18 Ocak 2018 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / HZ. PEYGAMBER’İN (S.A.S.) HAYATINI VE YAŞADIĞI TOPLUMU ANLAMADA TARİH KAYNAĞI OLARAK: KUR’ÂN-I KERİM

HZ. PEYGAMBER’İN (S.A.S.) HAYATINI VE YAŞADIĞI TOPLUMU ANLAMADA TARİH KAYNAĞI OLARAK: KUR’ÂN-I KERİM


 

Hz. Peygamber’in (s.a.s.) hayatı ve yaşadığı dönem hakkında bilgi veren kaynakları, muhtevalarına ve özelliklerine göre çeşitli gruplara ayırmak mümkündür. Bunları, siyer, meğazi, hadis, tarih, tefsir, şemail, delail, fıkıh ve tasavvuf başlıkları altında sınıflandırabiliriz. Bu alanlarda yazılmış olan eserlerin ayrı özellikleri ve ele alınacak konuya göre ayrı önemleri vardır. Bunların dışında son Peygamber’e (s.a.s.) gelen vahyi ihtiva eden Kur’ân-ı Kerim, tarih kaynağı olarak Cahiliye dönemi Arap tarihi, nüzul dönemi ve Hz. Peygamber’in hayatı için ayrı bir öneme sahiptir.

 

Kur’ân, Hz. Peygamber hakkında sağlıklı bilgi elde etmeyi hedefleyen insanların temel başvuru kaynağı olmalıdır. Ancak bugün gerek çağdaş siyer kitaplarında, gerekse Hz. Peygamber’le ilgilitasvirlerinde en az başvurulan kaynaklardan biri olduğunu görüyoruz.

 

Kur’ân’da Hz. Peygamber’in yaşadığı toplum, toplumun inancı, gelenekleri, sosyal, dinî, siyasî, ekonomik ilişkileri, onun mücadelesi, muhataplarıyla ilişkileri ve peygamberliği başta olmak üzere çok önemli konularla ilgili bilgilerle karşılaşırız.

 

Kur’ân’ı diğer kaynaklardan ayıran temel özelliği, nazil olduğu döneme şahitlik etmesidir. Öte yandan Kur’ân dışındaki kaynaklar, bir süre sözlü olarak nakledilen rivayetlere dayandığı için hiçbiri, nazil olduğu dönemde yazılan ve harfî olarak ezberlenen Kur’ân kadar sağlam bir metin olarak günümüze gelmemiştir.

 

Kur’ân-ı Kerim, ilahî kelam olarak nüzul döneminden bize mütevatir olarak ulaşan, metnin sıhhati hususunda kuşku bulunmayan yegâne metindir. Bu özelliği sebebiyle Allah Resûlü ve dönemini anlamak için Kur’ân’ı merkezî bir konuma oturtmak gerekir.

 

Kur’ân’la tarihi arasında doğrudan bir ilişki mevcuttur. Kur’ân’ı anlamak için nüzul sürecini bilmeye ihtiyaç olduğu gibi, nüzul dönemini ve son vahyin geldiği toplumu anlamak için de Kur’ân’ın kaynaklığına ve şahitliğineihtiyaç vardır. Esasen, gerek siyer ve hadis, gerekse tefsir literatürümüzde Kur’ân’ın kaynak olarak kullanılmasına ilişkin geniş bir malumat mevcuttur.

 

Kur’ân’ın en belirgin hususiyetlerinden biri, Allah Resûlü’ne bir defada değil, nübüvvet süreci içinde 23 yılda peyderpey gelmiş olmasıdır. Bu sebeple ilahî kelamın içinde nüzul süreci olayları hakkında önemli ipuçları mevcuttur. Kur’ân’ın bu önemli hususiyetine rağmen elimizdeki metin,nüzul tarihi dikkate alınarak tertip edilmemiştir. Kur’ân’ın mevcut tertibi, onu tarihiyle ilişkilendirmek için özel bir çabayı gerektirir. Aksi takdirde olgular arasında tehir takdim olması kaçınılmazdır. Bununla birlikte şunu da ifade edelim ki, Kur’ân nüzul sırasına göre tertip edilmiş olsaydı, kendi dönemin tamamıyla anlatmayacak, onu tarih kaynağı olarak kullanmak için yine özel bir çaba gerekecekti.

 

Mevcut tertibi, metnin, tarihiyle ilişkisini kapalı bir şekilde sunduğu için belki de Kur’ân’ın gücünü arttırmıştır. Kur’ân’ın bu yönünü bilmek önemlidir.

 

Dönemin tarihini anlamak için sürecinden bağımsız olarak değil, bizzat nazil olduğu dönemin olgularıyla ilişkili olarak Kur’ân’ı anlamaya çalışmak; ilahî vahyi, tarih kaynağı olarak anlamak ve buna göre bir düşünce ve yargı oluşturmak, özel bir çaba ve dikkat gerektirir.

 

Kur’ân’ın nüzul dönemi ve Hz. Peygamber’in hayatı için kaynak olarak kullanılması, diğer kaynakların göz ardı edilmesini gerektirmez. Bilakis Kur’ân’ı bu çerçevede temel referans olarak kullanmak için diğer kaynaklara ciddi anlamda ihtiyacımız vardır. Hedefimiz, Kur’ân’ı merkezî bir konuma oturtarak sağlıklı bir tasvir oluşturmaktır.

 

Kur’ân’ı tek başına siyerin kaynağı olarak kullanmamız mümkün değildir. Zira Kur’ân, siyer hakkında kapsamlı bilgi vermez. Ancak Kur’ân’ın verdiği bilgileri kullanarak siyer hakkında belirli bir çerçeve ortaya koymak mümkündür. Bu çerçeve çıkarılabilirse dönemin ve Allah Resûlü’nün (s.a.s.) hayatının sağlıklı bir tasvirini ortaya koymak mümkün olur.

 

Kur’ân Allah’ın kelamıdır. Her tarihçi buna inanmasa da bunun dünyadaki en yaygın inançlardan, hatta en yaygın inanç olduğu unutulmamalı, Kur’ân tarih kitabı olarak okunurken bu yönüne dikkat edilmelidir. Tarihçinin Müslüman olması, ya da Kur’ân’ın vahiy olup olmadığı hususundaki tavrı tarih kaynağı olarak okumada belirleyici olmamalıdır. Bir Müslüman araştırmacı Kur’ân’ı bu çerçevede okuyabileceği gibi, Müslüman olmayan bir kimse de araştırmalarında kaynak olarak kullanabilir. Önemli olan nesnel kriterlerden hareketle metinle olgu arasında ilişki kurmasıdır.

 

Kur’ân’ın bu yönüne işaret ederken artık onu Allah kelamı olarak değerlendirmeyi değil, tarih metni olarak değerlendirmeyi hedeflemiş oluyoruz. Dolayısıyla burada söylenenler, doğrudan doğruya Allah’ın kelamını değerlendirmek şeklinde değil, Hz. Peygamber’in yaşadığı dönemden günümüze ulaşan bir metni değerlendirme şeklinde anlaşılmalıdır. Bu çaba, metnin kutsiyetine halel getirmez. Bilakis üretilen bilgi ile metnin daha sağlıklı bir şekilde anlaşılmasına da katkı sağlanır.

 

Kur’ân, tarih kitabı değildir. Olgulara yaptığı atıflar genellikle muğlaktır. Kur’ân’ın nazil olduğu dönemde muhatapları, ilahî hitabın kime gönderme yaptığını biliyorlardı. Bu malumatı ihtiva eden bazı rivayetler günümüze ulaşmıştır. Ancak rivayetlerin bir kısmı kayıt altına alınıncaya kadar, gerek ravilerin zaaflarından, gerekse nakil imkanlarından kaynaklanan değişimlere uğramaları söz konusu olabilmiştir.

 

Kur’ân, müşrikler de dâhil olmak üzerenüzul dönemindeki insanları muhatap aldığına göre dönemin gelişmeleri hakkında verdiği bilgiler ve yaptığı tasvirler olguları çarptırmaz. Kur’ân, eğer müşriklerle ilgili tanımlarında ya da Hz. Peygamber’in konumuyla ilgili ifadelerinde hakikat dışı tasvirler yapmış olsaydı, en başta muhatapları tarafından büyük bir tepkiyle karşılaşır ve -Müslümanlar da dâhil- insanların nazarında bir saygınlığı kalmazdı. Kur’ân’da anlatılanların muhataplarının zihninde bir karşılığı vardır. Her ne kadar Kur’ân, muhataplarıyla ilgili hilaf-ı hakikat bir bilgiye yer vermese de verdiği bilgiler, bağlamından koparılarak ya da kelime ve kavramlara farklı anlamlar yüklenerek, bağlamından koparılabilmiştir. Bu ameliye, tarihte yapıldığı gibi günümüzde de yapılmaktadır.

 

Kur’ân-ı Kerim, indiği dönemle ilişkili olan bir metin olarak 22 (hicrî takvime göre 23) yıl içinde peyderpey nazil olmuş, ancak tertibinde nazil olduğu döneme göre tasnife tabi tutulmamıştır. Nitekim Kur’ân’ı okumaya başladığımızda Medine döneminden başlarız. Metin içinde zaman zaman Mekke’ye, bazen Medine sonundayken Mekke’nin ortalarına ya da Medine döneminin başlarına döneriz. Bu yapı, Kur’ân’ı tarihine karşı nispeten bağımsız hale getirir. Onu, nazil olduğu sırada meydana gelen olgulara mahkûm olmaktan kurtarır.

 

Kur’ân, Arapça bir kitaptır. İndiği dönemin muhataplarının anlayabileceği bir dil kullanmıştır. Kur’ân, bazı kelimelere yeni anlamlar kazandırmışsa da muhatapları, kullanılan dile vakıftır. Bu vukufiyet, sadece dille ilgili olmayıp dilin kültürüne de bir vukufiyeti ifade eder.

 

Kur’ân’ın Hz. Peygamber tarafından şifahî olarak okunan bir söz olduğu da dikkatten uzak tutulmamalıdır. Sözün metinleşmesi, anlama ile ilgili bir farklılaşmayı doğurur. Dinlediğimiz bir konuşmanın yazılı bir metin halife geldiğini gördüğümüzde onu anlamada apayrı bir dikkat gerektiğini anlarız. Öte yandan yazı, sözlü ifadenin gücünü tamamıyla göstermeye uygun değildir. Konuşmadaki vurgu, sesin yükseltilmesi ve alçaltılması gibi anlama etki eden hususiyetler yazıda gösterilemez.

 

Kur’ân’ın özelliklerini bilerek nüzul dönemi ve Hz. Peygamber’in hayatı için kaynak olarak kullandığımızda bize bazı ufuklar açacak, Arapları, Hz. Peygamber’i, o dönemde yaşanan gelişmeleri daha sağlıklı değerlendirme imkânımız olacaktır. Kuşkusuz buna sahip olmamız, bizim sahih bir İslâm algısına sahip olmamıza önemli katkılar sunacaktır.

Yazar:
.
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslat@vuslatdergisi.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul