19 Kasım 2017 - Pazar

Şu anda buradasınız: / HADİSLERDE ÇELİŞKİ OLGUSU

HADİSLERDE ÇELİŞKİ OLGUSU

Hadisler arasında ya da hadislerle başka bilgi kaynakları arasında zaman zaman çelişkiler bulunduğu bir hakikattir. İslam’ın erken dönemlerinden itibaren alimler arasında bu olgunun bilinip tartışıldığı malumdur. Bu çelişki hali kimi alimlerce hadis tenkidinde bir kriter olarak kullanılmıştır. Sahabe döneminden itibaren kimilerince Resulullah’a atfen aktarılan haberler, diğerlerince Kur’an’a, akla, maruf sünnete ya da daha sahih hadislere arzedilerek eleştirilebilmiştir. Yine kendi içinde ya da başka bilgi edinme yollarıyla ihtilaf halindeki rivayetlerin nakledilmesi yüzünden hadisçilere yönelik ağır ithamlarla karşılaşılmıştır. Hadisçiler ümmeti bölüp parçalamakla suçlanmışlardır. İhtilaflı hadislerin farklı itikadi ve fıkhi mezheplerce birbirlerine karşı kullanıldığı da bir vakıadır. Hatta bazı mezheplerin kendi görüşlerini teyid, muhalif fırkaların görüşlerini red için hadis uydurdukları da bilinmektedir. Hadis usulünde ihtilaflı hadisler için muzdarip, şaz, münker, müdrec, ziyadetü’s-sika, illet ve muhalefetü’s-sikat gibi pek çok kavramların üretildiği de malumdur. Sonuçta hicri ikinci asrın sonlarından itibaren doğrudan bu meseleyi ele alan pek çok eser kaleme alınmış ve ihtilafu’l-hadis konusunun nasıl yorumlanması gerektiğine dair açıklamalar yapılmıştır. Yine bu eserlerde hadisler arasında neden ihtilaf bulunduğu ya da gerçekten tenakuz bulunup bulunmadığı anlatılmaya ve çelişkili olmakla itham edilen rivayetler uzlaştırılmaya çalışılmıştır. Bu arada zikretmeliyiz ki hadisler arasındaki ihtilaf yalnızca metinler arasında olmamakta hadislerin isnadları da zaman zaman çelişebilmektedir. Bu tür hadisler daha çok ilel ilminin konusu olmuştur. Meselenin anlaşılmasını kolaylaştırmak adına bu kısa çalışmamızda konuyu maddeler halinde sunmayı daha uygun görüyoruz.

1- Mevkuf mu merfu mu? Senedde görülen yaygın ihtilaflardan biri haberin hem mevkuf hem merfu nakledilmesidir. İlel kitaplarında sıkça rastlanılan bu duruma göre belirli bir hadisin farklı isnadları karşılaştırıldığında bazı isnadların Hz. Peygamber’e dayanırken yani merfu iken bazılarının sahabeye nispet edildiği yani mevkuf olduğu görülmektedir. Örneğin isnadıyla Resulullah’a atfen nakledilen “Ölü yıkayan gusletsin; taşıyan abdest alsın” hadisi hakkında Ebu Hatim er-Razi (ö. 277) “Bu hatadır. Bu, Ebu Hureyre’nin sözüdür. Güvenilir raviler bu hadisi Resulullah’a atfetmiyor” demiştir[1]. Benzer bir durum “Namaz kılan, zekat veren, hac yapan, oruç tutan ve misafir ağırlayan cennete girer” hadisi hakkında da gerçekleşmiştir. Bazıları bu hadisi merfu nakletse de Ebu Hatim’e göre bu hadis aslında mevkuftur. Merfu rivayet münkerdir[2].

 

2- Muttasıl mı munkatı mı? Senedlerde karşılaşılan ikinci ihtilaf türü ise bir haberin hem mevsul/muttasıl hem mürsel/munkatı aktarılmasıdır. Yani belirli bir haberin isnadları mukayese edildiğinde bazı isnadların muttasıl yani kopuksuz diğerlerinin ise munkatı yani kopuk olduğu müşahede edilmektedir. Mesela hem muttasıl hem mürsel isnadla nakledilen “Kim namazı kasten terk ederse açıkça küfre düşer” rivayeti hakkında Darekutni (ö. 385) mürsel rivayetin doğru olduğunu beyan etmiştir[3].

 

3- Hangi ravi? Haberlerin birinde belli bir raviye atıf varken diğerinde haberin bir başka raviye nispet edilmesi de senedlerde görülen ihtilaf haline örnek gösterilebilir. Hz. Peygamber’in üç parça beze kefenlendiğini bildiren haberin bir isnadında ravilerin karıştırıldığını ilel kitaplarından tespit edebilmekteyiz[4]. Yine vitir namazının faziletiyle ilgili bir rivayette bazı muhaddisler vehme düşerek ravinin Abdullah b. Raşid ez-Zevfi değil Abdullah b. Raşid ez-Züraki olduğunu zannetmişlerdir[5]. Ravilerin isimlerindeki benzerliklerden kaynaklanan bu tür vehimlere mani olmak ya da bunları tespit etmek için mutelif muhtelif (yazılışı benzer okunuşu farklı isimler) ve müttefik müfterik (yazılışı okunuşu aynı ama farklı kimselere ait isimler) literatürü oluşturulmuştur.

 

4- Hepsi mubah: İhtilaflı hadislerin her biri mubah bir duruma işaret ediyorsa buna İmam Şafii (ö. 204) “ihtilaf min ciheti’l-mubah” demektedir. Yani hadislerin hepsinin mubahlığa delalet ettiği çelişki durumu anlamına gelmektedir. Örneğin Resulullah’ın abdest alırken yüzünü ve ellerini birer defa yıkadığı da üçer defa yıkadığı da nakledilmiştir. İmam Şafii bu hadislerin mutlak manada ihtilaflı sayılamayacaklarını bilakis abdest alırken abdest uzuvlarının birer kere yıkanmasının farz, üçer defa yıkanmasının kemal anlamına geleceğini ifade etmiştir[6].

 

5- Müdrec: Hadis metinlerinde görülen bir başka basit ihtilaf hali ise belirli bir hadis metninin bazı versiyonlarında olmayan ifadelerin o hadisin başka versiyonlarında bulunmasıdır. Bu durumda idrac ya da ziyadetü’s-sika hali gerçekleşmektedir. İdrac esasen Hz. Peygamber’e ait olmayan bir ifadenin hadis metnindeki muğlaklık yüzünden Resulullah’a aitmiş gibi nakledilmesidir. Mesela “Vay o topukların cehennemdeki haline!” hadisinin bazı versiyonlarında “Abdesti güzel alın!” emri bulunmaktadır ki bu kısım müdrectir[7]

 

6- Ziyadetü’s-sika: Ziyadetü’s-sika ise belirli bir hadisin farklı versiyonları arasında güvenilir bir raviden gelende diğerlerinden farklı bir ibarenin yer almasıdır. Örneğin “Yeryüzü bana mescid ve temiz kılındı” hadisinin bazı versiyonlarında “Yeryüzü bana mescid ve toprağı da temiz kılındı” ifadesi yer almaktadır. Bu ikinci de geçen “ve toprağı da” kısmı ziyadetü’s-sika sayılmıştır[8]. Ziyadetü’s-sika alimlerin çoğunluğunca makbul addedilmiştir.

 

7- Şaz mı mahfuz mu? Bazı hadisler arasındaki ihtilaf ise gerçektir. Yani ihtilaf halindeki hadislerden biriyle amel edebilmek için mutlaka diğerini amelden düşürmek icap etmektedir.  Ya da hadislerden biri diğeri lehine terk edilmek zorundadır. Güvenilir ravinin kendisinden daha güvenilir ravilere muhalefet ederek naklettiği rivayete şaz denilmiştir. “Sabah namazının sünnetini kılanlar sağ taraflarına yatsın” şeklinde emir siygasıyla nakledilen haberin şaz olduğu çoğunluk tarafından Resulullah’ın fiili şeklinde nakledilmesi delil gösterilmiştir[9]. Yani sabah namazının sünnetini kılan Hz. Peygamber sağ tarafına yattı ya da yatardı diye nakledilmesi gerek bir haber sünneti kılan yatsın diye emir haline getirilmiş görünmektedir. Şaz hadisin karşısındaki daha güvenilir hadise ise mahfuz denilir.

 

8- Münker mi maruf mu? Zayıf bir ravinin kendisinden daha güvenilir bir ya da daha fazla raviye muhalif olarak naklettiği hadise münker karşısındakine maruf denilir. Örneğin “İyi kötü (facir) herkesin arkasında namaz kılmak, her emirin yanında cihad etmek ve ehli kıbleden ölen herkesin cenaze namazını kılmak dinin aslındandır” hadisi münker olarak nitelenmiştir[10]. Zira başka hadislerde Hz. Peygamber’in bazı günahkarların namazlarını kılmaktan imtina ettiği nakledilmektedir.

 

9- Muzdarip: Hadis isnad ya da metinlerinde giderilemeyecek derecede çelişki söz konusu ise hadisler muzdarip adını alır. Mesela bir hadiste “Malda zekat dışında haklar vardır”[11]buyurulurken, diğerinde “Malda zekat dışında hak yoktur”[12]ifadesi yer almaktadır. Muzdarip hadisler zayıf sayılır.

 

10- Nasih mi mensuh mu? Dini bir hükmün sonraki bir dini hükümle amelden kaldırılmasına nesh denilir. İslam alimleri hem Kur’an’da hem de hadislerde nesh ilişkisi olabileceğinden bahsetmişlerdir. Mesela önce bir gerekçeyle mezar ziyaretini yasaklayan Resulullah daha sonra buna izin vermiş ve bunu “Kabirleri ziyaret etmenizi yasaklamıştım. Artık mezarları ziyaret edebilirsiniz. Bu size ahireti hatırlatır” buyurarak ilan etmiştir[13]. Bununla birlikte nesh yorumu zaman zaman abartılı biçimde kullanılmıştır. Her ayet ve hadisin belli bir bağlama ait olduğu düşünülürse çoğu yerde nesh yorumuna ihtiyaç kalmayacaktır.

 

11- Hangisi tercihe layık? Eğer iki çelişkili hadis arasındaki ihtilaf yorumla giderilemiyor ve hangisinin nasih ya da mensuh olduğu tespit edilemiyorsa tercih sebeplerinden birine dayanılarak iki haberden biri diğerine tercih edilir. Kitaplarda tercih sebebi olarak ravilerin çokluğu, isnadın âli oluşu, ravinin fıkhı, nahiv bilmesi, lugata muttali olması, hıfzı, zabtının fazlalığı, şöhreti, vera sahibi olması, itikadının düzgünlüğü, bidat ehli olmaması, ehl-i hadisle çokça birlikteliği, erkek olması, hür olması, nesebinin düzgünlüğü, isminin karıştırılmaya müsait olmaması gibi daha pek çok durum sayılmıştır[14].

 

12- Kur’an’a aykırı hadis sahih sayılabilir mi? Hadislerin Kur’an ile çelişmesi halinde bazı alimler Kur’an lehine hadisleri amelden düşürmüşlerdir. Hanefi alimlerin manevi inkıta dedikleri bu duruma göre hadis Kur’an’a aykırı ise görünürde olmasa da hadisin Hz. Peygamber’e aidiyetine engel olan batıni bir inkıtası bulunmaktadır. Mesela bazı Kur’an ayetlerinin keçi tarafından yendiğini bildiren ve bugün elimizdeki mushafta yer almayan bu ayetlerin Resulullah vefat ettiğinde Kur’an ayeti olarak okunduğunu bildiren haberler Kur’an’a aykırı bulunarak reddedilmiştir[15]. Bazı alimlere göre ise sıhhat şartlarını taşıyan bir haberi Kur’an’a aykırı saymak uygun değildir.

 

13- Hadis mi amel mi? İmam Malik’e göre sünnetin asıl tespit aracı amel-i ehl-i Medine’dir. Bu, Hanefilerin maruf sünnet anlayışıyla aynıdır. Yani sünnetin en doğru tespit aracı kendi geleneklerinde maruf olan sünnettir. Buna aykırı hadislerle amel edilmez. Örneğin süt mahremiyeti doğması için önce on ayrı mecliste emme hükmü konulduğunu ve ardından bunun beş ayrı mecliste emme hükmüyle neshedildiğini bildiren hadis hakkında “amel böyle değildir” kanaati serdedilmiştir[16].

 

14- Hadis mi akıl mı? Din kısmen akıl üstüdür. Özellikle taabbudi meselelerde aklın rolü kısıtlıdır. Fakat din yalnızca taabbudi konularla ilgilenmez. İnsanlar arası ilişkiler hakkında da hükümler vazeder. Bu hükümler taabbudi değil talilidir. Yani her hükmün bir gerekçesi vardır. İşte bu gibi hallerde bazı alimlerin hadisleri akıl süzgecinden geçirdikleri anlaşılmaktadır. Mesela İmam Azam Ebu Hanife (ö. 150) savaşta ganimet taksim edilirken ata iki mücahide bir hisse verileceğini vazeden haberle, atın mücahidden daha değerli olamayacağı gerekçesiyle amel etmemiştir[17]. Bununla birlikte sıhhat şartlarını taşıyan haberleri uygun yorumları yapılabilecekken sürekli akıl süzgecine vurup reddetmek doğru değildir.

 

15- Hadis mi fıtrat mı? İnsanoğlu her ne kadar zaman zaman birbirlerinden farklı eğilimler taşısa da bazı noktalarda ortak bir fıtrata sahiptir. İşte bu ortak fıtri eğilime aykırı hadislerin sahih olmayacağı ifade edilebilir. Örneğin ergenlik çağını geçmiş bir şahsın kendisine yabancı bir kadını emmesi halinde süt mahremiyeti doğabileceğini bildiren hadisler[18] insanoğlunun selim fıtratıyla açıkça çeliştiği için sahih olmasa gerektir.

Görüldüğü üzere hadisler sahih de olsalar zayıf da olsalar birbirleriyle ya da diğer bilgi kaynaklarıyla çelişebilmektedirler. Bu durumda hadis ile çelişen bilgi kaynağı, hadisten daha güçlü ise hadisle amel edilmez. Hadisler arasında çelişki var ise bu durumda öncelikle hadislerin hepsiyle amel etmek mümkün ise buna göre davranılır. Eğer hadislerle amel edebilmek için diğerini amelden düşürmek gerekiyor ise bu durumda aralarında nasih mensuh ilişkisi olup olmadığına ya da hangisinin daha tercihe şayan olduğuna bakılır.

Sonuç

Bu kısa yazımızda hadislerin kendi arasında ya da hadislerle diğer bilgi kaynakları arasında görülen çelişkilerden bahsetmeye çalıştık. Hadisler sahih olabildikleri kadar zayıf ya da uydurma da olabildiklerinden, Hz. Peygamber’in ağzından çıktığı lafızlarla değil manen aktarıldıklarından, bazen muhkem değil müteşabih olabildiklerinden, metinleri kadar isnadlarında da farklılıklar olabildiğinden, hadislerin değerlendirilmesinde değişik usuller bulunduğundan ve hadislerin anlaşılmasında da yorum farklılıkları bulunabildiğinden pek çok ihtilaflı hadisle karşılaşabilmekteyiz. Bununla birlikte İslam alimleri erken dönemlerden itibaren konuyu ele alan eserlerini telif etmişlerdir. Bu eserlerde ihtilaflı hadislerin yorum ilkelerini vazetmeye gayret göstermişlerdir.

Dipnot



[1] -İbn Ebi Hatim,İlelü’l-hadis, III, 502.

[2] -İbn Hacer, Nüzhetü’n-nazar, s. 86.

[3] -Darekutni, el-İlelü’l-varide, XII, 81.

[4] -İbn Ebi Hatim,İlelü’l-hadis, III, 509.

[5] -Tirmizi, Sünen, II, 314.

[6] -Şafii, İhtilafu’l-hadis (el-Ümm içinde), VIII, 599.

[7] -Suyuti, Tedribü’r-ravi, I, 317.

[8] -Nevevi, et-Takrib ve’t-teysir, s. 42.

[9] -Suyuti, Tedribü’r-ravi, I, 271.

[10] -İbn Şahin, Nasihu’l-hadis ve mensuhuhu, s. 311.

[11] -Tirmizi, Sünen, III, 39.

[12] -İbn Mace, Sünen, I, 79.

[13] -Abdurrezzak b. Hemmam, Musannef, III, 569.

[14] -Suyuti, Tedribu’r-ravi, II, 655 vd.

[15] -Serahsî, Mebsût, V, 134; a.mlf., Usûl, II, 79.

[16] -Malik, Muvatta, II, 608.

[17] -Ebu Yusuf, Harac, s. 29.

[18] -Müslim, Sahih, II, 1076.

Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul