şu ki, sen, sevdiğini hidayete erdiremezsin. Ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir. O, hidayete erecek olanları daha iyi bilir.”11

“Onlar, mü’min olmayacak diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi?)”12

“Eğer teslim oldularsa, gerçekten hidayete ermişlerdir. Fakat yüz çevirdilerse, artık sana düşen yalnızca tebliğ (etmek)dir. Allah, kulları hakkıyla bilendir.” 13

Rasulullah (s.a.s.)’in vazifesi, tebliğ edip daveti gerçekleştirmek ve insanların hidayet bulmasına vesile olan çalışmayı ortaya koymaktır… İnsanların iman etmesinden sonra eğitim ve öğretimleriyle ilgilenmek, onlara, gerek ferdî, gerek ailevî, gerekse toplumsal yaşantılarında en güzel, en hayırlı davranışların kazanılması, Allah’ın rızasını kazanıcı ameller işlenilmesi konusunda yetiştirilmeleri için çaba harcamak Rasulullah (s.a.s.) ve onun varisleri olan İslâm âlimlerinin, dâvâ öncülerinin görevidir…

“Andolsun ki Allah, mü’minlere, içlerinde kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle lütufta bulunmuştur. (Ki O,) onlara ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara Kitabı ve hikmeti öğretiyor. Ondan önce ise onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler.”14

Kadın olsun erkek olsun her muvahhid mü’min, her muttakî müslüman, farz-ı ayn ilimleri elde etmiş, ilmiyle amil, yani bildikleriyle amel eden her şahsiyet âlimdir… Âlim olanlarda Peygamberlerin vârisleri olduğu malumdur…

Ebu’d-Derdâ (r.a.)’ın rivayetiyle Rasulullah şöyle buyurur:

“Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler, miras olarak dinar ve dirhem bırakmazlar, ilim bırakırlar. Kim o ilmi elde ederse, çok büyük bir nâsib elde etmiş olur.”15

Katıksız iman sahibleri, muvahhid mü’minler, ilimleriyle âmil olanlar, varisleri oldukları Peygamberlerin izinden giderek, vâris oldukları ilim ile tebliğ, davet ve irşâd vazifelerine hakkıyla yapıp, içinde bulundukları câhiliyye toplumların hidayetlerine vesile olmaları gerekir… Her hayatî konuda olduğu gibi bu konuda da en güzel örnekleri olan Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’i örnek edinerek, Allah’ın verdiği bütün imkânları meşrû çerçevede kullanmaları muvahhid mü’minler için ânın vâcibidir…

Zeyd b. Sâbit (r.a.)’dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Allah, benden bir hadisi işitip de onu (güzelce) ezberleyip başkasına (noksansız) aktaran kimsenin yüzünü ak etsin. Nice fıkıh ilmine (esas teşkil eden hadislere) sahip olup da onu, kendisinden daha anlayışlı bir kişiye aktaran kimseler vardır. Nice fıkıh ilmine (esas teşkil eden hadislere) sahip olup da (o hadislerin inceliklerine nüfûz edecek şekilde) anlayışlı olmayan kişiler de vardır.”16

Ebu Bekr (r.a.), Rasulullah (s.a.s.)’in (Vedâ Haccı Hutbesi’nde) şöyle buyurduğunu rivayet eder:

“Kanlarınız, mallarınız, ırzlarınız bu belde içinde, bu ayda, bu günün haramlığı kadar birbirinize haramdır. Burada hazır bulunanlarınız, burada bulunmayanlara (gelecek nesillere) bunu tebliğ etsin. Olabilir ki, hazır olan kimse, bunu daha iyi anlar bir kimseye tebliğ etmiş olur.”17

Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), merhamet olunmuş ve vazifesi, iyiliği emredip kötülükten alıkoymak olan Ümmetine18 olması gerekli olan görevini hatırlatıyor:

“Allah, benden bir hadisi işitip de onu (güzelce)ezberleyip başkasına (noksansız) aktaran kimsenin yüzünü ak etsin.”

“Burada hazır bulunanlar, burada bulunmayanlara bunu tebliğ etsin.”

Rasulullah (s.a.s.)’in vârisleri olan muvahhid mü’minler, içinde bulundukları ve cahiliyyenin egemen olduğu ülkelerde, vârisleri oldukları yegâne örnekleri Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti’ni gündeme getirecek, ona göre hareket edeceklerdir… Çünkü cahiliye hastalığı aynı veya benzer bir tedavi ile sıhhat bulur… Asırların geçmesi, çağların değişmesi ile şirk, küfür ve cahiliye cephesinde hiçbir değişiklik olmadığı malumdur… Ya aynı, ya benzer sebeplerden dolayı, Allah’ın hükümleri çağdışı kabul edilip reddedilmekte yahud sosyal hayatın dışına itilmektedir…

Muvahhid ve mücahid mü’minler, kadınıyla ve erkeğiyle, Rasulullah (s.a.s.)’in onlara bıraktığı hak mirasa sahib çıkacak ve gereğini yapacak olurlarsa, üzerlerine düşen vazifelerini hakkıyla yerine getirmiş olurlar…

Vazifeleri, Rasulullah (s.a.s.)’den işitip gördüklerine itibar edip, inanıp itaat etmek, gereği gibi amel ederek, herkesten önce kendileri ondan faydalanarak yaşamak, ondan sonra kalî ve fiilî olarak tebliğ edip diğerlerine ulaştırmak…

Kadın olsun, erkek olsun muvahhid mü’minler, cahiliye bütün anlayışlardan kurtulmalı ve tamamen İslâm’a teslim olmalıdırlar… Cahiliyye toplumunun Tevhid toplumuna dönüşmesinin, değişmesini ve olgunlaşmasını isteyenler, kendilerinden ve en yakınlarından başlamalıdırlar… Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler, kendinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyun ki, onun yakıtı insanlar ve taşlardır.”19

“Ehline namazı emret ve onda kararlı davran.”20

“Ey iman edenler, üzerinizdeki (yükümlülük) kendi nefislerinizdir. Siz doğru yola erişirseniz, sapan size zarar veremez.”21

“Siz insanlara iyiliği emrederken, kendinizi unutuyor musunuz? Oysa siz, Kitabı okuyorsunuz. Yinede akıllanmayacak mısınız?”22

Yaşadıkları cahiliye toplumunda Tevhidî bir İnkılâp isteyenler, kendisinden başlayacak, önce bu Tevhidî İnkılâp onun şahsında gerçekleşecek, sonra diğer insanlara örneklik yaparak tebliği ulaştıracaktır… Kendisini, çoluk çocuğunu, dolayısıyla en yakınlarını eğitmeden, olgunlaştırmadan, başkalarına yönelmesi, hem yersiz, hem de faydasızdır… Bereketsiz bir çabalamadan başka bir şey olmayacaktır böyle bir çalışma… Bu, iyiliği başkalarına emredip kendisini unutmaktan başka bir şey değildir…

Enes b. Mâlik (r.a.)’dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle anlattı:

“İsrâ Gecesi, dudakları ateşten makaslarla kesilen bazı kişilere uğradım ve dedim ki:

—Bunlar kimdir, ey Cibril?

—Bunlar, senin ümmetinden bazı hatibler/tebliğcilerdir ki, insanlara iyiliği emreder, kendilerini unuturlar. Hâlbuki Kutsal Kitab (Kur’ân)ıda okurlar. (İnsanlar hâlâ) durumlarını düşünmeyecekler mi? (dedi).” 23

Cahiliyye toplumunu ıslâh etmeye gayret edenler, Allah’a olan kulluk vazifelerini hakkıyla ve imkân ölçüsünce yerine getirmeye çok önem verip yapmalıdırlar… Önce bilmeli, sonra bildirmeli, önce öğrenmeli, sonra öğretmeli, önce okumalı, sonra okutmalı, önce yaşamalı, sonra yaşatmalı!..  Olmalı ve oldurmalı… Tevhidî ve İslâmî İnkılâbı, maddî ve manevî olarak şahsında gerçekleştirmiş olan muvahhid Salih kişiler, toplumda ıslahat hareketini başlata bilir ve Allah’ın yardımı ile başarılı olabilirler…

Rasulullah (s.a.s.)’in Ümmetine bıraktığı miras: “Allah’ın Kitabı ve Rasulünün Sünneti”’dir… Yeryüzünün vârisleri olan muvahhid mü’min müslümanlar, bu miras kalan hazineye çok iyi sahib çıkmaları ve korumaları gerekir… Sahib çıkmak ve korumak, onu almak, uygulamak ve anlatmak ile gerçekleşir… Katıksız iman edip Salih ameller işleyen sadık ve Salih mü’min müslümanlar, elele vererek bu görevlerinde kusur işlemeden, cahilî toplumun Tevhid toplumuna İnkılâp etmesini sağlamalıdırlar… Toplumsal İnkılâbın değişmez ilkesi budur…

Rabbimiz ve İlâhımız Allah:

“Gerçekten Allah, kendi nefis(öz)lerinde olanı değiştirip bozuncaya kadar, bir toplulukta olanı değiştirip bozmaz.”24

“Nedeni şu: Bir kavim (toplum), kendinde olanı değiştirinceye kadar Allah, ona nimet olarak bağışladığını değiştirici değildir. Allah, Şübhesiz işitendir, bilendir.” 25

Bu değişim, toplumu oluşturan bireylerden başlamalı ve bütün toplumu kuşatmalıdır!.. İslâm’ın hayata hakim olmasını engelleyen tağutî güçlere karşı, bölgede yaşayan insanların kıyam edebilmesi, Tevhidî ve İslâmî İnkılâbı gerçekleştire bilmesi için, Ashab misali iman ve cihad mektebinde yetişip olgunlaşması gerekir… Gerek iman, gerek amel ve gerekse ahlâk konusunda, muvahhid mü’min ferdlerin çok iyi yetişmesi, toplumlarını, muhatab insanlarını, çevrelerini ve diğer toplum ile ülkelerini, siyasî, ekonomi, askerî ve diğer yönleriyle çok iyi tanımalı, her ân taze haber ve bilgilere ulaşmalıdır… Bunu için ise, elele, gönül gönüle birlikteliği kurmalı, ümmet, bir vücûdun organları hâline gelmelidir… Mü’min müslümanlar arasında, dostları üzüp düşmanları sevindiren bir ihtilaf, bir ayrılık olmamalıdır…

İman ehli olan kulların Salih olmaları, İslâmî hareketi hızlandırır, inkılâbın gerçekleşmesini yakın tarihe alır ve insanlar üzerinde olumlu te’sir meydana getirir…

Muhammed b. El-Münkedîr (r.a.) der ki:

—Kulun salih olmasıyla, onun oğlu, oğlunun oğlu, ev halkı ve evinin etrafındakiler de ıslah edilir. Bu kişi aralarında olduğu müddetçe, onlar Allah’ın koruması altında olur. 26

Şubat 1979’da gerçekleşen İran İslâm İnkılâbı’ndan sonra 27 Aralık 1979 tarihinde komünist Rusya’nın Afganistan İslâm topraklarını işgale başlayan şirk cephesiyle fiili savaş, hâlâ ne kanlı, en vahşibir şekilde devam etmekte, işgal edilen İslâm topraklarında oluk oluk müslüman kanı akmakta, ülkeler yeni işgaller ile ele geçirilmekte, küfür ve şirk güçleri egemenliklerini sağlamlaştırmak uğruna nice mazlumları katletmekte, nice ocakları söndürmekte ve nice vahşi katliâmları gerçekleştirmektedirler…

Bu savaşlar, bu kavgalara ve bu kargaşalar net olarak şunu ortaya koydu ki, İslâm Milleti’nin çok daha iyi hazırlanması lazımdır… İslâm tebliğini, beldelerin en ücra köşelerine kadar götürmeli, insanları ihyâ etmeli,  bilgilendirmeli ve müslümanlar arasında emredilen birlik ve beraberliği gündeme getirerek oluşması için gayret sarf etmelidir… Mü’min müslümanların arasına, düşmanları tarafından konulan engeller kaldırılmalı, kardeşlik ve velâyet ahkâmı en ideal seviyede gündeme girmelidir… Küfür cephesi tek millet olduğu unutulmadan, ümmetin vahdeti sağlanmalıdır…

“Gerçekten, sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim, öyleyse bana ibadet ediniz.” 27

“İşte sizin ümmetiniz bir tek ümmettir ve Bende sizin rabbinizim, öyleyse Benden korkup sakının.” 28

Sadece ve sadece Âlemlerin Rabbi Allah’a ibadet, yani itaat eden, Allah’dan başka bâtıl ilâhlardan ve onlara itaat edenlerden ilişkiyi kesmiş, katıksız iman ve şartsız teslimiyet üzere bir araya gelmiş Ümmetin birliğinin sağlanması ânın vâcibidir… Bunun içinde yalnız Allah’ın rızasını gözeterek tebliğ ve davet çalışmaları yapılmalıdır… Bu çalışmaların noksanlığının ümmete verdiği zararı, son gelişen olaylarda herkes görüp şahit oldu… Hatâlıdaolsa müslümanların yanında yer almaları ve hatâları hep beraber düzeltmek yerine, egemen zalim tağutların yanında yer alıp, işgal edilen İslâm topraklarında yüzbinlerce mustaz’af müslümanın öldürmelerine yardımcı olanlar da, kendilerini müslüman ve bu ümmetten kabul etmektedirler… Elbette bu olayın, hakikatlarışığında yeniden sorgulanması gerekir…

Rabbimiz Allah:

“Mü’minler, müminleri bırakıp da kâfirleri velîler edinmesinler. Kim böyle yaparsa, Allah’dan hiçbir şey (yardım) yoktur. Ancak onlardan korunma gayesiyle sakınma(nız) başka. Allah, sizi kendisinden sakındırır. Varış Allah’a dır.

De ki: ‘Sinelerinizde olanı – gizleseniz de, açığa vursanız da – Allah bilir. Ve göklerde olanı da, yerde olanı da bilir. Allah, her şeye güç yetirendir.” 29

O hâlde olumsuz sonuçlara ulaşılmak istenmiyorsa, vakit geçirmeden işe koyulmak gerekir…  İslâm’ın, bütün kurum ve kuruluşlarıyla, akîde ve ameliyle çok iyi öğrenip anlaşılması ve Sünnet üzere dosdoğru anlaşılıp uygulanması lazımdır… Tebliğ, davet ve irşâd faaliyetleri hızlandırılmalı, mü’min müslümanlar arasında İman ve İslam üzere birliktelik sağlanmalıdır…

“Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır…”30 emrine tam teslimiyetle itaat edilmeli ve:

“Yalnızca İslâm, başkası değil” hakikatı canlı tutulmalıdır…     

Dipnot

1.      Zuhruf, 43/84-85.  

2.      Taha, 20/123-124.

3.      Nisa, 4/1.

4.      İsra, 17/15.

5.      Nahl, 16/36.

6.      A’râf, 7/158.

7.      Mâide, 5/67.

8.      Necm, 53/56.

9.      Nahl, 16/82.

10.  Ğaşiye, 88/21-22.

11.  Kasas, 28/56.

12.   Şuara, 26/3.

13.  Âl-i İmrân, 3/20.

14.  Âl-i İmrân, 3/164.

15.  Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-İlm, B.1, Hds.3641.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-İlm, B.19, Hds.2822.

Sünen İbn Mace, Mukaddime, B.17, Hds.223.

Sahih-i Buhâri, Kitabu’l-İlm, B.11 (bab başlığında).

İmam Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, çev. Rıfat Oral, Konya, 2003, C.1, sh.260, Hds.12/209. 13/210.

16.   Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-İlm, B.10, Hds.3660

 Sünen İbn Mace, Mukaddime, B.18, Hds.230-236.

                                Kitabu’l-Menâsik, B.76, Hds.3056.

 Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-İlm, B.7, Hds.2794.

Sünen- Dârimî, Mukaddime, B.24, Hds. 234-236.

 İmam Ahmed b. Hanbel, A.g.e. C.1, Sh.296. Hds.44/241. 45/242.

17.    Sahih-i Buhâri, Kitabu’l-İlm, B.10, Hds.9.

                             Kitabu’l-Tevhid. B.24, Hds.73.

                             Kitabu’l-Fiten, B.8, Hds.27.

Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Kasâme, B.9, Hds.29-30.

 Sünen İbn Mace, Mukaddime, B.18, Hds.234-235.

18.  Bkz. Âl-i İmrân, 3/110.

19.  Tahrim, 66/6.

20.  Taha, 20/132.

21.  Mâide, 5/105.

22.  Bakara, 2/44.

23.   İmam Ahmed b. Hanbel, A.g.e. C.1, Sh.289, Hds.39/236.

Nûreddin el-Heysemî, Sahih-i İbn Hibbân Zevâidi

-Mevârîdu’z-Zem’ân İlâ Zevâidi İbn Hibbân, çev. Hanefi Akın, İst. 2012, C.1, Sh.69, Hds.35.

        24) Ra’d, 13/11.

        25) Enfal, 8/53.

        26) İbn Ebî Şeybe, Musannef, çev. Zekeriye Yıldız, İst. 2012, C.15, Sh.79, Hbr.36564.

        27) Enbiya, 21/92.

        28) Mü’minun, 23/52.

        29) Âl-i İmrân, 3/28-29.

        30) Yunus, 10/109.

 


Yazar:
Muhammed İslamoğlu
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul