24 Kasım 2017 - Cuma

Şu anda buradasınız: / YARGI MAKAMINDA BULUNANLARA BİR HATIRLATMA

YARGI MAKAMINDA BULUNANLARA BİR HATIRLATMA

              

 

                                                                                                                    

 

Kendisinden başka hak ilâh olmayan Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ buyurdu:

“Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve onların hevâlarına uyma.”1

“İnsanlar arasında hak ile hükmet, istek ve tutkularına (hevâya) uyma, sonra seni Allah’ın yolundan saptırır.” 2

“De ki: Hak Rabbinizdendir, artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” 3

“Aralarında hükmedersen, adâletle hükmet. Şübhesiz Allah, adâletle hüküm yürütenleri sever.”4

Mü’min müslüman olup da insanlar arasında hüküm verme veya hükmetme makamında bulunanlar, böyle davranmalıdırlar… Gerek yönetici olarak insanlara hükmederken, gerek yargı makamında bulunup onları yargılarken, Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmelidir… Hak, Rabbimiz Allah’dan gelendir… O’nun indirdiği her şey haktır… İnsanlar arasında bu hak ile hükmedilmeli ve asla hevâya uyulmamalıdır… İnsanların arasında Allah’ın hükümleriyle hükmedenler, adâlet ile hükmetmişlerdir… Adâlet, Allah’ın hükümleriyle hükmetmektir… Bunun dışında kalan ise zulümden başka bir şey değildir…  İnsanlar arasında işlenen en korkunç zulüm, Allah’ın hükümleriyle değil de, hevâlarını ilâhlaştıranların şirk ve küfür olan hükümleriyle hükmetmek, onların yasalarına göre hareket etmektir… Kulların, kendisinin kul olduğu ve kul olması gerekirken kanun koyucu rab makamında görülenlerin hevâlarından kaynaklanan hükümlerle insanlara hükmetmesi, azgınlığın son derecesinden başkası değildir… Bu tuğyan eden tağutların, her hâli ve her işi zulümdür… Bu zulmedenlerden asla adâlet gündeme gelmez… Hevâlarını ilâhlaştırıp hevâ ilâhının kulu olanlar, yeryüzünü ifsâd edenler, ateşde olup ateşe devetçi olanlardır… Hükmetme makamında olup hak ile hükmetmeyenler, yani bâtıl ile hükmedenler ateşte, yani cehennemde olduğunu, önderimiz Rasulullah (s.a.s.) beyan buyuruyor…

İbn Büreyde, babası Büreyde b. el-Husayb (r.a.) dan naklediyor.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Kadılar (hâkimler/yargıçlar) üç çeşittir ve ikisi cehennemde, biri cennettedir.

Hakkı bilip bununla hüküm veren kişi, cennettedir.

Hakkı bildiği hâlde onunla hükmetmeyen ve hükmünde zulmeden kişi ise cehennemdedir.

Hakkı bilmediği hâlde câhilce insanlar arsında hüküm veren kişide cehennemdedir.” 5

İçinde bulunup yaşadığı cahiliyye toplumunda vazifesi mahkemelerde hâkimlik ve savcılık yapmakta olanlar… Bu vazifede bulunarak hayatını devam ettiren ve kendisini müslüman kabul edenler…  Müslüman olduklarını söyleyenlerin bazıları günde beş vakit namaz kılarken, bazıları yalnızca cuma ve bayram namazlarını kılmakta, oruç tutup teravih namazlarını edâ etmektedirler… Onların içinde bazıları da “İslâm”ı bir dâvâ olarak benimsemiş, dâvâsının mücadelesini verdiğini, hattâ bu uğurda bedel dahi ödediğini iddia etmektedirler…

“Hakkı bilip bununla hüküm veren kişi, cennettedir!” cümlesine dikkat!..

“Hak, Rabbinizdendir” buyurdu Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ… Yani, hak, Allah’ın indirdiği hükümlerdir…  Savcılar, Allah’ın indirdiği hepsi hakkın tâ kendisi olan hükümleri bilecek ve iddia nâmelerini ona göre hazırlayacak, hâkimler, yani yargıçlar, Allah’ın indirdiği hükümleri bilecek ve kendisinden başka hak hüküm bulunmayan bu hükümlerle hükmedecek, davalılar arasında hüküm verirken hak ile hüküm verecektir… Hal ile hükmeden kişi, cennettedir…

Hevâdan konuşmayan, söylediklerinin kendisine vahyedilen zirve şahsiyet Rasulullah Muhammed (s.a.s.) böyle buyurdular…

Hâkim, yani yargıç olup insanlar arasında hükmeden kişi, Allah’ın indirdiği hükümleri bilip bununla hükmettiği takdirde cennetlik kullardan olur…

Hakkı bilen, fakat onunla hükmetmeyen ve hükmünde zulmü işleyen ile hakkı bilmeden, bu konuda cahil olduğu hâlde insanlar arasında hüküm veren kişiler de cehennemlik kullardır…

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu!..

Hadisin şerhinde şunlar beyan edilmiştir:

“Bir hâkimin, hâkimlik görevinden dolayı cehennemlik olmaması için kendisinde şu iki vasfın bulunması lâzımdır:

a) Allah’ın ve Rasulünün adâletle ilgili hükümlerini bilmesi,

b) Hükmünü ona göre vermesi.

Kendisinde bu iki vasıf bulunmadan hâkimlik yapan bir kimse cehennemliktir.

Hakkı bildiği hâlde hakka göre hüküm vermeyen bir hâkimin bu bilgisi, kendisini cehennemlik olmaktan kurtarmadığı gibi, hakkı bilmeden hüküm verip de tesadüfen haklı hüküm veren bir hâkimin hükmünde isabet etmesi, kendisini cehennem ateşinden kurtarmaz. Çünkü bilmeden hüküm vermiştir. Her ne kadar tesadüfen hakka isabet etmişse de, hakka isabet etmemesi de mümkündür. O, bu şekilde hüküm vermekle hakka isabet etmeme tehlikesi ve hakka karşı gelme cesaretini göstermiştir.”6

“Bu hadiste, hâkimler üç kısma ayrılmıştır:

1- Allah Teâlâ’nın hükmünü bilen ve buna göre karar veren hâkimdir. Böyle davranan hâkim cennetliktir.

2- Allah’ın hükmünü bildiği hâlde bunu bırakıp bâtıl ile hükmeden hâkimdir. Bu ise cehennemliktir.

3- Allah’ın hükmünü bilmeden buna uygun veya aykırı karar veren hâkimdir. Bu da cehennemliktir.” 7

“Hadis-i Şerif, cehennemden yalnız, hakkı bilip onunla amel eden hâkimlerin kurtulacağına delildir. Burada esas, ameldir. Hakkı bildiği hâlde onunla amel etmeyenle cahilâne hüküm verenin ikisi de cehennemlik olacaktır. Hatta zâhir-i hadis’e bakılırsa, cahil hâkim hakka tesadüf etse bile yine bu hükümden kurtulamayacak gibidir. Hadisimiz, cahilâne ve hakkın hilafına hüküm vermekten sakınmayı telkin ediyor. Uhrevî mes’uliyyetten kurtulacak hâkim, ancak hak ve hukuku bilerek hüküm verendir. Diğerleri, ehl-i cehennemdir. Hadis-i Şerif, cahil bir adamın bu mühim vazifeyi üzerine almaması gerektiğine de işaret ediyor.” 8

“Bu hadis, muhakeme (yargılama) hukukun ne kadar önemli ve sorumlu bir iş olduğunu göstermektedir. Çünkü hâkim (yargıç)  insanların canları, malları ve ırzları hakkında hüküm vermekte, birçok hak ve hürriyetlerini ellerinden almaktadır. Eğer bütün bunları haksız yere yaparsa cehennemliktir. Yargılamada keyfî davranmak buna dâhildir. Ayrıca hukukta uzmanlaşmamış/yetersiz insanların hâkim ve savcı gibi görevlerde yer alıp mahkemelerde insanlar arasında yargılamaya yeltenmeleri de vahim sonuçlara yol açacaktır. Bunların sonu cehennemdir. Söz konusu kişiler, dünyada verdikleri zararları da tazmin etmek ve ilgili kişilerle helâlleşmek zorundadırlar.

İlmî ilkelere uymadan ya da keyfî davranarak verilen fetvalar da bu türdendir. Ayrıca dini konularda, özellikle fıkıhta uzmanlaşmamış/yetersiz insanlara fetva vermeye yeltenmeleri de birçok vahim sonuçlara yol açacaktır. Bu konularda dikkatli olunmalı ve bilinmeyen konularda araştırmadan acele fetva vermeye yönelmemeliyiz.” 9

Bu bahsedilenler, Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmedilen, Rasulullah (s.a.s.)’in Sünnetine göre yaşanılan, mü’min müslümanların beş emniyetinin sağlandığı, hak ve hürriyetlerinin en güzel şekilde gerçekleştirildiği “Daru’l-İslâm”da gündeme gelen şeylerdir… Daru’l-İslâm, yani İslâm’ın hakim olduğu ülke!.. İslâm Milleti’nin ülkesi… Hakimiyyet/egemenlik, kayıtsız ve şartsız Allah’ın, iktidar ise, Allah’ın hükümleriyle hükmeden mü’min müslümanların olan ülke Daru’l-İslâm’dır…

Daru’l-İslâm’da yargı makamında bulunan hâkimler/yargıçların/kadıların üç çeşit olduğu, biri cennette, ikisi cehennemde olacağı beyan edilmiştir… Çünkü Daru’l-İslâm’ın hâkimleri, Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmekle mükelleftirler, yani hak ile hükmetmelidirler… Bu vazifelerini gereği gibi yaparlarsa cenette, haktan saparlarsa cehennemde olurlar…

“Hadisten Çıkarılan Hükümler:

1- Hakkı bilip onunla hükmeden adam cennettedir.”Mâlik’iler, Şafiîler ve Hanbelîler’den oluşan Cumhur bu ifadeyi, hâkimlik makamında içtihadın şart olduğuna delil göstermişlerdir. Hanefîlere göre ise içtihat, evleviyet şartı olup cahilin taklidi sahihtir ve başkasının fetvasıyla hüküm verebilir. Herhâlde Hanefîler’in burada zikrettikleri cahilden kasıtları mukallit/taklit edendir. “Hakkı bilip” ifadesi, onları desteklemektedir. İçtihad ehli olmayan mukallit, imamını taklid etmekle hakkı bilmiş olur ve maksad hâsıl olur ki bu, hakkı hak edene ulaştırmaktır. Görüş birliğiyle kabul edildiğine göre, Müctehidin bulunmadığı yerde ve zamanda onun yerine en ideal mukallit tayin edilir.

2- “Hakkı bildiği hâlde onunla hükmetmeyerek hükümde zulmeden adam cehennemdedir.” İfadesi, zulümden, yani haktan sapan kişi için şiddetli bir azab va’didir. İşte bu yüzden takva sahibi olanlar, hüküm vermekten çok fazla korkmuşlar, çok ciddî şekilde ondan kaçınmışlar. Onu, ancak kendi nefisleri hakkında yakîn sahibi olanlar kabul etmişlerdir.

3- “Hakkı bilmediği hâlde halka cehâletle hüküm veren adam da cehennemdedir.” Yani, verdiği hükümde isabetli karar vermiş olsa bile cehennemdedir. Çünkü onun bu isabetli kararı, tesadüfen verilmiş bir karardır.

Müstedrek’te şöyle bir ifade geçmektedir:

Dediler ki:

—Hakkı bilmeyen bu adamın suçu nedir?

Buyurdu ki:

“Onun suçu, iyice öğreninceye kadar hâkim olmamış olmasıdır.” 10

Ebu Hüreyre (r.a.)’ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Her kim müslümanlar arasında hâkimlik yapmak ister ve bu arzusuna erişir, sonra da (onun) adâleti zulmüne baskın gelirse, cennetlik olur. (Hâkimlik makamına gelip de) zulmü adâletine baskın gelen kimsede cehennemlik olur.” 11

Bu Hadisi şerh eden İslâm âlimleri şu görüşleri beyan etmişlerdir:

Hadis-i Şerif’in zâhirine göre, bir hâkimin cennetlik olabilmesi için görevi başında hiç yanlış hüküm vermemiş olmaması şart değildir. Cennetlik olabilmesi için görevi başında verdiği adâletli hükümlerin yanlış hükümlerden daha fazla olması yeterlidir.

Görevi başında verdiği yanlış hükümler, adâletli hükümlerden daha fazla olan bir hâkimse, cehennemliktir.

Nitekim Şevkânî’de hadis-i şerifi böyle anlamıştır.

Hanefî ulemâsından Aliyyu’l-Kârî’nin rivayetine göre, et-Turbiştî, metinde geçen “ğalebe” kelimesine, “engel oldu, fırsat vermedi” mânâsını vermiştir. Sözü geçen kelimeye bu mânâ verilirse, hadisten, “adâleti, zulmetmesine engel olan her hâkim cennetliktir. Zulmü, adâletli hüküm vermesine fırsat vermeyen her hâkimde cehennemliktir mânâsı çıkar.

Aliyyu’l-Kârî, metinde geçen “adâlet” kelimesinin, hâkimin hüküm verirken yaptığı, ictihaddaki isabet anlamında kullanıldığı, zulüm ve haksızlık anlamına gelen “cevr” kelimesinin de hâkimin hüküm verirken yaptığı ictihadda yanılması anlamında kullanıldığını söylemiş ve ictihaddaki sevabı hatâsından çok olan hâkimlerin cennetlik olduklarına dikkat çekmiş, bile bile haksız hüküm veren hâkimlerinse bu hadisin hükmü dışında kaldıklarını, onların zalimler topluluğu içinde hesaba çekileceklerini söylemiş ve: “Bile bile haksız hüküm vermediği sürece Allah hâkimle beraberdir.” hadis-i şerifinin de buna delâlet ettiğini işaret etmiştir.” 12

Seyyid Şerif Cürcânî (rh.a.), “Kitabu’t-Ta’rîfât” adlı meşhur eserinde “adâlet” kavramını şöyle tarif eder:

“Adâlet: lugatta, istikâmet, (doğruluk, doğru davranış) anlamındadır.

Şerîatta: Dinen, yapılması tehlikeli olan şeyden kaçınmakla hak yol üzerinde doğru olmaktan ibarettir.”13

Adâlet, hak yol olan İslâm üzerinde emrolunulduğu gibi dosdoğru olmak ve Allah’ın emirlerine göre davranırken, yasakladığı şeylerden sakınmak demektir… İnsanlar arasında hükmedenler, Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeli ki bu, adâletin tâ kendisidir… Onun için Rabbimiz Allah:

“Aralarında hükmedersen, adâletle hükmet!” buyurdu.

Allah Teâlâ, adâleti emretmekte ve adîl olmayı buyurmaktadır:

“Şübhesiz Allah, adâleti, ihsân, yakınlara vermeyi emreder.” 14

“De ki: ‘Rabbim, adâletle davranmayı emretti.” 15

“Andolsun, biz Rasullerimizi apaçık belgelerle gönderdik ve insanlar adâleti ayakta tutsunlar diye, onlarla birlikte kitabı ve mizanı indirdik.”16

“Ey iman edenler, adîl şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz sizi adâletten alıkoymasın. Adâlet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah’dan korkup sakının. Şübhesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.” 17

Abdullah b. Mevbeh anlatıyor:

Emiru’l-mü’minin imam Osman (r.a.) ile İbn Ömer (r. anhuma) arasında şu konuşma geçti:

İmam Osman:

— Haydi, git, hâkim ol! Dedi.

İbn Ömer:

— Ey mü’minlerin emiri, beni bağışlayamaz mısınız? dedi.

Osman:

— Git insanlar arasında hüküm ver! dedi.

İbn Ömer:

— Beni bağışlasanız, ey mü’minlerin emiri! dedi.

Osman:

— Sana kesinlikle emrediyorum, gidecek ve hüküm vereceksin! dedi.

İbn Ömer:

— Acele etme! Rasulullah (s.a.s.)’in:

“Allah’a sığınan kimse, sığınılacak yere sığınmış olur.” Buyurduğunu duydun mu? dedi.

Osman:

— Evet, duydum, dedi.

İbn Ömer:

— O hâlde ben, hâkim olmaktan Allah’a sığınırım, dedi.

Osman:

— Baban hüküm verirdi. Seni engelleyen nedir? diye sordu.

İbn Ömer:

— Çünkü ben Rasulullah (s.a.s.)’in şöyle buyurduğunu duydum:

“Kim hâkim olur ve bilmeden hüküm verirse, cehenneme gider. Yine kim hâkim olur, zulümle hüküm verirse, o da cehennem gider. Kim de hâkim olur, hakkıyla ve adâletle hüküm verirse, ondan herhangi bir şey beklemeyip kazasız, belâsız kurtulmak ister.” Artık bundan sonra hâkimlikten ne umabilirim? dedi. 18

Daru’l-İslâm’da, yani bütün kurum ve kuruluşlarına İslâm’ın hâkim olduğu, sosyal yapının İslâm’a göre düzenlendiği İslâm ülkesinde durum böyledir! Daru’l-İslâm’da Kadı, yani hâkim/yargıç olup Allah’ın indirdiği hükümlerle, mahkemelerde insanların arasında hükmederken durum bundan ibarettir… Beyan edilen deliller çerçevesinde olay tekrar tekrar gözden geçirilmelidir…

Bir asırdan beri zalim tağutî güçler tarafından işgal edilen İslâm topraklarında, Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmek yasaklanmış, hükmedilmesi için istekte bulunanlar cezalandırılmış, mahkemelerinde başta Roma hukuku olmak üzere her türlü gayr-ı İslâmî hukuk sisteminin her biri şirk ve küfür olan yasalarıyla hükmedilen tağutî mahkemelerde hâkim ve savcı olarak nasıl görev yapılır?

Beyan edilen delillerden apaçık anlaşıldığı gibi, “hakkı (Allah’dan indirilen hükümleri) bildiği hâlde onunla hükmetmeyen ve hükmünde zulmeden kişi cehennemliktir” cezası, İslâm mahkemelerinde vazife yapan hâkimler içindir… Ya tağutî, laik ve seküler mahkemelerde, Allah’ın indirdiği ile hükmetmenin yasaklandığı, şirk ve küfür hükümlerle hükmedildiği mahkemelerde yargıç ve savcı olmanın durumu nedir?.. İşgal kuvvetlerin emrinde, onların görevlendirilmesiyle, esaret altındaki müslümanları, tağutların yasalarıyla yargılayıp mahkum eden ve kendisinin müslüman olduğunu söyleyenlerin hükmünün ne olduğunu defalarca düşünülmeli ve adâletli olarak karar verilmelidir!..

 Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenlerin kâfirlerin, zalimlerin ve fasıkların tâ kendileri olduğunu19 beyan eden Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Hak, Rabbinden (gelen)dir. Şu hâlde sakın kuşkuya kapılanlardan olma.”20

Âlemlerin Rabbi Allah’dan gelen hak ile hükmetmenin yasak, her türlü gayr-ı İslâmî kanunlarla hükmetmek görevi olan laik-seküler tağutî mahkemelerde yargı makamında bulunanlar, bütün bunlardan sonra, “Yine de aklınızı kullanmayacak mısınız?”21                        

  

Dipnot

 

1- Mâide, 5/49.

2- Sad, 38/26.

3- Kehf, 18/29.

4-  Mâide, 5/42.

5- İmam Nesâi, es-Sünenü’l-Kübrâ, çev. Hüseyin Yıldız, İst. 2010, c.5, Sh. 598, Hds. 5891.

   Sünen-i İbn Mâce, Kitabu’l-Ahkâm, B. 3, Hds. 2315.

  Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Akdiye, B. 2, Hds. 3573.

  Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-Ahkâm, B. 1, Hds. 1322’nin devamı.

  İmam A’zam, Ebu Hanife Müsnedi-Haskefî Rivayeti, çev. Ali Pekcan, Konya, 2005, Sh. 253, Hds. 491.

Kuzâî, Şihâbu’l-Ahbâr Tercümesi, çev. Prof. Dr. Ali Yardım, İst. 1999, Sh. 84, Hds. 231.

İbn Hacer el-Askalânî, Buluğu’l-Meram – Ahkâm Hadisleri, çev. Mehmet Alioğlu – Betül Bozali, İst. 2005, Sh. 539, Hds. 1383.

Nûredin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, çev. Yaşar Güngör, İst. 2009, C. 7, Sh.224, Hds. 6989.

Not: Hadisi Teberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat  ile el-Mu’cemu’l-Kebîr’de rivayet etmiş olup ravileri güvenilir kimselerdir. Ebu Yâlâ buna benzer şekilde rivayet etmiştir.

Ayrıca bkz. Hakim, Müstedrek, C. 4, Sh. 90, 101-102, Hds. 7012-7013. Müslim’in şartına göre olup ikinci isnâdda Zehebî, O’na muvafakat etmiştir.

6-  Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Hazırlayanlar: Necati Yeniel – Hüseyin Kayapınar, İst. 1991, C. 13, Sh. 149.

7-  Haydar Hatipoğlu, Sünen-i İbn Mace, Tercemesi ve Şerhi,  İst. 1983, C. 6, Sh. 374.

8-  Ahmed Davudoğlu, Buluğu’l-Merâm, Tercümesi ve Şerhi Selâmet Yolları, İst. T.Y. C. 4, Sh. 246.

9-  Rıfat Oral, Buluğu’l-Merâm Şerhi, Konya, T.Y. C. 3, Sh. 305.

10-  Prof. Dr. Nureddin Itr,  Buluğu’l-Merâm Şerhi, çev. Dr. Ahmet Efe, Vdğ. İst. 2013, C.4, Sh. 349-350.

11-  Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Akdiye, B. 2, Hds. 3575.

12-  Sünen-i Ebu Davud  Terceme ve Şerhi, C. 13, Sh. 153.

13-  Seyyid Şerif Cürcânî, Arabça – Türkçe Terimler Sözlüğü – Kitabu’l-Ta’rîfât, çev. Arif Erkan, İst. 1997, Sh. 151.

Ayrıca bkz. Rağıb el-İsfahânî, Müfredât, çev. Prof. Dr. Abdulbaki Güneş – Dr. Mehmet Yolcu, İst. 2010, Sh. 680-681.

14- Nahl, 16/90.

15- A’râf, 7/29.

16- Hadid, 57/25.

17- Mâide 5/8.

18- İmam Hafız el-Munzirî,Hadislerle İslâm-Terğib ve Terhib, çev. A. Muhtar Büyükçınar, Vdğ. İst. T.Y. C. 4, Sh. 394, Hds. 5, Ebu Yâlâ ve İbn Hıbban, Sahih’inde rivayet etmiştir.

el-Hafız İbn Hacer el-Askalânî, Metâlibu’l-Âliye, çev. Halil İbrahim Kaçar – Adem Yerinde, İst. 2006, C. 3, Sh. 67, Hds. 2122. Ebu Yâlâ el-Mevsilî, Müsned’den.

Nûreddin el-Heysemî, Mecma’uz-Zevâid, C. 7, Sh. 223, Hds. 6988.

Not: Hadisi Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat ve el-Mu’cemu’l-Kebîr’de rivayet etmiş, Bezzâr ve Ahmed kısa metinle rivayet etmiştir. Ravileri güvenilir kimselerdir.

Ahmed, şu ibareyi ziyade kılmıştır.

“İmam Osman, bunun üzerine İbn Ömer’i (bu görevden) muaf tuttu. İbn Ömer de O’na:

-(Bu hususta)hiç kimseyi asla zorlama! tavsiyesinde bulundu.

19- Bkz. Mâide, 5/44-45, 47.

20- Bakara, 2/147. Âli-İmrân, 3/60.

21- Mü’minun, 23/80. Âli-İmrân, 3/65.                                         

                     

Yazar:
Muhammed İslamoğlu
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul